rainer maria rilke

1875'te prag'ta doğŸmuşŸ, 1926'da valmont'da öldüğŸünde ardında son derece başŸarılı şŸiirler bırakmışŸ olan alman şŸair.
devamını gör...
"yapraklar düşmede bilinmez nerden/
gökkubbede uzak bahçeler bozulmuş sanki/
yapraklar düşmede gönülsüz/
ve geceler ağır dünyamız kopmuş gibi yıldızlardan/
kaymada yalnızlığa hepimiz düşmedeyiz, şu gördüğün el düşüyor /
nereye baksan hep o düşüş /
ama biri var ki bu düşenleri tutuyor yumuşak ve sonsuz."

satırlarının yazarıdır...
devamını gör...
anemi hastası olmasından, parmağına batan bir gülün dikeninin yol açtığı enfeksiyon sonucu ölmüştür.

ve rilke'nin mezar taşına şu şiirini yazarlar:

gül ey saf çelişki
bütün göz kapaklarının altında
hiç kimsenin uykusu olamamanın sevinci

devamını gör...
parmağına bir gül dikeninin batması sonucu ufak bir enfeksiyon oluşmuş ve geçmemesi sonucunda doktora gitmiş, böylece kan kanseri olduğunu öğrenmiştir. zaten 2 ay sonra da ölmüş. bu gül dikeni mevzusundan önce de uzun yıllar şiddetli ağrılar falan çekmiş.

ölürken de "salome"nin adını sayıklayarak, "salome'yi bana getirin benim halimden bir tek o anlar" demiştir.
devamını gör...
alman şair.

çeviri olarak okunduğunda bile tadını kaybetmeyen şiirleri olan bir usta.

ya bizler, hissederek eriyip gidiyoruz.ah,
her soluk verişte biraz daha eksiliyoruz.korlaştıkça
güçsüzleşiyor dumanımız

.sabah vakti otlardan ayrılan çiğ gibi
ayrılıyor bizden bizim olan da, sıcak bir yemekten yükselen
buğu sanki.o gülümseme nerede artık?o bakışlar:
kalbin yeni, sıcak ve kaybolan dalgası-;
ne acı:varolmaktayız buna karşın.tat katmadık mı
içinde eriyip gittiğimiz evrene bizler?melekler
yalnızca benliklerinden akıp gidenleri mi
geri almaktalar, yoksa bazen yanlışlıkla
bizlerin varlığının bir parçasını da mı?

(bkz: duino ağıtları)
devamını gör...

bahtiyarlığımın sebebi, geçen asrın en büyük ozanının serencâmını çeşitli fotoğraflar eşliğinde teferruatıyla olmasa da seyretme imkânı bulmuş olmak. hayâl kırıklığımın sebebi ise böylesine büyük bir ozanın biyografisinin hem hacim itibariyle hem de baskı, fotoğraf kalitesi gibi hususlar bakımından doyurucu bir içerikten yoksun oluşuyla ilgili. insan zweigâ’ın elinden çıkmalıydı bu biyografi diye düşünmeden edemiyor doğrusu. ne diyordu rilkeâ’nin ölümünden sonra yaptığı veda konuşmasında zweig: â“bir müzikle geldi rilke; müziği, gidişinden sonra da kalacak.┠onun müziğini ve hayatı nasıl şiire dönüştürdüğünü anlatamayan her kitap rilke hakkında çok fazla bir şey söylemiş olmayacaktır. ama yine de her sözünde ve eyleminde şair olarak kalan, metafizik tahayyülle kanatlanan, hayatı acı ve tutkuyla kavramak için özâ’ün peşinde olan, arayan ve hiç şüphesiz şiiri gibi yaşayanlardan biri olan rilkeâ’nin hayatının günümüz şairleri için de benzersiz bir mukaddime oluşunun ipuçlarını içeren kitabıyla schankâ’ın çabasının takdire şâyân olduğunu belirtmek gerekiyor.

