rabıta

uğur mumcu'nun süleymancı tarikatını ve tarikatın işleyişini anlattığı kitabın adı.birde süleymancıların namazlardan sonra genelde yaptığı ibadet şekli.
devamını gör...
mürşid vasıtasıyla nur-ı ilahiyyeyi kalbe akıtma yoludur. başlı başına bir ibadet değildir ancak nefs-i emmare ancak rabıta ile terbiye olunur.
devamını gör...
kişinin bağlı bulunduğu tarikat şeyhini düşünerek Allah'a ulaşma çabası . halbuki ''allah kuluna şah damarından daha yakındır. ''araya aracılar koyup yolu şaşırmamak lazım.
devamını gör...
1. bağlayan şey, bağ:

2. iki şeyi birbirine bağlayan ip.

3. ilgi, ilişki.

4. birbirini tutma, tutarlık.

5. düzen, sıra.

6. birbirine geçmeli tahtadan bir döşeme türü.

7. tarikatlarda müridin şeyhi aracılığıyla kalbini Allah'a bağlaması.

*
devamını gör...

--- alıntı ---
Rabıta; Rabdolmak, bağlanmak, ilgi manasına gelir.

Bu yolda rabıta en büyük sermayedir. Rabıta tek başına erdiricidir. Rabıtası kuvvetli olan bir salik nice yüce makam ve mevkilere erer. Suyunu alan bir çiçeğin yeşerip açtığı gibi rabıtaya devam eden salikinde, gönül aleminde güller açar, iç alemi Cenab-ı Hakk'ın nuru ile dolar, daima gönlü coşar, gözleri ağlar, yüklü bir bulut gibi olur. Allah aşkı kalbini yakmaya başlarki bunun neticesinde cezbeler meydana gelirki, artık mürid esrar perdelerini aralar. Zaman zaman gayb alemine dalar. Hakkında lütfu yetişirse o zaman müşahade kapıları kendisine açılmış olur. Rabıttanın çeşitleri bayağı çoktur. Biz burada bazı çeşitlerini anlatmaya çalışacağız.

1- Şeyh huzurunda diz dize, el ele oturur gibi kıbleye yönelmelidir. Kendi kalbini bir tekneye, Şeyhinin kalbini ise engin bir denize benzetmeli. Kendi teknesini o engin denize benzeyen mürşidinin kalbinden ilahi feyizi doldurmaya çalışmalıdır.

2- Şeyh'inin ruhaniyetini bir çadıra benzetmeli, müridde o çadırın içinde oturduğunu tahayyül etmelidir.

İlâhi feyizin her cihetten kendisini kuşattığını ve kalbine aktığını düşünmelidir. Böylece onbeş dakika veya daha fazla beklemelidir.

3- Şeyh'inin ruhaniyetini bir denize, kendisinide bir damla gibi o denize karışmış farz etmeli ve böylece feyizini beklemelidir.

4- Mürid gezip oturduğu her yerde Şeyh'inin eli elinde ve daima huzurunda oturur gibi olmalıdır.

5- Mürid Şeyh'inin cübbesi altına gizlenmiş, daima onunla beraber olduğunu düşünmelidir.

6- Yatarken başını Şeyh'inin mübarek ayaklarına koymuş zikir ve fikirle uykuya varmalıdır. Böyle düşünen bir salikin inşallah uykusu dahi ibadetten sayılır.

Salik Şeyh'inden feyiz almanın yollarını bilecektir.

7- Sevgili peygamber efendimiz (S.A.V.) Hazretleri başta mücevherlerle süslü nurdan bir kürsi üzerinde oturmaktadır. Cihari yarları ve silsileyi saadet efendilerimizde yarım ay şeklinde düzen alıp oturmuşlardır.

Bize intisap eden ihvanlarımızda bizi yanında bilerek, bu nur halkasının karşısında tevazu ile oturduğunu düşünmelidir. İlahi feyiz saliki bir güneş gibi kuşatmıştır. Böylece tefekkür edip onbeş dakika veya daha fazla beklemelidir. Bu rabıtalar içerisinde yarım ay şeklindeki rabıtayı daha etkili görüyoruz. Bu rabıtanın yapılmasını ihvanlarımıza tavsiye ediyoruz.

Bir müridin feyzinin az ve çok olması o müridin durumuna bağlıdır. Feyizin az veya çok olması bazı nedenlere bağlı ve dayalıdır.

Bunlardan birinci teslimiyettir. Dervişlik demek teslimiyet demektir. Bağlılık demektir. Şeyh'inin emirlerine ve dergahına bağlı kalan, Şeyhine karşı sonsuz sevgi ve muhabbet besleyen salik'in feyizide o nisbette çok olur. Şeyh'inin sevgisini kazanan bir mürid için felah vardır.

