1. toplam entry 400
  2. takipçi 10
  3. takip edilen 13
  4. puan 2560
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 5 ay önce

sığmazam

sırat köprüsü üstüne evler kuran, sınırlarda at oynatan nesimî şiiri:

Bende sığar iki cihân ben bu cihâna sığmazam
Cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam

Kevn ü mekândır âyetim zâta gider bidâyetim
Sen bu nişân ile beni bil ki nişâne sığmazam

Kimse gümân ü zann ile olmadı Hakk ile biliş
Hakkı bilen bilir ki ben zann ü gümâna sığmazam

Sûrete bak vü ma'nîyi sûret içinde tanı kim
Cism ile cân benim velî cism ile câna sığmazam

Hem sadefim hem inciyim haşr ü sırât
Bunca kumâş ü raht ile ben bu dükâna sığmazam

Genc-i nihân benim ben uş ayn-ı ayân benim ben uş
Gevher-i kân benim ben uş bahr ile kâna sığmazam

Arş ile ferş ü kâf ü nûn bende bulundu cümle çün
Kes sözünü uzatma kim şerh bu beyâna sığmazam

Gerçi muhît-i a'zâmım adım âdem durur âdemim
Dâr ile kün fekân benim ben bu mekâna sığmazam

Cân ile hem cihân benim dehr ile hem zamân benim
Gör bu latifeyi ki ben dehr ü zamâna sığmazam

Encüm ile felek benim vahy ile melek benim
Çek dilini vü epsem ol ben bu lisâna sığmazam

Zerre benim güneş benim çâr ile penc ü şeş benim
Sûreti gör beyân ile çünkü beyâna sığmazam

Zât ileyim sıfât ile Kadr ileyim Berât ile
Gül-şekerim nebât ile piste-dehâna sığmazam

Şehd ile hem şeker hem şems benim kamer benim
Rûh-ı revân bağışlarım rûh-ı revâna sığmazam

Tîr benim kemân benim pîr benim civân benim
Devlet-i câvidan benim îne vü âna sığmazam

Yer ü göğü düzen benim geri dönüp bozan benim
Cümle yazı yazan benim ben bu dîvâna sığmazam

Nâra yanan şecer benim çarha çıkar hacer benim
Gör bu od'un zebânesin ben bu zebâne sığmazam

Gerçi bugün Nesîmîyim Hâşîmîyim Kureyşîyim
Bundan uludur âyetim âyet ü şâna sığmazam

sunsetz



bu geceki saçmalamamızda çok dönen bu şarkıyı daha da döndürmeyi deneyeceğiz. "rotate: sonsuz çarpı 360." crack'ini yaptığımın after effects'i bu acıya dayanabilecek misin bakalım.

sözlerini vermeden direkt çevirisi üzerinden şarkıyı çok başka türlü döndürerek adım adım gideceğiz, bir yerde tıkanıp kalabiliriz veya -daha düşük bir ihtimalle- sonuna kadar gideriz.

önden bir açıklama yapalım: sunsetz'den önce jefferson havayolları'ndan white rabbit adlı uçağa binip bilinmeyen ülkelerde kavafis'le birkaç el tavla attık. Kendisi benim zar tuttuğuma dair birtakım ithamlarda bulundu. Zarların oniki-oniki gelmesinde bir gariplik sezmiş. Ulu Konstantin dedim, zarlar oniki-oniki gelse bile bu pullarda öyle bir oyun yok. Bak şu dizilişe allah ilah aşkına, hangisi oniki oynayacak. Yanlış görüyorsun dedim, duyuların seni yanıltıyor, çıkar şu olgusal gözlüklerini. İnanmadı bana. Bir çocuk çağırdı oradan, dedi ki bu kızcağız hakem olacak, zarları o söyleyecek.

Çocuğu da görseniz, çok küçük. Yani çocuk olduğu için değil, çocuk küçüklüğünde değil, minyatür. Anormal küçük. Parmak kız. Geldi tavlanın kenarına oturdu, ayaklarını da pullara doğru uzattı. Adın ne dedik? Alice. Şaşırdık mı? Hayır.

Kollarını bağlayıp hakemlik yapmaya başladı. Dubara gelen zara sekiz-sekiz diyor. Şeşbeş misin güzel evladım dedim. Sinirlenip kalktım tavlanın başından. “bana baksana sen” dedi. Alice. Döndüm. Parmak kız bir anda iki katına çıkmış. Şaşkın şaşkın izlerken “Bu kurgu olmamış” dedi. Tavla başında değil satranç tahtası başında olmamız gerekiyormuş. “ben gidiyorum” dedi. Nereye, dedim? Kavafis atlayıp cevap verdi: dönüp dolaşıp bu şehre gelecek sonunda.

Duramadım. Peşinden yürüdüm ben de. Kavafis sesleniyor arkamdan: beyaz tavşanı takip edecektin, ne o, nereye gidiyorsun? Alice’e, bu gene haplandı mı ulan diye sordum? Yok dedi, o öyle şeyler yapmaz, kırmızı haplar antibiyotik, maviler de ağrı kesici, gördüğün her şeye inanma. Kavafis’i ardımızda bıraktık. Son kez dönüp “arkamızdan gelme” diye ikaz ettim.

Az gittik uz gittik dere tepe düz gittik. Gün batıyordu o sırada. Alice sordu: “nereye gittiğimizi biliyor musun?” bilmiyorum. Gizemli bir dehliz gibi şehri dolaşacakmışız, ama sen yine de gözünde büyütme, kasaba boyutunda bir şehir.” (dikkatli dinleyicilerimiz burada asıl şarkının çalmaya başladığını fark etmiştir.)

güle konuşa devam ettik. Alice yolda sürekli büyüyordu. Hem hacmen büyüyordu hem gözümde büyüyordu. O da antibiyotik sandığı haplardan alıyor galiba. Yorulduk, patikanın ortasına oturduk, oturduk da bir türkü tutturduk. “batan gün kana benziyor, yaralı cana benziyor.” Bir türkü miktarı dinlendikten sonra yola revan olup kasabaya adım attık.

Dolaşıyoruz. Ama in cin top oynuyor. Alice dedim, hani yok burda yanlışı yoklayacak kimse… bir yanlışa düşeceğimizi düşünüyorsan yanılıyorsun, dedi. O anda elbisesinin degaje kısmını şöyle bir topladı: “memelerim ve boynum sana itimat telkin etmesin.” (alice yolda büyüdü dedik ya sayın dinleyiciler, aklınıza filli milli şeyler getirmeyin, kahramanımız her ne kadar rahat bir insan olsa da yerli ve millidir.)

Alice nazlı uyarısını yaptıktan sonra ilerde, demirleri paslı bir oyun parkı gösterdi. İşte dedim, tam hayatım gibi bir park, Yerli ve milli. Alice kızdı, şarkıların sırasını karıştırıyorsun, bırak bunları, gel bir oyun bulup oyalanalım. Salıncakları işaret ediyordu. “ancak salıncakların orda gösterebilirim.” Anlamadım, dedim. “piri reis” dedi, “boşver, anlamazsın.” Salıncakta yan döndü.

Batan gün yüzüne vuruyordu. İçinden bir şarkı söylüyordu. Duymak istiyorum dedim. Neyi? Gömleğimi zorlayan kuş seslerini. Hiç ses etmedi, kadın sesleri çıkaran bir duman gibi dönüyordu. Çantasından (çantası yoktu ki nerden çıktı? Düşünme onu, Montajda koyarız.) resimli birkaç kitap çıkardı: “Ben bu kitapların kapaklarını çok seviyorum, sen de seversin.” Ve sonradan montajda koyacağımız sazını çıkardı, hem çalıp hem söylemeye başladı.

Bu misillü kitaplar hep dinç duygular virür
Tüyden ayaklarıyla gözlerime kar yürür
Alice artık gidiyor gittikçe ışıldıyor
Konu bensem ah bu hep zaten böyle oluyor
Güzelim şarkılar ve resimler tekrarlıyor

sözlük yazarlarının karalama defteri

cuma gününe ödev yetiştirmem lazım. temel alacağım makale şu an klavyenin kıyısında duruyor. dün akşamdan beri orada. ben şarkı şarkı dolanıyorum. bugün hiç gereği yokken ofise gittim bir de. gereği olmadığını, ofise gittikten sonra fark ettim. arada elli bin kilometre olduğu için hemen geri de dönemedim. halbuki yolda bir buçuk saat kaybetmemiş olsam ödeve başlamış olabilirdim. "yaa bsg, başlamazdın" dediğinizi duyar gibi oluyorum. haklısınız. başlamazdım. şu andan itibaren 45 saatim var beş-altı sayfalık ödevi yazmak için. sonra gelsin bir aylık tatil. times new roman görmekten gına geldi. bir ay boyunca elime sadece roman alacağım. empedokles'in dostları bugün geldi, çok güzel başladı, bir göz atayım diye elime alıp elli sayfasını okudum. şu an, bırak platon'u da sayı anlayışını da ontolojisini de, gel bak sana ne dünyalar vaat ediyorum diyerek bana bakıyor.

Ya kediler ya ben

bu lafı duymayı çok isterim. herkesin hayalidir ya, patron koltuğunda dönerek "ben, işte bir zamanlar hakir gördüğün adam, şimdi ayağıma düştün" hareketi... benim de hayalim bu. kedileri tercih ettiğimi enişten dileklerimle beyan edip kapıyı göstermek. var bir hayalimiz.
1 /