@tahammülfersa

“Oh, let’s go back to the start..”

  1. toplam entry 508
  2. takipçi 13
  3. takip edilen 11
  4. puan 5520
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 4 ay önce

sözlük yazarlarının karalama defteri

Üzerimde derin bir sessizlik halesi geziniyor bugünlerde. Ki Oldukça memnunum bu durumdan.

Son zamanlara nazaran hiç olmadığım kadar doluyorum. Cıvıl cıvıl kendime taşıyorum. Eskisi gibi Sürekli okumalar yaparak ruhuma pencereler açıyorum, Tefekkür alemlerimi diriltiyorum. kuru Gürültülerimden uzaklaşabildim biraz. Anlatarak dile düşürmektense anlatmayıp yüreğimi deşiyorum. Deştikçe içe doğru derinleşiyorum. Kalbimin yakarı öterlerde yankı buluyor.

Sessizliğe tahammül edebilince Fuzuli sözlerin ördüğü duvarlar yıkılıyor. Kelimeler üzerine düşmediğinde daha da berraklaşıyor o aşk. Özlem ve kavuşma heyecanını yutamıyor o gürültüler böylece. Feryatlar susuşlarda gizleniyor. Gizlendikçe daha da kıymetleniyor her şey.

Buralara özlemim ağır bastı ve günün anlam ve önemine binâen biraz karalayasım geldi. bir boşluk buldum, koştum geldim. * öyle özledim ki gidesim de gelmeyebilir.

Seneler önce o tahassüngahtan bu daüssılaya ilk adımı attığım gün bugün.

Hatırlayamasam da beni en çok seven’den ayrılmanın hüznünü ilk kez hissettiğim, o’na tekrar kavuşmak için hikayeler biriktirmenin hevesiyle beraber ruhumun bu ayrılığın ağırlığından aksayarak yürümeye başladığı ilk gün.

Bugün benim doğduğum gün.

Kimse bilmezken ve sevmezsenken beni, varlığımdan kendimin bile haberim olmadığı o ademden beni varlık alemine çıkarmayı diledi. Beni istedi. Bir o istedi. Bir o sevdi. “olmazsan olmaz” dedi. Sevdirdi kendini.. muhatap eyledi, sevindirdi beni.
Yaratıldığım için minnettar kıldı benliğimi.
Onu kırmaktan korkarcasına yaşama gayretinin lezzetini tattırdı. Kalbimde varlığına inanmanın tadını duyumsattı. En sevdiği kuluna bende eyledi.

aldığım ilk nefesin ciğerimi yakmasından bugüne çeyrek asır geldi geçti.. hiç geçmeyecek sandığım çok gün yaşasam da, ciğerim alıştı o yangınlara. Çünkü O, yangınlardan serinliklere yollar bulabilmeyi öğretti.

Eğer beni istemeseydi ve bana öğretmeseydi bu sabah yürüyüşünde göremezdi gözlerim bu güzelliği: git
bu şakayıkta okuyamazdım onun cemalini: git git
kedimin uykusundaki acizliğinde göremezdim rahmetini: git

Ara ara Zorlasa da bu imtihan meydanı, sırf bu üç dört kare için bile varolmaya değerdi.

Sızlanıyor gibi de görünsem de bazen, yaratılmış olmaktan hep mutluluk duydum. Hayatı hep sevdim. sevecek bir şeyler bulmaya çalıştım.
Yaşanan her sıkıntının arkasında yaratıcının kendini okutturmaya çalıştığını bildim. Hisler galebe edip Bazen unutmuş gibi yapsam da, içten içe hep bildim. Hüsn-ü zan ile vazifeli olduğumuzun idrakindeyim.
Ağır aksak/kör topal gitsek de bazen, neticede güzel olacak her şey. O bizim o hallerimize bir bebeğin yürümeyi öğrenirken düşüp kalkması sevimliliğinde bakıyor. eminim.

buralarda bazen sızlansam da siz bana bakmayın. Hüngür hüngür Ağlamak ve katıla katıla gülmek arasındaki o çizgi üzerinde geçiyor bana hayat. * bilirsiniz iki hal arasındaki çizginin ne kadar ince olduğunu.

