1. toplam entry 102
  2. takipçi 2
  3. takip edilen 2
  4. puan 683
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 2 ay önce

evlenme teklifi eden kadın

Aslında önemli bir konu bu.
Edilgen halden, daha aktif bir role de geçmiş oluyor dişi kişi böylece. Ve bu geçişi, yani kadının daha aktif duruşunu, erkeğin nasıl yorumladığı da önemli.
Ben seçerim, demektir aynı zamanda.
Bu duruşun cinsiyet kimliğine olumsuz etkisi olduğunu düşünmüyorum. Yani dişi ve eril enerji arasındaki dansı sabote etmez bence.
Üstelik hanım kızımızın prenses fantezilerinden sıyrılabildiğini de gösterir, sağlıklı değil midir bu?
Sadece erkekten bu teklif gelmedir diyen biri ne düşünüyordur diye merak ettim, çünkü hepimiz böyle büyüdük, ama yaş aldıkça çitlerin arkasını sorgulamaya başladık değil mi? Kadın için "ben zaten hazırım, sen emin olduğunda bana açıl, mutlaka karşılığı vardır" ya da “böyle alıştık ve erkeğin isteyen, alan, dışa dönük duruşuna karşı, kadının bekleyen, istenilen olma hali daha çok hoşumuza gidiyor " diye mi düşünülüyor yoksa başka nedenler mi yatıyor? Cidden merak ettim bence sosyal psikolojide araştırılmıştır bu mutlaka.

çocukluk dönemi sanrıları

Çocukluğuma inme vaktidir:

-Belli bir yaşı geçince süper güçlerimin ortaya çıkacağına inanıyordum.

-abuk sabuk, (örneğin: hebelöştevpayeksir) gibi kelimeler uydurup, bunu dışarlarda yabancı dil biliyormuş gibi uyduruyordum.

Yeterince rezil olmadıysam bir tane daha söyleyeyim;
-çok havuç yersem gerçekten gözle görülemeyen canlıları ve maddeleri görebileceğimi düşünüyordum.

düşün ki bunu eksici okuyor

Edit: lütfen bu balığa entry girmeyiniz. Lanetlidir. Baktım. Herkes itinayla eksilenmiş. *

Harry potter'ın görünmezlik pelerinine sahip olmak nasıl bir duygu?

Sırf farklı düşündüğüm için, saldırı/aşağılama vs hiçbir şey içermeyen bir entrymi eksileyen caaanım yazarı kucaklamak istiyorum ben. Çünkü benim kucağım şefkatlidir, ve onun bu şefkate ihtiyacı olabilir.

Bence neye eksi verdiği önemli bir yazarın. Tıpkı şey gibi: ne için kavga ettiğin önemlidir ya... nerede durduğumu kendimce gösterme gayreti geliyor bana. örneğin;

Hani bir peygamber yanıyormuş, karınca da o yangına su taşıyormuş.
Demişler, senin bu taşıdığın suyla mı söner?
Demiş ki, olsun.
Ben safımı belli edeyim.
O hesap benimkisi.
Yoksa renklerden ve gökkuşaklarından rahatsız olmam, olsun renkler, çoğalsın hatta.
Benim, varsa bir derdim, bu renklere düşman olanlarla.
Yoksa özellikle bir yazarı eksilemem, ayıp o. Çocukça hem.

prenses latife

Sahte gülüşler ardına gizlenen karanlık yüzler görüyorum.
Kimi direksiyon başında sözde ekmeğinin derdinde,
Kimi mikrofonlar önünde birilerini hainlikle suçlama peşinde,
Kiminin elinde senaryolar, aşık taklidi yapmaya hazırlanıyor,
Kimi altın kadehlerde kralcılık oynuyor.
Sonra mutsuz yüzler ardında gizlenmiş tertemiz kalpler, pırıl pırıl niyetler görüyorum.
Kimi en küçük çocuğunu beline bağladığı kuşakla yanına alıp, artık dayak yememek için şehir değiştirme gayretinde,
Kimi kocaman bir şirkette acılarını gizlemek uğruna cinsiyetini kaybetmekte,
Kimi ölmemek için merhamet dilenmekte,
Kimi adalet isterken dövülmekte,
Kimi ise prensesler gibi büyütülme yalanının kurbanı olarak özgürlük diye haykırmakta.
Liste ne uzun, ancak gece karanlığımıza yetişememekte.

ahlaklı kadın çıplak aramaya uğradıysa bunu söylemek için bir yıl beklemez

Selda bağcan'ın olağanüstü mütevaziliği ile nazikçe kapak niyetine paylaştığı cevabını buraya bırakıyorum. git

Benim Selda hanımın yorumuna yapacağım dublaj özetle şöyle olurdu : bundan kaç on yıl önce, hem de üç defa, hem de sadece şarkı söylediğim için hapse girdim. Ula insafsızlar, beni hep çıplak aradınız. Şimdi değerimi bilip, uluslarası mecralarda alkışlandığım için ses etmiyorsunuz. Ama biz birbirimizi biliriz. benim bayramlık ağzımı açtırmayın...

