1. toplam entry 33256
  2. takipçi 31
  3. takip edilen 33
  4. puan 177240
  5. statü
  6. rütbe moderatör
  7. kayıt tarihi 12 yıl önce

süleyman çakır

kendisi kısa ömründe laz ziya'nın ciğerlerinden nefes alan, bir rahmetli devlet büyüğümüzdür. vefatıyla oluşan boşluk hala doldurulamamıştır. polat alemdar'ı, memati'yi türk milletine armağan eden hep odur. gerçek hayatta ne yaşıyorsa filmde de onu oynamıştır. yani yok filmde şöyle pozlar vereyimde şekil olsun, diye düşünmemiştir.

haraç yer, kumarhane çalıştırır, karı pazarlar, silah kaçakçılığı yapar ama uyuşturucu satmazdı. "kötü iş bu uyuşturucu işi" derdi. hep toplumsal mesajlar verirdi. kendi eğitimsizdir ama insanların eğitim görmesi için çırpınırdı.

ölümünün ardından, memleketimizin pek çok yöresinde, gıyabında cenaze namazları kılınmış, tekbir getiren kalabakların infiale kapılmasından endişe duyulmuştur.

bu canparesini, büyük sanatçı oktay kaynarca canlandırmıştır.

nuri ergin

nuriş abinin alaattin çakıcı ile husumeti vardır. kendisi kurtlar vadisi isimli türk sanatının başyapıtı olan eserde "cerrahpaşalılar"ın lideri olarak gösterilmiş, nuriş abi "halit" kardeşi sedat ise "metin" olmuştur. rahmetli süleyman çakır'ı (yani çakıcıyı) öldüren cerrahpaşalılar nezdinde, başta nuriş abi olmak üzere, ergin kardeşler türk toplumunun büyük nefretini kazanmışlardır.* ama oh olsun ki, polat alemdar abimiz topunun ruhunu bedenlerinden ayırmıştır.*

arı kovanına çomak sokan kız

merhum yazar stieg larsson'un ölümünden sonra yayınlanan milenyum üçlemesinin sonuncu kitabıdır. 13,5x21 cm ebatlarındaki kitap 799 sayfadır. ilk iki kitap hakkında sallamışız, bunun hakkında da sallamazsak çok ayıp olur. ejderha dövmeli kız'la başlayan zincirleme olaylar, bu kitapta çözüme bağlanıyor. diyebiliriz ki, ejderha dövmeli kız serim, ateşle oynayan kız düğüm, arı kovanına çomak sokan kız ise sonuçtur. ilk iki kitapta, rahatsızlık verecek ölçüde yer verilen abartılı cinsellik bunda yok. bununla birlikte çok girift biçimde tasarlanmış olaylar, çok kolayca çözülüyor ki, bu da romana yavan bir tat vermiş.

ateşle oynayan kız

stieg larsson'un milenyum üçlemesinin ikinci kitabıdır. üçlemenin ilk kitabı olan ejderha dövmeli kız'da, geçmişin tozlu sayfaları arasında bir aile dramını ve bir kayıp insanı ortaya çıkaran kahramanlarımız, bu romanda seks tacirlerini afişe etmektedirler. ilk romanın aksine, olaylar bu kez bir cinayetin etrafında gelişmektedir. ilk romanda olduğu gibi, bunda da yazar lisbeth salander'ın güzel mi, yoksa çirkin mi olduğuna karar verememiştir. kahramana silikon takviyesi yapılmışsa da, yazar bir sayfada aslında güzel dediği kahramanına, diğer sayfada çirkin demektedir. erkek kahraman ise pantolonunun fermuarını kapamaya fırsat bulamadan, araştırmacı gazeteciliğe devam etmektedir. bunun dışında, ilk kitaba göre hikayedeki karakterlerin sayısı artmıştır ve çözülmesi gereken olay daha girifttir.

bir de bu varmış akabinde:

(bkz: arı kovanına çomak sokan kız)

ejderha dövmeli kız

stieg larsson'un milenyum üçlemesinin ilk kitabıdır. bol reklamla ve haberle pompalanmıştır, ama okuduktan sonra "vay anasını" diyip, okuru düşünceler içinde bırakan, sarsan bir kitap değildir. okuması zevklidir, akıcıdır. 650 sayfa civarında olmasına rağmen, bir anda bitiriverirsiniz. okuyarak edebiyat birikiminize çok büyük bir katkı yapmazsınız, okumayarak çok şey kaybetmezsiniz.

kitapla ilgili başka ne diyebiliriz, nasıl bir izlenim bırakmıştır bizde bakalım kısaca:

-isveç'te iş yeri arkadaşları, evli olmalarına rağmen birbiri ile sevişmekte bir sakınca görmez.

-isveç'te yalnız bir kadın ve yalnız bir erkek, bir şekilde başbaşa kalırsa mutlaka sevişir. evli olmaları ya da sevgililerinin olması durumu değiştirmez. o an için yalnızsalar ve başbaşa kalmışlarsa, sevişirler.

-isveç'te evli çiftler, tribünlere üçlü çektirmeyi* severler, yatakta üçüncü bir kişinin* olmasını severler.

-isveç'te bekaret alt sınırı çok aşağılardadır.

-aklı fikri uçkurunda olan isveçliler, sevişmekten fırsat bulup cinayetleri çözer, suçluları ortaya çıkarır, vurguncuları haklarlar.

-isveçliler, daima topukları üzerinde geri dönerler.

-isveç soğuktur.

kahramanlarımız kim mi?

ejderha dövmeli kız - lisbeth salander
tuttuğunu öpen araştırmacı gazeteci - mikael blomkvist
doğuştan boynuzlu bir kocaya sahip olan azgın kadın - erika berger

yetmedi mi? al sana:
(bkz: ateşle oynayan kız)

yetmedi mi, yetmedi mi al sana:
(bkz: arı kovanına çomak sokan kız)

vito corleone

corleone ailesi'nin reisidir. tam adı vito andolini corleonedir. michael corleone, fredo corleone, constanzia corleone (sonradan rizzi) ve santino corleone'nin öz babasıdır. tom hagen'i ise evlat edinmiştir. emilio barzini ile oluşan rekabet ve düşmanlıktan ötürü, barzini ailesinin destekçisi olan tattaglia ailesi tarafından suikaste uğramış, ağır yaralı olarak kurtulmuştur. büyük oğlu santino öldükten sonra ailenin işlerinde, ortanca oğlu fredoyu atlayarak, michael'i yetkili yapmıştır. the godfather'da marlon brando tarafından canlandırılmıştır.

(bkz: mario puzo)

corleone ailesi

sicilya'dan gelen vito corleone tarafından kurulmuştur. ilk başta new york'da genco şirketi çatısı altında ya da paravanı ardında, faaliyet göstreren aile daha sonra nevada'ya taşınmış ve new york'daki işleri ailenin bir koluna devretmiştir.


vito corleone - ilk don.
carmella corleone - anne, vito'nun eşi.
santino corleone - vito corleone'nin büyük oğlu
fredo corleone -vito corleone'nin ortanca oğlu
michael corleone-vito corleone'nin küçük oğlu
constanzia corleone-rizzi - vito corleone'nin kızı
tom hagen- vito corleone'nin evlatlık oğlu, avukatı ve ayrıca ailenin consigliere'i
apollonia corleone - michael'in ilk eşi
kay adams- michael corleone'nin eşi
mary corleone - michael corleone'nin kızı
anthony corleone - michael corleone'nin oğlu
vincent corleone - sonny corleone'nin gayri meşru oğlu
andrew hagen - tom hagen'in oğlu
johnny fontane- vito corleone'nin vaftiz oğlu

hz. ibrahim'in vasiyeti

geçtiğimiz yıllarda bestselır olmuş romanlardan biri. yazar sam git hem emmeye, hem de gömmeye gelecek şekilde kurgulanmış bir kitaptır. ne hikaye boyunca sürdürülen aksiyon şaşırtmaktadır, ne de kitabın sonu. ambalajı güzeldir, alınacaksa bu yüzden alınmalıdır. cari hikaye ırak'ın işgali ile başlar, geçmişte hz ibrahim zamanına kadar uzanır. sonu geldiğinde, "bitmesi iyi olmuş" dersiniz.

