@rebelin korubenisi

"yunus öldü diye sela verirler/ölen hayvan imiş aşıklar ölmez"

  1. toplam entry 9721
  2. takipçi 42
  3. takip edilen 1
  4. puan 73160
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 8 yıl önce

sinovac mı biontech mi

turkovac diye yanıtlanabilir soru. şaka şaka biontech diyorum 28 haziran pazartesi günü. off bu aşının veletken boğazımıza dökülen zehir gibi acı bir aşı vardı, öyle bir hali yok mu? ya da zaten çip olduğu için hap halinde versinler işte ne gerek var iğneye falan? çık kırkıyırım...

dotan

şu şarkısıyla birlikte tanıştığım müzisyen. atiye 3. sezon final bölümünde yer alıyor. müthiş etkileyici bir sahneye fon olmuş ve öyle güzel tamamlamış ki onu. başka bir yerde duysam bu kadar sevemezdim belki.

atiye [dizi]

3. sezonu yayınlanmış dizi. yine 80 milyon insanın aksine ben beğendim. kullanılan mitolojik ögeler, mekanlar, müzikler mükemmeldi. Mardin nasıl büyülü bir şehirsin! atiye karakterinin giyim tarzına aşık oldum. hikayeyle ilgili her şey nihayetinde yerli yerine oturmuyor ama gerçekten böyle bir gereklilik var mı böyle bir dizide? bence hiç yok. bu kadar düz bakmamak lazım. ilk iki sezona göre daha durağan bir sezon olmuş. ancak hakkında yapılan 10 eleştiriden 11'inin olumsuz olmasını hak etmiyor bence. şurada tüm sezonlarda kullanılan şarkıların listesi var. uzunca bir süre uğrak yerim olacak gibi.
git $full_url=git

çocuğunun mezuniyetinde ağlayan ebeveyn

yıllarca anlam veremeden izlediğim ebeveyn-di. bugün bazı sebepler dolayısıyla kuzenimi 4. sınıf mezuniyet törenine anne babası yerine ben götürdüm 4. sınıftan mezun olmanın kutlanmasını dünyanın en saçma şeyi bularak. sonra ne mi oldu? o gözleri dolan ebeveynlerden oldum. -mış gibi yaşamaların kraliçesi olduğumu söylemiş miydim?- kendi mezuniyetimi nefretle, bitse de gitsek modunda geçiren ben 10 yaşındaki veledin saçma sapan mezuniyetinde duygulandım ve o anne babaları anladım. çok haklıymışlar. alın anne babalar, peçete!

bir delinin karalama defteri

bir an. yazın ortaları. yaza alışıp hiç bitmeyecek sandığımız vakitler. bahçe, masa, bana gülümseyen yüzün. güneş yüzümde, gözün gözümde limonata yapmak için eve yöneliyorum. sesleniyorsun arkamdan, "limonataya nane koymayı unutma. bir de geç kalma, özlerim."

hayalin de çalıntısı olur, bu onlardan biri. hayal kurmanın nasıl bir şey olduğunu unuttuğumdan ve hiç güneşli hayalim olmadığından çaldım onu. özür dilerim. belki rüyamda iyi bir şey görür mutlu olurum diye erken uyuyup geç uyandığım günlerin sonu gelmiyor. artık gelsin! Friedrich, gel...

siyah beyaz

Gülten Akın şiiri. gelmesini istemediğini, "gelme" dediğini bekleyebilir bazen insan.

"Beni dünyadan ötelere götürdün
Kollarımı bağladın dur dedin
Tuz kokan geceler dur dedi
Durdum bekliyorum, gelme

Ay aydınlık gece kara
Gözlerimin ardında karanlık ölesiye
Canlı ve cansız ne varsa sımsıkı
Bu saat daha yakın daha el ele
Şimdi yalnızlığımdan utanıyorum
Durdum bekliyorum, gelme

Bunu ta başından biliyordun
Bir gün buralarda sonuncu kalışım olacaktı
Ellerinin bir anlık şeklini tutacağım
Bozkırdan günün son treni geçecek
Ben her şeye ardından bakacağım
Bunu ta başından biliyorum
Durdum bekliyorum, gelme

Artık ne sen konuşmalısın ne başkası
Yaşamak adına geçtik bütün değerleri
Beyazın en orta yerinde duydu yürek
Bu rüzgar tutmaz insanı uzun boylu
Bu rüzgar serseri

Şimdi kavramların ve cümle rüzgarların dışında
Durdum bekliyorum, gelme."

hemingway'in bir hikayesinden çağrışımlarla

ataol behramoğlu şiiri.

"Kadın ve adam oturuyorlardı
Uzakta beyaz dağlar vardı
Gara girmek üzereyken Barselona-Madrid treni

Kadın üzgündü, üzgündü, üzgündü
Adam düşündü, düşündü, düşündü
Aşkımız bitmesin isterim dedi

Biralar içildi ve başka içkiler
Kadın ve adam kederliydiler
Ne birleşiyor, ne ayrılıyor elleri

Neden, neden sönüp gider bir aşk
Acının silinmez tortusunu bırakarak
Onulmazca inciterek yürekleri

Kadın daha gerçek bir acıyla yaralıydı belki de
Tasalı bir sevecenlikle baktı erkeğine
Gözyaşları içinde gülümsedi

Kadın ve adam oturuyorlardı
Aralarında bir masa vardı
Ve hüznün aşılmaz engelleri"

eros ile thanatos

Hilmi Yavuz şiiri. kitapları karıştırırken altını çizdiğimi unuttuğum dizelerle karşılaşmaya bayılıyorum.

"sana sarı bir yaz gönderdim
onu bir zaman gibi koynunda sakla
önce kuytular göle çekildi
ayrılık, ayrıldığın yerde değildi
herkes, artık, elbette
dağ’dır biraz
ve sarı yaz senin perden

suya gömdün yaprağın adını
bir kentin hüznüne benzedin birden
aşklar kimliksizleşti: süslü zamanlar!
sen ki kendi kendinin özleminden
sıkılırdın... sorardın:
‘olur mu,
anlamak aşkları eski güllerden?’

işte bir söyleyişin solgun yüzü:
artık ne bir anıdan arta kalanlar-
dan söz var! ne bir şey!
-boşuna!..
ölüm, olmak’tır ve bir söz kanar;
yalnız yalnızlıklardır bizden olanlar!
onlardı, gittiler... daha gelmeden...


bense akşam oldum artık
ve akşamlar, benim gövdem..."

seni kaybettiğimde

pera grubuna ait en güzel mevsimim albümünde yer alan şarkı. güzel bir şarkıymış bu akşam rastlaştık. ama aşk acısı olmadan pek anlamlı olmuyor ya off sosyal medya detoksum yüzünden sevgilim jason momoa'yı da unuttum ne zamandır. ne yapıyor acaba yarim, hedef tahtasına balta mı atıyor... neyse yine de sözlerinden bırakayım buraya.

"seni kaybettiğimde gördüm
bülbülü susturan yas gülümü de soldurdu
seni kaybettiğimde gördüm
bende artık akşam oldu
güneşimi söndürdün

seni kaybettiğimde gördüm
bülbülü susturan yas gülümü de soldurdu
seni kaybettiğimde gördüm
bu nasıl bir acıdır
öldüm öldüm..."

kötülüğe kötülükle karşılık vermek

dişe diş, kana kan durumu. bir süredir böyle bir eylemde bulunmayı düşünüyordum. bu beni kötü yapar mı yoksa haklıyım deyip üste mi çıkarım diye konuyu farklı açılardan değerlendiriyordum. çünkü ilgili kişi gerçekten hak etmişti böyle bir dersi. ancak sarımsakla yüzümü yaktıktan sonra hafif bir erdim. kimse kötü bir şey yaşamasın diyorum artık bana kötülük yapanlar dahil. hamdım, piştim, yandım... ama sarımsakla olduğu için etkisi ne kadar sürer bilmiyorum.
1 /