Rabıta bu sevgi ve bu muhabbetle yapılmalıdırki netice hasıl olsun.

Şeyh'inden gafil, dergahından gafil olan bir mürid, sohbetlere zikirlere gelemeyen bir mürid, elbetteki feyizleride o derece düşük olur. İstediği manevi aleme erişemez.

Rabıza sırların kapısıdır. Rabıta nurların kapısıdır. Rabıta feyizin, aşkın, muhabbetullahın kapısıdır. İlahi bizi rabıta sırrına erdir. Amin.
--- alıntı ---
devamını gör...
--- alıntı ---
Rabıta, “bağ, münasebet ilgi, alâka, bağlılık, mensub olmak...” gibi anlamlara gelir. Kendi şahsiyetinden sıyrılıp, sözgelimi şeyhin veya Resulullah’ın şahsiyetiyle bütünleşme, bir bağ kurma şeklinde uygulanır.
Malum olduğu üzere, seven sevdiğini hayal eder. Onu kendine yakın hisseder. Hatta rüyalarında bile onunla olur. Onunla aynîleşmek ister. Usta-çırak, hoca-öğrenci münasebetleri de rabıtayla alakalıdır. Çırak ustasının hareketlerini, öğrenci hocasının söylediklerini hatırlamaya, sanki tekrar o ana dönmeye gayret eder.

İşte, bir müridin mürşidini hatırlaması da böyle bir rabıtadır. Bu rabıta, mürşidin suretine değil, o vücudda sergilenen İslamî özellikleredir. Daha doğrusu, öyle olmalıdır. (1) Böyle bir rabıta, mürşitteki kemâl vasıflarının müride yansımasına sebebiyet verecektir. Buna, “fena-fişşeyh” denir. Fakat mürid orada kalmamalı, “fena-firrasul” ve “fena-fillah” makamlarına yükselmeye gayret etmelidir. Yani, şeyhinde fâni olan bir mürid, ondaki güzel özellikleri kazanıp, ondan peygamberde fâni olmaya yönelmeli, daha sonra da, Allah’ta fâni olmalıdır. (2)

Bu fena (fani olma) halleri zevkî birer mesele olmakla birlikte, herkes için şu manada uygulanabilir: Bir insan kendi reyini, fikrini bırakıp hocasının, üstadının yahut şeyhinin iradesini kendi iradesine tercih ederse bu zatlarda fani olmuş olur. Aynı şekilde, bütün işlerini, hallerini ve sözlerini Allah Resulünün sünnet çizgisine göre ayarlarsa Peygamberimizde fani olmuş olur. Allah’ın emir ve yasaklar manzumesini çok iyi kavrayıp hayatının bütün safhalarının buna göre yönlendirdiği taktirde de fena-fillah makamından bir pay elde etmiş olur.
--- alıntı ---
http://www.sorularlaislamiy...
devamını gör...
elektrik, bakır tel ile iletiliyor. radyo vericisi ile alıcısı, birbirine elektromanyetik titreşimlerle bağlanıyor. kalpleri birbirine bağlayan bağın da muhabbet olduğu mektubat'ın dördüncü cildinin yirmibirinci mektubunda yazılıdır. bir insan, bir veli'yi görüp konuşarak veya kitaplarını okuyarak, onun islamiyet'e tam bağlı olduğunu, derya gibi ilim sahibi olduğunu , güzel ahlakını görüp sever. onun izinde bulunanı da sever. fakat, bu güzel sıfatları sevmesi yetişmez. çünkü, bu sıfatlar münafıklarda, kafirlerde de bulunabilmektedir. bunun için mürşid olduğunu anlayıp onu görmekten ve kendini görmeyince, şeklini, suretini kalbine , hayaline getirmekten zevk alması lazımdır. bu hale rabıta yapmak denir. ona her zaman rabıta yaparak, görmüş gibi olur. his uzuvlarına tesir eden herşey kalbe de tesir eder. güzel bir şeyi görmek kalbe tesir ettiği gibi, o şeyi düşünmek de kalbe tesir eder. yani, rabıta yapmak , yanında bulunmak gibi olur. ne kadar çok rabıta yapıp severse, o kadar feyz alır. büyük alim ve veli ubeydullah-ı ahrar, (kalbi, mala, mülke ve her çeşit dünya işlerine bağlamak suç olmuyor da, bir mümin'e bağlamak niçin suç olsun ) buyurmuştur.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar