1. toplam entry 5921
  2. takipçi 23
  3. takip edilen 1
  4. puan 31841
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 11 yıl önce

kediyi bayılana kadar döven çocuklar

Hiçbir harf ile sembolize edilen kuşak problemi değildir. Her kuşakta var bu şiddet problemi. Kuşaklarda, çocuklarda değil de toplumun yapısında, kültüründe aramak lazım şiddetin kökenini.
Dedem, ki şimdi tanışsanız bayılırsınız ona, iki lafından biri namaz kılındır, bütün çocukluğu boyunca babamı bodruma düzenek kurup bakır kabloyla saatlerce işkence ederek falakaya yatırmış bir kimsedir. Bayılana kadar, bir hafta yürüyemez olana kadar. Öfkelendiği olayın üstünden 3 gün bile geçmiş olsa, hiddeti durulmaz, kışın soğuk su dolu kovanın içinde sabaha kadar ayakta bekletirmiş.
Şimdi görseniz kendisini Allah'tan korkan biri zannedersiniz. Bir kere bile çocuğuna pişmanım demedi.
Kendisini 89, babam 60 yaşında.
Şiddet çocuklukta saklanır. Çocuk bir toplumun en güçsüzüdür. En büyük zulmü çocuk görür.
Kedi için çok üzgünüm ama o kediyi o hale getiren bu çocuklar değil, kendi çocukluğunu tamir etmeden ebeveyn olan bu çocukların ana babaları, onların ana babaları, onların ana babaları...

Açık giyinme özgürlüğü vs bakma özgürlüğü

özgürlükler ötekinin alanını işgal etmediği sürece var olabiliyorlar, biliyorsunuz.
şimdi, bakma özgürlüğüne engel olabilecek bir mekanizma zaten yok. kadına fark ettirmeden bakar, gene bakar, bunu ölçecek engel olacak bir müeyyide yok. ama bakmak, durmadan bakmak, laf atmak, iğrenç kaş göz hareketleri yapmaya, takip etmeye dönüşürse, taciz başlar. iş değişir.

ha bir de konu birinin açık giymesi, ötekinin de bakması/bakmaması ekseninde tartışılamaz. yani sadece açık giymemekle, giyene bakmamakla sosyolojik yükü sırtımızdan atmış olamayız.

e tamam hep uzun etek giyelim bitsin desek bitecek mi? uzun etekli iken tacize uğrayanın sayısı emin olan kısa etekli iken tacize uğrayandan kat kat kat fazla. demek ki uzun etek giymenin meseleyi çözeceğine inanmak insan beyni kadar gelişmiş bir yapıya hakaret etmek oluyor.
ne kadın uzun giyerek, ortalıkta görünmeyerek, gülmeyerek bu işin sorumluluğundan kaçabilir, ne de erkek bakmadım işte diyerek... sorun çok daha büyük. sorun taa otomatik davranışlarımıza etkimiş, dilimizi esir almış bir zihniyetten kaynaklanıyor.
sorun çok derinlerde bir "hor görme" "güç gösterme" meselesi.

bakın bir örnek vereyim; kardeşim tusa hazırlanıyor, online derslere giriyor. bir tus dershanesi, bir kadın doğum hocasıyla anlaşmış, demek ki alanında iyi bir hekim ki doktorlara ders veriyor bu adam. anlattığı ders kulak misafiri oldum. 35-40 dakikada 4-5 kez seksist, kadını aşağılayan ifade kullandı. bakın bu adam iyi eğitilmiş, modern görünümlü, genç dinamik bir hekim. özellikle de kadın doğum seçmiş, ihtisas alanı kadınlar.
ama erkeklerde olan mezonefrik yapının kadınlarda bulunan versiyonunun adı paramezonefrik yapıymış. (burada araya giriyor ve diyor ki: kadınlar parayı çok sever ya oradan aklınızda kalsın)
sonra ergenliğe giriş ve menapoza girişte hormonların benzer hareketleri oluyormuş bunu da şöyle anlatıyor. (kadınlar dükkanı açarken ve kapatırken biraz şey oluyorlar, işte bundan)
kadınlar hep adet görmek ister. valla fizyolojik olarak adtten kesilmek neden kötü olsun ki? ama işte ruh halleri, öyle hissediyorlarmış, öyle diyorlar, (burada mimik falan da yapıyor)

bakın bu adam bu ifadeleri avrupa'da kullanamaz. dersi alan kadın hekimlerden biri şikayet eder. cinsiyet ayrımcılığından yer cezayı, doktor lisansının alınmasına kadar gider olay.

ama gevrek gevrek, kayıt altına alınan derste şimdi aklıma gelmeyen bir sürü kadını aşağılayan yorumda bulunuyor.
bu adam bizim eğitimli, modern yetişkinimiz.
varın eğitim seviyesi daha aşağıda olanların zihniyetini düşünün.
sorun etekte ve gözde değil. sorun zihinde ve ona en yakın duran yer olan dilde.
biz bile kafamızın içinde nerelerde ne cinsiyet ayrılıkçısı düşünceler var, bilmiyoruz.

otomatik düşüncenin kötülüğünden yaradana sığınırım.

hatice yavuz

eski rekabet kurumu denetim daire başkanı.
yeni trendyol üst düzey yöneticisi.

hanımefendinin linked in profilinden kurumsal yaşamdaki kariyer basamaklarını görebiliriz; bakınız kendisi paylaşmış:
git

efendim bu hanımefendi, rekabet kurulunda görevli iken e-ticaret pazarları rekabet ihlalleri, müşteri mağduriyetleri tespiti için rekabet kurulu tarafından başlatılan denetim ekibinin lideri olarak denetim sürecinde görece başlamış.
(bkz: rekabet kurulu tarafından zincir marketelere soruşturma açılması)
işte şurada kaynak: git

peki sonra ne olmuş; denetim sürecinin sonuna doğru varıldığında, hanımefendi e-ticaret devi trendyol'da işe başlamış, üst düzey yönetici olarak, burada bir kaynak belirtmeye gerek yok aslında, hanımefendi kendi linkedin profilini güncelleyerek bize gerekli kaynağı bırakmış ama yine de kaynağı da şuraya bırakayım:
git

ticarette rekabet ihlali var mı, müşteri mağdur mu diye "bağımsız" bir denetim lideri olarak göreve başlayıp, bu işin ülkedeki devine "üst düzey" yönetici olacaksınız, kimse de, hayırdır? diye sormayacak. işte bu hayaller ülkesinde yaşıyoruz.
çok yaşa yeni türkiye. çok yaşayın ağalar, beyler, sultanlar, çok yaşayın da patlayana dek, çatlayana dek yeyin. öyle yeyin öyle şişin, cehennemde başkalarına yer kalmasın.

polisin norveç başbakanına ceza kesmesi

norveç'in de çok umurundaydı bizim yaptığımız kıyas.
kendilerine iyi örnek gösterildiğinde şov.
ama kötü örnekleri abarta abarta anlatmalarında hiçbir beis yok. sabahtan akşama kadar uganda olmadığımız için reis'in varlığı için şükür namazı kılsak az. ama bir kere avrupa örneği verdik mi, bizden daha şeytanı yok.
diyorum ki hazır karantina var, bu ekibi günde 3 saat uyutup 21 saat uganda, kirbati, kamerun, bangladeş belgeseli izletelim. hiç amerika, avrupa işi yapım izlemesinler. sürekli şükretsinler.

o olmadan yaşayamam

bakınız kendimiz.
başka hiçbir şey bu söylemin içine dolmaz. çünkü yaşam devam etmeye programlıdır. her türlü kayba, travmaya rağmen. yoksa bu olan bitenle nasıl başa çıkabilirdik. maruz kaldıklarımızdan sonra hayatta olmamızın hiç başka izahı yok.

lgbt türk aile yapısını bozmaz

türk aile yapısı denen şeyden çok daha ileride bir şeyi bozar. türün devamını. başka da bir şeyi bozamaz eşcinsel yönelim.
türk aile yapısı diye bir put icat ettiler, bu putun türküsüyle de baya oy topluyorlar. lgbt destekçisi değilim, ama lgbt düşmanlığı ile birilerinin yanında yer almayı, güçlüler sınıfında resim vermeyi hakça bulmuyorum. kendisi eşcinsel ilişki sahibi olduğu halde iktidara yaltaklanmak için bu düşmanlığı güden bir sürü de insan var.

türk aile yapısıymış. aleyna'yı çadırda oynatan onlarca erkek türk aile yapısına dahil mi? o kızı parçalayan pislik parmağını sallayarak süleyman soylu! bak! diye seslenmişti hatırlarsanız. işte o parmak sallayışta ve o çadırda türk aile yapısısıyla ilgili büyük ipuçları var.

bu ülkede kutsal ilan edilip, dokunulmaz kılınan ne varsa suç işliyor. bir şey kutsal diye dayatılamaz. herkesin kendi kutsalı vardır, tanrısı, kültürü, ruhu, sevgisi... her nesiyse. ama kutsal ilan edilen, tabu olup dayatılan her şeyin şiddete dönüştüğü aşikar. aile, anne, baba, okul, öğretmen vs. aklınıza gelen bütün-insan eliyle, toplum tarafından- kutsallaştırılmışların altından kötülük çıkıyor.

kadınların çalışmasına karşı olmak

doğal bir yaşamın tercihi şeklinde ve bu bağlamda tabii ki erkeğin de çalışmasına karşı olmak, ücret kavramına bütünüyle karşı çıkmak, işveren-işçi ilişkisini tanımamak, kendi emeğiyle ekip biçip onunla yaşamını sürdürmekse, ütopik bulmakla beraber anlayabileceğim bir muhalif duruştur.

onun dışında yalnızca kadının çalışmasına karşı çıkmak diye bir düşünceye bu devirde sahip olana bir izahat yapmak gereği duymuyorum.

iyiliğini düşünmekmiş. arkadaşım cinsiyetinden bağımsız olarak söylüyorum; bir insan başka bir insanın iyiliğini düşünemez. iyiliğini düşündüğü için onun edimleri hakkında yorum yapamaz. kimse bir başkasının iyiliğini düşünerek onun yaşam şeklini yorumlayamaz. herkes ancak ve en iyi şekilde kendi iyiliğini düşünür. ötesi üstten bakmaktır. ötesi kibirdir. kendi iyiliğinizi düşünün. bunu düşünürken de herkesin kendi iyiliğini en iyi kendisi düşünebileceğini aklınızdan çıkarmayın.

Kürşat Ayvatoğlu

olup bitenin pek azıdır kendisi.
o kadar yetki, varlık herkesi delirtir, hangi zümre olursa olsun. o beyaz suv kasalarda daha neler oluyor neler.
hiç bedel ödemeden o kadar paraya kavuşan ne yapacak? pek yakında sinemalarda.
yetiştirdikleri nesil işte bu olacak. bir yanda açlıktan intihar edenler, öteki yanda parayı ne yapacağını bilemeyip delirip intihar edenler olacak.
1 /