@zeyn

bulutlar geldi, üstünde durdu...

  1. toplam entry 4819
  2. takipçi 10
  3. takip edilen 12
  4. puan 21433
  5. statü
  6. rütbe yazar
  7. kayıt tarihi 14 yıl önce

sözlük yazarlığı

üstün bir manevi-fikri derinlik, sımsıkı bir mantıksal örgü, muhteşem bir sistem sağlamlığı, , en baba edebiyatçıları bile kıskandıracak derecede bir dil kuvveti, olağanüstü biçimde üslup ve ifade harmonisi, sarsıcı ve titretici derecede beyin nöronlarını ateşleyen bir geleneğe mensup insanların yaptığı yazarlık türüdür demek güzel olurdu ama ilk çıktığı günden beri dillere pelesenk olan şey hala daha geçerli. ego tatmini. budur.

ilk buluşmada hesabı erkeğe ödeten kız

"hesap ödeme" ilk buluşmanın çok cüzi ve biçimsel bir detayı. usulen de teamulen de erkeğin ödemesi gayet normal. üzerinde durmaya bile değmez bir meselecik.

ama burada ilk buluşmaya yüklenen anlam çok saçma . aşırı duygusal bir yatırım ve ya hayatının buluşması gibi algılanan ve görüşme öncesi anlamlandırılan her ilk görüşme sçışla sonuçlanır.

görüşmeye çok dolu geldiği için ve beklentileri çok yüksek tuttuğu için iki tarafta da aşırı kasıntı hareket, söylem ve eylemler oluyor. bu da ne gibi şeylere sebebiyet verebiliyor? misal espri yapayım derken hakaret gibi bir cümle kurabiliyor ardından da muhahaha diye güldün mü "benim acil çıkmam gerekiyor çok memnun oldum" gibi bir sonla bitiyor.

ezcümle hesabı kimin ödeyeceği beklentisinden ziyade , düşük bir beklenti ile ilk görüşmeye gitmek lazım gelir. en kötü ihtimal beğenilmezsin ve red yersin bu da hiç sıkıntı değil.

kendine öncelik vermek

Kurban olmamak için gerekli olandır. Nice insanlar gördüm pırlanta gibiydiler. Yetenekli, kültürlü vs vs ama inanmiyorlardi kendilerine. Kolay iş değil bu değersizlik hissini aşmak. Anliyorum zor. Fakat Terapilerle vs aşmak lazım. Kendimizi sevmiyoruz bak topluma anlaşılıyor zaten bu. Alma verme dengesi de çok önemli. Posan çıkar posanı bile ezerler. Bak çok enteresan bir şey daha söyleyeceğim kendine yeni bir şey dahi alırken zorlanır bu bireyler.. neden? Çünkü kendine layık görmüyor. Senin için basit görünen bir şey onu sevinçten ağlatabilir. Çünkü ona değer verdin değer gösterdin. Eğer narsist birine denk gelirlerse hayatları mahvolur bu bağlamda. O sebeple lütfen kendimize öncelik verelim. Bu bencillik değil. Lütfen...

tatil planı

sen tatil planı yaparsın ama gidemezsin, merveler giderler. *
şaka bir yana bende bu bayram burada olmamaya kararlıydım ama sadece maddi değil başka sebeplerden kaldım, bakalım benim yerime kimler gidecek, instagram' dan göreceğiz artık.

