@tahammülfersa

“i’m going back to the start...”

  1. toplam entry 333
  2. takipçi 19
  3. takip edilen 14
  4. puan 12212
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 1 yıl önce

dünya sözlük yazarlarının ruh hali

git

O ilk gün, bir tebessüm filizlendi..

Birine sonsuzca güvenmenin en büyük zaferlerden olduğunu gördüm..
Köklerinden ellerinle tutup kurumuş ağaçları sökmek..
Ve bakıp titrek kollarının arasında.. çok yorulduğunu bilmek..
sonrasında o topraklara yesyeni güller dikmek..

Bir Yudum suymuşçasına hasretleşmek,
istemsizce titremek…
hayat ölüm arası birlikte nefesleşmek…
Tüm Kendini kandırmalardan arındırmak..
self defans..
Geri kalan hiçbir şeye yok şans..
Ah bu baş döndüren türbülans…

Sinen içine yangınlarından birlikte kül topla..
Ya da çık dışarı o aptallar gibi beyaz tavşanı ara..
Yahut al silahlarını, birlikte dünyalarını tara..
Ve sonra geç aynanın karşısına, saçlarını tara..
Ya da tüm özlemlerini o’nun aynasında ara…

kasım

Bir başka diyorlardı, öyleymiş.. denendi; onaylandı.

Sonbahara yok oluş diyorlar bir de. Kasım özelinde, başlıbaşına bir diriliş.

Baharlar insanın içinde açınca, ister fırtına gelsin yahut tsunami.. kalbinden çıkan ebemkuşakları savuruyorsun tüm umursamazlığınla. Yağmurlardan çiçekler filizlendirip.. soğuklardan “alev alev”ler devşiriyorsun..

“Güllerim dirildi kaldırımlarda..
Gonca yüklü dallarıma, bahar vurdu..”

saat farkı

İzafi falan değil insanın gecesini gündüzüne karıştıran meridyenler arası fark.

Hala tam aşamadığımız Jet lag rahatsızlığı yetmiyor gibi, metabolik faaliyetlerinizin de artmasıyla insanın bünyesini iyice çalkalandırıyor.

Mesafelerin rahatsızlığı olacaksa bu şekilde, tam olarak böyle olsun be.

Biz devrimciler, güney yarım küreden selamlar. Atlas çok güzel, gelsenize. *

Kilobatra

En Harika bir ismin sadece ama sadece harika yazılış versiyonu.

Aslında öyle değil işte.. ki tam olarak şöyle;

Sezar’a Kendi gemilerini yaktırıp, Nil sularında boğulmayacakları dahi boğduran, tek başına iktidar koltuğuna oturan.. bitişiyle bile en köklü imparatorlukları kurduran..

Kendiyle olan mertçe mücadelesi parmak ısırtan. Evrimiyle düşman çatlatan. Cesareti tarih yazdıran. Basen dediğin nedir ki, olabildiğine güzellik olan.

Ve güzelliği karşısında büyülenilen.. Zira, Şânı bile yeten. *

yas yas yas gıley

Trap versiyonu efsane olan koyun çağırma repliği.

“Şimdiye kadar bizim memlekete hiç gelmemişti TRTci. Çoğ heğcanlıyam.” Diye samimane girip binler veciz ifadeyi sollayan dayı/dayımız.
O heyecan, o iştah, o masumiyet, o mantık.. ah be.. üzerine neler yazılır da zaten tek başına adeta bir marka.

Hemen gelürler. Bi seslen, hep geliyorlar. *

Birrrr dat dat dat.. bürrrr..
Ta ta ta ta! Gleğğğğ..
*

you

3. Sezonunu bitirdiğim netflix yapımı.

İlk iki sezona göre zor devam etsem de Dizideki joe karakterinin iç ses yorumlamaları ve tespitleri bana dexter’ı hatırlattığı için bu sezona devam ettim diyebilirim.

Evliliği ele alış tarzını ve evlilik içindeki karakterlerin psikolojik rahatsızlıklarının esasında birer metaformuşçasına kullanılmasını sevdim. Zira dizide Mübalağa gibi görünen her ne varsa, -kişiler uyumsuz ise- bahse konu olan her türlü Sıkıcılık/doymazlık bu kurumun birer gerçeği ve güzel işlenmiş.

Joe karakterinin karısının dehşet verici bencillikle örülü kıskacından sıyrılmaya çalışken son kadından etkilenmesi, ikisinin de benzer çocukluk yaralarına sahip olmaları ve anlaşılma ihtiyacından ileri gibi geldi.

Özetle; insan kendisine sağır olana ve onun yok ediciliğine katlanamayıp karşıdakinde kendinde olanı arıyor bir şekilde.

japonya prensesinin aşkı kraliyete tercih etmesi

Bu zamanda büyük meziyet, dedirtiyor ama durun bakalım.. zira bu yolculuk uzun.

Söz konusu yolculukta Piremses gibiydim ben baba evinde diye erkeğinin kafasını türlü kaprislikleriyle ütüleyecek mi ve karşı taraf bunları izale edebilecek yeterlilikte mi işte bu merak konusu.

Zor olan başlangıç değil süreç.. Hislerin verdiği coşku azaldığında da birlikte kalabilmek. Birlikle gelecek her türlü oka direnç gösterme mertliği ikisinde de varsa/ bu bağ bu kadar güçlüyse ne ala, mutluluklar.. *

insan yetiştirmek

İddialı bir söz öbeği. Bazen Bir garip düğüm. Bir yandan da dünyanın en güzel işi.

Hitap ettiğiniz kitlenin mayası ne olursa olsun içerlerde, en derinlerde temiz bi nokta kalıyor ki bir şekilde altından üstünden girip tesir edebiliyorsunuz.

Eskiden bu konuda çok ümitsizdim, boşa kürek çekmek gibi gelirdi ancak meseleye gizli bir enaniyetle/ben yaparım cüretkarlarında yaklaşılmadığında, araya kendini karıştırmadığında, samimi ve içtenlikle sadece sen olduğunda çok şeyin çorap söküğü gibi geldiğini gördüm.

Hele ki Genç dimağlarla birlikte olmak dünyanın en güzel şeyi. Attığınız her tohum binler sümbül verip size kocaman bir bahçe olarak geri dönüyor. İnsan ise bunun bağımlısı olup vazgeçemiyor.

kendinden çok üst seviyede birisine aşık olmak

Mesele aşık olmak değil aslında. Gönül bu, frenleyemez. Durduğu yeri bildiği sürece problem yok.

Esas sorun sıradan çinko karbon pil olduğunu çok iyi bilip duracell ayarında olduğundan emin olduğun birini türlü kurnazlıklarla kafeslemeye çalışmak.

Bunu yaparken tüm adiliğini kullanmak bazen, bazen de o adiliği en başta türlü perdeler ardına saklayarak, -narsistik kişilik bozukluğuna sahip kişiler böyle yapar- örterek karşı tarafı avuçlarının içine alıp ele geçirmek. Üzerine türlü vicdanlar yaptırarak sahip olmak. Yakasına paçasına yapışmak.

Ortalık ruh hastası kaynıyor. Kimlerin altından neler çıkıyor/çıkabiliyor. O masum görüntülerinin altında neler dönüyor aklınız şaşar. Öyle de gizli ki. Devir kötü, kollayabildikçe kollayın.

white rabbit

“One pill makes you larger,
And one pill makes you small..”


Değişik bi etkisi ve bazı cümlelerini çok sevdiğimden midir bilmiyorum etkileyici tuhaf bi havası önceden de hep olan; ancak matrix resurrections versiyonun diğer tüm eski versiyonlarını geride bıraktığını düşündüğüm şaheser.

“And if you go chasing rabbits,
And you know you're going to fall…”


1 /