ruh

kur'an-ı kerim'de ruh kelimesi 3 farklı anlamda kullanılmış.
-vahiy
-cebrail
-allah'ın kendi ruhu

ancak hiçbir kur'an ayetinde insanın birimsel bağlamda, kendisine özgü bireysel bir ruhunun olduğundan bahsedilmemektedir. "insan ruhu" diye bir kavramdan bahsedilemmektedir. tabiki Allah insana "ruhundan üflemiştir" fakat acaba bu husus, her insanın ayrık-tekil bir ruha sahip olduğunu gösterir mi? acaba ruh tekil değil tümel midir?

aşağıda internette rastladığım bir şahsın yorumunu sunmak istiyorum:

ruh bize hayatiyet veren özdür. ruh sadece insanda ve cinde değil hayvanlarda ve bitkilerde de ruh vardır.
bizim cansız madde dediğimiz şeylerde de ruh vardır. örneğin atom çekirdeğinde de ruh vardır. bu ruh dolayısıyla çekirdekte hareket vardır. bunun gibi uzayın da, galaksilerin de, gezegenlerin de ruhu vardır.

her yer dipdiri, her şey capcanlı. dolayısıyla mikro uzaydan makro uzaya dek her şeyin hayatiyeti ruh ile sağlanmaktadır.
ruh hayatiyet, canlılık, hareket, enerji veren ilahi özdür. canlılığı sağlayan ve devam ettiren ilahi bir elektrik akımıdır.
ruh bölünmez, parçalanmaz. tek, tümel bir yapıdır. birimlere ayrılmaz. belki su içindeki buz kalıpları gibidir. buz kalıpları sudandır. ayrık bir yapıları yoktur.
bizi biz yapan ruhumuz değil nefsimizdir. özbenliğimiz, ayrık kimliğimiz nefisten dolayı vardır. nefse iki zıt özellik ilham edilmiştir. nefse -kötülük ve takva- potansiyel olarak yerleştirilmiştir.(şems 7-10) "ben" dediğimde nefsimi kastederim, "sen" dediğimde de senin nefsini kastetmiş olurum.

meleklerin ruhu vardır nefsi yoktur. bu yüzden akıllıdırlar ve mutlak itaatkardırlar. iblis cin ise ruhunun yanında bir de nefsi vardı. nefs ayrık kimlik olduğundan ve en temel vasfı benlik olduğundan dolayı itaat yanında isyan özelliği de mevcuttu.

sadece ruh sahibi ise salt akıl devrededir. ama aynı zamanda nefs sahibi de ise akıl yanında zeka da devreye girer. kurnazlık, kibir, çekememezlik zekanın bir fonksiyonudur.
ademdeki ruha yani Allah'tan olana secde emri verildi. melekler yani salt ruh sahibi varlıklar itaat etti.
ama ruh yanında nefs sahibi de olan iblis isyan etti.
şeytan ayrık davranarak ademde olana yani ruha başkaldırmıştır. ama melekler adem'de olana itaat etmiştir.(secde).
ademin nefsine -kötülük ve takva- potansiyel olarak konulmuştur.

kötülüğün sembol ismi şeytan, takvanın sembol ismi ise melektir.
takva ruhun doğasına uygun tavırlar sergilemektir (secde etmek, melekleşmek).
kötülük işlemek ise ruhun doğasına aykırı hareket etmek demektir (isyan etmek, şeytanlaşmak).
şeytan da melek de içimizde.
melek(takva yönümüz) ruhun paralelindedir. yani secdededir.
şeytan(kötülük yönümüz) ise ruha antiparaleldir. yani secde halinde değildir.
içimizdeki iyi ses melek özelliğimizin sesiyken kötü ses şeytan özelliğimizin sesidir.
nefis bu iki kutup arasındadır. tercihlerinden sorumludur.
nefis sahibi olan biz bu şekilde imtihan olunmaktayız.

hannas ise içimizdeki şeytanla nefsimizin koalisyonundan ortaya çıkan bir yapıdır. nefsimiz iki kutuptan birini, şeytan kutbunu seçerse ortaya hannas çıkar. ama melek kutbunu seçerse yani takvayı tercih ederse kendisinde bulunan şerre meyli kırmış olur. ve nefsimiz böylece ruha secde etmiş olur. nefs itminana ermiş olur ve böylece Allah ondan razı o Allah'tan razı olarak cennete girmişŸ olur. girecektir
cennetteydik çünkü nefsimiz yoktu. dünyadayız çünkü nefis sahibi oldurulduk.
yasak ağaca meyil ettik, ettirildik. yasak ağaç bizim içimizde. nefsimizdeki kötülüğe meyil vasfı.
her an yasak ağaçtan tatmaktayız kızıl elmaların tadını.
özbenliğimizi=nefsimizi Allah'tan olana secde ettirebilecek miyiz ettiremeyecek miyiz? meselemiz bu.

nefs ayrı ruh ayrı değildir. nefsin kaynağı da ruhtur. ama ruh tümelken nefs tekildir.
nefs ruhun sınırlı, sorumlu, birimsel özelliğinin adıdır.

ruhumuz daha doğrusu ruh doğmamıştır ve ölmeyecektir. ama ruhun bize özgü özelliği olan nefs doğmuştur ve nefse ölüm tattırılacaktır. nefs de ölmeyecektir. sadace ölümü deneyleyecektir. çünkü nefs benim öz kimliğimdir. bu kimlikle varım ve ahirette de bu ayrık kimliğimle varlığımı devam ettireceğim. bu özgün kimliğimle işledim kötülüğü ve takvayı. bu özgün kimliğime aktarıldı sevap ve günahlarım. bu yüzden nefsim ölmeyecektir. ölüm tattırılacaktır.
ben=nefsim olarak ahiret ortamına uygun farklı bir taşıyıcı/beden ile varlığŸımı orada da sürdüreceğim.

Allah her "insan" ölümü tadacaktır demiyor. her "ruh" ölümü tadacaktır da demiyor. neden?
çünkü insan= beden+nefistir.
beden araçtır. ölümü tatmaz, ölür.
ruh için ise ölüm yada ölümü tatmak mevzu bahis değildir.
"her nefs ölümü tadıcıdır" diyor Allah.
benim birimsel özelliğimin adı nefistir. işte ölümü tadıcı olan odur.
bu yüzden "her insan" yerine yada "her ruh" yerine "her nefs ölümü tadıcıdır" deniliyor.

neden ölümü tadıcı? çünkü ahiret serüveni adına farklı fizik koşullar için farklı fizik beden/araç alınacaktır.
bu araç değişikliğinde nefs ölmez.
nefs ölecek olsa kim hesaba çekilecek?

nefis iki kutupludur demiştik. iki kutupludur ama doğası itibariyle de kötülüğe meyilli yaratılmıştır. nefis kötülük kutbunu tercih etmeye, takva kutbuna aykırı davranmaya meyillidir. bunun bir üstünde olan ruh ise nefsin akıl hocasıdır. danışmanıdır. ruhtaki akıl özelliğimiz sayesinde pozitif işleri yapmamızın uygun olacağını biliriz. nefiste iki ayrı kutup mevcutken bir üst yapı olan ruhta tek kutupluluk mevcuttur, mutlak hayır, mutlak güzellik kutbu.

halifelik dağlara, taşlara değil insana verilmiştir. çünkü dağların, taşların ruhu vardır ama nefsi yoktur.
ruh ile beraber nefs sahibi olduğumuzdan dolayı sorumluluk alabilecek özellikte olan biziz.
bu yüzden biz ahseni takvimiz, eşrefi mahlukatız. pekala cinler?

bizde ruhun bir özelliği olan nefs varken hayvanlarda ise başka bir özelliği olan içgüdü vardır.
ya bitkilerde? cansız saydığımız nesnelerde ise salt ruh özelliği mevcuttur.
bu yüzden örneğin ,ağaçlar, bitkiler yada gökcisimleri sürekli secde ve tesbih halindedir.
(lütfen secde ve tesbih kelimelerini kurandan inceleyiniz)

üstteki yazı sadece bir yorumdur. yanlışlarının bulunması muhtemeldir.
en doğrusunu Allah bilir. zaten bize bu konuda az bilgi verilmiştir.

alıntı: kuran'da ruh kavramı-metin mete
devamını gör...
"ruh" kavramının kuran'daki kullanışına baktığımızda, filmlerde ölen insanların içinden çıktığını gördüğümüz bulutumsu şeffaf şey anlamında değil de vahiy; tanrısal bilgi, tanrısal program veya tanrısal müdahale anlamında kullanıldığını görürüz. zaten ruh kelimesinin bugün kullandığımız anlamı, yunan felsefesinden gelip yerleşmiş, kuran'a ait olmayan bir anlamdır. "kişilik, benlik" anlamlarında kullanılan kelime ise nefstir.

åžã»râ 52 işte böylece sana da emrimizden bir ruh vahyettik. sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle kılavuzladığımız bir nur yaptık. hiç kuşkusuz, sen, dosdoğru bir yola kılavuzluk etmektesin.

nahl 2 kullarından dilediğine melekleri, emrinden olan ruh ile şöyle diyerek indirir: "gerçek şu: benden başka ilah yok, o halde benden sakının!"

gayet açık görüyoruz ki ruh vahiy manasında kullanılmış. vahiyi tanrısal bilgi, program ve müdahale olarak tanımlıyoruz fakat nasıllığını bilebiliyor muyuz? hemen üstteki ayette "emrinden bir ruh" ifadesine dikkat edin ve aşağıdaki ayeti okuyun:

isrâ 85 ve sana ruhtan sorarlar. de ki: "ruh, rabbimin emrindendir. ve size, ilimden sadece az bir şey verilmiştir."

geleneksel anlayışta hayaletlerden bahsettiği söylenen bu ayet aslında vahiy'den bahsetmektedir. biz deterministik evrene Allah'ın nasıl müdahale ettiği konusunda pek az şey biliyoruz. işte bildiklerimizden bazıları:

insanı insan yapan, nitelemeleri anlamasını yani bilinç sahibi olmasını sağlayan şey tanrısal bilgi veya program yani vahiy olarak tanımladığımız bu ruh'tur:

altta vereceğim iki ayet grubunu karşılaştırdığımızda Allah'ın ruhundan üflemesi diye tabir edilen olayın, insana bilme ve bilinç yeteneği verilmesine yol açtığını çıkarsayabiliyoruz:

hicr 28 hani rabbin meleklere demişti ki: "ben kupkuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan bir insan yaratacağım."
hicr 29 "ona şekil verdiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın!"
hicr 30 meleklerin hepsi de hemen secde ettiler.
hicr 31 fakat iblis hariç! o, secde edenlerle beraber olmaktan kaçındı.

bu ayetlerde ruh'un üflenmesi olayından sonra melekler secde ediyor.

bakara 30 rabbin, meleklere şöyle demişti: "yeryüzüne bir halife yerleştireceğim." melekler de: "orada bozgunculuk yapacak, kan akıtacak birisini mi yerleştireceksin? halbuki biz seni överek yüceltiyor ve mutlak otoriteni onaylıyoruz," dediler. "bilmediğinizi ben bilirim," dedi.
bakara 31 adem'e tüm isimleri (nitelemeleri) öğretti, sonra onları meleklere sunup, "doğru iseniz, şunların isimlerini (nitelemelerini, tanımlarını) siz bana bildirin," dedi.
bakara 32 dediler: "sen yücesin, senin bize öğrettiğinden başka bir bilgimiz yok. sen bilensin, bilgesin."
bakara 33 dedi: "adem! onların isimlerini şunlara haber ver." isimlerini onlara haber verince, "size, yerin ve göklerin sırlarını biliyorum, açıkladığınızı da gizlediğinizi de biliyorum dememiş miydim," dedi.
bakara 34 meleklere, "adem'e secde edin," dedik. iblis hariç hepsi secde ettiler, o ise diretti, büyüklük tasladı ve nankörlük etti.

bu ayette adem'in nitelemeleri saymasından sonra.

ayrıca ruh dediğimiz tanrısal müdahaleyi meryem'in isa'ya babasız hamile kalma olayında da görüyoruz. belki de yapılan sadece dna bazında "bilgisel" bir müdahaleydi:

enbiyâ 91
ve o, ırzını titizlikle koruyan kadın. onun bağrına ruhumuzdan üfledik de kendisini ve oğlunu âlemler için bir mucize yaptık.

sadece peygamberler ve belirli kişiler değil, bütün Allah'a ve ahiret gününe inananlar ruh ile desteklenirler:

mücadele 22 ...allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendisinden bir ruhla (vahiyle) desteklemiştir...

ve mesela şu ayette, genellikle ruh ül kudüs olarak cebrail isimli bir melek olarak düşünülen "ruh" un, meleklerden ayrıca zikredilmesi dikkat çekicidir.

kadr 4 melekler ve ruh o gece rab'lerinin izniyle tüm buyrukları yerine getirmek için inerler.
devamını gör...
ruhu'l kudüs

andolsun, biz musa'ya kitabı verdik ve ardından peşpeşe elçiler gönderdik. meryem oğlu isa'ya da apaçık belgeler verdik ve onu ruhu'l-kudüs'le teyid ettik. demek, size ne zaman bir elçi nefsinizin hoşlanmayacağı bir şeyle gelse, büyüklük taslayarak bir kısmınız onu yalanlayacak, bir kısmınız da onu öldürecek misiniz? (2/87)
işte bu elçiler; bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. onlardan, Allah'ın kendileriyle konuştuğu ve derecelerle yükselttiği vardır. meryem oğlu isa'ya apaçık belgeler verdik ve o'nu ruhu'l-kudüs'le destekledik. åžayet Allah dileseydi, kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, onların peşinden gelen (ümmet)ler, birbirlerini öldürmezdi. ancak ihtilafa düştüler; onlardan kimi inandı, kimi inkâr etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. ama Allah dilediğini yapandır. (2/253)
Allah şöyle diyecek: "ey meryemoğlu isa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. ben seni ruhu'l-kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. sana kitabı, hikmeti, tevrat'ı ve incil'i öğrettim. iznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu. doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle iyileştiriyordun, (yine) benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun. israiloğullarına apaçık belgelerle geldiğinde onlardan inkâra sapanlar, "åžüphesiz bu apaçık bir sihirdir" demişlerdi (de) israiloğullarını senden geri püskürtmüştüm." (5/110)
de ki: "iman edenleri sağlamlaştırmak, müslümanlara bir müjde ve hidayet olmak üzere, onu (kur'an'ı) hak olarak rabbinden ruhu'l-kudüs indirmiştir." (16/102)
sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. böylece ona ruhumuz (cibril'i) göndermiştik, o da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü. (19/17)
ırzını koruyan (meryem); biz ona kendi ruhumuzdan üfledik, onu ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık. (21/91)
onu ruhu'l-emin indirdi. (26/193)
sonra onu â‘düzeltip bir biçime soktu' ve ona ruhundan üfledi. sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. ne az şükrediyorsunuz? (32/9)
onu bir biçime sokup, ona ruhumdan üflediğim zaman siz onun için hemen secdeye kapanın." (38/72)
Allah, ölecekleri zaman canlarını alır; ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar). böylece, kendisi hakkında ölüm kararı verilmiş olanı(n ruhunu) tutar, öbürüsünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir. åžüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır. (39/42)
dereceleri yükselten arş'ın sahibi (allah), â‘toplanma ve buluşma' günü ile uyarıp-korkutmak için, kendi emrinden olan ruhu kullarından dilediğine indirir. (40/15)
imran'ın kızı meryem'i de. ki o kendi ırzını korumuştu. böylece biz ona ruhumuzdan üfledik. o da rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. o, (rabbine) gönülden bağlı olanlardandı. (66/12)
devamını gör...
insan, diğer bütün varlıkların aksine Allah tarafından ruh üflenmesiyle dünya üzerinde seçkin ve Allahın halifesi kılınmıştır. öyleyse ruh; diğer canlı cansız varlıklarda olmayıp insana has olan özelliklerin simgesel bir anlatımıdır. Allah ruhundan üfledikten sonra meleklere insana secde etmelerini emretmiştir; yine öyleyse ruh, insanın meleklerden tefrik olan vasıflarının simgesel bir adlandırılışıdır. daha önce serdedilen kimi yorumlardan yola çıktığımızda meleklerin insana nefs (yani özbenlik) bahşedilmesinin ardından secde ettiklerini çıkartıyoruz. peki bu ruhun bu özbenlikten ayrı olduğu kanaatine nasıl varabiliriz ki? akıl değil zekadır şeklinde billurlaştırılmaya çalışılan realite "bilinç değil iradedir" şeklinde de okunamaz mı? öyleyse çıkarmamız gereken sonuç insanlarda meleklerin aksine "ayırma özgürlüğü, seçme özgürlüğü" olması gerektiği değil mi? yani insan meleklerin aksine özgür iradesiyle "yeryüzünde kan dahi dökebilir".

ayet-i kerimede "hani o zaman rabbin meleklere demişti ki: â“ben balçıktan bir beşer yaratacağım. izleyin; ne zaman ki onu şekillendirmeyi tamamlar da kendisine ruhumdan üflersem, derhal yere kapanıp onun (hizmetine) amade olun!┠(sure-i sâd, 71-72) şeklinde geçen ilahi hakikate tekrar dikkat buyurursak meleklere ancak beşeri vücud "ruhuna" kavuştuğunda secde etmelerinin emredildiğini görüyoruz. öyleyse meleklerde olmayıp insanda olan (secdeleri üstünlüğümüzün delilidir) özelliklerden yola çıkarak ruh kavramı üzerinde bir tanımlamaya gitmek işin en mantıklı çözümü olmalıdır.

bu bağlamda yola çıktığımızda insanın "özbenliğinin", yani nefsinin ruhundan tamamen ayrı olduğunu kesinlikle iddia etmiyorum. benim iddia ettiğim şey bu özbenlik yani nefisle beraber bunları oluşturabilme yetisinin tamamı insanın "ruhunu" ve neden dünyaya halife ilan edildiğini bize açıklamak mecburiyetindedir.

hatırla ki rabbin meleklere: ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. onlar: bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi. (bakara, 30)

her ne kadar metni biraz dağınık ve karmaşık kurgulasam da kısaca ulaşmak istediğim sonuç şu: kurandan görüyoruz ki insan dünyaya "halife" kılınmıştır. Allah abes işle iştigal etmeyeceğine göre bize bahşedilen bu hilafet makamı meleklerin ve geri kalan bütün canlıların aksine bunu haketmemiz sonucunda bize bahşedilmiştir. öyleyse meleklerden ve diğer dünyevi bütün canlılardan farkımızı idrak ettiğimiz vakit "ruh"un ne demek olduğunu da anlamış olacağızdır. sad suresi 71-72. ayetlerden meleklere ve diğer varlıklara bahşedilmemiş, meleklerin bize secdesine sebebiyet veren esas şeyin bize üflenen ruh olduğunu görüyoruz çünkü.
eğer ruh dediğimiz kavram bütün canlılarda, hayvanlarda, bitkilerde ve hatta atomlarda bulunsaydı Allah meleklere "insana ruh üflediğimde ona secde edin" demezdi. çünkü o zaman ruh kavramı çok alelade bir kavram olurdu, ve dahi meleklerde de bulunurdu. ve meleklerin bize secdesine bizim bir "ruha" sahip olmamız sebebiyet veremezdi.

öyleyse dedik ki insanı diğer bütün yaratılmışların aksine dünyaya halife kılan bahşedilmiş esas vasıflara ruh diyoruz. bu açıdan yola çıktığımızda eğer "ruh"un ne olduğunu araştırmak istiyorsak insanla gayr-i insan diğer unsurları ve bunların haiz olduğu vasıfları birbirleriyle mukayese ederek insana özgü olanları çekip çıkartmalıyız. bunu başarıyla gerçekleştirdiğimizde insana özgü olan bu vasıfların aslında "ruhumuz" olduğuna kanaat etmemiz gerekmektedir.

insan ruhu, insana has 3 temel yetinin beraber teşekkülünden ibarettir. bu üç temel yetiyi "çevreyi ve doğayı tanıyıp anlamlandırabilme yetisi" "bu anlamlandırmasının ardından kendi özgür iradesiyle karar alıp uygulamaya yeltenebilme yetisi" "işlevsel ve sanatsal, bilhassa sanatsal eserler üretebilme yetisi" olarak sınıflandırmamız gerektiğini düşünüyorum. yani ifadeleri devasa kavramlara feda etmek gerekirse: bilinç, irade ve üretim. hatta bu üç kavramın da sıkı sıkıya birbirine bağlı olduğunu düşünüyorum.

ilk adımımız bilinç. bilinçten yoksun olduğumuz taktirde herhangi bir irade kıpırtısından söz edemeyiz değil mi? anesteziyle bayıltılmış ve bilincini kaybetmiş bir insanın iradesinden söz edilebilir mi? bilinç rafa kalktığında hem irade hem de üretim aynı anda yokluğa karışmıştır bile.

irade ise ancak bilinçle beraber değerlendirilebilecek eşsiz bir yeti. bilinç varsa, irade de oluşabilir. fakat irade olmadığı taktirde bir sonraki adıma giden yolumuz da pekala tıkanıyor. iradesiz bir "üretim"den söz edilebilir mi? bakın bu noktayı çok iyi kavramak zorundayız, irade edilmeden yapılan üretim size değil, sizi iradesiyle var edene nispet edilir. kumaş pantalonun üretimini günlük dilde fabrikadaki makinelerin yaptığını söylüyorsak da işin aslı böyle değildir. o kumaş pantalonu üreten o makineleri organize bir şekilde var edip çalıştıran kapitalisttir aslında. kumaş pantalonun üretimi makinalara değil, makinaları iradesiyle üretip çalıştırana nispet edilir. öyleyse iradesiz bir üretimden bahsedilemeyeceği aşikardır. irade yoksa, üretimden de söz edilemez. iradesiz üretim sürecinin üreticisi iradesiz varlık değil, onu iradesiyle var edendir.

kısaca: bilinç yoksa iradeden, irade yoksa üretimden, üretim yoksa insanlıktan bahsedilemez.

bilinç irade ve üretebilme yetisine insanın dışında bizim bilip sınıflandırabildiğimiz hiç bir canlının aynı anda sahip olmadığını iddia ediyorum. sahip olanlar varsa, onların da bir ruhunun varolduğundan bahsedilmesi gerekir. anahtar üç kavram: bilinç, irade ve üretim.

mesela melekleri ele alalım: bir bilinçleri olduğundan belki bahsedilebilir fakat iradeleri? hayır, iradeleri yok. tam bu noktada insandan ayrılıyorlar ve bu eksiklikleri yüzünden Allahın emriyle insana secde ediyorlar.
hayvanları ve bitkileri ele alalım: bilinçleri yok denecek kadar az, öyle ki bir bilinçleri olduğundan bahsetmek mümkün değil. bütün eylemleri de içgüdüsel ve maddi doğayla şekillenmiş bir şekilde mekanik. bilinçsizliklerinden dolayı iradelerinden bahsetmemiz mümkün değil. pavlov'un deneyini hatırlıyorsunuz; işte insanın (beşeri) hayvani yönü ve bütün hayvanatın pavlovun deneylerindeki gibi güdülenip hayatlarını bu şekilde kurguladıkları aşikardır. çeşitli dış etkilerin birleşmesiyle dışarıya çeşitli dış tepkiler veriyorlar, ötesi değil. bir bilinçten, bir iradeden ve herhangi bir sanatsal üretimden bahsetmek mümkün değil.

cansız varlıklara geldiğimizde: herhangi bir bilinç, irade ve üretimin esamesinin okunamayacağı zaten aşikar.

fakat insana geldiğimizde, işte orada bir duraklayıp derince soluklamak gerek. insan, dostlarım, bilinç irade ve üretim yetisine aynı anda tam manasıyle sahiptir. işte iddiama göre insanı insan yapan "ruh" da bundan ibarettir. insan eşyayı isimlendirebilir; yani kendisini çevresini ve rabbini tanıyabilir. insan özgür iradesiyle hakkı ve batıldan birini "seçebilir". öyleyse insan kendisine irade bahşedilmiş bir canlıdır. insan işlevsel üretimleri bir yana koyun, sanatsal üretimde bulunabilir. öyleyse insan, Allahtan aldığı ilahi öz vasıtasıyla Allaha özgü bir üretimi, sanatsal üretimi gerçekleştirebilir.

burda sanat kavramını biraz daha açmak gerektiğini düşünüyorum. sanatsal eserler üretebilme yetisi eminim ki Allah tarafından insana bahşedilmiş bir emanettir. çünkü görüyoruz ki dünya üzerinden insandan başka hiç bir mahluk sanatsal üretimde bulunamıyor. pekiyi, nedir sanatsal üretim? söyleyeyim dostlarım, sanatsal üretim işlevsel bir yönü olmamasına rağmen "değer" verilen birşeyler yapabilme yetisidir. aklınıza bir besteyi, bir şiiri, bir resimi getirin. herhangi bir işlevsel yönlerinin olmamasına rağmen bu eserler sizde bir çeşit hayranlık ve beğeni uyandırmaktalar ve sizin onlara "değer" yüklemenize sebebiyet vermekteler değil mi? işte bu, sanatsal üretimdir. bunu dünya üzerinde insandan ve Allahtan başka yapabilen herhangi başka bir mahluk gösterebilir misiniz? alelade ses yığınlarını örgütleyerek kulağa (ve ruha?) hoş gelen bir eser üretebilmek, dahası bu tarz bir eserden zevk alabilmek insana mahsus bir sıfat değil mi?

yolumuza devam etmemiz gerekirse: diyorum ki, insanı insan yapan bu iç yeti; yani bilinç, irade ve sanatsal üretim yetileri insanın "ruhudur" dostlarım. insan ruhu bunlardan ibarettir. insanı dünyaya halife kılan vasıflar, insanın ruhunu oluşturan yetiler bunlardır.

devamını gör...
bedenden doğaya bakan vücutsuz candır.
mevlana'nın dliyle; ruhun ne rengi vardır, ne maddelere bağlıdır, ne de toprağa mensuptur.
de ki :ruh rabbinin emrindendir . ''isra85''
devamını gör...
insanın görülmeyen, idrak eden, bilen yönü. beden ile toprakta vedalaşıp ebediyete uzanabilen, insanın kendisiyle anlamlı olduğu latif bir nimet. hayatın kendisiyle değer kazandığı bir kavramdır ki; ruhsuz insanlardan hiç kimsenin haz almadığını, dinin, tüm ahlaki değerlerin, iyiye dair her şeyin ruhu geliştirdiğini ve doyurduğunu biliyoruz. ruhunu aç bırakan insanın kalbi hep boş olacaktır, mutmain olamayacaktır. ruh; cisimden çok önemsendiğinde mutluluğa saik bir rol oynayacaktır.
devamını gör...
“ruh” yeni eflatunculuktaki gibi bedene girip çıkan bir cevher değildir. yaşam, can, hayat veren demektir. maddi ve manevi iki anlama gelir. maddi anlamı soluduğumuz havadır ki bize can verir, hayat bahşeder. manevi anlamı sevgi, merhamet, iyilik, güzellik, doğruluk, dürüstlük gibi değerler aşılayarak insanı canlandırır. çürümüş, kokuşmuş, çamurlara batmış, hastalıklı kalplere hayat bahşeder. bununla körler görür, sağırlar duyar, çamurlarda sürünen bir halk kendine yepyeni bir gelecek yaratır. vahiy (allah’ın nefesi, soluğu) bu manada isa’nın söyleminden de anlaşılacağı gibi canlandıran, hayat veren anlamında kur’an’da ruh olarak ifade edilmiştir…

kur’an’ın kafirlere “meyyit” (ölü), vahye “ruh” (canlandıran, hayat veren), Allah’ın kavli ve kevni ayetlerini görmeyenlere “kör”, duymayanlara “sağır” demesinin ne demek olduğu anlaşılıyor olmalı (ihsan eliaçık)

devamını gör...
" ruh; zihayat, zişuur, nurani vücud-u harici giydirilmiş, cami', hakikattar, külliyet kesb etmeye müstaid bir kanun-u emridir. "

( risale-i nur külliyatı )
devamını gör...
canlılığın kendi kendine başladığını iddia eden hiçbir fikir akımının reddedemeyeceği bir varlıktır.

filozoflarda Allah'ı ne zaman reddedecek olsalar karşılarına "hayatın kaynağı" olan ruh çıkar.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar