sancho'nun sabah yürüyüşü

hikaye yazmaya çalışan, gayret eden sıradan bir okuyucu olarak haldun taner gibi yazabilmeyi çok isterdim. üslubunun kendine göreliği ile hikayelerin içine çekip sarmalayan duru bir dil...
sişhane'ye yağmur yağıyordu'dan sonra okuduğum ikinci hikaye kitabı sancho'nun sabah yürüyüşü oldu. içerisinde 6 hikaye ve 1 tane de uzun hikaye var. özellikle küçük hikayede etkileyiciliği, naifliği damakta muazzam bir tat bırakıyor. birkaç hikayesi hakkında üç beş kelam etmek isterim müsaadenizle.

sancho'nun sabah yürüyüşü: kitabın açılış hikayesini yapıyor. bir köpeğin gözünden diğer köpekler ve insanları işliyor. 1964 yılında yazılmış bir öykü olduğunu düşününce ankara'nın ağır bürokrat havasının biraz daha baskın olduğunu düşünebiliriz. bundan önce milan kundera okumuştum orada köpeklerin zaman mefhumu ve yaşayış biçimlerine bakıştaki benzerlik güzel bir tesadüf oldu.

dürbün: insanların görüşü, duyularının kısıtlığından tutarak öyküyü bir dürbün yardımıyla istanbul'u semt semt gözleyen bir karakter ile ince bir çatışma yaratmış haldun taner. hikayeden bir önerme çıkartırsam her şeyi gören bir insan, her şeyi gören bir tanrı'dan daha korkutucudur. insanlar bedelini hemen ödeyecekleri, somut şeylerden doğal olarak daha fazla korkarlar. numaralar, bilmezden gelmeler ve yalanlar içine sürüklenirler. kitabın en iyi hikayelerinden birisi idi.

salt insana yöneliş: kitabın en sevdiğim hikayesi. memleket meselelerine, fikri gelişimine ve toplumun içinden bireye çok yerinde bir bakış. gençliğin verdiği heyecan ile üreten bireyler kültür, gelenek denen hantal yapı karşısında onu değişime uğratamayınca dağılıyor. sanat yapmak, estetik kaygılar içinde olmak hiç şüphesiz güvence gerektirir. bir bakıma öncelikler hayatta kalmak olduğu için sanat bir bakıma lükstür. " üstelik müshil insanda nasıl aşk bırakmazsa, günlük geçim derdi de ilhamı öylece silip götürür. "

rahatlıkla: bir ülkenin gelişiminde eğitimin payı pastadaki en büyük dilimdir şüphesiz. ailemizden aldığımız eğitim, genel terbiye ve okul öncesinden başlayarak kinder 12 eğitimini tamamlarız. artık özerk (!) bir yapı olan üniversitedeyiz. üniversiteler modern bir bakışla bize diploma sağlayacak kurumlar olmaktan öte vizyon, etik ve biliş ve mental olgunluk kazandıracak yerdir. ancak canım memleketimde bu kavramlardan çok uzak bir noktadayız. taşrada üniversite olmaz derken ilber ortaylı haksız değildi. üniversite aynı zamanda şehirle birlikte yaşayan bir kültürdür. haldun taner hikayesinde bir doçentin profesörlüğe terfi edilip edilmeyeceğini kararlaştıran bir toplantının içerisine sokuyor bizi. vuku bulan olaylar "neden olmuyor?" sorusunun cevabıdır. kimcidir, necidir, arkasında hangi ahbap çavuş akademisyenler vardır köşe kapmacalarından yetkinlikler konuşulmuyor bile. hikayenin sonunda kara mizaha güzel örnek olacak bir olayla zekice bir son.

üzerine bir şeyler yazmadığım bu kısa incelemenin dışında kalan hikayeler de en az yukarıdakiler kadar iyilerdi. üzerine çokça düşünülecek, edebi tatmin yaratan hikayelerdi. kesinlikle herkesin okuması gereken bir yazar haldun taner. bir yerden başlamak lazım.*
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar