1. toplam entry 284
  2. takipçi 3
  3. takip edilen 9
  4. puan 1988
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 12 yıl önce

kuşunu arayan bisikletli çocuk

geçenlerde dergiden çıkıp eve geldim. mutfakta akşam için bir şeyler kızartıyorum. ocağın başındayım, sıcaktan kendimden geçmişim. açık pencereden çocuk sesleri geliyor. “ne çok çocuk var bu mahallede” diyorum. bir tanesi –apartmanın yakınlarında olacak- “abla, abla!” diye sesleniyor. ya hu diyorum bu çocuğun abla diyebileceği yaşta biri yok bizim apartmanda. israrla sesleniyor, “abla, abla abla!”
“kimse ablası bakıverse şu çocuğa, yazık kendinden geçti sesini duyuracağım diye.” ablası olacak şımarık, “efendim, ne istiyorsun?” demiyor çocuğa. çocuk ısrarla, “abla, abla, abla, abla!” diye yırtınıyor. bir an dedim, yoksa bana mı sesleniyor? ama imkanı yok, zaten gün boyu işteyim, çocukların varlığımdan haberdar olması mümkün değil. pencereden gördü desem perdeler kapalı. bir an cama doğru yaklaştım. bisikletli bir çocuk duruyor bahçe duvarının ötesinde. ses şiddetlendi ve “abla” kelimesi daha vurgulu bir şekilde çıktı ağzından. ocağa geri döndüm. çocuk yılmadan aynı iştiyakla sesleniyor. araladım perdeyi, baktım hakikaten bana sesleniyor. o, bi’ zahmet dönüp de, “ne istiyorsun?” diyemeyen şımarık ablanın ta kendisiyim. “efendim canım, ne oldu? diye sordum. çocuğun yüzünde çok bariz bir ızdırap, içi acıyor belli. “abla!” dedi. “bayramın 3. günü böyle mavili yeşilli bir kuş geldi mi sizin eve?” “yok canım” dedim. “gelmedi.” “peki o kuş sesleri nereden geliyor?” diye sordu. “bilmem, ocakta yağ kaynıyor, onun sesini mi benzettin acaba?” zaten üzgün olan suratı biraz daha düştü. “aşağıdaki evden mi geliyor sence?” “bilmem ki” dedim. “tamam o zaman” dedi, gitti.
çıkmıyor aklımdan. kaybettiği kuşuna üzülen o bisikletli çocuk benim bir şeyim oldu. bir şeyim işte, adını tam koyamıyorum. haftalar önce kaybettiği kuşunu hala sokak sokak, ev ev arayan o çocuğun yüzündeki ızdırapla kıyaslıyorum sıkıntı diye gönlüme yük ettiğim şeyleri. parasızlıkla kıyaslıyorum, kâbuslarımla kıyaslıyorum, hastalıklarla, hatta ölümle kıyaslıyorum. yemin billah gönlüme koyduğu şu sızı kadar etmiyor biri.
canım bisikletli, kuşunu arayan çocuk! sen benim bir şeyimsin. adını koyamadığım bir şeyim…

tanım: varlığına şükredilesi çocuktur.

sözlük yazarlarının karalama defteri

fötr şapkalı, pardösülü, yaşlıca bir adamın -üstelik çok ağır adımlı- gittiğim her yere ardımdan geldiğini düşündüm.
şöyle ki sabah işe gidiyorum. duraktayım. otobüsüm gelmiş, binmişim, hareket ediyoruz. durakta bana ifadesiz bir şekilde bakan bizimkini görüyorum. arka taraflara doğru ilerliyorum. boş bir koltuk görüyorum. tam oturacağım, iki arka koltukta bizimki aynı ifadeyle bakıyor bana. ne zaman kafamı çevirsem kesintisiz aynı bakış...
işe gelmişim. yoğunluk vs. kafam bizimkinde ama şükür ki yok ortalıkta. öğle molasında arkadaşlarla dışarı çıkmışız. gözlerim devamlı adamı arıyor. yok. demek ki sabah aç karna üst üste dört tane winston ligt içmişim. halisünasyonlar görüyorum. biraz rahatlıyorum. derken unutuyorum adamı. arkadaşlarla yemeğin ortasına gelmişiz, biri başından geçen önemsiz bir olayı anlatıyor. gözüm arka masaya kayıyor birkaç saniyeliğine. bilin bakalım kim. aynı bakış, aynı duruş...

bla bla bla...

(bkz: allah esirgesin)

bertolt brecht

anladık iyisin,
ama neye yarıyor iyiliğin.

seni kimse satın alamaz,
eve düşen yıldırım da
satın alınmaz.
anladık dediğin dedik,
ama dediğin ne?
doğrusun, söylersin düşündüğünü,
ama düşündüğün ne?
yüreklisin,
kime karşı?
akıllısın,
yararı kime?
gözetmezsin kendi çıkarını,
peki gözettiğin kimin ki?
dostluğuna diyecek yok ya,
dostların kimler?

şimdi bizi iyi dinle:
düşmanımızsın sen bizim
dikeceğiz seni bir duvarın dibine
ama madem bir sürü iyi yönün var
dikeceğiz seni iyi bir duvarın dibine
iyi tüfeklerden çıkan
iyi kurşunlarla vuracağız seni.
sonra da gömeceğiz
iyi bir kürekle
iyi bir toprağa.

(bkz: iyi adama bir iki soru)

vüsat o. bener

"denizdi bakan sabaha, yorgun, ağır, derin, kırışık, eskimesiz, çoğalmayan ve çoğaltmayan. o bile ölürdü ha? sokuldum ısıyı oluşturan, dokunan, dokunabilmeyi bilmez ellerine. 'acımasız olma bunca.' işte, buzul çağının virüsü olmaya çoktan razıyım. ya da ölüm mantıksa, o bile ölürse, biz neden yaşayalım? o bile ölüm öncesi ölüm bilincindeyse..."

şubat [dizi]

şimdi dizinin ayrı bir atmosferi, sebebini net olarak algılayamadığım bir etkileyiciliği var. kabul… oyunculukların kalitesi, karakterlerin başarılı oluşu, seçilen müziklerin kalitesi de tamam.
ama senaryo çok iğreti… elbette gerçekçilik aramıyorum ama boşluklar eksikler var. verilen mesajlar “kardeşim olur da anlamadıysan bak gözünün içine sokuyorum anla n’olur” diyor sanki. sonra bazı diyaloglar iyice yedirilmemiş sahnelere. havada kalıyor. olaylar çok hızlı gelişiyor. belki kurgu güzel ama senaryo zekice yedirilmemiş sahnelere.

sorularım ve laflarım var.

--! spoiler !--

ilk bölümlerde hemen şubat’ın meskenine geliyor yağmur. neymiş haber yapacakmış. ama ne hikmettir bir gece önce kendilerine saldıranlarla karşılaşıyor orada. ne tesadüf!

yağmur annesini nasıl bu kadar kolay affedebiliyor? kardeşinin varlığını nasıl bu kadar kolay kabullenebiliyor. bunlar zamanla olacak şeyler değil mi?

şubat, garibim aklı biraz gerice değil miydi? ne kadar hızlı toparladı kendini. aslanım benim mi diyeyim ona?

sabahın ölümü ne kadar hızlı ve kolay oldu? ölürken “oyunu ben kazandım” dedi? tamam yağmur ona oyun oynuyoruz falan dedi ama kazandığını hissettirecek ne oldu ki? sırf duygu katsın diye, altını dolduramadıkları diyaloglar koyuyorlar. kızıyorum.

deli’nin adı ibrahim diye, asaf halet çelebi’nin şiiri buraya cuk oturur diye düşünmüşler. cık oturmamış. oturtabilirlerdi ama oturtabilememişler.

yağmur’un avukat arkadaşı… yav bi avukat bu kadar salak olur mu?

bir de farklı yaşamlar nasıl bir anda bu kadar giriftleşebiliyor? yağmur şubat’a daha ilk bölümlerde aşık oldu. kızım az bi bekleseydin, sonra içimize sindirirdik biz aşkını.

sonra nazlı’nın arkadaşı, hoooop, yağmurun hapishane arkadaşı. oldu tamam.

yav elinizde bolca malzeme var anladık da hepsini küçücük bir alana sıkıştırmayın, yayın biraz. daha kabul edilebilir olsun.


--! spoiler !--
1 /