rabıta

uğur mumcu'nun süleymancı tarikatını ve tarikatın işleyişini anlattığı kitabın adı.birde süleymancıların namazlardan sonra genelde yaptığı ibadet şekli.
devamını gör...
mürşid vasıtasıyla nur-ı ilahiyyeyi kalbe akıtma yoludur. başlı başına bir ibadet değildir ancak nefs-i emmare ancak rabıta ile terbiye olunur.
devamını gör...
Allahla araya canlı bir aracı koymak kureyşliler bunu cansız bir varlık koyarak yapıyordu
devamını gör...
kişinin bağlı bulunduğu tarikat şeyhini düşünerek Allah'a ulaşma çabası . halbuki ''allah kuluna şah damarından daha yakındır. ''araya aracılar koyup yolu şaşırmamak lazım.
devamını gör...
yurttayken iradem dışında öğretilen ve baskı ile yaptırılan şeydir.*
devamını gör...
müridin mürşide kamil bir yönelme sonucu, müridin isteğine göre mürşidden feyz çekmektir...
devamını gör...
1. bağlayan şey, bağ:

2. iki şeyi birbirine bağlayan ip.

3. ilgi, ilişki.

4. birbirini tutma, tutarlık.

5. düzen, sıra.

6. birbirine geçmeli tahtadan bir döşeme türü.

7. tarikatlarda müridin şeyhi aracılığıyla kalbini Allah'a bağlaması.

*
devamını gör...

--- alıntı ---
rabıta; rabdolmak, bağlanmak, ilgi manasına gelir.

bu yolda rabıta en büyük sermayedir. rabıta tek başına erdiricidir. rabıtası kuvvetli olan bir salik nice yüce makam ve mevkilere erer. suyunu alan bir çiçeğin yeşerip açtığı gibi rabıtaya devam eden salikinde, gönül aleminde güller açar, iç alemi cenab-ı hakk'ın nuru ile dolar, daima gönlü coşar, gözleri ağlar, yüklü bir bulut gibi olur. Allah aşkı kalbini yakmaya başlarki bunun neticesinde cezbeler meydana gelirki, artık mürid esrar perdelerini aralar. zaman zaman gayb alemine dalar. hakkında lütfu yetişirse o zaman müşahade kapıları kendisine açılmış olur. rabıttanın çeşitleri bayağı çoktur. biz burada bazı çeşitlerini anlatmaya çalışacağız.

1- åžeyh huzurunda diz dize, el ele oturur gibi kıbleye yönelmelidir. kendi kalbini bir tekneye, åžeyhinin kalbini ise engin bir denize benzetmeli. kendi teknesini o engin denize benzeyen mürşidinin kalbinden ilahi feyizi doldurmaya çalışmalıdır.

2- åžeyh'inin ruhaniyetini bir çadıra benzetmeli, müridde o çadırın içinde oturduğunu tahayyül etmelidir.

ilâhi feyizin her cihetten kendisini kuşattığını ve kalbine aktığını düşünmelidir. böylece onbeş dakika veya daha fazla beklemelidir.

3- åžeyh'inin ruhaniyetini bir denize, kendisinide bir damla gibi o denize karışmış farz etmeli ve böylece feyizini beklemelidir.

4- mürid gezip oturduğu her yerde åžeyh'inin eli elinde ve daima huzurunda oturur gibi olmalıdır.

5- mürid åžeyh'inin cübbesi altına gizlenmiş, daima onunla beraber olduğunu düşünmelidir.

6- yatarken başını åžeyh'inin mübarek ayaklarına koymuş zikir ve fikirle uykuya varmalıdır. böyle düşünen bir salikin inşallah uykusu dahi ibadetten sayılır.

salik åžeyh'inden feyiz almanın yollarını bilecektir.

7- sevgili peygamber efendimiz (s.a.v.) hazretleri başta mücevherlerle süslü nurdan bir kürsi üzerinde oturmaktadır. cihari yarları ve silsileyi saadet efendilerimizde yarım ay şeklinde düzen alıp oturmuşlardır.

bize intisap eden ihvanlarımızda bizi yanında bilerek, bu nur halkasının karşısında tevazu ile oturduğunu düşünmelidir. ilahi feyiz saliki bir güneş gibi kuşatmıştır. böylece tefekkür edip onbeş dakika veya daha fazla beklemelidir. bu rabıtalar içerisinde yarım ay şeklindeki rabıtayı daha etkili görüyoruz. bu rabıtanın yapılmasını ihvanlarımıza tavsiye ediyoruz.

bir müridin feyzinin az ve çok olması o müridin durumuna bağlıdır. feyizin az veya çok olması bazı nedenlere bağlı ve dayalıdır.

bunlardan birinci teslimiyettir. dervişlik demek teslimiyet demektir. bağlılık demektir. åžeyh'inin emirlerine ve dergahına bağlı kalan, åžeyhine karşı sonsuz sevgi ve muhabbet besleyen salik'in feyizide o nisbette çok olur. åžeyh'inin sevgisini kazanan bir mürid için felah vardır.

rabıta bu sevgi ve bu muhabbetle yapılmalıdırki netice hasıl olsun.

åžeyh'inden gafil, dergahından gafil olan bir mürid, sohbetlere zikirlere gelemeyen bir mürid, elbetteki feyizleride o derece düşük olur. istediği manevi aleme erişemez.

rabıza sırların kapısıdır. rabıta nurların kapısıdır. rabıta feyizin, aşkın, muhabbetullahın kapısıdır. ilahi bizi rabıta sırrına erdir. amin.
--- alıntı ---
devamını gör...
rabıta, şeyhinin ahlakını düşünüp onun güzel ve nebevi ahlakıyla ahlaklanmaya çalışma eylemidir.
devamını gör...
--- alıntı ---
rabıta, â“bağ, münasebet ilgi, alâka, bağlılık, mensub olmak...┠gibi anlamlara gelir. kendi şahsiyetinden sıyrılıp, sözgelimi şeyhin veya resulullahâ’ın şahsiyetiyle bütünleşme, bir bağ kurma şeklinde uygulanır.
malum olduğu üzere, seven sevdiğini hayal eder. onu kendine yakın hisseder. hatta rüyalarında bile onunla olur. onunla aynã®leşmek ister. usta-çırak, hoca-öğrenci münasebetleri de rabıtayla alakalıdır. çırak ustasının hareketlerini, öğrenci hocasının söylediklerini hatırlamaya, sanki tekrar o ana dönmeye gayret eder.

işte, bir müridin mürşidini hatırlaması da böyle bir rabıtadır. bu rabıta, mürşidin suretine değil, o vücudda sergilenen islamã® özellikleredir. daha doğrusu, öyle olmalıdır. (1) böyle bir rabıta, mürşitteki kemâl vasıflarının müride yansımasına sebebiyet verecektir. buna, â“fena-fişşeyh┠denir. fakat mürid orada kalmamalı, â“fena-firrasul┠ve â“fena-fillah┠makamlarına yükselmeye gayret etmelidir. yani, şeyhinde fâni olan bir mürid, ondaki güzel özellikleri kazanıp, ondan peygamberde fâni olmaya yönelmeli, daha sonra da, Allahâ’ta fâni olmalıdır. (2)

bu fena (fani olma) halleri zevkã® birer mesele olmakla birlikte, herkes için şu manada uygulanabilir: bir insan kendi reyini, fikrini bırakıp hocasının, üstadının yahut şeyhinin iradesini kendi iradesine tercih ederse bu zatlarda fani olmuş olur. aynı şekilde, bütün işlerini, hallerini ve sözlerini Allah resulünün sünnet çizgisine göre ayarlarsa peygamberimizde fani olmuş olur. Allahâ’ın emir ve yasaklar manzumesini çok iyi kavrayıp hayatının bütün safhalarının buna göre yönlendirdiği taktirde de fena-fillah makamından bir pay elde etmiş olur.
--- alıntı ---
http://www.sorularlaislamiy...
devamını gör...
elektrik, bakır tel ile iletiliyor. radyo vericisi ile alıcısı, birbirine elektromanyetik titreşimlerle bağlanıyor. kalpleri birbirine bağlayan bağın da muhabbet olduğu mektubat'ın dördüncü cildinin yirmibirinci mektubunda yazılıdır. bir insan, bir veli'yi görüp konuşarak veya kitaplarını okuyarak, onun islamiyet'e tam bağlı olduğunu, derya gibi ilim sahibi olduğunu , güzel ahlakını görüp sever. onun izinde bulunanı da sever. fakat, bu güzel sıfatları sevmesi yetişmez. çünkü, bu sıfatlar münafıklarda, kafirlerde de bulunabilmektedir. bunun için mürşid olduğunu anlayıp onu görmekten ve kendini görmeyince, şeklini, suretini kalbine , hayaline getirmekten zevk alması lazımdır. bu hale rabıta yapmak denir. ona her zaman rabıta yaparak, görmüş gibi olur. his uzuvlarına tesir eden herşey kalbe de tesir eder. güzel bir şeyi görmek kalbe tesir ettiği gibi, o şeyi düşünmek de kalbe tesir eder. yani, rabıta yapmak , yanında bulunmak gibi olur. ne kadar çok rabıta yapıp severse, o kadar feyz alır. büyük alim ve veli ubeydullah-ı ahrar, (kalbi, mala, mülke ve her çeşit dünya işlerine bağlamak suç olmuyor da, bir mümin'e bağlamak niçin suç olsun ) buyurmuştur.
devamını gör...
düşünmek, sevdiğinle manevi alemde birlikte olma eğilimidir
devamını gör...
bir bağ vardır,manevi yönden,
o bağ ise,bağlanır kalpten.
öyle bir iptir ki,görünmez
amma kopmayan tipten.
devamını gör...
büyük alim ve veli, imam-ı rabbani hazretlerinin oğlu muhammed masum serhendi, ikinci cildin yüzkırkikinci mektubunda diyor ki, hadisi kudside ( bir veli kuluma düşmanlık eden, benimle harp etmiş olur. kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında, en sevdiğim ona farz ettiğim şeydir. nafile ibadet de yaparak, bana yaklaşan kulumu çok severim. çok sevdiğim kulumun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. bana sığındığı zaman elbette korurum) buyuruldu. bu hadisi kudsi nevevi'nin hadis-i erbain kitabının 38. hadisinde de yazılıdır.

bir kimse, kendi zamanında bulunan veli'yi tanıyıp kendini sevdirirse, resulullahın mübarek kalbinden veli'nin kalbine gelmiş olan nurlar, bu kimsenin kalbine de akarak kalbi temizlenir. sohbetine kavuşamazsa, onu düşünmesi, yani veli'nin şeklini, yüzünü hatırına getirmesi de, sohbetinde bulunmuş gibi tesir eder.
devamını gör...
rabıta bir ibadet değildir. eğer ibadet olarak kabul edilirse o zaman tehlikenin farkına varamayan http://biridir.kişi bir çok şeyi düşünür hayal eder.
devamını gör...
mürid ve mürşit arasında ki manevi bağlantıdır. ilk kez, hz muhammed* ve hz ebubekir* arasında, müşriklerden saklanmak için girdikleri mağarada meydana gelmiştir*. bizzat hatem-ül enbiya*, müşriklerin kendilerine aşırı derecede yaklaşmış olmasından korkuya kapılan hz ebubekir*'i sözle yatıştıramayınca kendisine rabıta yapmasını emretmiştir. hz.muhammed* burada Allah'tan kendisine gelen feyzi, hz.ebu bekir'in kalbine akıtmıs -rabıtanın aslı da budur- onun ruhunu manevi olarak doyurmuş ve yatıştırmıştır. mağara hadisesinin hikmetlerinden biride; rabıtanın varlığının dinimizce meşruluğunun kanıta kavuşmasıdır. şayet rabıta şirk(!) olsaydı, hz.ebubekir* mürted mi olmuştur? şirk Allah*'a ortak koşma neticesinde olur. rabıtada tahayyül edilen zatın, maksada ulaşmak anlamında aracı olduğunu bilmek gerekir. amac onun vasıtasıyla Allah'a* ulaşmak ve yaradılış gayesine ermektir. onu ilah kabul etmek değildir. herşeyde birşeye aracı varken ve kainat birşeylerin aracılığıyla amaca ulaşmak esası uzerine kuruluyken dinde aracı olmaz demek safsatadan oteye gecmez. aracı gereksiz olsa peygamberler neden gonderilmistir?*allah gereksiz bir iş yapacak değildir.
devamını gör...
bugünkü uygulanma şekliyle, islam dininde hiçbir dayanağı bulunmayan, bazı tarikat mensuplarının rasulullah'ın ölümünden yıllar sonra (yaklaşık 800 yıl) icat ettikleri bir bidattır. hicret esnasında sevr mağarasında rasulullah'ın hz. ebubekir'in yaşadığı tedirginlik üzerine o'na söylediği sözler Allah (azze ve celle)'ın tevbe suresi 40. ayette bildirdiği üzere la tahzen innallahe meana şeklindedir. rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) ne "rabıta yap" demiş, ne de buna benzer birşey söylemiştir. ayrıca ne rasulullah'ın, ne hz. ebubekir'in, ne de başka sahabelerin, bize şah damarımızdan daha yakın olan Allah'a (azze ve celle) ulaşmak için bu şekilde garip bir yöntemi izlediklerine dair hiçbir islami kaynak bulunmadığı gibi, hz. ebubekir'in bugünkü uygulanma şekli ile rabıta yaptığını söylemek apaçık bir iftiradır.
devamını gör...
irtibatı koparmayalım felsefesinin yanlış yorumlamış arkadaşlar tarafından uydurulmuş ve kaynağı hala açıklanamamış olay.
devamını gör...
bir müridin kalbini mürşidinin kalbine bağlayıp oradan ilim, sevgi, feyz, ve nur almasıdır. (imam-ı rabbanimektubat 1/252-253)
ayet ve hadislerde geçen ribat ve muratabakelimeleri rabıta kelimesi ile aynı kökten gelir. "ribatları bekleyiniz/rabıta yapınız (al-i imran 200)" ayeti, rabıtanın islamda ki varlığının açık delilidir.
rabıta teffekkürün bir türüdür. kuran-ı kerim ve sünnette ise tefekkür emrolunmuştur. yani farzdır. Allah*'ın zatını düşünmenin günah olduğu hadisle sabit olduğundan* dolayı bunun dışında kalan, yaratılmış tüm nesnelerde Allah*'ın sanatını görmek ve bu yolla onu zikretmek emredilen tefekkür ve rabıtadır.
insanın Allah*'a yaklaşması için kendine vesile araması şu ayetle emrolunmuştur. "ey iman edenler! Allah'tan korkun ona yaklaşmaya vesile arayın(maide 133)." Allah*'a yaklaştıracak en büyük vesile ise ona ermiş kişinin sıfatlarını, fiillerini ve Allah*'ın onun üzerindeki nurunu müşahede etmektir. nazargah-ı ilahi olan kamil mürşidin kalbine gelen nuru, feyzi ve ilmi yine kalpten kalbe olan yol vasıtasıyla elde etmeye çalışmak -rabıta yapmak- bu ayetin buyruğuyla amel etmek değilde nedir?
devamını gör...
kur'anda geçen r-b-t köklü kelimelerinin, rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) ve ashab-ı kiram'ın yaşantılarına ve sözlerine aykırı bir şekilde yorumlanarak dayanak gösterilmeye çalışıldığı gayri islami bir uygulamadır. ne rasulullah, ne de bir sahabi bugünkü anlamıyla herhangi bir şekilde rabıta yapmamıştır. ayrıca Allah'ın ayetlerini bu şekilde zorlama yorumlarla bidatlara dayanak göstermeye çalışmak, kişiye büyük bir sorumluluk getirmektedir. *
devamını gör...
rabıta bir nevi telepatidir arkadaşlar. bu kadar abartmaya gerek yok. cep telefonuyla konuşmaya, internette arkadaşından fikir alıp, duygusal bir bağ kurmaya inanıyorsun da rabıtaya neden inanmıyorsun. " insan " mucizesini küçümsemektir bu. ayrıca bahsi üzere konuşulduğu gibi Allahu tealayla araya bir vasıta vesaire de koymak değildir rabıta yapmak.

Allahu tealaya yaklaşmaya çalışan ve o yola baş koyan birçok insana şeytan ağır bir şekilde musallat olur. bu sebeple bu yola giren insanların bilinçsizce adım atmamaları için bir mürşid yani öğretmen, yani bir eğitici, yani bir tecrübe etmiş tarafından gözetim altında bulunmaları tavsiye edilir.

rabıta etmek sanıldığının tam da aksine şirke mani olan birşeydir. çünkü biz Allahu tealanın cismaniyeti hakkında fikir sahibi olamayız. bu yüzden yine şeytan araya şirkler sokmak isteyecek sufiyi saptırmaya çalışacaktır. böyle bir zamanda ruhani açıdan daha hassas ve kapasitesi yüksek olduğunu varsaydığımız bir insan yanımızda bulunur. rabıta bir eğitmenle iletişim kurmaktan başka birşey değildir.

ed: mutasavvuf değilim, sadece fikrimdir , en doğrusunu Allah bilir.
devamını gör...
#1005485 bazı arkadaşlarımızın âl-i imrân suresi 200. ayette geçtiğini iddia ettiği ama ayette rabıta ile ilgili herhangi bir bilginin bulunmadığı zira islamda da yeri olmayan hededir.