Velhâsılı çağırıyorlar telefonu bırak diyorlar kızıyorlar düşünün ne kadar özledim sizi. şimdilik kaçar. Etmem gereken dualar ve tutmak gereken dilekler var.

Mutluyum bugün. Sevdiklerimle.. elhamdülillah.
bir’i eksik sadece.
Bir sevdiğim eksik.
Ki zaten o’nu dileyeceğim...


Hepinize benden çilekli, beyaz çikolatalı ve fındıklı pasta! *

dünya sözlük yazarlarının hayalindeki iş

Söylemlerim ara ara tersini söylese bile fıtrat annelik diye bağırıyor bas bas. İstediğin kadar ört kapat, zamanı gelince tahakkuk etmek isteyecek derc edilen o gizli kabiliyetler. Açığa çıkmak isteyecekler. Fıtrat illa ki kendini gerçekleştirmek isteyecek.

Dünya ve ahiret adına Hayırlı Bir evlat yetiştirebilmek kadar kıymetli ve zor bir iş var mı? bilemiyorum..
En yakın meslek öğretmenlik de olsa buna, hakkıyla yapılan bir annelik mesleği ile kıyas kabul etmez elbette. Hele ki bu zamanda zorun da zoru mesleği.

sözlük yazarlarının karalama defteri

Hiçbir vücut ısısı değiştirmiyorsa mevsim normallerini.. Sevmek yok artık.

Sevmek de yok artık.. Hiç kimseyi..

Sen yaz saati uygulaması, ben kış saati. Ortak bi takvimimiz bile olmadı..
Seni bir saat ileri almışlar, beni bir saat geri.
Bu zamanlar yoksa bize düşman mı?

Bilemem, Aklın kimde kalır?
Bilemem, hatrın kimde kalır?

Kimler sensiz kalır?
Bilemem...


Hangi yol düz gider, Hangi yol güze gider?

Bilemem aşk’lar ne için biter..

Aşkım, aşkın başından aşkın..
Aşkım.. aşkın başımdan aşkın...


ölüm

Dirhem dirhem cenaze kaldırmakmış bazen.
Nasıl mı?

Sanki “Sende bana yetecek sen kalmamış” veya “Bende sana yetecek ben kalmamış.” Durumu gibi.

Ölmüş gitmiş yok olmuş bir yerlerimiz.. bi yerlerde..

Çok çok acı. Yaşıyorken/henüz canlıyken o ölümün gölgelediği sükût hâli.
kelimeler o kadar çoktur ki aslında. duygular öyle taşkındır ki.. ona rağmen canlanamaz ya o hissedilen. insanı üzen budur aslında. bu kadar çokken az kalmak. Bu kadar fazlayken yok olmak. ete kemiğe
bürünememek.. ölmek... Daha Doğamadan.


git

“Sevda bahçesinde kurutulmuş bir gül idim
Beni sakla, bir ömür sev.. diye diye ölendim.”


..Kader ayrı telden çalıyorsa
Ben kederden, bi’ yerden dem vuruyorsam
Ucuz gönüllere kapanırcasına
Kahrolup kurusun bendeki gülistan...

halis

Doğum günün gülüm
“Doğum günüm bugün”
Doğum günüm diyorsun..


git

git


Doğum günün kutlu olsun, sen Mutlu ol senelerce..
Sana papatyalardan buket yaptım
Konacak ellerine...


Güller sensin bense seni saran papatyalar. Çünkü Sen bana hep sarı papatyam dersin.
Güzelim kokusunu sana ulaştırabilmeyi öyle isterdim.. buraya geldiğinde taç yapmak nasip olsun o güzel saçlarına.


Çok sevdiğim Bu şarkıyı doğum gününe saklamıştım.
Sana ikinci bir you&i armağanım olsun:




... Out of all the girls
You my one and only girl
Ain’t nobody in the world tonight
All of the stars, you make them shine like they were ours...



Sabahtan beri sözlüğe girebilmek ve bunları yazabilmek için neler atlattım neler.
Bilirsin, zihnimi toparlamak hep zor olur. Fotoğraflardaki aydınlık ise çalışmaların erken başladığına şahittir ama. *

Ayrıca Romantik poplin kollu gömleğimi saklayamamışım ve çıkmış aşağıdan, affedile. Öperim. *

çilek

Geçen sene 13 kilosundan bir başıma reçel yapma gafletinde bulunup ömür-ü hayatımdaki bütün çilek ayıklama ve reçel yapma kotamı doldurduğum meyve.

Krem şantileyip kendisiyle hayatımızı renklendirme günleri başlasın.

cüzdan

Hediye almanın zor olduğu bir eşya.

Kararsız biriyseniz ve karşı taraf da her şeyi beğenmeyen -daha bugün o kadar para saydığım parfümüme dandik dedi- kardeşiniz falansa daha da zorlaşıyor işiniz. Önerilere açığım sözlük.

Yazarlarınkilerin içi hiç boş kalmasın, bol bol güzellik dolsun diye de dua bırakılası tanım.

Sevmeden sevilmek

Hayatın ortasına çöreklenip gitmeyecek bir lanetmişçesine yapışır insana bunun yükü.

“Zaten bu kadar sevmesi yanlıştı ki.. bu bir hata, ona ait ve onun problemi” düşüncesinin arkasına sığınmak seven kişiyi istemeden de olsa incitmiş olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor malesef.

İnsan zamanla fark ediyor kırıp döktüklerini. Kırılıp dökülmelerimiz de bu yüzden belki de. Geçmişin bir nevi tövbesi.

“gel eritir demirleri bendeki bu ateş” der seven. Erimek şöyle dursun eğilip bükülmez bile sevilen.

“Sen aydınlığa, ben sana hasret” diye diye Yaşar sonra seven.

“Sevgilim öyle hemen olmuyor
Sen şimdi bir tohumda seyret kendini
Bakarsın, on yıl sonra bir ağaç olursun..”
diyerek “belki..” der sevilen. Olmayacağını bile bile.

nisan

Geliyor güzelim.

Mart kıştan bozma ve Mayıs yazdan bozma gibi sanki. Bahar demek Nisan demek bu yüzden benim için.

Çilek mevsimi de aynı zamanda.

Bir de Eylül var böyle güzel hissettiren. Nisandan eylüle atlamanın bir yolu var mı?

Hoş gelmiştir şimdiden.

evde yalnız kalmak

kendi evinde değil de aile evinde yalnız kalındığında içteki o çocukluktan kalan ziyan işleme isteğini Tuhaf şekilde Açığa çıkartan durum.

Lakin enerji yok enerji. Ziyan işleyecek bile enerji kalmamış.

Mutfağı alt üst ettiğin, gece gizlice dışarı çıktığın o gençlik zamanlarını anarak yatağa yapışıp sözlüğe tanım gir anca sen dedirten.

seyyah

İnsanın bu dünyadaki en önemli kimliklerinden biri.

“Sen, kâinattan Yaratıcı’sını soran bir seyyahtın.
İşin de buydu gücün de...”


“Her sabah evinin kapısından çıkıp akşam yeniden girmenin manası da buydu. Doğumunun da ölümünün de tek bir sırrı vardı: O’nu tanımak, O’nu bilmek.

Memleketin dünyaydı. Dünya, seni ağırlayan bir misafirhaneydi. Sen de nazlı ve nazdar bir misafir.

Dünya seni ağırlarken sen binbir hissi ağırlıyordun. Halden hale geçiyordu kalbin. Tatmadığın duygu, girmediğin halet-i ruhiye yoktu.

Semaya benziyordu kalbin.
Seferi bulutların seyri süluk ettiği masmavi bir yol gibi.

 “Bana bak, aradığını sana bildireceğim,” dedi sema.

Baktın.

Dün geceyi hayal ettin. Göz kırpıştıran yıldızlarla her gün farklı yaratılan bir manzara sana sırlar sundu.
Yaratıcı seni kendine muhatap etmiş, sırlarını açmıştı.

Daha ne istiyordun.

Ne ben değersizim, varlığımla yokluğumun bir farkı diyebilirdi, ne de Allah beni unuttu diye çocuksu bir küskünlüğe sığınabilirdi nefsin.
Artık, nefs-i emmarenin susma vaktiydi.

Saplanıp kalma mahrum olduğun şeye ya da şeylere.
Başını kaldır, bir seyyah olduğunu hatırla ve kâinatı dinle.”
1 /