1. toplam entry 515
  2. takipçi 3
  3. takip edilen 4
  4. puan 2631
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 4 yıl önce

dünyaitiraf.com

üç gün önce döndü yaşım ve ilk kez bir doğum günümde yetişkin olduğumu hissettim. evet, otuza üç kalmışken. tecrübeyle sabitledim ki duygusal olgunluğun yaşla, işle ilgisi yokmuş. çocukken 18 olunca ertesi gün hayatımız değişecek sanırdık ya. öyle hissediyorum sanki. ilk kez bir yaşıma kendimle barışmış bir şekilde başladım. istikrar sağlamak ne yazık ki başarısız olduğum bir konudur. bunu buraya yazıyorum, eğer düşersem dönüp hatırlamak için.

bir kızı evliliğe ikna etmek

bir kadını, kendisinin ikna olası yoksa ikna etmek mümkün olmadığından, pratikte yine kadının tercihine kalmış bir durumdur. eğer kadın vakti geldiğini hissetmiyorsa bütün rüzgarlar eser geçer, dalından düşürmez çünkü. kadın ikna olmuşsa da, erkeği ikna etmek diye bir şey sözkonusu değildir. gelin biz ona maruz kalmak, eli mahkum olmak diyelim.

ek olarak; dostlar, bir cinsiyeti yüceltmeye falan çalışmıyorum. aksine, kadınlar sevimli ama tehlikeli varlıklardır, ayık olmak gerekir.

diş teli

takıldığı süreçte kişiyi acıtan ancak sonucu düşünülerek katlanılan, çıkarıldığında ise yaka silktiren bişi. çıkınca rahatlarım sanıyorsun. sonra görüyorsun ki dişleri temizlet, 2 yıl boyunca havasızlıktan hasar alan çene dişlerin için kanal, köprü, kaplama ne varsa yaptır, 20’likleri çektir, sabitleyici plak tak, hem de hassasiyetle tak ki bozulmasın, vakit geçtikçe ön dişlerin araları açılsın, sonra onlarla uğraş... değil mi ki Rabbimin düzenini bozuyorsun. uğraş dur.

sözlük yazarlarının karalama defteri

bu sabah işe gelirken düşündüm, aylardır süren ‘asgaride yaşam’ modumun ne zaman kapanacağını. benim yolumu belirlememe sebep olan şey amaçlar değil eşikler aslında. bazı eşikler var, kendimi diğerlerinden veya kendimden koruyacağıma inandığım, onlara gelince motivasyon sağlayabiliyorum ancak. benim akışımla yaşamınki de tutmuyor genelde. adıma ‘ruhu ölmüş’ diyorlar, olsun. şu hızlanan günlerde, mayalar gibi bedeni ile ruhunun aynı düzleme gelmesini beklese herkes keşke. kendine merhem olamayıp millete konuşmak meslek hastalığı oldu, görüyorsunuz. evet her şey geçti, yoluna koydun da milletin derdine düştün. mayalar falan he.

dünyaitiraf.com

akıllı telefonların en kötü yanı, sildiğini sandığın bir fotoğraf ya da herhangi bir şeyin, yıl bile geçse karşına çıkıvermesiymiş. az önce buna karar verdim. sildin, silinenlerden de sildin... sonra bir bakmışsın başka bir yerden el sallıyor. senin bana kastın mı var a canım telefon? akşam akşam beni sarsman, tansiyonumu çıkarman. ayıp değil mi?

unutulmaz lise anıları

lisede çok mesafeli ve sağlam bir edebiyat öğretmenimiz vardı. sınıfta da gevşek ama okulda her alanda aktif olduğu için gözde olan, bu hocayla da iletişimi iyi bir onur kişisi.
edebiyat sınavlarımız hep zor olurdu, bu onur kişisi de sınavda kopya çekmiş, sınav esnasında yakalanmadığı için sonuçlar açıklanırken nasılsa iyi alacağı için sırıtmaya devam ediyor. hoca sınav sonuçlarını okurken tek tek isimle ayağa kaldırıp birkaç cümle sohbet eder, öyle söylerdi notları. sıra onur’a geldi, hoca ifadesiz bir sesle:

-onur!
+buyurun hocam.
-onur. onur, senin yalnızca adındaymış.

sadece bu kadar söyleyip diğer öğrenciye geçti... sonrası onur için atlatması haftalar süren travmatik bir sessizlik. hoca küfretse bu kadar etkili olmazdı sanırım. sınıfta esen dondurucu rüzgarı şimdi bile hissederim. liseye dair çok anı hatırlamam aslında. ancak ne zaman onur adında bir öğrencim olsa içten içe aklıma gelir, ne yalan söyleyeyim, gülerim.

aynı hoca sene sonunda beni de ayağa kaldırıp, ‘sen sene başından beri bu okulda mıydın?’ diye sorarak varlığımı bütün sınıfa ve bana sorgulatmıştır. yalıtılmış çocukları bu kadar da açık etmeyiniz canım.

görüyorsunuz. affetmiyor, ergenliğinin zirvesindeki çocuklara gelişine vuruyordu.

dünyaitiraf.com

doğan cüceloğlu anısına yapılan bir anma programında, hocanın sorumluk kavramına bakışını anlattım. kıymet vermek, insanın özündeki iyiliği görmekten bahsettiğini anlattım.
bitince bir dönüp içime baktım, sen az önce neler söyledin? ne kadarına inandın? aylardır sorumluluklarını ertelediğin, hiçbir işini yapamadığın, artık iyi diye kimseyi göremediğin gerçeği orada dururken sen insanlara ne anlattın?
1 /