1. toplam entry 6104
  2. takipçi 22
  3. takip edilen 1
  4. puan 33687
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 12 yıl önce

24 nisan 2022 Ali Babacan Tweti

bilgiden yoksun, öngörüsüz, cahil ve kötü niyetli bir tweet.

25 nisan günü ermeni halkının çektiği bir acı yoktur. o günün böyle sembol haline gelmesinin bambaşka anlamları var. şu kadar senedir lobi lobi bu konuyu gezdirip yıllardır ekmeğini yiyorlar, kaç senedir siyasetin içinde bilmem kaç okul okumuş adamlar bu konu nedir diye bir kütüphane karıştırmıyor, kitap okumadığı gibi bir bilene de sormuyor. napıyor? " ecinizi dirinden enliyörüm, peyleşiyirim." diye şov tweeti atıyor. o gün yaşanan bir acı yok.
geçmişle hesaplaşacaksak, eğrisiy ve doğrusu ile hesaplaşacağız. osmanlı'nın, erken türkiye cumhuriyeti'nin daha da eski türk yönetimlerinin türlü hataları var, hepsini konuşalım, suç varsa defaten konuşalım. yüzleşelim. ama olmayan bir şey için varmış gibi birilerine yaranmak için tweet atmayalım.
halkımızın bir mental problemler yığını olduğunu bilmeme rağmen, tarihin sayfalarında alenen gerçeği bulunan bir hikayenin iftirası ile de suç yüklenmesine bu kadar kolay razı olanları anlamam mümkün değil.

ittifakınız batsın. adınızı değiştirip, işimize ne gelirse öyle ittifakı yapın rica ederim.

müslümanlardan adam çıkmaması

müslümanların, hatta buraya müslüman erkeklerin diye bir tırnak da açmak lazım, müslüman olmamasından kaynaklanır. - ekseriyetle-

islam bilimsel çalışmaları yasaklamıyor, düşünmeyi yüceltiyor, ilim nerede olursa olsun peşinden koşmayı tavsiye ediyor, vaktinizi boş işlerle öldürmeyin diyor. erkeklere seyahat sınırı getirmiyor, keşif için önleri açık. okuma yazma öğrenmeleri teşvik ediliyor. başkaları için fayda sağlayan işlerle uğraşmak ödüllendiriliyor. dünya kaynaklarını tasarruflu kullanmak emrediliyor.

müslümanlar kendilerine baksınlar neden adları taciz ve tecavüzle, kul hakkıyla, pis kokmakla anılır oldu. neden! cep telefonu kamerasıyla türlü videolar çekip ilkel dürtülerini beslemekle meşguller de, neden kitap okumuyorlar? kahveleri dolduran dedikodu ehli olmaya güçleri var da, neden birazcık da yeryüzünü, gökyüzünü, yaşamı düşünmeye vakti yok?

mithat sancar

kökten kürt milliyetçisi bir siyasi partide, hdp'de politik yaşamına devam eden eş başkan.

partisinin grup toplantısında dün bir şeyler anlatmış. yine pek demokratik, pek insancıl, pek adil ve katiyen iki yüzlü olmayan bir şeyler:
Suriye iç savaşı başladığından bu yana çok sayıda insanın Türkiye'ye sığındığını anımsatan Sancar, bunlara çeşitli isimler verildiğini söyledi. Sancar, "Ülkelerini neden terk etmek zorunda kaldıkları meselesinin üstünü örten anlayış, nefret politikalarına ve pogrom çağrılarına yönelmiştir. Oysa bir insanın veya insanların topraklarını, yaşadıkları yerleri, büyüdükleri mekanları, hatıralarının ve köklerinin olduğu yerleri terk etmeleri için çok önemli sebeplerin olması gerekiyor. Bu sebeplerin başında da savaşlar geliyor." dedi.

Sığınmacıları nefret objesi haline getirenlerin "savaş politikalarını" her gün alkışlayanlar olduğunu savunan Sancar, "Suriye'de Kürtler hak kazanmasın, bir hak elde etmesin diye iç savaşı harlayan, körükleyen güçler bugün de o savaşın sonucu olarak bu topraklara gelenlere nefret kusuyorlar, onlara saldırılar düzenliyorlar; şimdi de pogrom planları devreye sokuyorlar." şeklinde konuştu. Çözüm için temel önerilerinin de "savaş karşıtlığı" olduğunu dile getiren Sancar, "Eğer gerçekten bu soruna çözüm arıyorsanız bölgesel barış politikası izlemek dışında hiçbir yol ve seçenek yoktur. Diğerleri vicdansızlıktır, ahlaksızlıktır." ifadesini kullandı.


göçüp gelenler kendilerinden olup, içeride ve dışarıda kendi kürt milliyetçisi ideolojilerini sürdürdüğü sürece dost mülteci oluyor gördüğünüz gibi. çok mağdur, çok muhtaç, çok sığınmaya layık oluyorlar. ama yine kendilerinin bitlis'e yerleştirilen ahıska türkleri ile ilgili verdiği bir gensoruyu da aşağıda hemen paylaşalım:

"Halkının çoğunluğunun Kürtlerden oluştuğu Bitlis ili ve çevresinde uygulamaya konulan ve bölgenin demografik yapısını değiştirmeye çalışan bu iskân politikası toplum tarafından kaygıyla izlenmektedir.

İskân politikaları imparatorluk bakiyesi üzerine kurulan Cumhuriyet Türkiye’sinin ilk yıllarında farklı din, dil, kültür ve etnisiteleri tek bir potada eritmeye çalışarak homojen bir toplum inşa etmeyi planlayan, tipik bir ulus devlet refleksi olarak, özellikle Kürt nüfusunun yoğunlukta yaşadığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde çokça kullanılmıştır. Uygulanan iç ve dış iskân politikalarının bir parçası olarak yürütülen ayıklama, saflaştırma ve benzeştirme süreci olan disimilasyon ve asimilasyon politikalarına başvurularak, iskân politikası uygulanan bölgelerin Türkleştirilmesi, bölgedeki devlet hâkimiyetinin, gücünün ve varlığının pekiştirilmesi amaçlanmıştır. Ancak uygulanan bu politikalar var olan sorunları katmerleştirip günümüze taşımaktan başka bir işe yaramamıştır.

Ahlat’ta uygulamaya konan bu iskan politikası Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı tarafından Genel Kurmay Başkanlığı’na sunulan “Çökertme Planı”nı yeniden akıllara getirmektedir
.

Buna göre;

1) Ahıska Türkleri veya farklı bir etnik grubun Türkiye içinde herhangi bir yerde kalıcı olarak iskânının sağlanmasının yasal dayanağı var mıdır? Varsa nedir?

2) Söz konusu Ahıska Türkleri’nin yerleştirildiği bölge ile ilgili demografik yapı araştırması yapılmış mıdır? Yapılmış ise uygulamaya konan bu iskân politikasının uygulandığı bölge üzerinde ileriye dönük doğuracağı sonuçlar göz önüne alınmış mıdır? İlgili araştırma yapılmamış ise bunun nedeni nedir?

3) Ahıska Türkleri’nin yerleştirildiği ve arazilerinin tahsis edildiği köylerin asıl sakinlerinin şu anki yerleşim ve hukuki durumu nedir? Söz konusu köylerin asıl sakinlerinin bu köylere dönüşü neden sağlanmamıştır?

4) Asıl köy sakinlerinin en temel hakkları olan mülkiyet ve yerleşim hakları ne düzeyde korunmuştur?

5) Kamuoyuna yansımayan başka yerleştirmeler yapılmış mıdır?

6) Yapılan yerleştirmelerin ve bundan sonraki olası yerleştirmelerin planlaması hangi kurullarda yapılmıştır?

7) Söz konusu yerleştirmelerin kamuoyuna yansıyan ‘Çöktürme Planı’yla nasıl bir ilişkisi vardır?

8) Ahıskalı Türkler dışında ileriye dönük başka yerleştirme planlarınız nelerdir?

9) Demografik yapıyı değiştiren bu yerleştirme politikalarıyla hükümetiniz neyi amaçlamaktadır?

yaa, işte böyle, yerleştirilenler sizden olmayınca uzun uzun madde de canınızın ne kadar sıkıldığını, bölgenin demografik yapısının ne kadar önemli olduğunu - ki burası net şekilde koyu kürtçülük oluyor- anlatmış, üşenmemiş gensoru vermişsiniz.

peki sayın mithat sancar, 19 nisan 2022'de yaptığınız konuşmada neden gensoruda yönelttiğiniz endişelerin hiçbiri bulunmuyor? öyle sayısı pek az olan ahıska türkleri gibi falan değil, milyon milyon mülteci dolduruldu bu ülkeye, neden bir tane soru sormuyorsunuz? bu suriyelilerin geldiği yerlere demografik araştırma yapıldı mı? kamuoyuna yansımayan başka (afgan, pakistanlı) yerleştimeler oldu mu? suriye kürtlerinin, afgan mültecilerin ya da farklı bir etnik grubun Türkiye içinde herhangi bir yerde kalıcı olarak iskânının sağlanmasının yasal dayanağı var mıdır? Varsa nedir? diye neden sormuyorsunuz?

gelelim asıl meseleye; demografik yapıyı değiştiren bu yerleştirme politikalarıyla hükümetiniz neyi amaçlamaktadır? diye neden soramıyorsunuz?

çünkü ikiyüzlüsünüz çünkü tek politikanız kürt milliyetçiliği. kürtlerin diğer halklardan daha üstün olduğunu düşünüyorsunuz, apaçık ortada ki insan hakkı yok sizin için. "sizinkilerin hakkı var" kürt olunca mağdur sığınmacı, ahıska türkü olunca demografik yapı, bölge halkının kültürü, hakkı falan filan... fatih'te, bağcılar'da, güngören'de bölge halkı yok muydu? bir sor bakalım afgan tecavüzcü tarafından öldürülen kızın babasına, bölge halkının haklarını.

Başörtüsü yasağını kaldırdığı için K.Kılıçdaroğlu’na teşekkür eden kadın

ülkemizde yaşamakta, bir de oy vermektedir. imtihanımız bu.
daha niceleri gibi.

+osmanlıyı kim kurdu?
-demirel

+osmanlıyı kim kurdu?
-rte

+kime oy vereceksiniz?
- ak partiye
+ neden?
- cehape zihniyeti kuran yakıyor belediyede şu anda.
+ müslüman mısınız? sübhanekeyi okur musunuz?
- müslümanım. sübhane, eyyy, uyyy, iyy sübsürüsüsüsüs amin.

Allah'ın nerede olduğuyla ilgilenmeyen şahıs

Kafalara bak. Allah bağırsaklarda da olunca hakaret oluyormuş. Allahın cismiyle ve bağırsaktakinin pisliğiyle kafayı bozunca böyle oluyor demek ki. Valla benim bağırsağımda Allah ın kitabında nimet diye bahsettikleri ve yine Allah tarafından yaratılmış bakteriler var. Bu düzene, sisteme bakınca Allah ın yüceliğini görüyorum. Bunu deyince bağırsak sisteminin muazzamlığında Allah ın kudretini görünce allah'a hakaret mi ediyorum? Etmiyorum sayın şahıs. Sizin tanrınız bağırsaklardan sorumlu olmayan bir tanrı belli ki. Kaka sözcüğü ile kirlenebilen, incinebilen biri herhalde tanrınız. Benimkine hakaret edilemiyor. Çünkü o her insan için ihtimallerin en güzeli olan kaderin müellifdir. Her türlü güzellik ondandır, muazzam çalışan bağırsakların ve içinde yaratıldıkları tabiata tamamen uygun görev yapan bakterilerin güzelliği de ondandır.