--- alıntı ---

yâ eyyuhâ-llezine âmenã»-sbirã» vesâbirã» verâbitã» vettekã»(a)llâhe le allekum tuflihã»n(e)

abdülbaki gölpınarlı meali


ey inananlar, sabredin, sebat edin, karşı durun ve Allah'tan sakının, ancak bu sayede kurtulur, bu sayede üst olursunuz.

ali bulaç meali


ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. Allah'tan korkun. umulur ki kurtulursunuz.


diyanet işleri meali(yeni)


ey iman edenler! sabredin. sabır yarışında düşmanlarınızı geçin. (cihat için) hazırlıklı ve uyanık olun ve Allahâ’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.


ömer nasuhi

ey imân edenler! sabrediniz, sabır yarışında bulununuz ve nöbet bekleyiniz ve Allah teâlâ dan korkunuz ki, felâh bulabilesiniz.


yusuf ali (english)


o ye who believe! persevere in patience and constancy: vie in such perseverance; strengthen each other; and fear Allah; that ye may prosper.

--- alıntı ---

devamını gör...
araya Allahtan başka birşey koymamak meselesi de ne işkilli meseledir. derhal araştırılmalıdır. almanlar yenilince biz de yenildik gibi birşey. acaba peygamber efendimizin ve islamiyetin gelişine de kendilerince bir sebep bulmak için mi yıllarca bize bu öğretildi. kureyşliler araya putları koyuyorlardı, şirk yapıyorlardı falan filan. tamam doğruluğuna inanıyoruz ama onların yanlış bir uygulamaları bazı gerçeklerin üzerini tamamen örtecek hale getirmesini gerektirmez. bu yorumları yazanları da snaırsın ki her dakka Allahu teala ile direk irtibat kuracaklar. peygamberimiz bile ilk olarak hazreti cebrail ile vahiy aldığına göre bu iddialar bana biraz komik geliyor. Allah hepimize yakındır ama biz ona öyle hoop diye yakın olamayız. güneş ve ışık misali , yani güneş kendi kudreti ile her daim bize yakındır ama biz ona yakın olamayız.

ed: neyse bu cevabım haritacıyaydı birazda. kendisine mahallesindeki fırına gitmesini tavsiye ediyor , tanımlarımı da tez elden silmeyi düşünüyorum.
devamını gör...
biz insana şah damarından daha yakınız diyen bir yaratıcıya yakın olmak için araya birilerini koymak oldukça ilginçtir. rabıta denilen hedeyi savunurken dikkat etmek gereklidir. islamda yeri yoktur. peygamber ve sahebelerinin yaşantısında olmayan bir eylemi ibadeti hangi mantıkla savunup ona kulp bulunmakta merak etmekteyim.


--- alıntı ---

ve lekad haleknâ l-insâne ve na lemu mâ tuvesvisu bihi nefsuh(u)(s) ve nahnu akrabu ileyhi min habli-lverã®d(i) (kaf 16)

andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. biz ona şahdamarından daha yakınız.

--- alıntı ---

devamını gör...
rabıta; ribat ve murataba kelimeleri ile aynı kökten gelen bir kelimedir.
ribat ve murataba kelimeleri ise Allah teala'nın korunmasını istediği vazifeleri tam yerine getirmek, sınırlarda düşman gözetlemek, nöbet tutmak anlamlarına gelir. tefsirlerde ribatın, her iki manasınada deginilmiştir. yani rabıta yapınız ve ribatta bekleyiniz demek, maddi ve manevi düşmanları gözetleyiniz, onlardan gelecek zararlara karşı uyanık olunuz, ibadetlerinizi, kalbinizi, sınırlarınızı iyi bekleyiniz,onları güzel muhafaza ediniz demektir. (kaynaklarıyla tasavvuf 78/79)

rabıta bir müridin kalbini mürşidinin kalbine bağlayıp oradan ilim, sevgi, feyz, ve nur almasıdır. (imam-ı rabbani mektubat 1/252-253)
ehl-i sünnetim diyen birisine bu kaynak yeterlidir. zira imam-ı rabbani ehl-i sünnet itikadında müctehit konumundadır. sözleri delil için yeterlidir. 1400 yıllık islam tarihinde gelmiş bunca ehl-i sünnet ulemasının ittifak ettiği bir konuyu kabul etmemek ehl-i sünnet dairesi dışına çıkmak demektir.kaynaklarla sabit olmuş ve bunca ulema, evliya dediğimiz zevatın amelle de tasdiklediği bir fiili ehl-i sünnetim diyen birisi yok sayamaz, inkar edemez.

devamını gör...
cahiliye devriden önce yaşayan çok dindar insanlar varmış. bu kişiler Allaha ibadetlerini aksatmazmış. bunlar vefat edince oğulları onlar gibi olamadıkları için onları süekli hatırlamak istemişler ve resimlerini çizmişler. duvarlara asmışlar. onlardan sonraki nesiller de o resimlerdeki dedelerini çok yüzelterek ileriye gitmişler ve "biz kimiz ki, şu dedelerimiz gibi olamadık. Allah'tan istemek kim biz kimiz. araya dedelerimizi koyalım. onlar iyi insanlardı. onlar bizim yerimize istesinler" diyerek resimleri karşılarına alıp aracı koymaya başlamışlar. åžimdilerde de aynısını şeyhler için yapıyorlar işte. adına da tefekkür diyorlar.
devamını gör...
islamcılar arasında yaşanan şirk tartışmalarının aksine rabıta bir kulun üzerine ne yükümlülüktür ne bir haktır. rabıta bir lütuftur. Allah'ın bazı kullarına hediyesidir. rabıtanın sırrına mazhar olmuş kişi diğerlerini bilmemekle itham edemez, bilmeyenler bilenleri şirkle, tefrikayla suçlayamayacağı gibi.
devamını gör...
"allahım beni o kadar yetersiz yaratmışsın ki, seninle bağ kurabilmek için aracıya gerek duyuyorum" demektir.
devamını gör...
şeyhin hayaliyle virt olunca cennetin kapılarının açılacağını zannetmek, cahiliyye anlayışını tasavvuf sosuna batırıp sofilere kakalama durumu...
devamını gör...
"yunus emre ne güzel adamdı, mevlana celaleddin rumi ne yüce gönüllü üstaddı" diye gevezelik yapanların şirk diyerek atıp tuttuğu.

yunus emre ve mevlana celaleddin rumi'ye müşrik mi diyorsunuz, ben mi yanlış anlıyorum? cahil herifler..



--- alıntı ---

yan yüreğim yan
gör ki neler var
bu halk içinde
bize gülen var
koy gülen gülsün
hak bizi bilsin
gafiller bilsin
hakkı seven var

--- alıntı ---

yunus emre..
devamını gör...
bildiğim kadarıyla Allah a yaklaşmak için aracı kullanmak. ellerini aç duanı et. Allah la arana kim girebilir ki hafız.

bir de şeyh elinden tutup dua edenleri var. akla zarar.
devamını gör...

--- alıntı ---
rabıtanın aslı sevgi bağıdır. rabıta gönüldeki sevgidir. insanın sevdiği bir kişiyi hatırlamasıdır, şekil ve tasvir rabıtada önemli değildir. rabıtadan kasıt ruhi beraberliktir, kalble olan hatırlamadır. åžekil ve tasvir rabıtada insanı günaha hatta şirke kadar götürür. kalbte ise şekil mevzubahis değildir. nasıl ki peygamber (sav) efendimizi resimle , tasvirle hatırımıza getirmiyoruz, ama ruhen hatırlayıp seviyoruz , rabıta da böyledir

rabıta ile ilgili necip fâzıl merhumun güzel bir kitabı vardır. hâlid-i bağdâdã® efendimiz'in rabıta risalesi’nden faydalanarak, kendisi de bir takım görgülerini katarak yazmış. onu okumanızı tavsiye ederim.

Allah-u teâlâ hazretleri, ( ve kã»nã» maas sâdıkã®n ) ''sadık kullarımla beraber olun!'' buyuruyor. yâni ''onlar gibi olun, onların yanında olun, onların cephesinde olun, onların gittiği yolda, onların safında bulunun!'' mânâsına geliyor. onun mânevi tatbikatı, mânevi bakımdan beraber olmak, böyle rabıta ile sağlanıyor.

insanın hocasıyla beraber olması, vaazını dinlemesi, nasihatını dinlemesi, dinini ondan öğrenmesi lâzım!.. bu her zaman mümkün olmuyor. hem insanlar muhtelif yerlerde oturuyorlar, uzak diyarlara gitmiş oluyorlar. hem de, günün bir kısmının istirahatle geçmesi gerekiyor. günün her saatinde insanın hizmette olması kolay olmuyor. o bakımdan rabıta yapılıyor.

rabıta yapıldığı zaman, mürid şeyhinin huzurunda olmuş oluyor. onu denetleyeci olarak da düşünebilir. sevdiği bir kimse olarak, hocası olarak onu karşısında hayal edecek, zikri beraber yatığını düşünecek.

rabıtanın şirk olmasının hiçbir aslı, esası, dayanağı yoktur. çünkü, insanın gözünü kapatması serbesttir. gözünü kapattığı zaman sevdiği bir insanı düşünmesi serbesttir. bunun şirkle hiçbir ilgisi yoktur. onlar her halde tasavvufu bilmiyorlar veya rabıtayı bilmiyorlar, böyle bir görüşe saplanıyorlar. ya da ibn-i teymiyye'ni filân kitaplarını iyi okumuyorlar.

ben şöyle onların kitaplarını ve o kitaplardan alınan özetleri okuyunca, baktım o da bizim gibi düşünüyor. tasavvufa saygılı, bu gibi pekçok konuda oldukça güzel ifadeleri var... demek ki yarım bilgili olan insanlar, meseleyi anlamadıkları için yalan yanlış konuşuyorlar.

åžirk Allah'a ortak koşmak demektir. Allah'a ortak koşmakla ilgili herhangi bir şey burda olmadığı için, öyle bir husus yoktur. insanın sevdiği bir kimseyle beraber olmak istemesi, beraberliğini düşünmesi şirk değildir.

birçok mânevã® faydaları var... feyz almak bakımından, insanın yetişmesi bakımından fevkâlade önemli...

râmã»zül ehâdis'te bir hadis-i şerif var; peygamber efendimiz buyuruyor ki : ''bir geniş arazide, çölde giderken hayvanınız ürktü, kaçtı. yardım edecek bir kimse de yok... çölde uçsuz bucaksız dağların, kum tepelerinin arasında kayboldu. bulmanız mümkün değil... kaldınız çaresiz... sular orda, yiyecek orda... kumların üstünde bata çıka sizin yürümeniz mümkün değil... yandınız, mahvoldunuz. böyle bir durumla karşılaştınız. ne yapacaksınız?..
- deyiniz ki : ''(yâ ricâlalah!) ey Allah'ın erleri, Allah'ın ricâli!.. '(eğã®sã»nã®) bana yardım edin! (eã®nã»nã®) bana yardımcı olun, benim imdadıma yetişin!'' diye böyle söyleyin! çünkü Allah'ın sizin görmediğiniz maddi mânevã® erleri olur. evliyâullahı olur; onlar imdada yetişirler.'' diye peygamber efendimiz tavsiye ediyor.

onun için, peygamber efendimiz böyle deyin dediğin göre, Allah'ın evliyâsına da böyle selâhiyet verildiğine göre; hani ondan yardım istese bile, yine bir mahzuru yoktur. çünkü, mahzuru olsaydı, peygamber efendimiz tavsiye etmezdi. onun için bu şirk lafı taassubdan kaynaklanıyor.

bir takım insanlar tasavvufa düşman olmuşlar. bu tasavvuf düşmanlığını ingilizler körüklemiş. meselâ geçtiğimiz asırda, ingilizler osmanlı'yla çeşitli cephelerde harb ederken, iki büyük tehlike tesbit etmişler:

1-) hac
2-) tasavvuf, tarikatlar
neden?.. hacca gittiği zaman müslümanlar, dünyanın dört bir yerinden gelip, bir yerde toplanıyorlar.''ingilizler falanca yerde şöyle yaptı, böyle yaptı, ona karşı şöyle tedbir alalım, böyle tedbir alalım!..'' diyorlar. ondan dolayı ingilizlerin başarısı veya gayrimüslimlerin, islâm'a suikast için çalışanların oyunları bozulmuş oluyor. onun için hacca düşmanlar...

o zamanda başlamışlar, hac mevsimi geldiğinde haccı engellemeye... işte, ''salgın hastalık var!'' filân diye yalan dolan haberler yaymaya... bu, yakın zamanlara kadar devam etti. sonra birden salgın hastalıklar filân hepsi kalktı. yalanmış demek ki...
yâni, hac mevsiminde ilk önce ''bir salgın hastalık var!'' diyorlardır. ''gidersen, ölürsün!'' diyorlardı. hastaneye havale ediyorlardı, seyahat hürriyetini tehdit ediyorlardı. doktorların keyfine kalıyordu. rapor vermeyince, adam burda kahrından ölüyordu. saçma sapan şeyler... åžimdi bak hiç bir şey olmuyor. elhamdülillâh... yalanları ortaya çıktı.

bir de bu tarikatlardan, tasavvuftan, has müslüman yetiştiği için çok korkmuşlar. meselâ, hâlâ orta asya'da, türkistan'da, rus diyarlarında bozulmadan duran insanlar, bu tarikat sayesinde, tasavvuf sayesinde korunabilmişler, rus baskılarının karşısında durabilmişler.'' diyorlar.

ayrıca bir de hilâfet meselesinden çok korkuyorlardı. müslümanların halifesi olursa ödleri patlar. neden?.. o zaman, ''azerbaycan’da ruslar saldırmış, ona karşı tedbir alın!.. bulgaristan da bulgarlar şöyle yapmış, buna karşı tedbir alın!..'' dediği zaman, tüm ümmet-i muhammed ayağa kalkacağından, böyle bir merkeze bağlılığı istememişti. halbuki, onu kurmak her müslümanın boynuna vacip!.. çok önemli bir şey!.. çünkü dağınık olduğun zaman, düşman tek tek yakalayıp mahvediyor. kuzucukları birer birer kurtlar parçalıyor.
o bakımdan böyle şeyler olduğundan, bir tasavvuf düşmanlığı almış gitmiş. suud'da korkunç bir tasavvuf düşmanlığı var... iran'da kendine göre bir acaib tasavvuf düşmanlığı var... radikal müslüman dediğimiz, yeni müslüman kardeşlerde bir tasavvuf düşmanlığı var...

kur'an-ı kerim'de zikir emri var... seksen doksan yerde Allah-u teâlâ hazretler zikri emrediyor. nefsi terbiye etmek, tezkiye etmek vazifesi kur'an-ı kerim'de var:

(kad eflaha men zekkâhâ. ve kad hâbe men dessâhâ.) ''nefsini terbiye eden kimse kurtulmuş, onu fenâlıklara gömen kimse de ziyana uğramıştır.'' ahlâkı güzelleştirme emri kur'an-ı kerim'de var... nefsin oyunlarına karşı tedbir almak, şeytanla mücadele etmek meselesi var... tasavvufun tüm konuları kur'an-ı kerim'in emirlerinden çıkmış, hepsi kur'an-ı kerim'de var... sen bunları nasıl inkan edersin, zikri nasıl inkâr edersin?.. islâm'ı bilip tasavvufu inkâr etmek mümkün değil... ama cahiller tutturmuşlar, öyle gidiyorlar.

biz de bunların yanlışlığını belirtmek için mecmualarımızda en alim kimselerle röportajlar yaptırıp yayınlıyoruz. büyük mezheb imamları tasavvuf hakkında ne demişler, onların sözlerin yazıyoruz. imam-ı azam böyle buyurmuş, imam åžafã®ã® böyle buyurmuş, imam mâlik böyle buyurmuş, ahmed ibn-i hanbel böyle buyurmuş... åžu zâtı medhetmiş, bu şeyhe bağlanmış filân diye onları yazıyoruz ki, millet bu oyunun tesiri altında kalmasın diye...

resime rabıta olmaz, uygun değil!.. pis suyla abdest alınır mı?.. resmin ancak bir takım meşrã» sebeplerle müsaadesi var... sen onu meşrã» sebepler için kullanabilirsin. pasaport çıkacak, tapuda lâzım, bilmem nerede lâzım; orda kullanabilirsin. onun dışında öyle resimle rabıta yapmak bid'attir, uygun değildir. tarikatta bid'attadır, böyle bir şey olmaz!.. o hocasına, usã»lüne uygun olarak rabıta edecek, resimle yapmayacak!..

umarız bu bilgiler şimdilik yeterli olur. daha detaylı bilgi için yukarıda ismini verdiğimiz kitaplara müracaat edebilirsiniz.
--- alıntı ---


devamını gör...
ihl öğrencisinin öğretmeniyle diyaloğu:
- hocam rabıta yapmayı öğretir misiniz bana?
- rabıta öyle hemen öğrenilecek bir şey değil kuzum.
- yok hocam benim hemen bugün öğrenmem lazım, akşama yapmam lazım hocam lütfen...
- tamam yavrum türksel bayiine gidelim o zaman hadi.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar