1. toplam entry 4501
  2. takipçi 121
  3. takip edilen 72
  4. puan 43811
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 12 yıl önce

cogito sözlük

kandil gecesi nerden düştü aklıma bilinmez, iki kelam etmek için uğramak zorunda hissettiğim bir zamanların efsane sözlüğü. eski dostların, eski günlerin hatrına tarihin tozlu raflarından şifremi buldum ve bu notu bırakmak için giriş yaptım. kendime bir not aslında daha çok. okumazsanız kaybınız olmaz. boş lakırdıya ayıracak vakti olmayan yazarlar bu mübarek gecede vaktini bu yazıyla harcamasın isterim.

şimdiki yazarların bir çoğu beni hatırlamaz, hatırlayanlar unutmuştur, bir kısmı hatırlamak istemez ama öyle ya da böyle kimi yazarlarla text bazlı, kimileriyle ev arkadaşlığı yapacak bir mesaimiz vardı. kendimce eskide kalan günlerin hafızalarda bıraktığı o ejder meyveli smoothie tadına ait bir nostalji yapıp gideceğim.

eskilerin atanamamış umut sarıkaya'ları, tarık tufanları olarak çoğumuz şimdilerde unu eleği astık, çoluk çocuk, hayat meşgalesi, finansal kaygılar, otonom yaşamlar ile orta yaşı idare etmeye çalışıyoruz. hoş, atanmış umut sarıkaya'nın da kaderi bize benziyor, çizmeyi bıraktı, jübilesini yapmış futbolcu gibi kayboldu gitti ya, neyse. twitter'la başlayan, storylerle devam eden çılgın tüketim kültürü bizim gibi anonimleri de harcadı. enerjiler azaldı, kaygılar ve kavgalar çoğaldı, azalarak bittik. Benim de Söyleyeceklerim Var derdik, sözler tükendi.

içimizdeki çığlığı, enerjiyi, hüznü, sevinci, gözlemi klaye ile sözlüğün dehlizlerine dökerken günlük hayattaki tüm derdi, kederi de satır aralarında rehabilite eder giderdik. sözlüğe girdiğimizde kim daha ilgi çekici başlık açacak yarışı yapardık. kimileri artı oy verme, kimileri tanım sayısı rekoru kırmaya çalışırdı. kimileri trollleri adam etmeye çalışır, kimileri de sözlük zirvesine çağırıp dayak atmak isterdi. sokaklarda maniler söylenen o ramazanlar nerede kaldı sitemi gibi oldu ama, ciddi derecede, bulunmaktan keyif alabileceğiniz bir ortam vardı. (yaşlanıyor muyuz ne?)

sonra bir gün geldi, kimi gürültülü patırtılı, kimi sessizce sözlüğü terk etti. kimi son tanımı okudu, son artısını verdi ve gitti. di'li geçmiş zaman kullanıyorum çünkü benim devrim de bitti bir yerlerde fi tarihinde. her şeyin bir sonu olduğu gibi, çok uzun sürmeyen ama çok da kısa olmayan yazarlık kariyerim sona erdi. hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu ama fark edemedik. bu ayrılış tüm sözlük dostlarıyla aramıza mesafe koydu fakat en büyük haksızlığı birkaç yılda bir kez görüşme fırsatı bulduğum dostum derviche moderne'e ettiğimi düşünüyorum. bir pişmanlık söz konusu fakat bu bir kaçınılmaz sondu.

şimdilerde başka bir yerde yazmıyorum. tolstoy ile oblomov seviyeleri civarında bir yerlerde seyreden yazarlık kariyerim* cogito sözlük ile bitti. çok verimli zaman geçirdiğimden değil, uğraştığım boş işlerin sosyal medya ile ilgisi filan da yok, insan bu, boş bir iş her zaman gelir sizi bulur, iradeniz yoksa kendinizi ona teslim edersiniz. işe yarar bir aktivite olarak ellerinizden öper oğluma bir istanbul beyefendisi olması gerektiğini, eğitsel oyunlar oynamanın "bir hobi olarak balkon demiri yalamak"tan daha önemli olduğunu filan anlatmaya çalışıyorum. buna rağmen sanırım bazı şeyler genetik, eğitimle düzelmiyor. o sümük illa ki koltuk arkasına yapıştırılacak. neyse, sözlükten bahsediyorduk.

günlük hayattaki dertlerimiz büyüyünce klavye tuşları uzak kalmaya başladı. bir şekilde sözlükten ayrıldık. isteyerek ya da istemeden. kapıdan kovulup bacadan tekrar girmeye çalışanlar da vardı, azimlerini daha verimli kullanabilirdiler.

velhasılıkelam, cogito sözlük çoğumuzun yaşadığı unutulmaz üniversite yılları gibiydi. üniversite arkadaşlarınızla geçirdiğiniz zamanlar hayatınızın en keyifli yıllarıdır ama üniversite bitince çoğu zaman yollar ayrılır.

şimdiki sözlük nasıldır açıkçası hiçbir fikrim yok. umarım güzel vakit geçiriyorsunuzdur ve unutulmaz dostluklarınız oluyordur. yıllar önceki efsanevi kadronun hayatının sözlük yazarlığı dönemini hatırladığında boşa gitmemiş güzel zamanlar olarak anıyor olmasını temenni ediyorum. halen yazabilen varsa derin saygılarımı gönderiyorum.

olur da bu mahlası hatırlayan eski bir dost denk gelirse, sözlerimi en bilinen eski dost yalanıyla bitireyim: bir ara mutlaka görüşelim.

plaza asansörlerinde işbaşı saatine yakın oluşan pide kuyruğu

plaza insanlarının sürekli maruz kaldığı çin işkencesi.

"siz de mi asansör kuyruğundan sıkıldınız? her şeyi boşverip bir kahve içmeye ne dersiniz?" temalı yeni aşkların doğmasının sebebi.

işe gitmek için kıyafet almak için işe giden plaza insanlarının çoğu bu işkenceyi çekmek zorundadır.

olm 15 dakika asansör mü beklenir lan?

"cehape zihniyeti zamanında ekmek kuyruğu bekliyordu bu insanlar" diyen tayyip erdoğan'ı da burdan kınıyorum. sene olmuş ikibinonaltı, bakınız hala ekmek kuyruğu var?! hepimiz ordaydık be! .s .s

zöhre usta nın yeri

istanbul teknik üniversitesi yurtlarının borsa istanbul tarafına bakan kısmındaki ara sokakta böyle bir mekan mevcut. ortam bildiğin leş. ama istanbul'daki pek çok kral mekandan daha kral tavuk şiş yapıyorlar. itü yurtlarında kalan öğrenciler ise bu mekanı melemen, yumurta için filan tercih ediyorlar. arkadaşlar arasında kendisini "pis pideci" olarak tarif ediyoruz. aslında çooook eskiden pide yapıyorlarmış fakat şu an yapmıyorlar, fakat bizim için adı hala pis pideci.

mekanda otururken telefonla arayan başka bir arkadaşa mekan sahibinin dibinde "pis pidecideyiz hacım" gibi bir şeyler demişliğimiz de var. neyse ki ya anlamadı ya da ölü taklidine yattı zöhre usta.

foursquare'e sorun, size yolunu tarif eder.

grande kenya origin espresso latte lütfen vs demli çay çek

sıtarbaks kültürü ile kardeşler kıraathanesinin karşılaştırması. bir başka açıdan kuzen vs amcaoğlu. ilkini söyleyen plaza insanı, ikincisini söyleyen sanayi esnafı hasan amca. biri my ile başlayan rezidanslarda yaşar, ikincisi bakkalın üzerinde. ilki tatilini yapacağı otelin yıldızlarını beğenmez, ikincisi memleketinde bol oksijen içerisinde gündüz koyunları, gece gökyüzündeki yıldızları sayar. birincisi bir kahveye asgari ücret bırakır, ikincisi "o paraya bir paket çay içerim" hesabını yapabilir. ilk cümleyi kuran kahvenin ayağına kadar kendisi gider, ikinci cümleciği söyleyenin ayağına gelir çayı.

kalabalık tanımların olduğu başlığa yazmayan yazar

her başlığa yazacak bir tanımı vardır ammaaaaa, bir başlığa bakarım başlık mı diye bir de yazara bakarım yazar mı diye cümlesini aklından geçirip olay yerinden uzaklaşır.

yukarıdaki g bakınızı vermedim sayın. aklımda niye yer etmiş böyle özlü sözler bilmiyorum. profil fotoğrafım da 18 mart, 10 kasım vs tarihlerde siyah olmaz. ama aklımda kalmış işte. siz kaçın ben tanımımı oyalarım.
1 /