Allah'ın nerede olduğuyla ilgilenmeyen şahıs

olayı amma kişileşelleştirmişsiniz yahu. Allah şahdamarından yakınım diyorsa, şahdamarının ötesinde asla olmam mı diyor yani sizce? Göklerdeki diye bahsederken katiyyen yerde bulunmam mı diyor? Dünyada kaç tane şahdamarı var, kaç mekana yayılmış? Gökler ve yerler var?
Canınız başka başka olaylara sıkılıp gelip burada kavga etmek istiyorsunuz. Entrynin sonuna öyle ünlem koyunca da çok haklı olmuyorsunuz. İçeriğiniz boş, argümanlarınız mantık dışı. Allah ayetlerinde her yerdeyim diyor bunu ben görüyorum okuduklarımda. Siz ise başka bir şey görüyorsunuz. Ama işte o başkayı bize dayatmak için bomboş argümanlarla "allah kendini mi yalanlıyor ha, cevap ver yoksa döverim" tadında ünlemli falan öfkeleniyorsunuz.
Sizin tanrınız çorum ilinin kargı ilçesinin merkez mahallesinde ikamet edip oradan hiçbir yere ayrılmıyor olabilir. Buna da saygı duyarım. Ben mahallelerde ikamet eden bir karar koyucuya inanmıyorum. Ama inanmazsınız hala içi bomboş iddialarıma ünlem falan koymuyorum. İlahi ben.

Afgan ve Pakistanlı göçmenler

kendi halkına değer vermeyen bir yönetimden beklendiği üzere hiçbir tahlil, eleme, oryantasyon süreci olmadan illegal olarak ülkeye doldurulan kimseler.

düzenli göçün bir planı, bütçesi, uyum ve iyileştirme süreci olur. düzensiz göç ise yıkımdır. en başta kendi milletinden tiksinen erk sahibinin planı hem göçenleri hem de kendi vatandaşlarını tüketmek üzerine oldu. vatandaşlık ilkeleri diye bir şeyi geliştiremediğimiz, kendi içimizde türk vatandaşı olmanın gereklerinde uzlaşamadığımız, türk vatandaşlığının değerleri diye bir görgü birliğini onamadığımız için bizim yurdumuz kaotik bir yer. hem göçmenler nazarında, hem de kendimiz için.

düzenli bir göçten bahsedilseydi ne olurdu? gelecek kişiler yasal ve yazılı yollarla başvurularını yapardı, göç idaresi yetkilileri gelecek kişilerin beyan ettiği bilgileri ve kişilerin arka planlarını araştırırdı. uygun bulduğu kişilerin göçünü onaylar ve buradan sonrada onay verdiği kişilerin topluma ve az önce yazdığım "türk vatandaşlığı değerler bütününe" intibakı sağlanırdı. dil öğretilirdi, hukuki kurallar öğretilirdi, toplumsa değerler öğretilirdi, sınava ve düzenli kontrole tabi tutulurdu. böylece göçmen kendisinin asayiş içinde bir ülkede olduğu bilgisini hiç unutmazdı. ayrıca kendisine de ülke vatandaşları kadar değer verileceği konusunda güven sağlardı. bu durumda ne göçmenin sapkınlık, hırsızlık, kamuya zarar verme gibi güdüleri şimdi olduğu gibi ayyuka çıkardı (elbette suça meyyal göçmenler de olurdu, yerleşikler de var zira) ne de türk halkında böyle bir göçmen nefreti gelişirdi.

adamları hayvandan daha aşağı bir şekilde, düzensizce, bir kamyonda 700 kişi, oksijensiz vatana dolduruyorsun. hesap sormuyorsun, ne yiyor ne içiyor ilgilenmiyorsun, yalnızca suriyeli olanlarına ücretsiz sağlık hizmeti sunuyorsun, vatandaşın en kötü işlerde asgari ücretin 3 te birine bu göçmenleri delice çalıştırıyor, sigorta yaptırmıyor, vatandaşın bile senin berbat göçmen politikandan menfaat devşirmek için kötülük etmede yarışıyor, devleti dolandırmak için ağzından salya akıtarak bekliyor... sonra neden ırkçılık oldu yaaa? ay ensar şeyi vardı yaaa?

göçmenler sizden nefret edecek. ediyor da. çünkü bir kaosa hukuksuz ve düzensiz geldiklerini biliyorlar. çünkü illegal olanın tadını aldılar. daha fazlası için zorlayacaklar. bu da insan doğasında var. suçun karşılığı var mı bilmiyorlar? hangi suça kadar yaptırımsız ilerleyebilirler, deneye deneye, sınırları zorlaya zorlaya devam edecekler. bu sürede de türk vatandaşlarının da kendilerinin de çok canı yanacak. her iki taraf da birbirlerinden nefret edecek. çünkü göçmen politikası tam bu nefret düşlenerek oluşturuldu. kasten böyle planlandı.

o yüzden, bu suçlara da bu nefrete de alışın. artacak, keskinleşecek.
düzensiz göçmenlik var olduğu müddetçe de adaletsizlik artacak.
adalet ve kalkınma partisi, o yea!

