risale-i nur'dan vecizeler

risale-i nur külliyatında geçen manidar vecizelerdir.

"iman insanı insan eder, belki insanı sultan eder. öyle ise insanın vazife-i asliyesi iman ve duadır."

"duâ eden adam anlar ki, "birisi var"; onunhâtırât-ı kalbini işitir, her şeye eli yetişir, herbir arzusunu yerine getirebilir, aczine merhamet eder, fakrına meded eder."

devamını gör...
s- hangi cem'iyettensin, neden muhalefeti şiddetle tenkid ediyorsun?
c- şüheda cem'iyetindenim. tek bir veliyi inkâr veya istihfaf etmek, meş'umdur. öyle ise, iki milyon evliyaullah olan şühedayı inkâr etmek ve kanlarını heder saymak, meş'umların en meş'umudur.
zira muhalefet der: "haksız olarak harbe girildi, hasmımız haklı idiler. cihad değildi." işte şu hüküm, iki milyon şühedanın şehâdetini inkârdır.

asar-ı bediiyye - 99
devamını gör...
“ey bîçare ve sinekten daha âciz, daha hakir! sen necisin ki, şu kâinatın sahib-i zülcelal'ini tekzibe yelteniyorsun?”
devamını gör...
"şimdi senin hayatının sureti ve tarz-ı vazifesi şudur ki:

hayatın bir kelime-i mektubedir. kalem-i kudretle yazılmış hikmet-nüma bir sözdür. görünüp ve işitilip, esma-i hüsnaya delalet eder. işte hayatının sureti bu gibi emirlerdir.

şimdi hayatının sırr-ı hakikatı şudur ki: tecelli-i ehadiyete, cilve-i samediyete âyineliktir. yani bütün âleme tecelli eden esmanın nokta-i mihrakıyesi hükmünde bir câmiiyetle zât-ı ehad-i samed'e âyineliktir.

şimdi hayatının saadet içindeki kemali ise: senin hayatının âyinesinde temessül eden şems-i ezelî'nin envârını hissedip sevmektir. zîşuur olarak ona şevk göstermektir. onun muhabbetiyle kendinden geçmektir. kalbin göz bebeğinde aks-i nurunu yerleştirmektir."

11. sözden bir alıntı.

şöyle söyleyeyim. bundan daha güzel bir şekilde insanın yapısını ve vazifesini anlatan başka bir tabir görmedim. üstad hazretleri "bunlar bize yazdırıldı." derken ne kadar doğruyu söylüyormuş aslında. zira bunlar ancak bir insana ilham olarak gelmiş sözler olabilir. Allah'a tekrar tekrar bu yolda ve insan olduğum için şükrettim. anlamakta güçlük çekenler için naçizane bir tercüme yapayım.

"hayatın yazılmış bir kelimedir. kudret kalemiyle yazılmış hikmet gösteren bir sözdür. görünüp ve işitilip, esma-i hüsnaya delalet eder. işte hayatının sureti bu gibi emirlerdir.

şimdi hayatının hakikat sırrı şudur ki: Allah'ın her bir şeyde görünen birliğinin tecellisine, Allah'ın, 'her şey kendisine muhtaç olduğu halde; kendisi hiç bir şeye muhtaç olmaması' sıfatının cilvesine ayna vazifesi görmektir. yani bütün âleme tecelli eden esmanın odak noktası hükmünde bir toplayıcılıkla, zât-ı ehad-i samed'e ayna vazifesi görmektir.