rilke ve salomã©

kitaptan öğreniyoruz: kiliseye gittiklerinde rilkeâ’den isaâ’nın bedenindeki yaraları öpmesini isteyen, hastalık hastası korkularını oğluna bulaştıran, onu yaşıtlarından uzak tutan, okula başlayana dek ona kız elbiseleri giydiren, ölen kız kardeşinin yerini tutmaya zorlayan bir annenin â‘maria⒠ismini ömrü boyunca sırtında ve ruhunda çarmıh gibi taşıyan â‘yitik oğluâ’dur aslında rilke. bütün bunlara bir erkek çocuğuna yaraşır oyunlarla fizik gücünü artırmayı amaçlayan bir baba ve askerã® okula kapatılmış bir çocuğun travmatik yaşantısı da eklendiğinde sanırım rilkeâ’nin hayatı ve eseri biraz daha açıklık kazanacaktır. öğretmenlerinin â‘sessiz, çekingen, iyi kalpli, terbiyeli ve alçakgönüllü, pek gayretli, dil konusunda yetenekli⒠gibi sıfatlarla tanımladığı rilke, hayatı boyunca bu özellikleriyle çelişen bir tavır sergilemez. ilk kitaplarındaki şiirlerin çoğunda ben ile dünya arasındaki gerilimi ve uyuşmazlığı sorunsallaştıran rilkeâ’nin öykü ve oyunlarında da aynı eğilim görülür. avrupaâ’nın en büyülü kentlerinden biri olan prag ve orta avrupaâ’nın entelektüel atmosferi, şairin estetik ve sanat görüşlerinin oluşması bakımından bir köşe taşı niteliğindedir. danimarkalı yazar jakobsen, ölüme, nesnelere ve yalnızlığa ilişkin düşünceleriyle onu çok etkiler. â“söndür gözlerimin ışığını/ yine de görebilirim seni┠dizeleriyle seslendiği lou von salomã©, rilkeâ’nin hayatındaki dönüm noktalarından en başta gelenidir. onunla birlikte yaptığı geziler, bilhassa rusya gezisi, orda yaşadığı paskalya, rilke için dinsel bir vahiy hayatının ve mistik tecrübelerin başlangıcı olur. tanrıâ’dan öyküler ve dualar kitabı adlı yapıtları bu tecrübelerin ışığında kaleme alınır. daha sonra kendisinden istenen bir rodin monografisi dolayısıyla rodinâ’in dünyasına kapı aralayan ozan artık ikinci babasını bulmuş olacaktır.

schank, rilkeâ’yi büyük ölçüde lou von salomã©â’yi, malteâ’yi, duino ağıtlarıâ’nı ve şairin yaptığı yolculukları merkeze alarak anlatmayı yeğliyor. â“yurtsuzluk ve yalnızlık-tüm yaşamı bu duyguların eşliğinde geçti rainer maria rilkeâ’nin. sanatı için çokluk yalnızlığı aradı.┠cümleleriyle başlayan bir biyografinin yol haritası daha baştan bellidir ve sözü edilen kişiye okuyucunun bu zaviyeden bakmasını gaye edinir.

kitaptan öğrendiğimiz kadarıyla hayatı boyunca yakasını bırakmayan para sıkıntısı, clara ile yaptığı ama sağlıklı yürütemediği evlilik, kızına baba olamayışı, burjuva hayatının kendisini sürüklediği soylu ve zengin kadınlar ve ozan mizacı kendisiyle ve dünyayla uyum içerisinde olmayı gaye edinen rilkeâ’ye hiçbir zaman tam manasıyla â‘huzurâ’unu bağışlamayacaktır. malte laurids briggeâ’nin notlarıâ’nın son bölümündeki incilâ’den alınmış â‘yitik oğul⒠kıssası rilkeâ’nin kendisinden başkası değildir. bu yapıtla gerçekleştirmek istediği â‘çocukluğunu yeniden yaşama⒠deneyimi onun için bir yol ayrımı olur. çünkü artık gözler işini tamamlamış, sıra kalbe gelmiştir.