pala bıyık rocky

yeşilçam'ın, yani türk sinemasının, ortaya atabildiği en fantastik karakterdir. başrolünde kemal sunal'ın yer aldığı tarzan rıfkı filminde, kendini dev aynasında gören mafya babası biri olarak, hayatımıza girivermiştir. yüzüne bakınca korkacağına, tebessüm eder insan. zira isimdeki şirinlik yeter tebessüm etmek için. ayrıca bu filmi izleyenlerin pala bıyık rocky'de görecekleri bir diğer şey de, bu adamın aynı zamanda pala kaş da olduğudur. adem taşay tarafından canlandırılmıştır.

şah ismail

çaldıran savaşı'nda gerek hırsı ve gerekse danışmanlarının yanlış yönlendirmeleriyle, çok büyük bir bozguna uğramıştır. ailesini bile savaş meydanında bırakarak çekilmek zorunda kalmıştır. çaldıran'a tekrar, ancak osmanlı ordusu istanbul'a döndükten sonra avdet edebilmiştir. çaldıran'da çekilmek zorunda kalmıştır; ama savaş meydanında son ana kadar kılıç elde, en ön safta savaşmıştır. bizzat yavuz'un çadırına doğru tek başına defalarca saldırdığı, muhafızları geçemediği söylenir. kolundan, bacağından ve başından yaralanmasına rağmen geri adım atmamıştır. şayet atı vurulup da, atının altında kalmamış olsaydı, ölene kadar da meydandan ayrılmayacaktı. bu durumu gören muhafızları kendisini savaş alanından uzaklaştırmıştır. bu olay şah ismail hakkında en çok bilinendir.

aslında üslup olarak, yavuz sultan selim'in horasan ve iran topraklarındaki izdüşümüdür. erdebil tekkesinde yetişmiştir. şeyhlik gömleğini çıkarıp, şahlığa geçiş yaparak tebriz'e girip hükümdarlığını ilan ettikten sonra, yavuz'un en çok eleştirildiği konu olan, alevi katliamının bir benzerini kendi topraklarında sünnilere yapmıştır. tebriz'de kurdurduğu devasa yağ kazanlarında binlerce sünni müslümanı haşlatmıştır. bu kazanlar gözdağı unsuru olarak tebriz, bağdat gibi büyük şehirlerde hazır tutulmuştur. iskender pala şah ve sultan adlı romanında, bu kazanlardan bahsettiğinde, alevi kesimlerden tepki görmüş ve yalanlanmışsa da, alevi toplumun önde gelen kanaat önderlerinden ve yazarlardan reha çamuroğlu ismail adlı tarihi roman-biyografisinde, bu olaylara ayrıntılı şekilde değinmiştir. hakeza, konunun ele alındığı ciddi bütün araştırmalarda, yazarın kimliği ne olursa olsun, şah'ın şiddete eğilimli bu yönüne vurgu yapılmıştır.

çaldıran öncesinde ve sonrasında iki farklı şah görmekteyiz. çaldıran öncesinde sertlikte ve acımasızlıkta yavuz ile boy ölçüşen, anlatılanlara göre düşmanlarının kafatasından şarap içen bir hükümdar iken, çaldıran'dan sonra ufku daha açık, daha bilge bir hükümdar. çaldıran'da yenilmesinden daha çok, akan kardeş kanının müsebbiblerinden biri olmasına üzülmüştür. sonraki yıllarda tekrardan yavuz'un karşısına çıkmamasının bir nedeni de, cesaretini yitirmesi değil; kardeş kanı dökme hatasını bir daha işlemek istememesidir. zaten çaldıran sonrasındaki süreçte, bu bağlamda ülkesinde sünnilere karşı yürütülmesini emrettiği takibatlar da görece azalmıştır.


bilindiği üzere, şah ismail önemli bir şairdir de. alevi kesimde en büyük beş şairden biri olarak da, saygı görmektedir. çaldıran savaşı'na kadar "hıtayî" mahlası ile yazmıştır. bunun hıtay topraklarının efendisi gibi bir anlamı vardır. çaldıran savaşı'nda yaşanılan hezimetten kendisini sorumlu tutmuş, bu savaştan sonra "hataî" mahlası ile yazmıştır. hatanın sahibi, hatayı yapan gibi bir anlamı vardır. çaldıran'dan sonra şah, dünyevi hayata küserken, ruhsal ya da içsel açıdan muazzam olgunluğa erişmiştir. çaldıran'da şii ya da sünni, ölenlerin türk olduğunu, kendisinin bu yola çıkarken bunu arzulamamış olduğunu söyleyebilmiştir. yavuz ise, çaldıran'dan önce neyse, çaldıran'dan sonra da o olmuştur. zaten osmanlı-safevi rekabetinde osmanlı'yı öne çıkaran da, yavuz'un şahsında kendini gösteren, disiplin-düzen-istikrardır. şah, çaldıran sonrasındaki inziva günlerinde, osmanlı'nın bu düzeninin kendi ülkesinde de uygulanması gerektiğini, yoksa ilerlerleyen yıllarda ülkede iktidarın türkmenlerden, acemlerin eline geçeceğini de öngörmüştür. fakat savaş sonrasında yaşadığı üzüntünün de tesiriyle, bu konuda bir şey yapmamış, bu sıkıntıları oğlu tahmasb'a havale etmiştir.

şah'ın yönetimdeki en büyük sorunu, düzenli bir ordusunun olmaması, bürokratik bir geleneğin mevcut olmaması, kısacası devlet teşkilatının merkezi olamamasıydı. göçebe türkmenlerle bunu yapamayacağını düşünüyordu. hayallerinde yaşattığı istanbul, onun için bu yüzden önemliydi. istanbul'a sahip olsa, onun bürokrasi ve düzenini de ele geçirmiş olacaktı. zaten bu şehirde taraftar toplamak adına halifeleri de yıllarca istanbul'da çalışmışlardı.

son olarak ozanlığı ile bir not düşelim. çaldıran'dan önce hıtayî, çaldıran'dan sonra hataî mahlası ile yazmıştır:

hıtayi işin düşer,
gelip gidişin düşer,
dişleme çiğ lokmayı,
yerine dişin düşer*

------------

men bağçaların gülüyem,
her çimenün bülbülüyem,
kırk kapunun kilidiyem,
açabilen gelsün beri.*

sabahat akkiraz

"alevi, sosyal demokrat olmak zorundadır" sözünün sahibidir. chp'den aday adayı olduğuna göre, kendisinin sosyal demokratlığı yanlış algılamakta olduğunu söyleyebiliriz. ne bileyim, "sivil toplum" diyip de, işçi partili olmak gibi bir şey bu sanırım.

kitaro

asıl adı masanori takahashi`dir. bizde en çok ormanları gösteren belgesel veya görüntülerde fon müziği olarak çalınan the silk road şarkısı ile tanınır. kozmik olarak adlandırılan tarzı için, ruhsallıkla ilgisi olduğunu ve insanları düşünmeye ve hissetmeye sevk ettiğini söylemektedir. sanırım bu da neden memleketimizde çok tanınmadığını anlamamız için yeterlidir.

derinlere dalmak, kendi içine düşmek, düşünmek, ağırlıksız kalmak, boşlukta asılı kalmak istendiğinde ilaç olan eserlerin sahibidir.