A PHP Error was encountered

Severity: Warning

Message: opendir(/var/lib/php/sessions): failed to open dir: Permission denied

Filename: drivers/Session_files_driver.php

Line Number: 360

Backtrace:

File: /var/www/dunyasozluk.com/src/application/controllers/Pages.php
Line: 10
Function: __construct

File: /var/www/dunyasozluk.com/src/index.php
Line: 315
Function: require_once

kleopatra - dunyasozluk.com

@kleopatra

Aslında öyle değil işte...

  1. toplam entry 4024
  2. takipçi 23
  3. takip edilen 2
  4. puan 23672
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 2 yıl önce

şanlıurfa

Bugün kurtuluşunun 101. Sene-i devriyesinin kutlandığı şanlı şehrimiz.

Yüce gönlünün en samimi köşesini misafirine söylediği “hele ekmeksiz ye” cümlesiyle ayıran tüm urfalıların günü kutlu olsun!

Bu vesileyle sözlükteki Urfalı yazarlarımıza da tebriklerimi sunuyorum.

Starbucks yokken fırına gönderdikleri tepsilere apartman adı ve daire numarasını yazan, fırından yanlış gelen közlenmiş biberler için mevzu çıkaran, düğünden çok taziye yemeklerinde bir araya gelen, taşının bile kendine has bir eskiliği olan ve roma imparatorluğu da dahil olmak üzere pek çok medeniyetten izler taşıyan bu kadim şehri seviyorum yahu!

Neyse bir kez daha diyoruz ki: yaşasın Urfalılar teslim olmadılar!

hatayı kendinde arayan insan

öz eleştiri kabiliyeti kazanmakla suçluluk kompleksine girme arasındaki ince çizgidedir.
hatayı şahsın öncelikli olarak kendinde araması iyi bir şeydir zira bir başkasında olan hatadan ziyade kendinden olan hatayı -kabullendiği takdirde- iyileştirmesi daha olasıdır.
ince çizgi aşıldığında ise kişi üzerindeki yetersizlik- suçluluk hatta lanetli olma sanrısından dolayı hatayı hep kendinde arar. olumsuz durumun günah keçisi olmak için kurbanlık koyun gibi gırtlağını bıçağa gönüllü uzatan insanlar vardır.

işte onlar küçükken ayak serçe parmakları sehpaya çarptığında sehpanın temisli olarak dövülmediği, bunun yerine sehpaya çarpmış olmaları sebebiyle azarlanan çocuklardır.
üzerlerine meteor düşse, annesi babası tarafından "meteorun altında ne işin vardı!" diye paylanan insanlar vardır. bir süre sonra şahıs her durum ve koşuldaki aksaklıklardan kendini mesul tutar oluyor. sebebi de basit aslında: çevresinde bulunan insan(lar)ın kendi üzerlerine düşen sorumluluğu alacak kadar yürekli olmamalarından mütevellit.

hatayı ilk olarak kendinde aramak güzeldir iyidir hoştur ama karşındaki kişi bırak hatasını üstlenmeyi, taşın altına serçe parmağını dahi uzatmıyorsa o hatayı üstlenmek senin kaderin olur bazen. işin kötü yanı bilinç altı bunu yapmaya-yaşamaya o kadar alışır ki tekrar tekrar bu döngüye girebileceği ortamları çeker mıknatıs gibi. sebep? çünkü bilinçaltı o davranışın bağımlısı oldu da ondan!
kısaca sen otomatik olarak hatayı kendinde arayıp bir parça da kendini sorumlu tutmaya devam ettiğin sürece sana hep küçükken ayak serçe parmağını sehpaya çarptığı zaman annesinin babasının bizzat sehpayı dövmeyi tercih ettiği kişiler denk gelecek, benden demesi.

insanın kendiyle olan ilişkisi

Bir anlamda iç sesimizle olan hukukumuzdur.
Ve kişi, kendisine içten içe annesinin sözleriyle seslenir bence.
Suçlayıcı bir anne suçlayıcı bir iç ses; sürekli üste çıkmaya çalışan bir anne sürekli haklı olma arzusuyla yanıp tutuşan bir iç ses getiriyor beraberinde.
Kendimizle olan ilişkimiz aynı zamanda kendimizi sevmek noktasında çok önemli.
Kendini sevmek derken öyle narkissos gibi suyun yansımasından kendini seyretmeyi kast etmiyorum. Kendini kabul etmek, kendini olduğu gibi benimsemekten bahsediyorum.
Bence çoğumuzun bu konuda eksiği gediği var.
Şartlı sevilen, sevilmeyen, yok sayılan, küçümsenen, korunmayan bir çocuk iseniz kendinizle aranız muhtemelen pek iyi değildir.

Sanırım kişinin başkalarıyla kuracağı ilişkilerin sıhhatini en çok etkileyen unsur da budur: kendisiyle arasının iyi olması. Çünkü gerçek bir ilişki (mutlaka kadın erkek ilişkisi olmak zorunda değil) En çok, kişinin kendisinin farkında olmasına bağlı.

Kadın hayır diyorsa belki demektir

doğruluğuna tamamen katılmamakla birlikte hak verdiğim önerme-iddia.

bende var mesela bu.
hata yapmaktan o kadar korkuyorum ki, bir şeye evet demeye sıcak bakıyor olsam dahi karşı taraftan bir baskı geldiği vakit gerisingeri dönüp "hayır" diyorum.
bence benim tarzım (garantici, korkak, hislerini belli etmeyi sevmeyen) kadınları cevap vermeye davet etmeyin, bırakın biz duygularımızı evet- hayır ikileminin haricinde ifade edelim.

bakarız

babama gittiğim çılgın projeler karşılığında aldığım cevap.

benim babamın lügatinde bu cevap, benim isteğimin anakronik bir hal alacağına delalet ediyor. hayır dese ben de rahat edeceğim, o da. demiyor ama. bakarız diyor ve benim arzularım bitkisel hayata giriyor.

kazık yemek

bir süre sonra ayak burkulmalarında olduğu gibi "yer yapma" tehlikesi taşıyan can sıkıcı, ancak ardındaki sebebi çözülebilirse bir o kadar iyileştirici olan durum.

ayrıca düşünürler kesinlikle kazık yemenin kuantum dolanıklığı, karma ve eşlenik kavramlarıyla olan ilişkisini incelemeliler bence.

benim yediğim kazıklar genellikle emeklerken ellerini tuttuğum kişilerin yürümeye başladıklarında ilk tekmeyi bana atmalarıyla nihayete eriyordu. eee kendim adıma üzgünüm, sen başkasına ısrarla ilaç olursan, hasta kişi iyileşince kendini zehirlememek için seni atar bir yana herhalde.. sanırım bu biraz da yardıma muhtaç kişinin kendini içinde bulduğu aciz durumun iz, eser ve emarelerini ortadan kaldırma isteğiyle alakalı. sanıyor musun ki, yardıma ihtiyacı olan hatta sana muhtaç olan kişi, ihtiyacı bittiği gün bunu hatırlamak isteyecek? belli süre devam eden bir yardımın karşılığında kim ömrünün geri kalanını minnet yüküyle ipotek altına almak ister ki?
evet gerçekten şuna inanıyorum ki yardım alan kişiler, iyilik melek(!)lerine karşı duydukları minnetin yanında içten içe bir de nefret besliyorlar. elden ayaktan düşmüş halde sürünürken elini tutan kişiyi toparlanır toparlanmaz hayatından uzaklaştırma veya tasfiye etme motivasyonun altında bu var: iyileşmiş haliyle o kişiyi her gördüğünde kendi aciz zamanlarını hatırlamanın verdiği rahatsızlık-eziklik.
ve aslında bu haliyle kazık yemek, kişinin kendisine attığı kazığın ayna tutulmuş hali oluyor biraz da. kendi hakkın olan ilgiyi başkasına peşkeş çekip kendinin hakkına girince, kısacası kendine kazık atınca bak nasıl da kazık yiyorsun...

inanarak yalan söylemek

kendini kandırmak la mümkündür. söylenilen yalanın etkisini çokça artırır. ne kadar çok inanıyorsanız yalanınıza, karşınızdakinin inanma ihitimali de artacaktır.
sanırım o yüzden boşa denmemiş o kadar "kendini tanı" uyarısı.

aklıma okuduğum bir kitapta geçen şu cümleyi getirmiştir "inanarak söylenmiş yalanlar haricinde pek az doğru var,ha?"

en tehlikelisi de kesinlikle aşık olduğuna inanarak yalan söylemek. hem kendini aldatıyorsun hem de karşındakini! eee herkes rahat rahat "canım çok acıyor, bana yara bandı olacak birine ihtiyacım var!" diyemiyor kendine karşı. onurları, hadi o yoksa gururları falan oluyor, incinmesin diye inanmayı tercih ediyorlar.
1 /