rilkeâ’nin hayatında dönüm noktalarından biri lou von salomã© ise diğeri de ünlü heykeltıraş rodinâ’i tanıması ve onun kısa bir süre de olsa sekreterliğini yapmış olmasıdır. rodin, ona nesnel dış dünyanın kapılarını açar ve rilke artık şiirlerini bir yontucu ya da ressam gibi nesneleri seyrederek inşa eder. görmeâ’yi öğrenir; hem dünyayı hem de kendi ruhunun en gizli köşeleriniâ… öte yandan baudelaire, flaubert, rodin, van gogh ve cã©zanne gibi sanatçılar sadece yapıtlarıyla değil en başta yaşam öyküleriyle, yaşama biçimleriyle ve kişisel alanda sanat uğruna göğüslenmesi gereken başarısızlıklarıyla da etkilemiştir rilkeâ’yi.

rilke kadar çok gezmiş, çeşitli insanlar ve ülkeler görmüş birine edebiyat dünyasında ender rastlanır. paris, bohemya, leipzig, münih, duino, venedik, toledo, ronda, berlin, kuzey afrika, rusya, italya, isviçre ve daha birçok şehir ve ülke bu eşine az rastlanır ozanın bakışından nasibini almıştır. bu seyahatlerinde magda von hattinbergâ’e yazdığı bir şiirde söylediği gibi, yüreğini sefaletin kabuklarından soyup çıkaran ve o berbat kabuk içinde nasıl bir çekirdeğin saklı olduğunu keşfeden tüm kadınlara açar ruhunu rilke. bu arada onun kuzey afrikaâ’ya yaptığı gezilerin, islâmiyetâ’e ve eski mısır ölüler kültüne duyduğu sempatiyi de beraberinde getirdiğinin ve kimi mektuplarında, duino ağıtlarıâ’nda ve diğer şiirlerinde bu gezinin derin etkilerine rastlandığının da altını çizmek gerekiyor.

bir kitap olarak dünya

ve duino ağıtları; -belki de bu eseri yazmak için cihana gelmiş olan rilke, ölümü meyvenin çekirdeğini taşıması gibi daima içinde taşıyan bir şair-seyyah olarak hayatın mânâsının ve değerinin onun biricik oluşundan kaynaklandığının farkına varmıştır artık. onun iki şaheseri ağıtlar ve malte tüm hayatının verimi olmakla kalmayıp aynı zamanda rilke için varlık gayesi niteliğini de taşır. deyiş yerindeyse dünya rilke için bu iki kitap olmak üzere ya da bu iki kitaba dönüşmek için vardır. hâtıraların ortasında beliren ve hâtıralardan tecelli eden bir hayattır onunkisi; sadece şahsã® mazisinin değil, insanın ezelã® ve ebedã® macerasının şimdiâ’de vücã»t bulan hâtıralarından.

kitap zamanıâ’nda yayımlanan duino ağıtlarıâ’yla ilgili yazıma şöyle başlamıştım: â“rilke, olmakla olmamak arasındaki o bildiğimiz duruşuyla hayranlıkla korku karışımı bir his uyandırıyor içimde. hayranlıkla korku diyorum; çünkü onun şiiri bu iki duygunun hazza dönüşmesidir bende. benim gibi düşünenlerin ve hayatını şiire adamışların â‘kutsalâ’ıdır rilke; hem yaşamak hem de anlatmak için â‘seçilmişâ’ olandır. musilâ’in dediği gibi â‘o bir gün, ortaçağ dinselliğinden hareketle insanlık ülküsünün ötesinde yeni bir dünya imgesine giden yolda, yalnızca büyük bir ozan değil, eşi bulunmaz bir yol gösterici olacaktır.â”

kitap zamanı-sayı 40

devamını gör...
bu adamı; ben, ziya osman saba'ya çok benzetirim. ikisinde de lirik öğeler ve sevginin açıkça -sehl i mümteni- belirtilmesi o kadar saf ve sadedir ki, pırıl pırıl bir şiirdir bu. ziya osman saba'ya ben türk edebiyatının dervişi derim; rilke'de alman edebiyatının sevgi pıtırcığıdır.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar