1. toplam entry 4673
  2. takipçi 0
  3. takip edilen 0
  4. puan 9982
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 11 yıl önce

kadın

erkek eğer akıllı ise kılıbık bir koca olur ve çıldırmaktan kurtulur. bu yüzden erkeklerin çoğu hayatta kalabilmek için kılıbık olmayı seçer.
sorun kadında değildir. o sizi çıldırtmak için bir çaba sarf etmez. sadece onların zihinleri değişik çalışır. durum, manyetik alandaki kutuplar gibidir. bir kadın ne kadar farklıysa size o kadar cazip gelecektir. sizin gibi oldukça çekim kaybolur.
ilişki bir kemere benzer. bir kemer yapacağınızda, karşılıklı konulan tuğlaların zıtlığı, bir güç yaratır ve yapının ayakta kalmasını sağlar.
kadının düşünme biçiminin farklılığı erkek için çıldırtıcı olabilir. kadın mantıkla hareket etmez. fakat bu onun yoludur, doğasıdır. çıldırma mantıksal zihne ait bir olgudur. bir kadını sevdiğinizde, onu ne pahasına olursa olsun kaybetmek istemezsiniz, onu anlamak, hissetmek istersiniz. tüm hayatınızı ve çalışmanızı ona adayabilirsiniz. fakat ne yapsanız fayda etmez, neyin ne olduğunu anlayamazsınız. o hiçbir zaman sizi anlamaya çalışmaz. o sonuca, prosedür olmadan ulaşır, atlama yapar. işin mucize tarafı onun mantıksal hareket etmeden haklı çıkmasıdır. bu durum çıldırtıcı olabilir.
karısının büyük piyangoyu kazandığını duyan kocası çok şaşırır ve nasıl başardığını sorar.
karısı hemen anlatmaya başlar: "rüyamda yedi rakamını üç kere gördüm ve bunun yirmi sekiz manasına geleceğini düşünerek bu rakamla başlayan bileti aldım"
kocası çok şaşırır ve "ama üç kere yedi yirmi sekiz etmez ki" der.
karısı hemen yanıtlar " sen matematikçi olabilirsin ama piyangoyu kazanan benim."
matematiği kim ne yapsın, önemli olan sonuçtur. kadın zaten anlamıştır, bu yüzden anlamaya çalışmaz. çağlardır erkekler kadınları anlamaya çalışarak hata yaptılar.
bayan psikanalizci, hastasının zihinsel ve duygusal durumu hakkındaki üç aylık yoğun araştırmasını tamamlar. son sözlerini söylemek için hastasını çağırır. hafitçe öksürür, kağıtlarına bakar ve sözlerine başlar. "eee çalışmalarım sonucunda varmış olduğum nihai analiz ve profesyonel kanım şudur ki siz manyağın tekisiniz."
hasta şok olur ve kızgın bir şekilde sorar "söyleyeceğiniz başka bir şey yok mu?"
"evet var aynı zamanda da çirkin birisiniz."
kadınları anlamaya çalışmayı bırakın. onların var olan farklılıklarının, hayata değişik yaklaşımlarının tadına varın. kadın sizin gibi düşünmez, sadece bedeni değil ruhu da farklıdır. zihninizi bir kenara bırakın ve mevcut olanı yaşayın. daha az entelektüel olun. onunla dans edin, şarkı söyleyin, onu sevin. onunla tartışmaya çalışmayın. böylece kaybetmez ve çıldırmazsınız. tartışma çıktığında onunla barış yolu arayın. tartıştıkça daha fazla ısrarcı olmaya başlar ve kavga etmeniz kaçınılmaz olur. istiyorsanız deneyebilirsiniz..... (bkz: osho)

tasavvufa nasıl bakmalı

tasavvuf kişisel yaşanılmalıdır. gerçek kimlik ve kişiliklerinide saygı duyulmalıdır. eğer toplumsallığa doğru paylaşılacaksa mutasavvıfın deneyimleri ancak gerektiği biçimde sevgi, hoşgörü, ufuk ve bilgelik çercevesinde aktarılmalıdır. günümüz tarikatlerini bir okul biçiminde görmek mümkündür. eski çağ okulları özgür-özerk-bağımsız yerleşke ve (bkz: paradigma) örgüleridir. şahsi görüşüm mutasavvıflar dünya ve siyaset işlerine bulaşmadan özerkliklerini tarikat kurucularının rol modelleri ve ilkeleriyle hareket etmelidirler. yine mutasavvıfların dediği gibi yaşanılmadan-tadılmadan bilinmez. eğer bir okul, ekol veya komün modern kurumlarla (devlet gelir başında) çıkar ilişkisine girerse bu en başta kendi manevi kimlik ve maddi özerkliklerine ihanet olur.

namaz kılmak için sebepler

bir kişide dindarlık yok ise vicdan devreye girmelidir. doğa, din ve vicdan insan dengesini sağlayan, ruhunu yücelten unsurların başında gelir. namaz denge ve yüksek bilinç, erdemli davranışlar için bir gizirgahtır. tek başına yeterli değildir ancak bir giriş kapısıdır. ruhun geniş odalarına ve enerji koridorlarına açılan..

mistisizm

wikipedia güzel tanımlamış. şizofreni ile bağlamlanması ilginç!.
ölüm yaşamın dipnotu, eylem ve tavırların kendisini hissettirdiği o tükenmişliğe vurgu, ezeli pranganın esareti. mistisizm ölümün insanın gerçek boşluğunu hissettiren, bütün çabaların kendini avuntuyla oluşa yönelten bir düşünce imgesi olduğunu yalnız iddia etmekle kalmaz, kesinlik hükmünde o dış gerçeklik denilen tantananın mekanizmasını da tanır. aşkın, sevginin, dostluğun ve arkadaşlığın o en dipteki çölden, kuru iç yaşantıdan kurtulmak için icad edilen ama bir türlü gerçekliği yaşanamayan sadece oyun olarak yaşanmaya çalışılan bir sahtekârlık olduğunu bilir. tanrı haz ilkesini yaşam içgüdüsü yaptı, içgüdü sosyal hayatı oluşturdu, kaçınılmayan bir uyum sürecinde insanlar daha doyum için gruplar, sınıflar ve birlikler oluşturdu. insanlık kendi hayatındaki, öz benliğindeki yalnızlığını kişisel sorunlarını politik sorunlara dönüştürerek rejimler üretti. kana boğulan, iğdiş edilen insanlık tarihi hep insan zihnindeki ve kalbindeki o kopkoyu karanlıktan, kendini üretirken başkasını yokeden o bencil, bireyci doyumsuzluktan, o tam kavramı bulunmayan vahşilikten doğdu. mistisizm, tanrının karanlığından beslenen bu evrensel yapıda yine tanrının aydınlık olan diğer yüzüne yüzünü dönmüşlerin yoludur. tanrıyı, insanı ve hayatı yanılma payı olmadan hakkıyla teslim eden tanrının batını boyutunun hizmetkârıdır.

insan tek başına çıktığı hayat yolculuğunda türlü duraklardan aldığı enerjilerle beslenerek macerasına devam eder. bu enerjiler onu biçimlendiren, referans noktası olarak kabul edilen ve tüm doğrultusunu belirleyen deneyimlerdir. bu iç yolculukta kişi taşların yerine oturduğu ve görünüş ve bir kimlik kazanan süreç sonucu insan bütünüyle toplumun bir parçası, onun küçük bir örneği konumuna gelir. bu, sosyal oyunun herkesi bir yaptığı bir sosyal hayatın ana karakteridir. herkes farklı hayatlara sahip olsa da insanlar sosyal hayat alanlarında birbirlerine aynı sosyal tavır ve adetleri takınır. bu toplumun yonttuğu ya da kollektif bilinçaltının dikte ettiği kültürel durum insanlara aynı havayı solutur. mistisizm ve şizofren bu bütünlüğün gerçek insani değerlere kapalı, sadece hissedilen şeyin yobazlığa ve travmaya yol açabilen sahte düşlü, hassasiyeti tüketen ya da bir savaş yumuşatma aracı kadar rolü olan ahlaki normların kontrol mekanizması olduğunu ve hâkim paydanın güç eksenli bir yaşam kültürü dayattığını bilir. şizofreni tanrının parçalara ayırdığı gerçeği tek tek parçalarda görüp tükenirken mistik parçalardaki bütünden doğar. aşklarını aynı çizginin iki yönünde bulur: tanrı ve insan. mistik tanrının adını insana söylerken, şizofren insanın adını tanrıya söyler. mistikler insandan kopmadan tanrıyı, şizofrenler tanrıdan kopmadan insanı aşk edinmişlerdir. tasavvufta ilki sahv, ikincisi sekr halidir.

yogi kazım

1920 yılında Adana’da doğdu. Küçük yaşlardan itibaren beden ve beyin gücü ile yaşıtlarından farklı bir çocuktu. 4 yaşında Kuran-ı Kerimi hatmetti. Yirmi yıl dünya zevk ve nimetlerinden uzak yaşadı. Bu süre içersinde, irade ve nefis eğitimi yaparak, vücudunun bütün uzuvlarını kontrolü altına alabilmeyi öğrendi.

1961 yılında İzmir’de geçirdiği bir trafik kazasında beli kırıldı. Tıp otoriteleri, ömür boyu sakat kalacağını, vücudunun belden aşağısının fonksiyonunu yitirdiğini bildirdiler. Tıp dünyası hızla gelişirken o, pek çok felçli insan gibi kaderiyle baş başa bırakılmıştı. Tıbben yapılabilecek hiçbir şey yoktu. Ancak, Yogi Kazım, vücudunu çok iyi tanıyordu. Yıllarca insan bedeni ve irade üzerine eğitim görmüş bir kişi olarak hiç yılgınlığa düşmedi. Kendi geliştirdiği farklı tedavi yöntemlerini, kendi bedeni üzerinde denemeye başladı. Felcini iyileştirmek ve yeniden ayağa kalkmak konusunda çok kararlı, çok sabırlı ve çok inançlıydı. Uzun süren çabaları, sonucunu verdi ve tekrar eski sağlığına kavuşmayı başardı. Sadece bel omurlarında meydana gelen hasar nedeniyle boyu 12 cm kısalmıştı.

Belinin kırılması Yogi Kazım Gürbüz’ün hayatındaki önemli dönüm noktalarından biri olmuştu. Bu durumu manevi bir sınav olarak kabul ediyordu. Madem ki imkansızı başarmış ve sağlığına kavuşmuştu; o halde, tıbbın yardım edemediği diğer kişiler de onun geliştirdiği bu yöntemden yararlanabilirlerdi.
95 yaşında ve hala yoga yapiyor.

akademisyen egosu

toplumdışılıkla açıklanabilinir. sol ise materyalist bilimi, toplum mühendisliğini en basitinden afrodizyak yemek çeşitliliğini düşlemekten.. sağ cenahtan ise siyasi duruşunu değiştirmeden-dönüştürmeden-sorgulamadan tahkim etme arayışı ve devletciliği ile şişen ego dur aslında. özünden sıyrılamaz insan, kökünü dışlamamalıdır. kökünden kaçmamalı. kökleri ne ise oraya inmeli ve yuvasını köklerinde inşa etmelidir, kendisiyle birlikte. yerellik ve evrensellik dengesiyle..

ikinci darbe girişimi çok yakında olacak

görünen o ki akp ulusalcı ittifakında ulusalcılar nema ve kar peşindeler. nitekim cumhurbaşkanının muhtarlar toplantısında sarfettiği bir söz ulusalcılara size zerre-i miskal bir sey vermiyeceğiz minvalindeki işaretiyle göstermiştir. bunu lozan anlaşması hezimettir tartışmasında anlayabiliriz. ulusalcılar recep tayyip erdoğan figür ve gücünü kullanarak hayellerindeki ulusal ütopyayı düşlüyor olabilirler. elbette türkiyedeki her ütopik hedefin önünde engel kürtler olduğu için hasan atilla uğur sözcülüğündeki ulusalcılar akp içindeki kürtleri diskalifiye edecek bir hinliğin peşinde olabilir.

martıları seven adam

osho nun vaazlarından bir parcanın derlendiği kitabı.
bir zamanlar kötü geçen bir hasattan şikayet eden bir çiftçi vardı:"tanrı hava durumunu kontrol etmeme izin verse her şey daha iyi olurdu."
tanrı ona dedi ki:"bir yıl boyunca havanın kontrolünü sana bırakacağım.ne istersen hemen yerine gelecek.
zavallı adam çok mutlu oldu ve hemen dedi ki "şimdi güneş istiyorum" ve güneş çıktı.sonra dedi ki "şimdi yağmur yağsın" ve yağdı.bir sene boyunca önce güneş açtı ve sonra yağmur yağdı.mahsül hiç bu kadar bol,hiç bu kadar yemyeşil olmamıştı.
sıra hasata geldi.çiftçi buğdayı biçmeye koyuldu,ama yüreğine git şakların içi bomboşgit ı gelip sordu: "nasıl mahsülün ?"
adam şikayet etti:"kötü efendim,çok kötü".
"peki sen havayı kontrol etmedin mi ?istediğin her şey olmadı mı ?"
"evet!ben de işte bundan dolayı şaşkına döndüm.istediğim güneşi ve yağmuru elde ettim ama hiç mahsül yok."
"peki hiç rüzgar,fırtına,kar ve buz istemedin mi ?bunlar havayı temizleyip kökleri güçlü hale git ülün de içi git iyi havayla olur mu hiç ? elinde bu yüzden mahsül yok"
yaşam hem iyi hava hem kötü hava,hem zevk hem acı,hem yaz hem kış,hem gece hem gündüz varsa yaşanır.hem üzüntü hem mutluluk,hem rahat hem rahatsızlık olmalı.yaşam işte böyle uçlar arasında güzelleşir..
meselle herseyi özetleyen eser.

muhaliflerin ak parti den daha ne istediği sorusu

bu ülke 28 şubat sürecinden sonra çok şey yaşadı iyisiyle kötüsüyle. (28 subattan öncesinin hatalarını saymıyorum bile çünkü 28 şubat sonrası bir doğum du aslında) bu ister feto olsun, isterse diğer cemaat ve tarikatler olsun, ister akp, kürd siyasal hareketini temsil ettiğini söyleyen kck ve türevlerinin olsun (çünkü müktedirlerdi bunlar toplumu mobilize edebilen erk sahipleri veya kurumllar yapılarıdırlar) bu ülkeye yaptıkları en büyük ihanet herkesi birbirine düşmanlaştırıcı, etiketleştiren, biribirinden korkan, birbirini ezmeye çalışan, biribirine endişe ve şüphe ile bakan güvensiz bir toplum sürecine getirmiş olmasıdır.
demekki hersey maddi kalkınma ve para değilmiş. fakat yaşayarak öğreneceğiz, hukukuda, barışıda, esenlik ve rahatlığıda.
george orwell in 1984 karamsar ütopya kitabı sanki alakasız bir biçimde bu topraklarda şekileniyor.

varoluşunun içine etmek

bir varoluşçu için kendi iradesiyle gelişmiş sonuç olmuyacaktır. hepsi, hersey varoluşçu için deneyimdir. yeri gelir sigarası önünde eğilir ona taparken birde bakmışsınız onu en tenha mistik mabedlerde dinginliğine tapınırken görürsünüz. düz mantığa bakmaz, hayatın akışında boğulmaz. hücrelerinin gelişimini dahi hissedebilirken aslında o yog tur. çünkü varoluş çelişkilidir; çelişki onun ta kalbinde yaşar. çelişki zıtlıklar sayesinde yaşar, o zıtlıkların dengesidir tek istediği bütün çelişki ve zıtlıklarını dengeye oturtabilmektir. tamamıyla, herseyiyle kendisi olabilmesidir.

levh-i mahfuz

aslında bir ben varım benden içeri dediğimiz gibi birde ben varım benden öteye diyebileceğimiz ruhumuzun ve bellek kodlarımızın enerji avatarı, kayda gectiği partner alan.
edit: eksi almışım da levhi mahfuz bir tevrat terimidir onuda söylüm..
1 /