ps. eksi almak heyecanlıymış, pek alışkın değildim. acaba bir merve eksilemiş olabilir mi? *

hugh hefner

nasıl ki okan bayülgen rol modeli olarak kendisine serge gainsbourg'u aldıysa, hıncal uluç'un da rol modeli bu adamdı. mesele, sadece hıncal'ın güzellik yarışmalarında jüri üyesi olarak boy gösterip, güzel genç kızları koluna takarak cemiyet hayatına prezante etmesi değil. seksenlerin başında matbuat hayatına atılan ve seksenlerin sonunda playmen ve playboy türkiye'nin yayın hayatına girmesine kadar ölçülü, lakin bir o kadar da kışkırtıcı erotizm anlayışıyla darbe sonrası türkiye'nin yol haritasını belirlemiş erkekçe dergisi'nin kurucularından birisi de hıncal uluç'tu. diğer büyükbaşlar da ercan arıklı ve arda uskan. ekibe bak şiir yaz. sedat peker'in tabiriyle kırk yaş altı kardeşlerimiz bunları pek bilmez ama erkekçe'nin muhafazakar anaplılarca ''muzır'' tabiriyle anılan neşriyatına dava açılmış, davanın askeri savcısı ( darbe etkisi sürüyordu) bu heriflerden birisine ''bu memleketi komünizmle yıkamadınız pornoyla mı yıkmaya çalışıyorsunuz ? '' diyecekti.

hugh hefner'e geçmeden önce erkekçe ile orijinal playboy'un bağıntısını da kuralım. tornistan kariyerim erken başladığı için bu derginin bazı sayıları takas yoluyla elime geçmiş, fotoğraflarla hemhal olduktan sonra ''hmmm bu yazılar da neymiş'' kabilinden okuma fırsatı bulmuştum.

erkekçe'nin yazılı kısımlarında neler yoktu ki dünyadan haberler, politika, sanat, bomba röportajlar. hatta bu röportajların bir tanesi mina urgan'ın tabiriyle süper mürşit necip fazıl ileydi. alparslan türkeş'le de bir röportaj yayınladıklarını hatırlıyorum. işte bu erotizmle gerçek dünyayı harmanlayan duruş, orijinal playboy'un da alamet-i farikasıydı.

hugh hefner öyle sıradan bir adam değil. yalnız kanaatimce hefner'i beyaz adam'ın cinsel uyanışının meşale taşıyıcılarından birisi olarak görmek lazım. hayranı olduğum ekşi sözlük yazarı ''fatmagulun yengesi'' caz müziğin aslında siyahlar kadar yahudilerin eseri olduğunu anlattığı uzunca yazısında, müzikal, sportif ve dans yeteneklerinin toplumca aşağı görülen kesimlerin, tembel ve dirayetsiz ırkların ilgi alanı olduğunu söylüyordu. fatmagulun yengesi'ne göre 40'lara kadar fuhuş, mafia, spor, müzik ve dans sektörü yahudilerin elindeydi. sonra birden savaş sonrası yahudiler artık beyaz olmaya karar veriyor ve jaz başta olmak üzere bu sektörler siyah ırka kalıyor.

bunun playboy'la ne ilgisi var ulan diyecek olursanız, aynı yazar, 50'lere kadar beyazların çalılma hayatının iç savaş öncesi siyah ırktan pek farklı olmadığını örneklerle anlatıyor. yalnız 2. cihan harbi'nden sonra acayip bir olay oluyor. abd bir süper güç olarak dünya sahnesine girdiği gibi korkunç bir zenginleşme yaşıyor. dolayısıyla beyazlar müstakil evler, aile bireyi sayısı kadar otomobil sahibi olurken, cinsel açıdan da bir rahatlama meydana geliyor. savaş sonrası kuşak, yani rock n roll gençliği uzun chevrolet yahut cadillaclarının arkasında ilk cinsel deneyimlerini yaşarken bu devinimi farkeden hugh hefner, 600 dolar gibi komik bir parayla playboy'u kuruyor. slogan bir tavşan kafası. ne kadar basit ve primitif değil mi ? o sembol tıpkı 1. dünya savaşı sonrası şaşkınlık içindeki alman halkını hipnotize edercesine peşine takıp kendi sancağının altında toplayan gamalı haç gibi üretim fazlası ve kapital birikimi olan süper lig'deki kuzey amerika ve batı avrupa ülkesi gençlerinin seksüel pusulası oldu.

bunun haricinde hefner tabi ki geçmiş gazete sitesindeki 70'lerden kalma bir türk gazetesinin tabiriyle lüks bir pezoydu. o kadar tavşan kızı evinde boşuna beslediğini düşünenler saf olmalı. öte yandan ırk ayırımına karşı mücadele eden, martin luther king ile röportaj yapan, nina simone'yi daha toy bir yetenek iken playboy gecesinde cici beyaz hanım ve beylerin arasına sokup piyano çaldıran, dünyayı korkutan kızıl imparatorluğun lideri gorbaçov'u bülbül gibi konuşturan bir adamdı.

pornografinin tarihi neredeyse fotoğraf ve sinema ile yaşıttır. 1910'larda çekilmiş gerçek anlamda porno film gördüğümü net olarak hatırlıyorum. hefner bu işe başladığında yaptığı şey çıplaklığın dozunu arttırmak değildi onu bilelim. hani kadın hakları savunucularının sakız ettikleri kadın bedenini meta haline getirmek kavramı vardır ya. hugh hefner bunu sineğin belini incitmedne, en rafine haliyle yaptı. hefner, seksi ben icat ettim dese yeriydi ve dedi de.. dünyada cenneti yaşadığı için öbür tarafa dair nasip bırakmadan göçüp gitti.

dünya sözlük yazarlarının ruh hali

Tuhaf.
Bir insan aynı anda hem mutlu hem heyecanlı hem akışta hem de tetikte olabilir mi?

Hepsinden azar azar ortaya karışık bir haldeyim.
İstiyor gibi ama hayal kırıklığına uğramaktan korkar gibi ama bu güvensizlik halinin de alışkanlıktan ileri geldiğini biliyor gibi.

İç ses diyor ki “içinin böylesine rahat ve sakin olması bile doğru yolda olduğuna dair işaret aslında, sen de biliyorsun, bu defa korkmana gerek yok”

E ama hobi olarak stres yapıp depresyona giren bi insanın bünyesine bu kadar “rahat” hissetmek hakikaten batıyor.

Belki melanj baharatı kullanmıyoruz ama bizim de kendi çapımızda kehanet yeteneğimiz var yani...

Başıma gelecekleri değil; kehanetlerimin akıbetlerini heyecanla bekliyorum...

asude huzunova

modern dünyanın itibarsızlaştırdığı tüm soruları inatla sormaya devam eden , tüm kavramları inatla yaşatmayı sürdüren yazar. astroloji, astronomi , el ,ayak, böbrek ve çay falları verilerini matematiksel kesinlikte ifade edip bilimi bile ebelek gibi bakar vaziyette dımdızlak bırakmıştır.

öyleyse hayatı yeniden anlamlı kılma adına beşeri idrak seviyesin çok çok üstünde bir coşku ile iyi ki doğdun diyor ve gezegenlerin yanyana geldiği böyle mubarek bir günün şerefine doğum gününü tekrar kutluyorum.

kürk mantolu madonna

konu özeti: (spoiler içerir) kız gibi büyütülen, eşcinsel olmamakla beraber duygusal açıdan kadın gibi düşünen, erillikten uzak, bünyesi zayıf raif ismindeki balıkesirli bir lavuk, mürdümgiriz, içinde fırtınalar kopan ama duygularını kendi yüksek dünyasında tutmayı tercih eden hayalperest bir gençtir. arkadaşları gibi kavgacı hovarda ve erkeksi olmadığı için hiç bir akranıyla samimiyet kuramaz. zaten devir dokuz yüz onlu yılların osmanlı türkiye'si olduğundan genç kızlarla ilgili tek aktivitesi, anasıyla teraviye giden halime'yi gözetleyip, küreklere asılmaktır. bu esnada başlayan yunan işgali nedeniyle bir takım gençler direniş hareketlerine katılmak üzere dağa çıkmışlardır. raif'in babası '' bu salak oğlan dağlara çıkar da pisi pisine niyazi olur'' diye düşündüğünden, sabun imalathanesinin başına geçireceği oğlu, işin teknik kısmını öğrensin diye kendisini almanya'ya gönderir.

almanya'da bir kaç ay aylak aylak gezinip sanata dair pek bir şey öğrenemeyen raif dilini geliştirip, sanat faailiyetlerine iştirak eder. bir gün müzenin birinde, bir portrenin önünden geçerken resme adeta vurulur ve her gün bu kadın portresinin başına dikilip, yiyecekmiş gibi bakar. tablo maria puder ismindeki ressamın öz suretidir. raif muhtemelen bu resimde kendi anasına duyduğu saplantılı ve sapkın cinsel fantezileri açığa çıkaracak bir yön bulmuştur. aslında o kadın, raif'in arzuladığı tüm kadınları kendinde cem etmiş bir tasvirdir. gel zaman git zaman raif'in bu ziyaretleri maria 'nın da dikkatini çeker ve müzede yanına gidip kendisini tanıtır. bir kaç aksilikten sonra raif, maria'nın ucuz bir tavernada keman çalıp, dansettiğini öğrenir ve aralarında arkadaşlık gelişir.

esasen maria puder 20'lerde gelişen cesur ve özgür kadın profiline uygun nevi şahsına münhasır, dominant ve bdsm eğilimleri olan bir ablamızdır. bugüne değin erkeklerle olan münasebetlerinde kurt karakterli erkeklerden ve kuzu postuna bürünmüş tiplerden sıkılmış, aşka düşüp üzülmemek için böyle alaycı ve erkeksi bir serbestiyet haline bürünmüştür. ancak raif'in tam bir çemiş ve beta erkek olduğunu görünce, içindeki anaçlık canlanmış, özlemini çektiği masumiyeti bu sarı oğlanda bulmuştur. akabinde ve detayında bakir olduğu 5 deniz milinden belli olan raif'e bir kere verip, sonra bu öküzle ömür geçer mi diyerek ipini salmıştır. raif neye uğradığını şaşırıp kendisi dağa bayıra vurmuştur.

tüm bu git geller içerisinde raif memleketteki eniştesinden baban öldü hemen gel telgrafını alınca, toksik ilişki yaşadığı mari'ya vedaya gider. maria ağır üşütmüş ve yatmaktadır. mariacığım miras işlerini hallettikten sonra geleceğim, sonra da evimizin gelini olacaksın dese de maria, forrest gump'a bakan jenny gibi acır gözlerle raif'i süzmüş deli eğler gibi peki demiştir.

öküz raif, kendi iradesine malik olmadığından memleketten dönememiş, bir kaç mektuptan sonra bir daha maria'ya yazmamıştır. bundan 10 sene kadar sonra çoluk çocuğa karışmış ve bir özel şirkette asgari ücrete mütercimlik yaparken ankara'da eski berlin günlerinden bir alman hanıma tesadüf etmiştir. bu kadın raif'i tanımış ve anlara'dan geçtiklerini, maria puder'in kendi akrabaları olduğunu ölünce doğan kızını kendilerinin aldıklarını, bu çocuğun o zamanlar maria'nın arkadaşlık ettiği kimliği belirsiz bir türk'ten olduğunu söylemiştir.

tam bir at kelebeği olan raif, kadının yanındaki çocuğa o benim kızım diyememiş, piçine sahip çıkacak iradeyi bile gösterememiş, ömrünün geri kalanını dairede amirinden zılgıt yiyip, evdeki kayınçolarının israfına para yetirmekle uğraşmıştır.

anafikir: mavi hapla zehirlenmiş bir beta hatta daha da kötüsü bir incel iseniz, ne kadar iyi niyetli ve toleranslı bir kadına denk gelirseniz gelin, elinizdekini tutamazsınız.
1 /