@mızrabımda ızdırap

bir gün yine bağlama çalamıyorum...

  1. toplam entry 9246
  2. takipçi 38
  3. takip edilen 56
  4. puan 61706
  5. statü
  6. rütbe moderatör
  7. kayıt tarihi 3 yıl önce

suits

yıllar yılı nasıl da varlığından bi haber yaşamayı başarabilmişim hayret. ilk sezonlarda şu başlığın gediklisi olan justb nam yazara da teessüflerimi iletiyorum. aynı anda izleyip kritiğini yapabilmeyi, harveyli, mikelı, louiseli gifler paylaşıp hunharca gülebilmeyi isterdim o yıllarda. mamafih tüm sezonların birikip hepsini aynı anda tüketebilmenin de güzelliği başka.

aslında oldukça klişe bir mimari var, ukala, bencil ve tough guy görüntüsünün altında zayıflıklarını gizlemeye çalışan, some family issues sahibi master, ve bir de süper genius*, süper yetenekli yine tabi ki family issuelu rookiemiz mevcut. louise olsun, jessica olsun rachel olsun(rachel the royal gelin seni zaten oldum olası sevmiyordum burada da sevmedim, demeden edemedim) bunlar klişe karakterler. aynı şablonla tonlarca dizi var. ama bence bu diziyi klişelerin dışına çıkaran mike -harvey diyalogları ve laf sokmaları. sadece o laf sokmalar, filmlerden alıntılar için bile izlenir. yani şimdi tabi bi de harvey specter karizması ve dr. house da bir değil yani.

bir de gerçekten böyleler mi bu gavurlar merak ediyorum doğrusu. hani buralardaki ofislerde şöyle şeyler olsa kan çıkar, bunlar really don't give a damn. sonra sekretere saygı duyulabilmesi ve sekreterin de kendisine saygılı davranışları kaldırabilip hala işini yapabilmesi enteresan şeyler. burada şöyle diyolar ya hani, çaycıya insan gibi davranırsan bir kaç hafta sonra çayını kendin almaya başlarsın, onlarda bu yok mu yani? insanların yalnızca insan olarak saygıya değer olmaları ve saygın biri olarak işi neyse onu hakkıyla yapmaya devam etmeleri mümkün mü?
yani bizim gerçeğimizde herkes alttakini ezme peşinde, ezmiyorsan eziksin, işini yapamıyorsun falan. koskoca adamların kendinden bi tık level üstteki adam gelince el pençe divan duruşları falan. saygı diye kodlamışız zihinlerimizde. gerçekten saygı duymak böyle bişey mi bilemiyorum, belki bu saygıdan fazlası, kendine saygısızlık biraz. ama işte bu toplum böyle, ya araklican ya araklanıcan demişti asım noyan, aynen onun gibi ya ezicen ya ezilicen.

diziden favori soundtrackler
smoke and mirrors adeta mike için yazılmış. biraz sözlerine dalınca hangimiz için yazılmamış ki...
perfect day - the constellations, moodu aşırı yükselten bi şarkı, süper enerjik, güne başlamalık.

Tarihte öncelikle mikroskobun bulunması

İnsanlar önceden beri hayatı, dünyevi gözle görülemeyen şeyleri, gözle görülebilir aletlerle açıklamaya çalışmışlardır. Açıklamışlardır da. On sekiz bin alem, görmediğimiz alemlerden haberdar olma ifadesidir. Gördüğümüz bir alem dışında bilinen 18 bin alem vardır. Alemden anlaşılan ise dünya dışı varlıklar, hayatlar… Yani bir şekilde bizi beş duyumuzun algılayamadığı alemler vardır. Bizim görme duyumuz iki şey ile sınırlıdır. Birisi uzaklık diğeri ise küçüklüktür. Bu ikisini görememekteyiz. İnsanlar yıldızları, daha net görebildikleri için ancak ulaşamadıkları için incelemişlerdir. Ancak gerçekte modern tıp, gözle görülmez mikro organizmaların hayatımızı doğrudan etkilediğini göstermiştir. Ancak insanlık tarihinin evriminde mikrop meselesi çok geç bir buluştur. Bu son iki asırlık bir hikayedir.

Durmadan dağların denize parelel uzamasını bahane eden premium laz

Yaptığı her çakallığı, hinliği, sivriliği dağlara bağlayan hamsi bakışlıdır.

İstanbul'un silüetini neden böyle yaptınız diyoruz, dağlardan..

Neden sigara, sakızı atmak için araç ilerlerken cam yerine kapıyı açtın, dağlardan..

evet, amca sizi tanıyabilir miyiz? Bak bakalum tanıyabilecek musunn, neden dağlardan! Ulen japonya da her yer parelel onlar ne?

Piremeyrum laz!

sözlük yazarlarının karalama defteri

arkadaşımla, aileyle yaşamak, tartışmalar ve tahammüller üzerine konuşurken aklıma bu hadisi şerif geldi.
"insanlar kıyamet günü yalınayak, çırılçıplak, sörpük ve sarkık, ter, gem gibi boğazlarına takılmış ve kulaktozlarına çıkmış bir halde haşr olunurlar." buyurdu. hadisi rivayet eden hz. sevde diyor ki:
bunun üzerine ben, "ey allah'ın resulü! eyvah! o ne sefillik; insanlar birbirinin ayıbına bakacaklar." dedim. hz. peygamber (a.s.m)
"hayır! insanlar -o gün- bunları göremeyecek kadar kendileriyle meşguldür." buyurdu ve "o gün, onlardan her bir kişinin kendisine yetecek kadar işi ve derdi vardır." (abese, 80/37) mealindeki ayeti okudu." (buharî, enbiya, 8, 48).

ne kadar da olamayacak ve yalanmış gibi bir hadis, ancak içinde yaşadığımız ahir zamanda bile anne-babamıza, arkadaşlarımıza ve kardeşlerimize o kadar tahammülsüz olduk ki onlara dahi sabrımız kalmadı. hiçbir duruma karşı hoşgörü ve sabır gösteremez olduk. sokakta olsak eve gitmenin, evde olsak sokağa çıkmanın yolunu arar olduk. mekan ve zaman yetmez oldu. aslında ahiretimizi fani iken yaşıyoruz ki mahşer günü olacak şeylere şaşmamak gerek.

yıldızlı semalardaki haşmet ne güzel şey

Allah'ım sözlere bak! Nice gönlün tercümanı.

"Yıldızlı semalardaki haşmet ne güzel şey
Mehtâba dalıp yâr ile sohbet ne güzel şey
Dünyamızın üstünde bütün ruhlar uyurken
Dünyada senin âşıkın olmak ne saadet
Bir bitmeyecek aşk u muhabbet ne güzel şey
Yıldızların altında ibâdet ne güzel şey"

Beste: Sadi Hoşses
Güfte: Faik Ali Ozansoy
Makam: Kürdîlihicazkâr
Usûl: Aksak


ılgın

serapla eş anlamlıdır bu kelime. aynı zamanda ılgın bir ağaç türü ve çölde de yetişebilen bir ağaç. çölde yetiştiği için mi serapla eş anlamlı yoksa tam tersi mi bilmiyorum. soluk pembe çiçekleri olan bodur bir ağaç.

nişanyan sözlükten baktım eski kaynaklarda yılgın diye geçiyor sonra ılgına evrilmiş sanırım. aslında y sesi arındırılmayı temsil eder türkçede bu ağacın genelde yalnız takılmasına da daha uygun bir isim.

hahhiri hohhiri

TDK kabul etmezse en azından dünya sözlüğe geçti derim bu tabir için. Elden ele yayalım, tüm annelere bu bildirim gitsin. Herkes hahhiri hohhiriyle dolaşsın, dünya daha güzel bir yer olsun.

Patent parasını Iban a atarsınız. O kadar da değil.

kelimelerin sesi

Herkesin duyabileceği türden bir ses değildir bu. Yani en azından ben öyle düşünüyorum. Bilhassa sözlükte yazılanları okurken, belirli yazarlarda daha bir belirginleşiyor bu ses. Belirginleşiyor derken farklılaşıyor desem daha doğru olur sanki. Öyle ki zihnimde bu yazarlar için her birini ayırt edecek tonlar oluşmuş durumda ve yazdıklarını okurken istemsiz bir şekilde bana kendi tonlarında istediklerini anlatıyorlar. Hani önüme birkaç tanımı rastgele verseler ve hadi al ve bunların kime ait olduğunu bul walter deseler, zihnimdeki decoder yazılanları çözümleyecek ve işte bu sana bu da sana ait sayın yazar diyecek kadar hemde.

Yani evet bazen abartmayı sevdiğim doğrudur fakat bir kere daha düşündüm de hiçbir abartı göremedim.*

anne sözleri

+ taytını giydin mi?
+ Kahvaltı yapmadan mı çıkacaksın?
+ Çöp gibi oldun, değnek gibi

Bir de uydurma sözleri vardır annemin TDK'ya yollamayı düşünüyorum. Örneğin ders çalışmak yerine arkadaşlarla dolaşıldı.

+ Afferin. Böyle hahhiri hohhiri ile geçirin günleri aferin.

Yıllar sonra annem İSMEK'e kursa gidince intikam vakti gelmişti. Taytını giydin mi? Kahvaltı yaptın mı? Hahhiri hohhiri. Güzel kelime lan. Bir deneyeyim şansımı.


dünya sözlük instagram hesabı

Hakkında bu kadar tanım yazılınca nihayet istifa etti sandım. Meğer sadece kolye işinden kırdığı parayla jbl hoparlör yüzde 30 indirim kapıda ödeme işine girmiş.

Allah korusun ibb twitter hesabını falan yönetse herkese borç çakar geçer. En kısa zamanda aczi istenmeli ve hesabın başına aklı başında bir kadın admin koyulmalı.
1 /