1. toplam entry 639
  2. takipçi 0
  3. takip edilen 0
  4. puan 3603
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 9 yıl önce

emir timur

Hakkında ihtilaflı görüşler olan bir Türk hakanı.

Ben çok kararsızdım bu konuda. Bir yanın emirin kahredici gücüne ve disiplinine hayrankan öte yanım osmanlı’ya kılıç çekmesini hiç affetmedi.

Sonra meseleyi okudukça, hakkında düşündükçe hayır dedim ya, olmaz. Ben osmanlıyım. Bu konuda da baba davası gütmeyeceksem yazık bana. *

Bursa’da sultan bayezid’in kabrine gittim. Duamı ettikten sonra yanı başımdaymış gibi “reis dedim yanlış yaptın.. ama ben sonuna kadar senciyim. Atam sensin.. “

Yıllar sonra çeşitli ziyaretler için Özbekistan’a düştü yolum. Otelim emir’in kabrinin yanı başındaydı. Ve bir fatiha dahi okumak gelmedi içimden.

derdim polemiğe sebebiyet vermek değil, yanlış anlaşılmasın. Ama mesele saf tutmaksa üzgünüm koca emir. Sonuna kadar bayezidciyim.*

geceye şiir

Biliyorum sana giden yollar kapalı
Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni

Ne kadar yakından ve arada uçurum;
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
Yalnız seni, yalnız senin gözlerini

Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
Ben artık adam olamam bu derde düşeli

Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki

Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri

Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
Bu böyle pek de kolay değil gerçi…

Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
Bunun verdiği mutluluk da az değil ki

Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki

İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

Bir gece yarısı yazıyorum bu mektubu
Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri..

cemal süreya

muhsin yazıcıoğlu

Gecenin bu vakti aklıma düşen güzel insan.

2007 yılının Ağustos ayıydı. Seçimler sanırım kısa bir süre evvel olmuştu. Kendisi de vekil seçilmişti.

Ankara’da okuduğum lisede üniversite tercihlerimi yapmıştım. Sekreterini arayıp görüşmek istediğimi söyledim. Bir süre sonra geri döndü ve aynı güne randevu verdi. Bir çikolata yaptırdım ve parti binasının yolunu tuttum.

Gittiğimde toplantıdaydı. Sekreteri biraz beklememi söyledi. Parti binasına sürekli birileri girip çıkıyordu. üst kattaki toplantı salonunda hararetli şeyler olduğu hissine kapıldım. Bir saat kadar bekledim. Sonra sekreterine gidip daha sonra gelebileceğimi söyledim. Sekreter bir dakika diyip telefona sarıldı. Sonra bana “başkan gitmesin beklesin diyor” dedi.

Peki diyip tekrar beklemeye başladım. Bir saat daha geçmişti. Bekletmek pek adeti olmadığından bir sorun olduğunu anladım. Başka zaman gelirim diye tam ayağa kalkmıştım ki hızla merdivenlerden inerken gördüm onu. Yanıma geldi, koluma girdi odasına geçtik.

Hakkını helal et dedi önce. Helal olsun ne demek dedim. Önce imtihan neticesinden dolayı tebrik etti, tercihlerimi sordu, hayırlı olmasını diledi. Ben de seçimlerden dolayı kendisini tebrik ettim. Sürekli telefonu çalıyordu, açmıyordu. Başkanım daha sonra tekrar gelirim dedikçe kızıyordu otur sohbet edeceğiz diyordu. Memleket işlerinden Uzun uzun konuştuk. Çalan telefonuna aldırmadan benim taze mezun liseli hülyalarımı gözlerindeki parıltıyla dinledi. Şimdi düşünüyorum da anlattığım şeyler belki de ipe sapa gelmez gülünüp geçilecek bir proje niteliği bile olmayan şeylerdi. Ama o gülmedi. Notlarını aldı. Eklemeler yaptı.

Çalan telefonlar artık huzur vermiyordu. Başkanım dedim artık kafi. Çok meşgul ettim sizi. Tekrar tekrar özür dileyip helallik istedi. Neden bu kadar meşgul olduğunu da anlattı. Saydığı işlerin tamamına yakını siyasetten uzak hayır işleriydi.

Göğsüm kabardı. İyi ki dedim kendi kendime, iyi ki tanıdım bu adamı. Ne parti başkanı ne milletvekili gibiydi. Sanki bi çay evinde tanıştığım sıradan bi adamdı. Öyle nazik öyle sevecendi ki gerçekten izahı mümkün değil.

Kucaklaştık. Bana kalem hediye etti. Bol bol uslu durmamı da tembih etti ve aşağı kadar bana eşlik edip uğurladı.

Bazı figürler var hayatta. Samimiyetle bezenmiş, helalle yoğrulmuş figürler. Doğrusu da yanlışı da olan ama yanlışını bile çıkarsız hesapsız kitapsız yapan figürler. Doğrularını gizlemeye çalışan, anıldığında mahcup olan figürler. Muhsin Başkan da böyle bi adamdı. Cebinden harcadı, ömründen harcadı, ailesinden harcadı ama hiç vazgeçmedi. Kendisine bakanlık bile teklif edildi ama gelirsem huzursuzluk veririm yerimde ağırım diye reddetti. Yaşasaydı şimdi neler düşünürdü ne yapardı bilmiyorum fakat bir şekilde çizgisini bozmadı diye düşünüyorum.

Rahmet olsun..

aşk

Alev alatlı hoca şöyle demiş aşk için ;

“aşk, muhteşem bir günbatımı üzerinde ne kadar hak iddia edebilirse, kadının üzerinde o kadar hak iddia edebileceğini idrak ettiren güzellik. tevazuu dayatan güzellik. “
1 /