@muberka

Okur, Yazar, Çizer, Müzisyen

  1. toplam entry 923
  2. takipçi 6
  3. takip edilen 6
  4. puan 6323
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 2 yıl önce

sözlük yazarlarının karalama defteri

farkında olalım yada olmayalım insanoğluna Yaradan tarafından ikram edilen mikrodan makroya tüm hareket yetisi ve bunu sağlayacak tüm fizyolojik unsurlar , her biri büyük nimet. Bu aralar bununla yeniden ve tekrar tekrar yüzleşiyorum.

Hayatımın bir kesitinde iki uç hadiseyle hemhal oldum ki biri hâlâ göz hapsimde. İstisnasız iki üç günde bir, gördüğüm şahit olmakta olduğum bir durum.

Bunlardan ilki, baba tarafından dedem. Rahmetli hayatında neredeyse sınırlı sayıda ameliyat oldu. Bunlar ya katarakt ya da daha sıradan , riski oldukça az olan ameliyatlardan biriydi. Kilosuna hep dikkat eder, birkaç gram aldığında bunu hisseder ve yemeğini azaltırdı. Yahut daha çok iş yapardı fazla kaloriyi harcamak için. Ömrünün son zamanları bir deri bir kemik, kuş gibi hafif ve çok mahcup bir hâli vardı. Yataktan kalkamadığı için bezlenir, temizlik vakti ise sessiz sessiz ağlar idi. Bilhassa aynı ortamda ben varsam. Bir keresinde halama ve babaanneme kızacak olmuş. Ondan sonra da her vaziyette halam beni çağırırdı, sen varken kızamıyor diye. Kimseyi kimseden üstün görmezdi. Herkesin kelâmına dikkatle kulak verir. İbret nazarıyla bakardı. Öylelikle göçtü gitti bu dünyadan.

Şimdilerde ise diğer dedem, annemin babası, epeydir sıkıntılı. İki üç günde bir annem ve ben şehre iniyoruz yardımcı olmak için. Neredeyse bir - bir buçuk aydır yürüyemiyor. Ayakta dahi durmaya mecali yok. Evvelde araba kullanır , ahbablarıni ziyaret ederdi. Sabahtan akşama kadar. Bir zamanlar bastonundan destek alırdı. Pandemiyle birlikte yürüteç kullanır oldu. Şu an tekerlikli sandalyeye bağlı. Vaktiyle aldığı kilolar. Şeker ve yüksek tansiyon. İnsülin iğneleri. Sırtındaki, beli ve dizlerindeki miadi dolmuş platinler. Üç kişi anca yatağa yatırır, tekerlekli sandalyeye oturtur olduk. Üstelik dedem oldukça zor bir adamdır. Herkes etrafında dört dönsün ister. Zor beğenir. Kendi dediği olsun ister. Kendi istediği gibi olmayınca herkesi azarlar. Bağırır, çağırır. Tahkir eder kimi zaman. Maamafih zor bir süreç. Hulâsa insanoğlunun imtihanı türlü türlü.

yazarların üzülünce yaptıkları

Ağlamak, yalnız kalıp düşünmek, ağlamak, başta oluşan basınçla mücadele etmek, Türkçe slow pop müzik - gipsy Kings şarkıları- rodrigo konçertosu- etnik ve farsça şarkılar dinlemek, ağlamak. Düşünmek, düşündükçe düşünmek, hayıflanmak, ah vah etmek, yemek yemek, kahve ve asitli şeyler içmek. Dram filmleri izlemek.

usûlsüz vusûl olmaz

Bir ilmi anlamak ve üzerinde yeni şeyler üretebilmek için yöntemini iyi kavramak, teorisini bir bakıma nazariyatını iyi idrak etmek gereklidir. Usûle başvurulmaksızın bir ilmi hakkıyla anlamak ve o ilimde yeni düşünceler ortaya koymak mümkün değildir. Hayat içerisinde gündelik işlerde, insanî ilişkilerde de durum aynıdır.

Selahaddin İçli

Selahattin İçli, 6 Ekim 1923 tarihinde Babası İbrahim İçli ve annesi Zekiye İçli’nin üç çocuğunun en büyüğü olarak İstanbul Beşiktaş’ta doğmuştur. Nimet ve Ümran adında iki kız Kardeşi vardır. 1927 yılında Babasının Susurluk Borasit Madeni’nde görev almasıyla, ilkokulu Susurluk'ta, Ortaokulu ve Liseyi Balıkesir'de yatılı olarak okudu. Bestekar Şerif İçli, babasının amca oğludur.

1949 yılında İstanbul Tıp Fakültesi'ni bitirdi. 1950 yılında askerliğini Çankırı Piyade Atış Okulu tabibi olarak yaptı.

Askerlik sonrası 1953 yılına kadar İstanbul'da özel bir hastanede ve bir şirkette çalıştı. Daha sonra Susurluk Belediye Tabibi, Susurluk Şeker Fabrikası Tabibi ve Borasit Madeni Tabibi olarak 1961 yılına kadar Balıkesir'de bulundu. 1961 yılında tekrar İstanbul'a yerleşerek bir müddet özel sektörde çalıştıktan sonra, 1967 yılında Sosyal Sigortalar Kurumu İstanbul Hastanesi'nde görev aldı. 1981 yılında bu hastanede Başhekim Yardımcılığı vazifesinden ayrılarak İstanbul Devlet Türk Musikisi Konservatuarı'nda sanatçı öğretim görevlisi ve başkan yardımcısı oldu. Konservatuar'ın İstanbul Teknik Üniversitesine bağlanması üzerine 1986 yılında Profesör ünvanı alan İçli, Komposizyon Bölümü Başkanlığına tayin edildi. Yaş haddinden emekliye ayrıldığı güne kadar bu görevi sürdüren İçli, emekliliği sonrasında ders saat ücretli olarak konservatuardaki hocalığına devam etti ve ömrünün sonuna kadar bu görevini sürdürdü.

Babasının müziğe olan alâkası ve zengin repertuarı sebebiyle, oğlu Selahattin'in kulağı daha çocukluk yaşlarından itibaren Türk Musikisi’nin klâsik ve güncel eserleriyle doldu. 12-13 yaşlarında usulleri, makamları öğrenmiş babasından. Böylece; ilk gençlik yıllarında kendisini bestekârlığa götürecek önemli temel unsur sayılabilecek oldukça geniş bir repertuara sahip olmuştur. Lise öğrenimi sırasında müziğin birçok bilgilerine henüz yeteri kadar sahip olmamakla birlikte, bazı beste denemeleri yapan İçli, 17 yaşına gelince ilk bestesini yapmış ve bu beste Ankara Radyosu'nun en çok çalınan parçalarından biri olmuş o yıllarda.

1942 yılında büyük hayranlık duyduğu ve babasının da yakın arkadaşı olan besteci müzisyen Selahattin Pınar'la tanıştı. Üniversite öğrenimi, Tıp Fakültesindeki derslerinin yanı sıra, Selahattin İçli'nin musiki üzerinde yoğun olarak çalıştığı bir eğitim devresi oldu. 1943 yılında kurulduğu yıldan itibaren on yıl kadar İstanbul Üniversitesi Korosu'nda bulundu ve Kanuni Ekrem Karadeniz'in özel derslerine devam etti. Bu dönemde, birçok müzik çalışmalarına ve konserlere sesi ve udu ile de katıldı.

Selâhatttin İçli; 20. yüzyılın ilk yarısında, klasik ekolde müzik yapılan, meşk edilen ve bestelenen bir ortamın içinde yetişmesine rağmen, bu üslûpta eser vermekten kaçınmıştır. Türk Müziği’ndeki klasik değer ve kurallara bağlılığını korumak sureti ile onları yeni bir bakış açısı ve anlayışla kendi üslûbuna uyarlayan İçli’nin, tavır ve üslûbunda ısrarlı ve kararlı olması alt yapısının kuvvetli olmasından gelmektedir.

Sağlam bir repertuar, müzik bilgisi ve iyi bir eğitimin verdiği cesaretle yenilikçi üslûbunda ısrarlı olmayı bilmiştir. İçli’nin farklı ve yenilikçi tavrı bir dönem tepkiyle karşılanmış, eserleri statik anlayıştaki ilgililerin ve özellikle devlet kurumlarının olumsuz eleştirilerine maruz kalmıştır.

Selahattin İçli, 1955 yılında Pınar Atasay ile evlendi. Murad (d.1958) adında bir oğlu vardır.

Selahattin İçli, 1998 yılında "Devlet Sanatçısı" olmuştur. Selahattin İçli, 14 Ekim 2006 günü İstanbul'da 83 yaşında vefat etti.

radyo

Çocukken neredeyse dibinden kalkmadığım iletişim aracı. Bir de TV. Şarkı türkü piyes dinlemeyi çok severdim. Arkası yarınlar.. hâlâ da severim. gizemli gelirdi toyluk zamanları.

sözlük yazarlarının karalama defteri

İçimde hâlâ acı ve kederli bir ağlama hissi var. Gözlerim kırmızıya çalar gibi. Dedemin belki son zamanları. Huyu aksi de olsa, bize hayata ve inanca dair çok şeyler öğretti. Ve bu tükeniş, her ne kadar sıhhatli olduğu dönemler şahsına mesafeli de olsam, beni derin bir gama sürüklüyor. Bugün evleri kalabalıktı. Sabahtan gittim. Küçük teyzem vardı. Yatırdık, kaldırdık. Tekerlekli sandalyeye oturtup evin içinde dolaştırdık. Kuzenim ve kız kardeşim de geldiler sonradan. Biz durgunduk, onlara da sirayet etti. Farklı bir hâl kapladı her birimizi. Ağlamaklıydim aslında ama tutuyordum kendimi , görüp üzülmesinler diye. Bir alışkanlık da vardı zaten medfun büyüklerden. O yüzden akıbeti içselleştirip daha da sakin ve metanetli durmaya çalışıyordum.

Kız kardeşim gelince , bir süre sonra tüm bu kalkanlar duvarlar setler yıkılıverdi. Beni de bir sel gibi içine çekti bu ağlayış. Derken hepimizi savurdu ordan oraya. Dedem ağlamamızdan habersiz ,anneanneme hadi hazırlan gidiyoruz diyordu. Akşama kadar kaldık öylece. Sonra vedalar. Dualar. Eve döndük aklımız gönlümüz kala kala.