şimdi hayatının saadet içindeki fazileti ise: senin hayatının aynasında özümlenen ezeli güneş'in (allah c.c) nurlarını hissedip, sevmektir. bilinçli olarak ona şevk göstermektir. onun muhabbetiyle kendinden geçmektir. kalbin göz bebeğine nur yansımasını yerleştirmektir."

ne güzel sözler değil mi? insan bunları bildikten sonra, insan kendisindeki bu şerefi farkettikten sonra Allah'a (c.c) ne kadar şükretse azdır. düşünsenize kendi içinizde o'ndan bir parça taşıyorsunuz. bundan daha büyük bir şeref var mı?

elhamdülillah ve ala külli hal.
devamını gör...
"evet bir sineği ihya eden, bütün hevamı ve küçük hayvanatı icâd eden ve arz'ı ihya eden zat olacaktır. hem mevlevi gibi zerreyi döndüren kim ise, müteselsilen mevcudatı tahrik edip, ta şems'i seyyaratıyla gezdiren aynı zât olmak gerektir. çünki kanun bir silsiledir, ef'al onun ile bağlıdır." mektubat - yirmialtıncı mektub
devamını gör...
"hâlik-ı rahman'ın ibadından istediği en mühim iş, şükürdür. furkan-ı hakîm'de gayet ehemmiyetle şükre davet eder. ve şükür etmemekliği, nimetleri tekzib ve inkâr suretinde gösterip فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ fermanıyla, sure-i rahman'da şiddetli ve dehşetli bir surette otuz bir defa şu ayetle tehdid ediyor. şükürsüzlüğün, bir tekzib ve inkâr olduğunu gösteriyor." mektubat - şükür risalesi
devamını gör...
"küremiz hayvana benziyor, âsâr-ı hayat gösteriyor. acaba yumurta kadar küçülse, bir nevi hayvan olmayacak mıdır? veya bir mikrop küremiz kadar büyüse, ona benzemeyecek midir? hayatı varsa ruhu da vardır. âlem insan kadar küçülse, yıldızları zerrat ve cevahir-i ferdiye hükmüne geçse, o da bir hayvan-ı zîşuur olmayacak mıdır? Allah'ın böyle çok hayvanları var." mektubat *
devamını gör...
ey insan! aklını başına al. hiç mümkün müdür ki, bütün envâ-ı mahlûkatı sana müteveccihen muavenet ellerini uzattıran ve senin hâcetlerine lebbeyk dedirten zât-ı zülcelâl seni bilmesin, tanımasın, görmesin?

madem seni biliyor, rahmetiyle bildiğini bildiriyor. sen de onu bil, hürmetle bildiğini bildir. ve kat'iyen anla ki, senin gibi zaif-i mutlak, âciz-i mutlak, fakir-i mutlak, fâni, küçük bir mahlûka bu koca kâinatı musahhar etmek ve onun imdadına göndermek, elbette hikmet ve inâyet ve ilim ve kudreti tazammun eden hakikat-i rahmettir.

(bkz: sözler)
devamını gör...
üstad eğer bu kadar zulüm görmemiş olsa,oradan oraya sürülmemiş olsa,ızdırabı ,gurbeti,soğuğu,yalnızlığı iliklerinde hissetmemiş olsa,kesinlikle yazamayacaktı ve de anlatamayacaktı.evet salt bilgi eski saidle belki unutulup gidecekti.evet çoğu zaman nasıl olur da bir insan bu kadar mükemmel açıklayabilir demiş,risaleleri bunu düşünmekten okuyamamış,odada bir tur attıktan sonra devam etmişimdir.evet hiç bir zaman üstadı tam olarak anlayamayacağız.her türlü zevk içinde debelenen bünyeye ağır gelir bu .üstad her mektubu,her risalesinde ve hatta her sahifesinde bir veciz söz bulmuş,öz kabilinden.evet üstad;

-bu kainatta görünen bütün güzellikler öyle bir güzelden geliyorki,bu mütemadiyen değişen ve tazelenen kainat,bütün mevcudatiyle ayinedarlık dilleriyle ,o güzelin cemalini tavsif ve tarif eder.
devamını gör...
"fakat nasıl sen güneşe yetişemiyorsun, çok uzaksın; hiçbir cihetle yanaşamıyorsun. fakat güneşin ziyası güneşin aksini, cilvesini senin âyinen vasıtasıyla senin eline verir. öyle de o zât-ı akdes'e ve o şems'i ezel ve ebed'e biz çendan nihayetsiz uzağız, yanaşamayız. fakat onun ziya-i rahmeti, onu bize yakın ediyor."

* *
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar