1. toplam entry 3083
  2. takipçi 23
  3. takip edilen 1
  4. puan 16721
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 11 yıl önce

Yazarların 100 tl'ye baktıkları zaman hissettikleri

Marketten domates aldım. 16 lira tuttu. 100 tl verdim. Kasadaki kız bana 4 tl para üstü verdi. Paraya baktım, baktım, eee, dedim. Ne oldu diye baktı yüzüme. 100 tl verdim, dedim. Hayır 20 tl verdin, dedi. O da emin, ben de emin. Telefon numaramı aldı, akşama kasada açık çıkarsa ararım seni, dedi.
100 tl ye bakınca bu aralar aklıma bu olay gelir. 100 tl 20 tl ye çok benziyor olmalı.
Bu para bizi bozmasın cengiiiiiz.

cepte para yokken tatil planları yapmak

hepimizin yaptığı planlara benzer planlardır. ama içten içe kara kara düşündürür. hesap kitap yaptırır.
ben de şu an böyle bir plan üstündeyim. on beş gün memlekete gideyim diyorum. oysa zaten bir aydır sağda solda dolanmışız. para suyunu çekmiş. nerden baksan para yok. liste liste yazıyorum gelir gider tablosu çıkarıyorum, durum vahim. yine de o memlekete gidilecek arkadaş, Allah büyüktür. Bakarsın bir anda benzin fiyatı yarıya iner. unuttuğumuz bir alacak ödenir, bir kıyafetin cebinden unutulmuş bir miktar para çıkar, yanlışlıkla biri hesaba para yatırır, maaş erken ödenir falan filan. bir şey olması umularak yapılan plandır bu. hani masrafları kısalım desen o da olmuyor. bir tatile niyetlenmeyegör, kırk yerden beklenmedik işler çıkar. on hesaplarsın yirmi gider her zaman.
velhasıl cepte para yokken tatil planı yapılır da sen bana sor nasıl yapılır.

lion

acıklı hint filmi. veya acıklı değildir de ben izlerken çok etkilenmişimdir. rahmetli annemin hint dizileri izlerken sürekli söylenmesi gibi söylenerek, hayıflanarak izledim. bir çırpıda bitiyor film. konu son derece etkileyici. henüz kendine yetemeyen çocukların çaresizliğini görünce insan göz yaşlarını tutamıyor. filistinli çocuklar geliyor akla. afganlı savaş mağduru çocuklar. suriyeli göçmen çocuklar. afrikalı aç çocuklar. dünyalı sömürülen, sahip çıkılmayan, horlanan, itilen, ezilen bütün çocuklar. ailesinden ayrı olan bütün çocuklar.
aileden ayrı büyümek başlı başına bir travma. bu ayrılık hangi yaşta olursa olsun bir travma. hayatta insan ilişkileri ve iletişim sorunlarının temelinde olan şey aileden ayrı büyümek. ben de yaşadım bunu. küçük yaşta okumak için yurtlarda kaldım. annemden babamdan uzakken ömür geçti gitti. tek sermayenin zaman olduğunu ve bu zamanın da ancak insanın sevdikleriyle birlikte geçirince kazanılmış bir zaman olacağını geç anladık.
hayat bir ırmak gibi işte. sürüklüyor her birimizi bir saman çöpü gibi.
lion diyordum, konu dağıldı pardon, değerli okuyucu. bunu okuyorsan ne diyor bu laa deme hemen. konu dağılıyorsa orada bir dert vardır. işte travma dediğim şey bu. sonra yıllar geçiyor. filmde de 25 sene geçmiş. sonra kim kavuşur kim kavuşmaz bilinmez. hey gidi zaman. bizimle kedinin fareyle oynadığı gibi oynayan şeydir zaman. geçiyor, gidiyor. aklıma nereden geldiyle ibrahim tenekecinin bir bir mısraı geldi bak: "ölümden döndüm, dönüp bakmadın."
boşverin siz bunları. lion güzel film. gerçekten güzel.

zamanda yolculuk

hala keşfedilememiş olmasına şaşırdığım yolculuk biçimi. insanlık gerçekten öküz arabasıyla ilerliyor bu işlerde. zamanda yolculuk oldukça kolay bir şey oysa. çok kolay da yanlış yerde arıyorlar. hep bir makine tasarımı gibi düşünülüyor. oysa zamanda yolculuk bilinç düzeylerinin kontrolüyle mümkün olabilecek bir şeydir. bir kaç kimyasal ve bir kaç yöntem yardımıyla kişinin zaman boyutu değişir ve uykudayken başka zamanı yaşar. bulunduğu ana karşılık gelen zamanda bir miktar geçmişte ve gelecekte bulunabilir ve uyandığında bunu yaşadığı şekliyle hatırlar.
bence insanlık şu an zamanda yolculuktan daha zor buluşlar yaptı ama zamanda yolculuk konusunda bazı küçük detayları aşamıyor.
zamanda yolculuk yapıldığı zaman geçmişe gidince değiştirme yapılamaz. çünkü geçmiş aynı şekilde yaşanır ve geçmişe dönüldüğü için gelecek hatırlanamaz. ama geleceğe gidildiğinde bu hatırlanır ve gelecek değiştirilebilir. tıpkı uyarıcı bir rüya görüp o rüyanın uyarısıyla tedbir alıp bazı şeyleri değiştirmek gibi. hz yusuf un kıtlığı yenmesi gibi.
zamanda yolculuk anında kişi rem uykusundadır. ama rüya gibi değil, net yaşam gibi hareket eder. farkı şudur ki beyne aktarılan bilgilerin konumu farklılaşır. rüya ile gerçeği ayırt edebildiğimize göre bu ikisinin kaydı farklıdır. işte zamanda yolculuk anını rüyadan farklılaştıracak olan şey bu değişimdir. kişi dışarıdan uyuyordur ama gerçekte uyanıktır. ve zaman sıçraması ile gitmiştir.
bilim rem dönemlerinin hangi zaman dilimlerine karşılık geldiğini bile çözemedi. eskiden bilinen şeyleri de unutan bir bilim dünyası var karşımızda. hal böyleyken zamanda yolculuk gibi basit bir buluş bile yapılamıyor.
ışınlanma zordur tamam, bunu anlarım. ışınlanma için daha zaman var bence. ama zamanda yolculuk artık yapılmalı yani. hatta bence bunu çoktan buldular da artık hangi gerekçeyle bilmiyorum gizliyor olabilirler.
Bunu anlamak için rem dönemi ile ilgili şu cümleleri okumak lazım:
"REM kelimesi İngilizce “rapid eye movement” teriminin baş harflerinden oluşur ve dilimize “hızlı göz hareketi” olarak çevrilebilir. “Uykunun rüya görülen evresi” şeklinde basitçe ifade edilebilir. Aslında bu basit ifadenin doğru olup olmadığı da hala tartışma konusudur. Zira bazı bilim insanlarına göre uykunun her evresinde rüya görülür, fakat sadece REM uykusu esnasında görülen rüyalar anımsanabilir. Yani ertesi gün yakınlarınıza anlattığınız ya da internet üzerinden tabirini araştırdığınız rüyaların tamamı REM uykusu esnasında görülen rüyalardır. Diğer uyku evrelerinde görülen rüyaların hatırlanamıyor olması, sadece REM uykusu esnasında rüya görüldüğü görüşünü desteklemektedir.

REM uykusunu ilginç kılan ve tıp dünyasında “paradoxical sleep” (paradoksal uyku) olarak adlandırılmasına neden olan bir başka özelliği ise, beyin tarafından bu uyku evresinde yayılan sinyallerdir. “Elektroensefalografi” adı verilen hekimlerce “EEG” kısaltması ile tabir edilen tetkikde de (EEG: Beyin dalgalarının elektriksel olarak incelenmesi) görülmektedir ki; uyanıkken ve REM uykusu esnasında beyin tarafından aynı özellikte sinyaller üretilmektedir. Anlayacağınız üzere bu bir tarz paradokstur. Aslında uyku halindesiniz fakat beyniniz uyanıkmış gibi davranmaktadır."

ağustos akşamları

her mevsimin insanda duygusal karşılığı olduğu gibi mevsimler içinde ayların da hissettirdiği farklı şeyler var. yaz akşamları daima güzeldir ama ağustos akşamlarının verdiği his daha hüzünlü sanki. haziran ve temmuz'da yaza dair yapacaklarını yapmış, fındığını yemiş, cevizini kırmış insan kişisi ağustosta hem parayı tüketmiştir hem de eylül yaklaştığı için sorumluluk duygularını ufak ufak hissetmeye başlamıştır. ağustos sanki son görev gibi bir şey. hal böyle olunca ağustos akşamları da daha içine çekilmiş bir şeye dönüşüyor. daha hisli, daha derin, daha ağır ama sıcak havalardan dolayı da daha hararetli. yorgun bir dağcının zirveye çıktığı gibidir ağustos akşamları. gece olur ama kimse uyumak istemez.

Yaz akşamları

yaz akşamları deyince benim aklıma onlarca güzel hatıra ve tatlı an gelir. bu yıl bunlara bir de helvani eklendi. dondurmalı irmik helvası. ışıklar denize vurmuşken ve hava sıcak sıcak eserken, üstelik de deli dolu bir muhabbet eşliğinde tadına doyum olmuyor bu lezzetin.
ağustos akşamları yürüyüşe çıkınca artık gözlerim arıyor. dondurmalı irmik helvası. lezzetin alemi. âlemi değil alemi.

karasu

bir arkadaş tavsiyesiyle bir haftalığına tatil için gittiğim yer. gidince çok şaşırdım. yanıbaşımda miami sahilleri varmış da haberim yokmuş. devasa bir kumsal gerçekten. arabayla on dakika gittim plaj şemsiyelerinin sonu gelmedi, o derece. sonsuz ve sınırsız tertemiz bir kumsal. bıcır bıcır plaj. içimiz açıldı be ya. sakarya için bir de tutucu, içine kapalı bir şehir falan derler. alakası yok. insanlar öyle rahat, öyle geniş, güzel güzel tatillerini yapıyor ki hayran kalıyorsun. Karasu'da tatilciler için çok fazla kiralık ev var. Günlüğü 300-500 arası tutabiliyorsun. Sabah uyanır uyanmaz denize koşuyorsun çünkü dalga var mı yok mu bakmak gerek. Karasu'da hayat o gün karazeniz'in deli dalgalarının olup olmamasına göre şekil alıyor. dalga yoksa bir anda bütün şehirde bu haber yayılıyor ve herkes kumsala akıyor. dalga varsa bu daha başka bir keyif. dalgalar bazen o kadar güçlü ki adeta sana bir şeyler anlatıyor. dalgası konuşan yer: karasu. biz bir haftada iki gün dalgasız yakalayabildik ve doyasıya denize girdik. deniz suyu oldukça sıcaktı, buna çok şaşırdım. ama haftasonu çok kalabalık oluyor. 20 tane dalgakıran var. her birinde 500 kişi olsa 10 bin kişi eder. bir de diğer yerlerde yüzenleri sayarsan en az on beş bin kişinin aynı anda denize girebildiği bir yer Karasu sahili. Hoş, sahilinden başka da bir şeyi yok. yani gündüz deniz, akşam yürüyüş. başka alternatif yok ama yetiyor bence.
dönüş yolunda bir de Acarlar Langozu'na uğradık. Bir şeye benzetemedim. Bir dereye bakmak için bir de para veriyorsun girerken.

fotokopi kağıdı

değeri gün geçtikçe artan kağıt. bir top kağıt olmuş dünyanın parası. düşünüyorum da boşa çalışıyoruz. geçen yıl bu zamanlar bir kamyon fotokopi kağıdı alıp depolasaydım ve şimdi satsaydım köşeyi dönerdim. ama stokçuluk günah. yakışmaz bize. ama bu nasıl bir değerlenmedir mübarek. kağıt la bu kağıt. okuldan öğrenci başı beş top kağıt istemişler kayıt öncesi. bir cüzdan dolusu para verdim. o kadar parayı verince saygım arttı kendisine. eskiden karalayıp karalayıp atardık, ne bol bereket günlermiş. şimdi vitrine koyup seyredeceğim, o derece. yani baktın olmuyor yepyeni bir sayfa açarsın gibi tavsiyeler vermemek lazım bundan sonra. öyle vara yoğa yepyeni bir sayfa açamazsın efendim. yepyeni bir sayfa ne kadar oldu haberin var mı?

son sınav

2016 yılında çekilmiş bir iran filmi. filmde bir matematik öğretmeni öğrencisinin annesiyle nişanlanıyor. öğrencisi said bunu kabullenemiyor.
yavaş ilerleyen bir film. konu güzel. sürpriz sonlu bir film. filmin başrolünde şahap hüseyni var. şahap hüseyni iran'ın en iyi oyuncularından biri kuşkusuz.

tatil planı

içinde "köye gitmek" yoksa yeterince beni motive etmeyen plandır. Türk insanında tatilde köye gitmek alerji yapar olmuş. Otellere bir ton para verip entel dantel saçmalıklarla tatil yapınca büyük iş yapmış gibi hissediyor Türk insanı. Oysa memeketine gidip sıla-i rahim yaparak, eşi dostu, hısım akrabayı ziyaret ederek bereketli ve kazançlı bir tatil yapmayı ise kerih görüyor. Bilinçaltına köylüyü hor görme duygusu işlemiş olan sonradan görme yurdum insanı işte.
Geçen yıl otel tatlinin dördüncü gününde ruhum daraldı. para ezince mutlu olmak seviyesizliğine daha fazla katlanamayıp kaçtım. Sonrasında köye gittim. yirmi gün tatil yaptım da doyamadım.
Yemişim marmaris'in yedi yıldızlı otelini ya. Benim köyümdeki bahçede meyve ağaçlarının altında püfür püfür eserken semaveri yellemek gibisi var mı.

sır

Mustafa Kutlu'nun hikaye kitabı. İnce bir kitap. Mustafa kutlu'nun bir çok hikaye kitabında olduğu gibi bunda da şeyhler, müridler ve bu yollardaki yolculukların mizahi tarafları var. Farklı hikayelerin kesişen noktaları olması çok hoşuma gitti.

nur

Mustafa Kutlu'nun hikaye kitabı.
Enfes bir kitap. Öyle böyle güzel değil. Şahsen bende yeni yeni ufuklar açtı. Okurken çok keyif aldım. Bitince uzun uzun düşündüm.
200 sayfa civarı. Hikaye ama aslında tek hikaye. Yani hikaye üslubuyla roman kadar yazmış Mustafa Kutlu. Bir arayış hikayesi denebilir. Üstelik buluş da var.
Yaz tatilinde okunacak kitaplar listesi hazırlayanlar için liste başı olabilir.
1 /