@rebelin korubenisi

"yunus öldü diye sela verirler/ölen hayvan imiş aşıklar ölmez"

  1. toplam entry 9557
  2. takipçi 42
  3. takip edilen 1
  4. puan 71201
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 7 yıl önce

kan tahlili

3 haftada 3 kere yaptırdığım tahlil. Artık birinin "ka" demesi yetiyor kolumu açmam için. "al beni ne yaparsan yap" moduyla kolumu uzatıp başımı diğer tarafa çevirerek içimden "çakkıdı çakkıdı" söyleyince iğne korkum azalıyor. korkanlara bu ritüeli öneririm.

direksiyon dersi

verende peygamber sabrı olması gereken ders. şükür ki kuzenimde varmış bu, bu akşam fark ettim. benim kadar hata yapan birine ben ders vermeye kalksaydım muhtemelen dönüş yolunu yaya olarak tamamlardı o kişi. aynalara şimdiye kadar sadece makyaj yapmak için dikkatle baktım ben ne bileyim aynalara bakarak geri geri gelmeyi? neyse ki dayılar gibi kolumu sağ koltuğa uzatıp arkaya baka baka geldiğimde daha kolay oldu. kuzenimin elinin kritik yerlerde el freninde durması müthiş gurur kırıcı oldu ama üç kere freni çekmek zorunda kaldığını düşünürsek iyi yapmış. ehliyeti alıp cüzdana koyup bisikletle yaşamımı sürdürmek istiyorum ben. nefret ediyorum araba kullanmaktan nefreet!

bir delinin karalama defteri

bana birkaç yüzyıl ve iki kelime borçlusun Friedrich. o kelimeleri duyduğumda onca zamanlık borcunu unuturum. beni attığın kuyuları, ittiğin uçurumları, gördüğüm kabuslar sonrası "geçti" dememeni, kuramadığım hayalleri, kaçtığım gerçekliği, tarihteki her savaştan aldığım mağlubiyeti, sürüklendiğim dünyanın tüm nehirlerini; fırat'ı ganj'ı nil'i. tümünü unuturum.

hadi söyle o iki kelimeyi.

geceye şiir

gökanlam lll

Sen buzul mavi, sen kaç yılın aynalı dolapları
Kırılan bardakları elbiselerin ve çocukları
Lekesiz gözleriyle ne kadar maviyse o kadar hiç konuşmadıkları
Sen buzul, sen devamlı, sen…
Yaklaş bana, kimse hiçbir yere dokunmasın
Bana sessizlik et, düğümle saçlarımı
Çözülsün bu kartopları, gece yanan fırınlar, içimin sayıları
Akıt kanımı biraz, kimse hiçbir şey söylemesin
Kimse artık hiçbir şey söylemesin
Bana yalnızlık et, birleştir yalnızları
Sen buzul, sen devamlı, sen…
Sen kaç yılın aynalı dolapları

Kim bilir neydi biraz bir yüzü dünyadan çıkardıkları
Bir şeyi hiç sevmedikleri, sevince tekrarladıkları
Yani bir yaşam gibi yaşattıkları ölümü, korunamadıkları
Dökül artık, çözül artık ve akıt bütün kanları
Büyüt en büyük şeyi
Bize yalnızlık et, birleştir yalnızları
Yeni bir kan ol, getir en yeni anlamları
Bomboşuz, korkuyoruz da.. bunu anlatmak için şehirde
bayram vardı
Öyküler vardı dergilerde, beyaz fareler, cansıkıntıları
Bir gün ki şehir yandı, şimdi hiçbir şey anlatılmasın
Artık hiçbir şey anlatılmasın
Denilsin, soğumuş ceylanların ateşten dilleri kaldı.
Sen kaldın, bir de sen ey buzul mavi
Bizi bul, bizi yarat, bize güzellik et şimdi
Bomboşuz, korkuyoruz da.. ve kemikleri bunlar gökyüzünün
Altında öyle tedirgin ilk çocukları ölümün.

Edip Cansever

geceye şiir

Geldim İşte

Sülfür inceldi ve en yorgun yerinden kırıldı ayna
Tenhaydı düşlerim, geceydi, çıkıp geldim işte
Su ve ateş bir de gülünç yalnızlığım var sana
Getirebildiğim, kokularını yitirmişti çünkü güller

Suyu dinle ateşi yak özledim demek bu

Parasız yatılı hüzünlerden ne kalır geriye
Biraz Tamil biraz Türküz ayıptır söylemesi
İntiharsa günahtır külliyen yasak bilirsin
Pısırık bir ihtilal gibi getirdim sana bunları

Bir de belleğim, başıma bela hazin ve komik üstelik
Hatırla eskiyen meydan saatini, çocukluğundur
Tayyare pulları getirdim sana evden kaçışlarımı
İstersen yok say bunları tespih de yapabilirsin

Beni vur saatin altında seni seviyorumdur bu

Şiir yazan bir adamın fotoğrafı var yanımda
Kendini ölümlü sanıyor onu getirdim ganimettir
Büyüdü büyülenerek, taşlayarak kovdu kabilesi onu
Suyun öte yakasında yaşadı, Sisyphos dediler adına

Sülfür inceldi ve en yorgun yerinden kırıldı ayna
Ayna pusluydu bunca yıl nice sır taşımaktan
Kırılmanın sesini duydum ve onu getirdim sana
Unutulmaya geldim işte onarılmaya değil

Kov beni kabilenden ama bekliyorum demek bu

ahmet telli

kiremit rengi

çirkin bir renk. bordo olamamış turuncu kalamamış kahverengiyle sokakta çarpışıp kırmızıya uzaktan selam vermiş öyle arada derede serkeş bir şekilde varlığını sürdürüyor. oh günün bu saatinde kiremit rengini kötülediğime göre huzur içinde uykuya dalabilirim artık.

sanal bebek

hala sahip olduğum bebek. arada sözü geçince vardı bende bu deyip açıyorum, besliyorum temizliyorum can sıkıntısını gideriyorum bırakıyorum bir kenara. ölmüyor da çocuk, kaç senedir yaşıyor. biraz önce trendyol'da satıldığını gördüm de fiyatı nedeniyle bir miktar şoke oldum. 130 lira. baktım internete 180'e kadar var. bitcoin gibi değerlenmiş resmen. benimkini birkaç yıl daha saklayayım da satıp ev araba bir şey alırım.

la fille sur le pont

güzel film. Adele'in nemli gözleriyle karşılaştığınızda şu replikler kendiliğinden yankılanmaya başlıyor kafanızda.

"–Geleceğini nasıl görüyorsun, Adele?

-Bilmiyorum. Ben küçükken tek istediğim büyümekti. olabildiğince hızlı büyümek. Bunların bir öneminin olduğunu göremiyorum, artık göremiyorum. yaşlanıyorum. Geleceğimi, büyük bir tren istasyonun bekleme salonunda görüyorum. Dışarıdaki kalabalık insan topluluğu, beni görmeksizin geçip gidiyor. Hepsinin acelesi var, trenlere ve taksilere biniyorlar. Onların gidecek bir yerleri, buluşacakları birileri var. Ben öylece orada oturuyorum.

–Neyi bekliyorsun, Adele?

-Bana bir şeyler olmasını."

astroloji

bir öngörüsü de hayırlı olsa şaşıracağım alan. zerre kadar inanmamakla kesin doğru olduğunu düşünmek arasında gidip geliyorum. Merkür retrosu yeni bitti derken başak dolunayı geldi, bir de onun olumsuz etkisine girecekmişiz. o biter bilmem ne gezegeni bilmem ne gezegenine kavuşur. onun etkisine gireriz. bir süredir takip ediyorum bir kere de "bu kez güzel bir şey olacak" demediler. hayır çekim yasası diye bir şey varsa sayelerinde bütün olumsuz şeyleri çekmiş oluyoruz hayatımıza, onu ne yapacağız?
1 /