1. toplam entry 26882
  2. takipçi 37
  3. takip edilen 1
  4. puan 131522
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 7 yıl önce

alettin ve zehirli lambası

Önüne gelene kayısı dağıtma demedim mi sana abi. Bak millet şikayetçi işte senden. Milletin karnına ağrılar giriyor kayısı sevdan yüzünden. Acilen kayısı işini bırakmalısın yoksa İshal olacağız hep birlikte.

Bu ay sözü var bana mesir macunu gönderecek yazar. Ne işe yarıyor bilmiyorum ama mutlaka kullan dedi. Var olsun.

durga

2 senedir sözlükte yazan ama nedense hiçbir şekilde dikkatimi bile çekmeyen bu yazara hiç mahlas altı girmemişim. Yani bu kadar kaliteli, dolu dolu yazan bir yazarı görmemek sanırım benim ayıbım ya da belki onun ayıbı bilemedim.

Kendisi ile sadece iki gün belli saatler aralığında kısmen detaylı kısmen yüzeysel bazen karşılıklı salağa yatarak muhabbet ettik. Muhabbeti oldukça hoş, magazine meyyal, iyi niyetli ama melek yüzlü şeytan tabiatı da gözümden kaçmayan, ağzından laf almak için kendince güzel yöntemleri olan ama kırıcı bir tabiatı bulunmayan, zeki, donanımlı, eccik haset, fazlaca meraklı bir kişilik.

Biraz iki yüzlü tabiatı var ama o kimde yok ki? O yüzden tolere edilebilir düzeyde olduğundan görmezlikten gelmeyi tercih ediyorum. En azından dürüst şekilde açık açık kafasına takılanları sorabilecek cesareti haiz. Bu bile kanaatimce onu kişilikli yapan bir şey (mi).?.? Tabi bu benim onun hakkında kanaatim en doğrusunu kendisi bilir ki açtığı başlıkla zaten insanı en iyi kendisinin tanıyabilecegini hatta tanımama ihtimali bile olduğunu, öte yandan aynanın karşısındaki benle aynadaki aynı mı şüphe duyabilen septik belki biraz sarkastik yazar deyip noktalayalım...

terlemek

Her zaman çift yönlü kavramlara karşı ilgimi en başta belirttiğim için yine benzer şekilde terleme fiilinin bu güzel yönü ile başlamak istiyorum. Bu çok uzun bir yazı(k) olacak o yüzden nefesinizi tutun sonra okumaya başlayın. Ya da çay, çekirdek veya çay, kola karar sizin.

Öncelikle terlemenin mecazi yönü olan bir sorun, tehdit, problem veya korku duyulacak utanılacak şey yapıldığı zaman yansıyan kısmından başlayalım. Bu terleme soğuk şekilde cereyan eden ancak vücudu ısıtan bir çeşididir. Ne halt edeceğim hissine karşılık zihin çözüm arar ve sürekli tedirgin olur bünye. Sakat bir şey ki bir şey yapmadan önce düşünmemek önünü ardını hesap etmemek gibi bir gafletten ileri gelir.

Terlemenin diğer yönü ise eyleme yani amelelik kısmına tekabül eden zaman zaman alın teri gibi ortaya çıkan ara sıra da bir iş yapıldığı zaman yorulma neticesinde vücudun ısınması sonucu taşan bir sıvı çeşidi halini alabiliyor.

Terlemek genelde tiksindirici bir şeydir lakin neden ve nasıl terlediğine göre oldukça değişken bir hal alır. Örneğin sevişirken oldukça hararetli olan vücut kalp atışının hızlanması ve yüksek basınca dayalı ısınır da ısınır. Bu ısınma henüz siz harekete geçmeden bile terlemenize sebep olabilir. Daha sonra eyleme geçtikçe ter oranı artar da artar. Hatta iki ayrı vücudun teri diğerine karışır. Enteresandır iki taraf da bu terden tiksinmedigi gibi daha fazla ter çıksıncasına hızlanır. Neyse işin zevk kısmına girmek yerine bilimsel gitmekte fayda var. Sonuçta ter diye rahatsız eden bir şey güzel bir eylemle çok lezzetli bir sıvı olabiliyor. Nerden mi biliyorum? Yatak odama da girmeyin yav.

tek cümleyle kendini tanımlamak

Kendini kompleks, karman çorman bir kişilik olarak tanımlamak kendi basitliğini ortaya koymaktan öteye götürmez insanı. Megaloman tabiatın getirisidir çoğu zaman bu tarz bir yaklaşım. İnsanlar çok basittir; unusual suspects filminde olayların aslında çok basit olduğunu sadece polislerin çok zor iş yapıyormuş gibi kendilerini göstermek adına işleri komplike hale getirdiğinden bahseder. Temelde yaklaşım basit çünkü cinayetler çoğu zaman akrabalar tarafından işlenir seri katil olasılığı coook nadirdir. İnsan da böyledir biraz çoğumuz inanılmaz basitiz sadece bunu kabul edemiyoruz hepsi bu. Bu yaratılıştan bizlerle kodlanan"özel olma" dürtüsünün bir sonucu olabilir.

Kendimizi tanımlamak için kendi iç dünyamıza yolculuk yapmamız gerekiyor. Orada ta en derinlerdeki bütün duygu ve düşünceleri iyi okumamız lazım. Öfkelerden merhamete, cinsel arzulardan ahlaki ilkelere kadar her detayı iyi idrak edip analiz etmeden kişinin kendini tanıması olanaksız bir şey. Önce kendine itiraf etmelisin; çevrene yansıttığın maskeli kişiliğini bırakıp hiç olmazsa kendinle yüzleşmen gerekiyor. Yoksa hayatın boyunca bir yalan içinde bocalar durursun.

Aslında bakmayın bir kitabı anlamanın en iyi yolu onu olabildiğince kısa ve her şeyi kuşatacak şekilde özetlemekten geçer. Bu açıdan insan gibi inanılmaz grift bir varlığı tek cümle ile özetlemek imkansız olmakla beraber kısmen mümkündür. En azından her insanın belli başlı baskın sıfatı vardır. Örneğin Hz Muhammed "el emin" tek kelime ile muhteşem bir sıfat. Ve onu net olarak özetliyor. Bu açıdan bir insanı tek Kelime ile anlatmak için o insanı da iyi tanımak lazım. Kaldı ki bir insanı kendisi değil başkası anlatmalı der kaçarım.

İnsanın kendini gerçekte olduğu gibi göremiyor olması

Herkesin kendi adına konuşması gereken bir mevzu. Sen kendini bilmiyorsan bir başkası da kendini bilmiyor anlamına gelmez. Örneğin "ben kısmen karaktersiz, kısmen ahlaklı, kısmen adil, zaman zaman haysiyetten yoksun, ara sıra merhametli, kah agresif, kah inanılmaz pislik, kah olabildiğince dürüst ve aklınızın almayacağı kadar cesur" bir karakterimdir. yani insan kentindeki iyi ve kötü özelikleri ile bir bütündür.

Kendisini orada burada salt iyi özellikleri iyi lanse eden insan temel olarak iki yüzlü ve münafık bir profil çizer. Örneğin ahlaklı erdemli sözler sarf edip, sürekli dedikodu pislik ve kuyu kazma işlerinde bulunmak bir net pislik bir karakterdir. Veya çıkıp bu bizi kimseyi bağlamaz denilen bir olay için "bu tarafların kendi hayatıdır" gibi yorum yapıp ertesi gün işgüzar şekilde yorum yaparsan haysiyetten yoksun olduğunu ortaya koyarsin.

Bunun diğer versiyonu ise sözde dürüstlük yaklaşımıdır. Kendinden dürüst bir parça verip gerçeklerin içine yalanı dahil ederek dürüstlük pazarlama stratejisi en temel profesyonel yalanci hareketidir. Nerden biliyorsun de? Kendimden biliyorum. Evet sen şöylesin böyle iyisin deyip arkasından konuşmak da ayrı bir omurga yoksunluğu tabi. Da bu ayri bir başlığın konusu.

Bitmedi, insanların çoğu (azıcık kafası çalışıyor ise) ne mal olduğunu çok iyi bilir. Sadece bunu söyleyecek kadar ahlaka, erdeme veya dürüstlüğe sahip değildir. Çünkü kaybetme korkusu vardır. İmaj, konfor alanı, itibar ve maddi manevi bir takım kayıplara istinaden kendince dürüst ahlaklı imajı sergilemelek yeni bir haslet değildir. Kartları açık oynamak çoğu zaman sizi rahatlatan bir şeydir. Öte taraftan bir insan en çok hangi konuda pazarlama yapıyorsa o konuda ciddi problemi olur. Namus namus diye konuşanların namussuz olması gibi. Yani sen kendini kandirsan başkasını kandıramazsın sadece kendine birkaç avane bulup avunursun.

Üç günlük dünya geberip gideceğiz zaten. Birileri için dürüst ahlaklı edepli veya benzer iyi melekeleri ortaya koysak da koymasak da hesabı vereceğimiz yer belli. Yani en fazla sözlükteki, çevrendeki, ailedeki vs insanları kandırırsın. ancak gerçeklerin iğrenç bir yönü var o da ortaya çıkması. Nasıl bir şey ise bu mutlaka ortaya çıkıyor. Bu sebeple gerçek dışı söylemler ileri sürerken dikkatli düşünmek gerekiyor. Yoksa zamanında feto öven kesimler gibi pişkin pişkin tükürdüğünü yalamak zorunda kalırsınız. Ve o kadar pişkin olmak ki artık kişilik adına bir şey kalmamak.

Mesele aslında basit, gece yatağa yattığınız zaman vicdanen rahat iseniz sizden iyisi yoktur. Kişiliğiniz nasıl olursa olsun insanın kendi nefsi ile muhakeme ve muhasebesi çok önemlidir. Yoksa sen dürüst ol ben ahlaksız, sen insan ol ben haysiyetten yoksun maymun, sen edep abidesi ben ahlaksızlik timsali ve bunu kanitla bir şey değişmez.

Son kertede evet kötü özelliklerimiz var ve bunlarla insanız. Azıcık fırsatçılık hepimizde var bende de var, ahlaksız bir yönümüz var ben de fazla fazla var, sinsilik olabilir bak bu bende yok... İnsan ne olduğunu bal gibi de bilir. Bilmiyorsa ya maldır ya da homojen katıksız bir şeref yoksunudur. Ha bunu kabul edecek kadar irade ve dirayet ve hatta cesaret var mıdır asıl bunu konuşmak lazım.

gıcık olunan yazara artı oy vermek

Bir yazara gıcık olmak derken tam olarak kastedilen nedir? Burada sevdiğim üç beş yazar dışında çoğu midemi bulandırıyor. Ancak bu kişilikleri ile ilgili bir problem yazıları değil. Ama ki şayet iğrenç kişilikleri yazıya aynı tiskinti ile dökülüyorsa işler değişebilir. Keza benzer şekilde aynı gerekçelerden ötürü benden tiksinenler de var. Bu da onların en doğal hakkı. Neyse çok önceleri de yazmıştım yine hatırlatmak lazım.

Bir cin atasözü der ki,

Büyük kafalar fikirleri, orta kafalar olayları, küçük kafalar kişileri tartışır."

Bir yazıda fikir varsa yazanın karakteri (karaktersiz dâhi olsa) önem arz etmiyor. Ama her yazılan da fikir anlamına gelmiyor. Örneğin babam beni çocukken çok döverdi. Bu bir fikir değildir.

Bir kaçış olarak yazma etkinliği

İçinize oturan bir şey varsa kusma, güzel şeyler varsa paylaşma, hazin şeyler varsa taşma, kanınızda itlik varsa tasma şeklinde cereyan eden olay. Yazmak bir nevi insanin içindeki hemen her duygu ve düşünceyi aktarma aracıdır. Aktarılan şeyler sizin içinizi yansıtır. İstediğiniz kadar rol yapın profesyonel olun hatta üç dört tane mahlas değiştirin fark etmez sonuç olarak insanın içindeki şeyler bir şekilde yazıya geçiyor.

Kimisi bunu kendisi gibi ortaya döker, kimisi mahlas ardına sığınarak iki yüzlü şekilde lanse eder, bir başkası nefretini resmeder, ötekisi sevgisini...

Yazmayı güzel yapan şey yazanın dünya zenginliğini gösterir. Çok yönlü olmanın avantajı pek çok konuda aklı selim fikirler üretebilmek ve görüşünü yansıtmaktır. Dünyanız dar ise zengin bir kişiliği kendi batağınıza çekmek istersiniz.

Bir yazının tesiri ise yazanın donanımı ve içtenliği ile ilgilidir. Aksi takdirde size ait olmayan veya bir şekilde kendi karakterinize oturmayan bir fikir veya duyguyu yazıya döktüğünüz zaman eğreti durur. Reel hayattan kopuk, kendi yalnızlığı ve çaresizliğinde kıvranan bir insan huzur yerine huzursuzluk aramaya meyyaldir.

Yazıyoruz her gün eften püften, kah derinden ve içeriden kah yüzeyden yüzeyden... Kelimeler sığınaklarımız, cümleler zindanımız olabiliyor zaman zaman ancak aynı kelimeler ve cümleler enfes bir reha, muazzam bir zeka ortaya koyabiliyor. Tam bu noktada kaçan mısınız kovalayan mı? Kelimelerin peşinde koşan insanlar yorulur. Kelimelerle konuşan insan bazen boğulur, dingin bir zihinde sabırla bekleyen durulur ve yaşınız kaç olursa olsun size her yazdığınız için birileri tarafından hesaplar sorulur...

Hesabımız kime? İnanan için yaradana, inanmayan için kendine veya kendi nefsine... Yargılamak, küçük dünyanda bir olguyu, olayı veya yazıyı basit saiklerle değerlendirmek sizin küçüklüğünüzü ortaya koyar. Büyüklük önemli bile değildir aslında küçük olmamak yeterlidir bazen.

Bakın yazdıkça yazar insan, kazdıkça kazar mesele kuyu kazmaksa su için olmalı sanki yoksa herkes kendi kuyusunu kazar da çok sonra anlar. Bu denklem ben de dahil herkes için geçerli bir önerme sayılabilir en nihayetinde yazılan her şeyin sorumlusu biziz ama sorunlu ararsak sorunsuz kim var ki deriz.

Yazılan her cümle herkeste farklı çağrışım yapıyor. Bazen yazarın kendi dünyasından çıkıp kişi kendi dünyasına ait şeyleri alıyor hatta ötesine geçip cümleleri kendine mal ediyor. Size yazıldığını zannettiğiniz bir yazı umulmadık kimseye nasip olabiliyor. Peki niçin yazıyoruz? Birileri okusun diye mi? Yazarken kendini okumak için mi? Görülmek var olmak yaşadığını hissetmek için mi? Ders vermek, ders almak, yerin dibine sokmak, it dalaşı yapmak... Gerekçeler değişken, gereksizler değişen, önemli mi sanki sözlük gibi basit bir ortamdaki naçizane bir yazarı dikkate alıp sinirlenmen, övünmen, sevinmen, didinmen...

Son olsun bu paragraf, zaten okuyacak kişi çok çok az, ama sen ne olursa olsun yaz, kimin ne dediğini umursamadan, gönlünce ak, gerekirse Tarık ol gemileri yak, gerekirse dön ardına bak, sür atını fatih gibi başlıklar denizine, kapılma dünyanın dehlizine sadece yaz. Biri mutlaka okuyacak ve alması gerekeni alacak.


1 /