@nicki mouse

Dantelektüel fahri bonus

  1. toplam entry 4622
  2. takipçi 22
  3. takip edilen 14
  4. puan 25316
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 11 yıl önce

yoyoso

miniso'nun yeşil versiyonu. ikisi de çin mağazası zaten. Biraz capon, biraz kore efekti verilmiş hali o kadar. ama yoyoso'da Çin daha çok hissediliyor. abdik gubidik şeyler burada da satılıyor yükte hafif pahada ağır olacak şekilde. kendisinden " sigaramız yok, alkolümüz yok bir buyumuz var" şeklinde kedi almış bulunuyorum. Berjere oturmasına müsaade ettim oradan tüm sevimliliğiyle bakıyor. Dolgu malzemesi oldukça iyi. Kulakları falan bile düşmedi. Allah'ım standarda bak neyse. Geçince bir uğruyor insan. netice itibariyle kapitalizm.

Daha çok Çin hissetmek.....

midjourney

hayal gücünüz ile size resimler çiziveren yapay zeka. Düşünüyorum da çizemiyorum diyen herkes bir gün ressam olacak galiba bu arkadaş sayesinde. Bazı kavramları tam algılayamıyor mesela "music" kelimesini hep es geçiyor paçoz ama olsun saygım büyük kendisine. bak şunları ben çizdim, düşün. evimin duvarlarını bezemeye ant içtim!

git

git

ekleme: nasıl yapılır edilir link de paylaşayım hayrıma:


keşke 30 olsam

Bu filmi 13-14 yaşlarında izlemiştim ve çok hoşuma gitmişti. En azından aklımda kalmış. Thriller dansı, kafaya dökülen sihirli tozlar, dergi entrikaları, yıllar sonra bulunan çocukluk arkadaşı, okul tacı giymeler. Hafif ponpon kızlı Amerikan gençlik filmleri ile zamanda yolculuk filmleri arasında. He yine olsa bir bakarım ki tekrar aklıma düşüp izlemişliğim olmuştu. Küçükken daha çekici geliyordu demek ki.

çağdaş türk lehçeleri ve edebiyatları

Keyfine sınava girip sözelden iyi sıralama gelince ne okuyacağımı şaşırdım. Bu bölüm dil öğrenimi için çok şey vaat ediyor gibi geldi bana. Belki yarım yamalak öğrendiğim dilleri tamamlama konusunda da gaza getirir deyu bir yükseldim ya hayırlısı. Araştırmalarıma göre Kuzey, batı, doğu, güney demeden yaklaşık 20 lehçe ile karşılaşma fırsatı var. Buradan Tibet'e yol çıkar yani belli. Bir de İstanbul Üniversitesi'nde anadili bu lehçeler olan hocalardan ders alma imkanı da var. En olmadı bir Orta Asya turu hazırlamaya teşvik eder belki.

4 yıl içinde burayı ağlama duvarına çevirmeden mezun olursam yazarım. Ya da 8 sene diyelim ne olur ne olmaz.

49

Konu olarak bayağı argo filmini hatırlatıyor. İnşallah onun kadar klişe dolu olmaz. Ya da oldu diyelim uluslararası bir başarı alırsa da kabulüm. Bu arada kadroya İsmail Hacıoğlu yerleşmese şaşırırdım. Bak şimdi geldi akla böyle IŞİD elinden kurtarmalı bir İran filmi de vardı. Ben ister istemez bu üçünü karşılaştırırım
Hakkımdır. Yaparım bunu.

ismet özel

Türkiye'de demokrasinin varlığı için "bir şeyi seçmek ile, bir şeyler arasında seçim yapmaya mecbur bırakılmak arasında fark vardır." Demişti. Ben de diyorum ama adım İsmet Özel değil. Bazen bu tarz şeylere tercüman oluşu içimi rahatlatıyor. Söylediği her şeye katılmasam da dinlemek keyif verebiliyor.

İsmet Özel'i anlamak bazen çok da mümkün değil. Onun kelimelere, kavramlara yüklediği anlam ile bizim kafamızdaki anlam aynı değil. Onunki daha iyidir, doğrudur demiyorum ama Özel'in kimi zaman anlaşılmaz gibi görünmesinin temel sebeplerinden birisi de bu bence. Mesela şiirlerini okumak -ki ben dinlemeyi tercih ederim- ile düz yazılarını okumak arasında dağlar kadar fark vardır doğal olarak. Bu farklılığın sebebi sadece metin türünden değil Özel'in kavramlar üzerinde daha uzun konuşmasından ve bu kavramlar ile düşünceler inşa etmesinden kaynaklanıyor benim gözlemlediğim kadarıyla. Yani kimi zaman bir şiiri daha açık ve net olabiliyor.

Bu arada konuşurken dura dura, kelimelerini seçerek konuşması iyi hoş da bazı şeyler yenir yutulur değil. bir keresinde böyle demişlerdi de "ben kimseye bir şeyleri yutturmaya çalışmıyorum" demişti. Halbuki bu millet yutmaya alışkındı ağabey.

olamaz olamaz sensiz yarim kabir azabından beter halim

Şarkının adını bilmiyordum ama ben niye yıllardır hep buna maruz kalıyorum ya. Bunu söyleyen hanım kızımız Aydosluydu. Aydos'un o yüce tepelerinden Teletubbies bebesi gibi yükseldi ve önce çevre mahallelere sonra da tüm Türkiye'ye yayıldı. Şimdi de müptezel komşu kızı zulmüne maruz kalıyorum. Tahmini ne zaman unutulur? O kadar unutulmaz bir şey de ben mi kaçırıyorum bir şeyleri lan? Acılaaaaaaaar bütün derdim.

hamilelik

Hamal kelimesi hiç bu kadar anlamlı olmaz herhalde. Bayağı sen nereye gidersen o da geliyor, sen ne yersen o da yiyor, ne duyarsan onu duyuyor. Yapışık ikiz gibi hayat sonrası da bir müddet çok farklı değil zaten. 41 haftaya kadar yolu var. Yani 9 ay 10 gün kaba bir hesap.

Bünyeye göre midesi bulananlar, yanıp kavrulanlar, bir hoş olanlar, sürekli bir düşük tansiyon hâli, anlık duygusallıklar, sokakta hamile kedi görünce "ay bunun 3 ana 3 ara öğün yemesi lazım en aaaaz" diye ağzına balık basmak istemeler, folik asit, OMEGA, demir, magnezyum, uranyum derken her meyveye, sebzeye "sende ne var bakayım hıh?" Diye sorular yöneltmeler...

Bu esnada haftalık bir şey testi çıkması. İkili tarama, detaylı ultrason, şeker yüklemesi vs. Özellikle şu sonuncusu o kadar bulanık bir şey ki "bir gidin başımdan artık ne olur" diyebiliyor insan. O yüzden zorunlu hâl olmadığı sürece zırt pırt doktora gitmenin de bir âlemi yok. Ne yapsın doktor, 12. Haftadan itibaren her hafta gram takibi mi yapacak? Neyse.

Depük attı, hıçkırdı, kalbi attı, sağa kaydı, sola uçtu derken süreç çabuk geçiyor. Yani hareketli bir yaşamınız var ise. Burada hareketten kasıt illa dışarısı değil ev içini de kast ediyorum. Yormadan, yorulmadan hareketler. Böyle minnoş minnoş, yumoş, yumoş.

"İyi düşün, iyi olsun" sloganımızdır, yolumuzdur Allah'ın izniyle. Çok sakınan göze de çöp batıyor malum. Kendinize sürekli doğumu yapıp bebesini sırtına vurduktan sonra çapaya devam eden anaları, analarımızı hatırlatabilirsiniz. Onların yediği ile bizim yediğimiz aynı miydi demeyin bana. Tabi ki değildi. Bulgur, tarhana çorbası ile yılın 8 ayını geçirirlerken kimse onlara al bu folik, al bu balık bu da magnezyum kaslarına iyi geliyor demiyordu. Hareket hâlinde olmak, psikolojiyi hazırlamak ne kadar önemli ana fikrimiz bu.

Bu arada genetik olarak şanslıysanız bu süreci rahat atlatabiliyorsunuz. Yoksa bunun çatlağı, kaşıntısı, bulantısı, geceleri zırt pırt mesane tarafından uyandırılması, halsizliği falan ühüü. Bu arada kilo almaktan bahsetmiş miydim? Yok yok o 6. Aydan sonra başlıyor. O ara bir sarsılsa da insan sonra kabulleniyorsun mecbur. Ben yemiyorum bebe yiyor. Hı hı. Evet.

Bilmem mi

bir okulun hoparlöründen çalınmış daha sonra diğer okulların hoparlörüne virüs gibi yayılmıştır. Görüntü hoş gibi görünse de nöbetçi öğretmen o kayıtta en az 5 tane dövüşen velet görmüştür adım gibi eminim.
1 /