1. toplam entry 6690
  2. takipçi 5
  3. takip edilen 3
  4. puan 31740
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 25 yıl önce

türkiye bir x kaybetti

tek başarısı yurtdışına çıkmak olan tiplerin başlattığı yeni akım. bu şekilde türkiye'nin ne kadar büyük bir kayıp yaşadığını vurgulamak istiyorlar. öyle ki ülkenin bayrakları yarıya indirip 40 gün yas tutması gerekiyor. ülkenin ileri gelenleri "tülaaaağğy geri döööğğn" mitingleri düzenleyip bu evrensel dehayı geri çağırmalı. gittiği ülkelere kafileler yollayıp onlara eşlik ettirip geri getirtmeli.

bu tiplere bu kafayı yaşatan şeyi merak ediyorum. acaba aynaya bakınca ne görüyorlar ki gittikleri için türkiye'nin önemli bir kayıp yaşadığını düşünüyorlar. ülkenin durumu vahim bu malum. gidenlerin gitmesini de normal karşılıyorum. ancak bu tipler dijital pazarlama, kimya gibi kritik olmayan mesleklerde çalıştıkları halde gitmelerini kayıp olarak görüyorlar. ülke biraz para kaybediyor, orası doğru. ancak insan kaybediyor dersen, işte orası tam tersi. bunun gibi egoist tipler defolup gittikçe onların yerini alacak tonla vatansever çıkacaktır inşallah.

masterchef türkiye

başta benim de karşı çıktığım ama büyük konuştuğumdan mıdır, kınadığımdan mıdır bilmem, izlemeye başladığım dizi. yalnız bu kazansın dediklerim sonuncu ve bu ne biçim tip Allah belanı vermesin dediklerim birinci hep birinci oluyor. öyle ki ben de şaşırmaya başladım. heralde bunu bilseler sevmediklerim sevinir sevdiklerim üzülürdü.

yalnız merak ettiğim bir şey var. oraya bir sürü yapmacık ve boğazına kadar kibirli tipler katılıyor ama millet bu tipleri de seviyor. bilmiyorum ben mi yanlış yorumluyorum yoksa insanlar mı görmüyor?

dünya sözlük

kimin gittiğini kimin kaldığını bilmediğim sözlük. ben şahsen ne burdayım ne de değilim. bu da ne kötü ne de iyi. bunun sebebi de hem belli hem de değil. şimdi sizin kafanız da hem karıştı hem de karışmadı. ben de hem saçmalıyorum hem de yine saçmalıyorum.

her şey bir yana yazar engelleme uygulaması tekrar olsaydı mühteşam olurdu. sözlüğün arkasında geçen emekleri az çok bilen biri olarak "yazar engelleme niye yok yea" diye şımarıklık edecek halim yok ama sırf bu yüzden sözlüğe girmek istemediğim bile oluyor bazen. hatta sırf tek bir kişi yüzünden. üstelik yazardan nefret ettiğimden falan da değil. sebebi çok değişik. her neysam.

johnny got his gun

metallica'nın one parçasıyla öğrendiğim 1971 yapımı film. en güçlü savaş karşıtı filmlerden biri olarak ünlenmiştir ancak adamın o durumuna kıyasla çok çarpıcı bir şey beklememe rağmen bana o kadar çarpıcı gelmedi. yani her tarafımız acındırma filmleriyle sarılı olmasaydı baya etkilenirdim. şimdi ise bu filmlere yapımlara o kadar çok maruz kaldık ki gözümüzle görmesek etkilenmiyoruz. bu filmde ise adam durumunun fenalığına rağmen çok çok kötüymüş gibi davranmıyor bence. biraz ümitsiz davransaydı savaşın kötülüğü ve yıkıcılığı daha net ortaya çıkardı. savaş sahneleri ve askerlerin savrulan, parçalanmış vücutları vs. bekliyordum mesela ama filmin bütçesi bunun için pek yüksek değilmiş sanırım. bir de savaş çığırtkanlarının filmi ve kitabı engellemek için ellerinden geleni yapmış olmalarını göz önünde bulundurunca normal geliyor.

hiç yansıtamamış demiyorum bu arada. bazı sahneleri insanı gerçekten o anı yaşattırıyor. özellikle askerlerin kağıt oynadığı sahne ve bir askerin söylediği "o ölü değil. niye bizimle geliyor ki" cümlesi baya iyiydi. bir önceki tanımda da geçen konuşma da sanırım filmin en vurucu kısmı olsa gerek. kitabın ve filmin ismi de tam oturaklı olmuş bence. zamanında "johnny, get your gun" * diyerek milleti savaşa topluyorlarmış. kitap da buna atıf olarak bu ismi seçmiş. argoda bu ismin anlatmak istediğini çok iyi tabir eden bir söz var ama ortam pek uygun değil. onun yerine hafifçe "johnny gördü göreceğini" şeklinde çevrilebilir. bence çok iyi seçilmiş.

letgo

sahibinden ile kıyaslanıp onun arayüzü kötü, bunun iyi denilmiş uygulama. şaka mı yapıyorsunuz yoksa daha önce mobil uygulama falan mı görmediniz? onu geçtik ürünlerin kategorisi pazardan hallice olan bir uygulama nasıl iyi olabilir? atıyorum "Android şarj aleti" diye arattırıyorsun sırf "alet" kelimesi geçiyor diye gidiyor tornavida, İngiliz anahtarı gibi aletleri getiriyor.

konum filtrelemesi dersen, o da tam bir fiyasko. Ümraniye'de otururken konumumu Fatih diye gösteriyor. 5 km çevredeki ürünleri listele diyorum gidiyor Beyoğlu'nu getiriyor. şaka mısın abicim sen?

evlenmelik erkek mesleği

yazılım değildir. yazılımcı ile evlenmek isteyen bilgisayarından kopamayan birisiyle beraber olacağını göze almalı. tatilde de çalışma, geceyarısı geç vakitlere kadar çalışma, kafanın hep yoğun olması da hep olan şeyler.

erkek için de kötü bakmayın aslında. şöyle rahat rahat oturup çalışamıyorsun çünkü hanım kızıyor. * * *

on premise

bulut tabanlı sistemlerin aksine firmaların kendi sunucularında barındırılan sistemlerdir. firmalar bu sayede bu sistemlere daha çok hakim olur ancak sunucu maliyeti, güvenlik ve performans gibi konuları da bu firmaların çözmesi gerekir. online sistemlerde bu durum yoktur ama veritabanına doğrudan ulaşamamak gibi nedenlerden dolayı yönetimi biraz daha kısıtlıdır.

microsoft dynamics

içine daldıkça "vay be böyle bir şey de mi varmış" dedirten CRM yazılımı. online ve on premise şeklinde iki farklı seçeneği var. online CRM veritabanına SQL ile ulaşamadığımız için sıkıntı çekiyorduk. Microsoft birkaç ay önce sadece okuma yetkisiyle olsa da SQL erişimini açtı. tam "ooh süper" demişken bunun sorunlu olduğunu farkettik ve hevesimiz kursağımızda kaldı. bugün işyerinde birisi "ben SQL ile bağlanıyorum" dedi. ben "sorun var" dedikçe o yok dedi. sonunda baktık yoktu. düzeltmişler yani. çok iyi oldu gerçekten. sonunda sdk yavaşlığından kurtulmuş olduk.

hangfire

daha yeni tanıştığım .net platformu için yapılmış bir uygulama.* bu uygulama sayesinde arkaplan işlemlerini oluşturmak ve yönetmek daha kolay oluyor. task scheduler ile yarım saat uğraşmak zorunda kalmıyorsun. en önemlisi de task scheduler ile görevleri 1 dakikadan az çalıştırma imkanı yokken bununla saniyelik çalıştırma imkanı bile var. eğer ekrana yazdırırsanız görevlerin sonucunu da rahat rahat takip edebiliyorsunuz.

bir web application uygulaması oluşturup, hangfire ve görev ayarlarını yaptıktan sonra onu normal web uygulamasını yayınlıyor gibi yayınlıyorsunuz. dışarıya açık olması gerekmiyor. fakat bir veritabanı gerekli. projelere uygulamaya başladım ben de.

dünyaitiraf.com

normalde çabuk sinirlenip aynı hızda yumuşayan birisiyim. o yüzden çoğu zaman sinirlenmem ipe sapa gelmeyen şeyler için oluyor. ancak bugün gerçekten sinirlerim bozuldu ve hala kendime gelemedim tam olarak. 10 yılı aşkın süredir sözde bilgi işlem sorumlusu olan biriyle resmen imtihan oluyorum 2-3 gündür. kendilerinin kullanacağı bir web uygulaması yazacağız. sunucu veremem, altyapım uygun değil, veritabanına bağlanmayın kendi altyapınızı kullanın, kendi sunucunuzda barındırın, internet yok ama linke girince uygulamaya bağlanabilsin* ve daha bir sürü akla mantığa aykırı şeyler söyleyip zihin yapımı alt üst etti resmen.

zar zor bir şekilde internetin gerekli olduğuna, veritabanı kullanmak zorunda olduğumuza ikna ettik. bugün sunucuya uzaktan bağlanayım dedim ona da karşı çıktı. anydesk ayarla bari o şekilde yapayım dedim. çok şükür tamam dedi. bağlandım ama sunucuda bir şey yapmadım. sonra çok geçmeden çıktım. 1-2 saat sonra aradı sql durmuş sen bir şey mi yaptın dedi. yok dedim. ısrar etti. "emin misin" diye sordu. sinirli bir ses tonuyla hayır bir şey yapmadan çıktım ben dedim peki deyip kapattı. tepem attı resmen. patronum bile söyledi ne kadar acayip adam varsa sana denk geliyor diye.

adam resmen internet olayını baştan yazmamı bekliyor. web uygulaması yaz veritabanına gerek olmasın, internetsiz çalışsın, sunucuya gerek kalmasın. elim değmişken dünyaya ücretsiz internet de dağıtayım.

ikiyüzlülük

tahammül edemediğim şeyler içinde ilk sırada olan şey. sadece başkalarına değil, kendimde görecek olursam da sinirlerim bozuluyor. hem her fırsatta adaletten, sistemin bozukluğundan, ahlaksızlıktan, çirkinlikten bahsediyorlar hem de kendi hayatlarında kendileri etik, ahlak dinlemeyip "her yol mübahtır" sözünü kendilerine düstur ediinyorlar. genelde bu tarz insanlara kendi yanlışlarını söyleyince anında saldırıya geçiyorlar veya kırk dereden su toplayıp kendilerine kılıf uyduruyorlar. böyle davranmaları da zerre samimi olmadıklarını gösteriyor. sözlükte de benzeri durumlar epey görünüyor.

ne olmak istiyordunuz ne oldunuz

ilkokulda bizimkilerin "oturduğun yerde rahat yaşarsın" gazıyla bir süre eczacı. sonra biyolojiden pek anlamadığımı görünce uzun süre boşluk. lise sonda iken birkaç senedir yazılım ve bilgisayarla uğraştığımı ve bundan hoşlandığımı fark edince yazlımcı.

yalnız 7/24 oturup oyun oynamıyormuşsun onu gördüm.* * *
1 /