Allah'ın nerede olduğuyla ilgilenmeyen şahıs

ilgimin durumu değiştireceğini sanmıyorum.
ben Allah'ın sözüne inanıyorum, diyor ki "göklerin ve yerin rabbi"
diyor ki : "İnsanı biz yarattık. Onun için, nefsinin kendisine neler fısıldadığını, neler telkin ettiğini de biz pek iyi biliriz. Çünkü biz ona şahdamarından daha yakınız." bu durumda, şuradadır demek Allah'ın sözüne muhalif bir şey demek olmaz mı? tanımlanan ve tanımlanmayan tüm yerlerdedir öyleyse. mekan ile kısıtlamak onun kudretini bilmemek demek olmaz mı?

benim zihnim zaman ve mekan sınırlarına muhtaçtır, onlar olmadan tanım yapamaz. ama beni yaratan muhakkak benim aklımın içinde hareket edeceği zaman ve mekan algısını da yaratandır. Bu durumda mekanın kendisini yaratanın nerede olduğu ile ilgilenmek benim için ancak beyhude bir çaba olur.

İrlanda'da kuryelik yapan hukuk mezunu kız

mezun olduğu okulun çevresinde ev kiraları 10-12.000 bandında. o maaş yetmez.
ama sorunun maaş tutarı olmadığından da yüzde yüz eminim. biz maaşı konuşmaktan öteye geçemediğimiz, uzunca yıllar d geçemeyeceğimiz hatta önümüzdeki zamanlarda bu durum çok daha beter olacağından gitmiş. o yüzden gidiyorlar. tek sorunun daha iyi kazanç, daha güzel restoranlarda yemek, iyi tatil beldelerinde tatil yapmak olduğunu sanan, sonra da bu zanlarına üstüne gençleri bencil olmakla suçlayarak inşa ettikleri politikalara mecbur bırakıldık. tek hurmayla oruç tutulan zamanlar varmış. varmış evet. kimsenin kimsenin hakkına göz dikmeyeceğinin garanti altına alındığı zamanlar hani. hep birlikte daha güzel için aç kalmıyoruz ki. birileri her akşam bin kişilik yemeği çöpe dökerek eğlenirken diğerleri değersizlik hissini dolduruyor karnına. bu ortamda kendi çocukları pudra şekerli lüks arabalara binenlerin diğer çocuklara e tek hurma! diye salık vermesindeki aşırı samimiyetten gidiyor çocuklarımız.
sarayda yaşayan biri, herkes mezun olduğu işi yapacak değil ya dedi. keza kendisi de mezun olduğu işi yapmıyordu. eşi de. sarayda yaşama uzmanı yetiştiren bir bölüm de yok zaten.

neyse. neticede bir bedeniniz var zalimler. o bedeni idare eden bir beyniniz. o beyninizi de ancak başkalarını maniple etmek için kullandığınıza göre, emanet sahibi emanetini alırken, size verilen akıl ve bedenle ne yaptığınızı anlatmak için karar koyucuyu da maniple etmeniz gerekecek.

bakın işte "ey iman edenler, iman ediniz!" tam bu noktada devreye giriyor.

Korku ile yönetmek

yönetmek güç ile alakalıdır. en güçlü insan duygusu da korkudur. dolayısıyla korku insanı en çok harekete geçirecek, yönlendirecek duygu. bunu keşfeden güç sahipleri tarihin başından beri kullanıyor. peki ne zaman korku işe yaramaz? insan kendi duygusunu tanıyacak kadar bilgeleştiğinde. yani bir insan bireyliğinin farkına varıp, duygularını tanırsa, onları kabul ederse, onları kontrol edebilir. korkusunu kontrol edebileni de kimse yönetemez.

cehalet neden erkin en büyük konfor alanıdır? işte bu yüzden.
1 /