Her zaman söylerim; ataerkil bakış açısından ziyade her hangi bir "erk"in zihinlerdeki hakimiyetidir bizi anlayışsız ve zorba kılıp, insan odaklı bakmaktan uzaklaştıran. Kadın yada erkek farketmez. İnsan zorba olmamalı, vicdanıyla ölçüp tartarak konuşmalı.

ilk soru

Birini anlatıyorumdur.

Mhvk: biri var.

A arkadaş: nereli?

B arkadaş: neciymiş, ne iş yapıyor?

C arkadaş: ee nasıl tanıştınız? anlat anlat anlat!

D arkadaş: nerede oturuyor?

E arkadaş:.......................... (sadece dinler ve en son şunu sorar) sen ne hissediyorsun?
Bir dakika, bu terapist de olabilir...

Sanırım herkesin ilk sorusu, kendi yaşadıkları üzerine geliştirdiği değerler hakkında çok şey söylüyor.

Evlenmeme sebepleri

İnsanlara güvenen biriyim. Ekseriyetle iyi ve makul insanlarla karşılaştığımı da düşünürüm. Sevgiye, aşka küsmedim. Listeyi uzatabilir, ama sonuç olarak evlenmedim ve bu başlığı görünce kendim için hayatımı gözden geçirip, neler oldu da evlemedim diye düşünmek istedim. Sonuna kadar kimsenin kalacağını pek zannetmiyorum ama başlayalım. En kötü kendime notum olur bu.

Bence en önemlisi: öncelikle böyle bir hedefim hiçbir zaman olmadı. Üniversiteyi kazanmak istedim, yurtdışına çıkmak istedim. Ama evlenmek diye bir isteğim hiç olmadı. Özellikle istemedim değil. Karşı durduğumdan da değil. Evliliğe dair farkında olduğum bir korku da beslemiyorum. Ama ailemde bu tarz bir beklenti bana hiçbir zaman yüklenmedi. Ben de hiçbir ilişkinin başında "evlenme" fikri ile yoğurmadım emeğimi. Bana göre evlilik, çok sevip aşık olduğumda, hayatta birlikte sorumluluk alabileceğim kadar güveneceğim biriyle doğal akışında gelecek bir istekle olabilirdi.

Hal böyle olunca ve 18-20li yaşları çok çapkınlık ederek geçirmeyince, yani kan deli akarken ilişki tecrüben sınırlı kalınca, evlilik de konuşulmaz oldu. Konuşulmamalıydı da zaten ya, daha yaş kaç? Elbette bu söylediklerim, şehirde yaşayan, aileden böyle bir beklenti duymayan, eğitimine ve tecrübelerine yatırım yapabilecek özgürlüğe sahip biri olarak beni bağlar. Yoksa, benim canım anneannem 16 yaşında evlenip 4 çocuk büyüttüğü için daha az birey olmadı, ama o ayrı bir konu.

Sonrasında, ben de güzel güzel çalıştım, üreten, çalışan, hayatın içine dahil olan bir birey olmaya başladım. Kendimi yetiştirdikçe özgüvenim yükseldi. Özgürlük alanlarım arttı. Keşfettiğim şeyler çoğaldı. Bu yolculuk bana çok keyifli geldi, hala daha gelmekte. Kendimi daha iyi yorumlayabilmek, anlayabilmek kaygısı, evlilik kaygısını çoook gerilerde bıraktı (hatta yoktu ki böyle bir kaygı). Ama ilişki kurma, bağlanma, birini anlama ve anlaşılma isteğim hep canlıydı.

20lerin sonlarına doğru ama sanki dürtmüşler gibi ciddiyet potansiyelli yaklaşımlar gördüm, beklentilerim oluşmaya başladı. Kimle tanışsam, konu birşekilde benimle ciddi düşündükleri üzerine evriliyordu. Ama bu "seninle evlenmek istiyorum" ların altında yatan gizli özgüvensizlikleri de görebiliyordum.

30yaş ile birlikte vücudumdaki değişimler zihnimi etkilemeye başladı. Çocuklara başka bir hasret ve sevgiyle bakmaya başladığımı farkettiğim an, biyolojimize saygım bir kat daha arttı. 30 barajı sonrası, bir yavru yetiştirme, büyütme ve nasip olursa doğurma isteğini içimde gördüm. Kabul ettim bu isteği ama yapacak birşey yoktu.

Sonra flörtler. Daha çok ve daha derin tecrübeler. Bir ilişkide ne istediğini keşfetmeler ve edememeler. Kendi ilişki örüntün ile yüzleşmeler, yeri gelince korkup kaçmalar. 30ların getirdiği maddi ve manevi özgüven ile hızlanan hayata yön verişler... Kendini kabul ediş... Teslimiyet...

Ve şimdi, yaş yolun yarısına yaklaşırken pişmanlık duymadığım bir geçmişe sahibim. Her şeyin kendi vaktince benim için hayırlı zamanda oluşacağına inancımı kuvvetlendirecek kadar şey gördüm. Beklemiyorum. Hayat paylaşma fikrinin cazibiyetine gözü kapalı koşacak yaşta değilim. Hem gerçekçi hem aşka inanan biriyim. Üstelik kendi popoma yeteri kadar güvenirsem bir evlat yetiştirme arzusu için evlenecek de değilim gibi geliyor.

Velhasılı sevgili sözlük,
Benim evlenmeme sebebim, kendi hayat yolculuğumu ketlemeyecek ve birlikte daha iyi ve yüksek kalitede insanlar (maddiyat kastetmiyorum) olabileceğimize inandığım, İstanbul'un kaotik ve hoyrat ruhuna karşı kendi kalbinin güzelliğini koruyabilmiş, Anadolunun özünde varolan kadına duyulan saygıyı içselleştirebilmiş, sorumluluk sahibi ve bağ kurmaktan yana korkusu olmayan biriyle henüz karşılaşmamış olmamdır. Yada tüm bu özelliklere sahip olan birine fiziken bir çekim/yakınlık hissedemeyişimdir.
Benim gibi evliliğe sırtını dönmeyen ama denk gelmedikçe de kendini yırtmayacak olanlara, yaşadıkları ilişkilerde kendilerini daha çok keşfedebildikleri karşılaşmalar diliyorum. Evlenme beklentisi ile yola çıkanlar da umarım evlenirler ve huzurlu yaşarlar.
Bu kadar.

saçmalamak

saçmalamak nedir? olduğu gibi/her zamanki gibi davranmamak mı?
hayvanlar da saçmalar mı? doğasına uygun davranmadığı olur mu?
kontrolü kaybetmek midir? delirmekten farkı nedir?

saçmalıyorum ben bazen.
duyguların ifadesi zor.
zor olana gayret edilebilir,
ben saçmalamayı mı seçiyorum?
hakimiyetimi yitiriyorum,
anlatamıyorum.
tanımadığım yeni birşey bu.
yazayım madem.
daha kolay benim için,
emin olana kadar silebildiğim için,
yada düşüncelerimin somut halini kendime gösterebildiğim için.
saçmalamaya başladım.
zamanımı daha iyi yönetmeliyim.
neden saçmalamaya ara verip daha verimli zaman yönetemiyorum?
insanın bir kazancı olmalı bu saçmalamasından.
lütfen olsun.
dengem, saçmalama,
otur oturduğun yerde.
bir sen eksiktin.

önemli olan iç güzellik yalanı

Doğru yada yanlış denilemeyecek, karmaşık bir önermedir. Neden?

Bu zamana kadar cismi/dış formu birbirinden çok farklı erkeklere ilgi duydum. Hiçbirine yakışıklı diyemedi arkadaşlarım. Ama bana karizması, duruşu, kendine olan saygısı, özbakımı ilk not olarak yetiyordu. Elbette kaba değil, eğlenceli, akıllı vesairesinin yanında esas olan değerleri ve karakteri daha da çekici kılabiliyordu bir erkeği gözümde. Tensel çekim diye de birşey var, hiç duymadınız mı? Şimdi dışı güzel değil dediğiniz biri, bana çok çekici geliyorsa, benim için albenisi var demektir. O zaman güzellik vs çirkinlik noktasından değil çekicilik/albeni (Ülker reklamı ihtiva etmez) vs iticilik/kaçbeni noktasından ele almalıyız dış güzelliği. İnsanların çekiciliğinin yada güzelliğinin sadece simetrik hatlardan gelmediğine hemfikir olduysak devam ediyorum.

Şöyle de bir durum var ki, şahsen ben iyi insan olup olmamasına dikkat ediyorum bir erkeğin. P.ç olması itiyor beni, ama eziklik de değil kastettiğim. Ancak iyi biri olmalı kriterimi de şu önerme ile değerlendirmeye alıyorum: biri iyiyse cennete gidebilir, sadece iyilik de yeterli değildir.

Velhasılı özetle şunu paylaşmaya gayret ettim:
-bir kişinin iyi olmasına dikkat edilir ama salt iyilik yeterli değildir. İyi insanlar cennete gitmelidir.
-dış güzellikten etkilenme vardır, ancak güzellik dediğimiz kavramı güncellemek gerekir. Zira güzel ve çirkin arasında şüphe götürmez bir ayrım vardır. Güzel güzeldir, çirkin çirkindir. Ama biz sadece simetrik bir yüzü, fit bir vücudu çekici bulmayız. Neyi çekici bulduğumuzun detayları ise hepimiz için farklı olabilir.
-sonuç: bu noktadan bakarak çekici gelmeyen birini friendzone'a alırız demek gayet doğru olacaktır. Çünkü insanın arkadaşları da iyi olmalıdır...

Öyle işte...
1 /