secde suresi

32-es-secde

adını 15. ã¢yette geçen kelimeden alan bu sã»re mekke'de nã¢zil olmuşŸtur. 18, 19 ve 20. ã¢yetlerinin medine'de nã¢zil olduğŸu da rivayet edilmişŸtir. 30 (otuz) ã¢yettir.

rahmã¢n ve rahã®m (olan) Allah'ın adıyla.

1. elif. lã¢m. mã®m.

2. bu kitab'ın, ã¢lemlerin rabbi tarafından indirilmişŸ olduğŸunda asla şŸüphe yoktur.

3. "onu peygamber kendisi uydurdu" diyorlar öyle mi? hayır! o, senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı (peygamber) gelmemişŸ bir kavmi uyarman için -doğŸru yolu bulalar diye- rabbinden gönderilen hak (kitap) tır.

4. gökleri, yeri ve bunların arasındakileri altı günde (devirde) yaratan, sonra arşŸa istiv㢠eden Allah'tır. o'ndan başŸka ne bir dost ne de bir şŸefaatçınız vardır. artık düşŸünüp öğŸüt almaz mısınız?

5. Allah, gökten yere kadar her işŸi düzenleyip yönetir. sonra (bütün bu işŸler) sizin sayageldiklerinize göre bin yıl tutan bir günde o'nun nezdine çıkar.

6. işŸte, görülmeyeni de görüleni de bilen, mutlak galip ve merhamet sahibi o'dur.

7. o (allah) ki, yarattığŸı her şŸeyi güzel yapmışŸ ve ilk başŸta insanı çamurdan yaratmışŸtır.

8. sonra onun zürryetini, dayanıksız bir suyun özünden üretmişŸtir.

9. sonra onu tamamlayıp şŸekillendirmişŸ, ona kendi ruhundan üflemişŸtir. ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmışŸtır. ne kadar az şŸükrediyorsunuz!

10. "toprağŸın içinde kaybolduğŸumuz zaman, gerçekten (o vakit) biz mi yeniden yaratılacağŸız?" derler. doğŸrusu onlar rablerine kavuşŸmayı inkã¢r etmektedirler.

11. de ki: size vekil kılınan (bu konuda görevlendirilen) ölüm meleğŸi canınızı alacak, sonra rabbinize döndürüleceksiniz.

12. o günahkã¢rların, rableri huzurunda başŸlarını öne eğŸecekleri, "rabbimiz! gördük duyduk, şŸimdi bizi (dünyaya) geri gönder de, iyi işŸler yapalım, artık kesin olarak inandık" diyecekleri zamanı bir görsen!

13. biz dilesek, elbette herkese hidayetini verirdik. fakat, "cehennemi hem cinlerden hem insanlardan bir kısmıyla dolduracağŸım" diye benden kesin söz çıkmışŸtır.

14. (o gün onlara şŸöyle diyeceğŸiz:) bu güne kavuşŸmayı unutmanızın cezasını şŸimdi tadın bakalım! doğŸrusu biz de sizi unuttuk; yaptıklarınızdan ötürü ebedã® azabı tadın!

15. bizim ã¢yetlerimize ancak o kimseler inanırlar ki, bunlarla kendilerine öğŸüt verildiğŸinde, büyüklük taslamadan secdeye kapanırlar ve rablerini hamd ile tesbih ederler.

16. korkuyla ve umutla rablerine yalvarmak üzere (ibadet ettikleri için), vücutları yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğŸimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.

17. yaptıklarına karşŸılık olarak, onlar için ne mutluluklar saklandığŸını hiç kimse bilemez.

18. öyle ya, mümin olan, yoldan çıkmışŸ kimse gibi midir? bunlar elbette bir olamazlar.

19. iman edip de, iyi işŸler yapanlara gelince, onlar için yaptıklarına karşŸılık olarak varıp kalacakları cennet konakları vardır.

20. yoldan çıkanlar ise, onların varacakları yer ateşŸtir. oradan her çıkmak istediklerinde geri çevrilirler ve kendilerine: yalandır deyip durduğŸunuz cehennem azabını tadın! denir.

21. en büyük azaptan önce, onlara mutlaka en yakın azaptan tattıracağŸız; olur ki (imana) dönerler.

22. kendisine rabbinin ã¢yetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir! muhakkak ki biz, günahkã¢rlara, lã¢yık oldukları cezayı veririz.

23. andolsun biz musa'ya kitap verdik, -(resã»lüm!) sen ona kavuşŸacağŸından şŸüphe etme- ve onu israiloğŸullarına hidayet rehberi kıldık.

24. sabrettikleri ve ã¢yetlerimize kesinlikle inandıkları zaman, onların içinden, buyruğŸumuzla doğŸru yola ileten rehberler tayin etmişŸtik.

25. muhakkak ki rabbin, ihtilã¢f etmekte oldukları şŸeyler hakkında kıyamet günü onların aralarında hükmedecektir.

26. halen yurtlarında gezip dolaşŸtıkları kendilerinden önceki nice nesilleri helã¢k edişŸimiz onları doğŸru yola sevketmedi mi? bunlarda elbette ibretler vardır. hã¢la kulak vermezler mi?

27. kupkuru yerlere suyu ulaşŸtırdığŸımızı, onunla gerek hayvanlarının gerekse kendilerinin yiyegeldikleri ekini çıkarmakta olduğŸumuzu da görmediler mi? hã¢la da göremeyecekler mi?

28. eğŸer doğŸru söylüyorsanız, bu fetih (ve hüküm) günü hani ne zaman? derler.

29. de ki: fetih (ve hüküm) gününde inkã¢rcılara (o gün ettikleri) imanları fayda vermeyecek ve kendilerine mühlet de tanınmayacaktır!

30. artık sen onları bırak ve bekle. zaten onlar da beklemektedirler.
devamını gör...
32-es-secde

adını 15. âyette geçen kelimeden alan bu sã»re mekke'de nâzil olmuştur. 18, 19 ve 20. âyetlerinin medine'de nâzil olduğu da rivayet edilmiştir. 30 (otuz) âyettir.

rahmân ve rahã®m (olan) Allah'ın adıyla.

1. elif. lâm. mã®m.

2. bu kitab'ın, âlemlerin rabbi tarafından indirilmiş olduğunda asla şüphe yoktur.

3. "onu peygamber kendisi uydurdu" diyorlar öyle mi? hayır! o, senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı (peygamber) gelmemiş bir kavmi uyarman için -doğru yolu bulalar diye- rabbinden gönderilen hak (kitap) tır.

4. gökleri, yeri ve bunların arasındakileri altı günde (devirde) yaratan, sonra arşa istivâ eden Allah'tır. o'ndan başka ne bir dost ne de bir şefaatçınız vardır. artık düşünüp öğüt almaz mısınız?

5. Allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. sonra (bütün bu işler) sizin sayageldiklerinize göre bin yıl tutan bir günde o'nun nezdine çıkar.

6. işte, görülmeyeni de görüleni de bilen, mutlak galip ve merhamet sahibi o'dur.

7. o (allah) ki, yarattığı her şeyi güzel yapmış ve ilk başta insanı çamurdan yaratmıştır.

8. sonra onun zürryetini, dayanıksız bir suyun özünden üretmiştir.

9. sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir. ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. ne kadar az şükrediyorsunuz!

10. "toprağın içinde kaybolduğumuz zaman, gerçekten (o vakit) biz mi yeniden yaratılacağız?" derler. doğrusu onlar rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler.

11. de ki: size vekil kılınan (bu konuda görevlendirilen) ölüm meleği canınızı alacak, sonra rabbinize döndürüleceksiniz.

12. o günahkârların, rableri huzurunda başlarını öne eğecekleri, "rabbimiz! gördük duyduk, şimdi bizi (dünyaya) geri gönder de, iyi işler yapalım, artık kesin olarak inandık" diyecekleri zamanı bir görsen!

13. biz dilesek, elbette herkese hidayetini verirdik. fakat, "cehennemi hem cinlerden hem insanlardan bir kısmıyla dolduracağım" diye benden kesin söz çıkmıştır.

14. (o gün onlara şöyle diyeceğiz:) bu güne kavuşmayı unutmanızın cezasını şimdi tadın bakalım! doğrusu biz de sizi unuttuk; yaptıklarınızdan ötürü ebedã® azabı tadın!

15. bizim âyetlerimize ancak o kimseler inanırlar ki, bunlarla kendilerine öğüt verildiğinde, büyüklük taslamadan secdeye kapanırlar ve rablerini hamd ile tesbih ederler.

16. korkuyla ve umutla rablerine yalvarmak üzere (ibadet ettikleri için), vücutları yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.

17. yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez.

18. öyle ya, mümin olan, yoldan çıkmış kimse gibi midir? bunlar elbette bir olamazlar.

19. iman edip de, iyi işler yapanlara gelince, onlar için yaptıklarına karşılık olarak varıp kalacakları cennet konakları vardır.

20. yoldan çıkanlar ise, onların varacakları yer ateştir. oradan her çıkmak istediklerinde geri çevrilirler ve kendilerine: yalandır deyip durduğunuz cehennem azabını tadın! denir.

21. en büyük azaptan önce, onlara mutlaka en yakın azaptan tattıracağız; olur ki (imana) dönerler.

22. kendisine rabbinin âyetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir! muhakkak ki biz, günahkârlara, lâyık oldukları cezayı veririz.

23. andolsun biz musa'ya kitap verdik, -(resã»lüm!) sen ona kavuşacağından şüphe etme- ve onu israiloğullarına hidayet rehberi kıldık.

24. sabrettikleri ve âyetlerimize kesinlikle inandıkları zaman, onların içinden, buyruğumuzla doğru yola ileten rehberler tayin etmiştik.

25. muhakkak ki rabbin, ihtilâf etmekte oldukları şeyler hakkında kıyamet günü onların aralarında hükmedecektir.

26. halen yurtlarında gezip dolaştıkları kendilerinden önceki nice nesilleri helâk edişimiz onları doğru yola sevketmedi mi? bunlarda elbette ibretler vardır. hâla kulak vermezler mi?

27. kupkuru yerlere suyu ulaştırdığımızı, onunla gerek hayvanlarının gerekse kendilerinin yiyegeldikleri ekini çıkarmakta olduğumuzu da görmediler mi? hâla da göremeyecekler mi?

28. eğer doğru söylüyorsanız, bu fetih (ve hüküm) günü hani ne zaman? derler.

29. de ki: fetih (ve hüküm) gününde inkârcılara (o gün ettikleri) imanları fayda vermeyecek ve kendilerine mühlet de tanınmayacaktır!

30. artık sen onları bırak ve bekle. zaten onlar da beklemektedirler.
devamını gör...
kuran-ı kerimin otuz ikinci sã»resi.

otuz âyet, üç yüz seksen kelime ve bin beş yüz on sekiz harften ibarettir.

fasılası, mim, nã»n, lâm harfleridir.

mekkã® sã»relerden olup müminã»n sã»resinden sonra nazil olmuştur. on sekiz, on dokuz ve yirminci âyetlerinin medinede nazil olduğu rivayet edilmektedir. adını on beşinci ayetinde geçen secde kelimesinden almış olup, içinde secde ayeti bulunan sã»relerden biridi. diğer bir adı da el-mecadi" dir. kuranda secde sã»resi" olarak adlandırılan iki sã»re vardır. bunlardın birisi bu sã»redir; diğeri de fussilet sã»residir. ikisini birbirinden ayırdetmek için bu sã»reye lokman secdesi, diğerine de hamim secdesi adı verilmiştir.


ebu hureyre (r:a)'dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte şöyle denilmektedir: "rasulullah (s.a.s) cuma günleri fecir vaktinde, secde ve insan sã»relerini okumakta idi" (buhârã®, cuma; 10). cabir (r.a)'dan rivayet edilen başka bir hadiste de; "rasã»lullah (s.a.s), secde ve mülk sürelerini okumadan uyumazdı" denilmektedir (ahmed b. hanbel, ııı, 340).
devamını gör...
ingilizce meali: *

*
this chapter has 30 verses.

ın the name of Allah, most gracious, most merciful.

1. alif. lã¡m. mã­m.

2. (this is) the revelation of the book in which there is no doubt,- from the lord of the worlds.

3. or do they say, "he has forged it"? nay, it is the truth from thy lord, that thou mayest admonish a people to whom no warner has come before thee: in order that they may be rightly guided.

4. ıt is Allah who has created the heavens and the earth, and all between them, in six days, then he established himself on the throne: ye have none, besides him, to protect or intercede (for you): will ye not then receive admonition?

5. he directs the affairs from the heavens to the earth: then it ascends unto him, on a day, the measure of which is a thousand years of your reckoning.

6. such is he, the knower of all things, hidden and open, the exalted (in power), the merciful;-

7. he who created all things in the best, and he began the creation of man from clay,

8. and made his progeny from a quintessence of despised fluid:

9. but he fashioned him in due proportion, and breathed into him of his spirit. and he gave you (the faculties of) hearing and sight and understanding: little thanks do ye give!

10. and they say: "what! when we lie, hidden and lost, in the earth, shall we indeed be in a creation renewed? nay, they deny the meeting with their lord."

11. say: "the angel of death, put in charge of you, will (duly) take your souls: then shall ye be brought back to your lord."

12. ıf only thou couldst see when the guilty ones will bend low their heads before their lord, (saying:) "our lord! we have seen and we have heard: now then send us back (to the world): we will work righteousness: for we do indeed (now) believe."

13. ıf we had so willed, we could certainly have brought every soul its true guidance: but the word from me will come true, "ı will fill hell with jinns and men all together."

14. "taste ye then - for ye forgot the meeting of this day of yours, and we too will forget you - taste ye the chastisement of eternity for your (evil) deeds!"

15. only those believe in our signs, who, when they are recited to them, fall down in adoration, and celebrate the praises of their lord, nor are they (ever) puffed up with pride.

16. they do forsake their beds of sleep, the while they call on their lord, in fear and hope: and they spend (in charity) out of the sustenance which we have bestowed on them.

17. now no person knows what delights of the eye are kept hidden (in reserve) for them - as a reward for their (good) deeds.

18. ıs then the man who believes no better than the man who is rebellious and wicked? not equal are they.

19. for those who believe and do righteous deeds are gardens as hospitable homes, for their (good) deeds.

20. as to those who are rebellious and wicked, their abode will be the fire: every time they wish to get away therefrom, they will be forced thereinto, and it will be said to them: "taste ye the chastisement of the fire, the which ye were wont to reject as false."

21. and indeed we will make them taste of the chastisement (of this life) before the greater chastisement, in order that they may (repent and) return.

22. and who does more wrong than one to whom are recited the signs of his lord, and who then turns away therefrom? verily from those who transgress we shall exact (due) retribution.

23. we did indeed aforetime give the book to moses: be not then in doubt of its reaching (thee): and we made it a guide to the children of ısrael.

24. and we appointed, from among them, leaders, giving guidance under our command, so long as they persevered with patience and continued to have faith in our signs.

25. verily thy lord will judge between them on the day of judgment, in the matters wherein they differ (among themselves)

26. does it not teach them a lesson, how many generations we destroyed before them, in whose dwellings they (now) go to and fro? verily in that are signs: do they not then listen?

27. and do they not see that we do drive rain to parched soil (bare of herbage), and produce therewith crops, providing food for their cattle and themselves? have they not the vision?

28. they say: "when will this decision be, if ye are telling the truth?"

29. say: "on the day of decision, no profit will it be to unbelievers if they (then) believe! nor will they be granted a respite."

30. so turn away from them, and wait: they too are waiting.
devamını gör...
9.
1. elif. lâm. mîm.

2. bu kitab'ın, âlemlerin rabbi tarafından indirilmiş olduğunda asla şüphe yoktur.

3. "onu peygamber kendisi uydurdu" diyorlar öyle mi? hayır! o, senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı (peygamber) gelmemiş bir kavmi uyarman için -doğru yolu bulalar diye- rabbinden gönderilen hak (kitap) tır.

4. gökleri, yeri ve bunların arasındakileri altı günde (devirde) yaratan, sonra arşa istivâ eden Allah'tır. o'ndan başka ne bir dost ne de bir şefaatçınız vardır. artık düşünüp öğüt almaz mısınız?

5. Allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. sonra (bütün bu işler) sizin sayageldiklerinize göre bin yıl tutan bir günde o'nun nezdine çıkar.

6. işte, görülmeyeni de görüleni de bilen, mutlak galip ve merhamet sahibi o'dur.

7. o (allah) ki, yarattığı her şeyi güzel yapmış ve ilk başta insanı çamurdan yaratmıştır.

8. sonra onun zürryetini, dayanıksız bir suyun özünden üretmiştir.

9. sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir. ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. ne kadar az şükrediyorsunuz!

10. "toprağın içinde kaybolduğumuz zaman, gerçekten (o vakit) biz mi yeniden yaratılacağız?" derler. doğrusu onlar rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler.

11. de ki: size vekil kılınan (bu konuda görevlendirilen) ölüm meleği canınızı alacak, sonra rabbinize döndürüleceksiniz.

12. o günahkârların, rableri huzurunda başlarını öne eğecekleri, "rabbimiz! gördük duyduk, şimdi bizi (dünyaya) geri gönder de, iyi işler yapalım, artık kesin olarak inandık" diyecekleri zamanı bir görsen!

13. biz dilesek, elbette herkese hidayetini verirdik. fakat, "cehennemi hem cinlerden hem insanlardan bir kısmıyla dolduracağım" diye benden kesin söz çıkmıştır.

14. (o gün onlara şöyle diyeceğiz:) bu güne kavuşmayı unutmanızın cezasını şimdi tadın bakalım! doğrusu biz de sizi unuttuk; yaptıklarınızdan ötürü ebedî azabı tadın!

15. bizim âyetlerimize ancak o kimseler inanırlar ki, bunlarla kendilerine öğüt verildiğinde, büyüklük taslamadan secdeye kapanırlar ve rablerini hamd ile tesbih ederler.

16. korkuyla ve umutla rablerine yalvarmak üzere (ibadet ettikleri için), vücutları yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.

17. yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez.

18. öyle ya, mümin olan, yoldan çıkmış kimse gibi midir? bunlar elbette bir olamazlar.

19. iman edip de, iyi işler yapanlara gelince, onlar için yaptıklarına karşılık olarak varıp kalacakları cennet konakları vardır.

20. yoldan çıkanlar ise, onların varacakları yer ateştir. oradan her çıkmak istediklerinde geri çevrilirler ve kendilerine: yalandır deyip durduğunuz cehennem azabını tadın! denir.

21. en büyük azaptan önce, onlara mutlaka en yakın azaptan tattıracağız; olur ki (imana) dönerler.

22. kendisine rabbinin âyetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir! muhakkak ki biz, günahkârlara, lâyık oldukları cezayı veririz.

23. andolsun biz musa'ya kitap verdik, -(resûlüm!) sen ona kavuşacağından şüphe etme- ve onu israiloğullarına hidayet rehberi kıldık.

24. sabrettikleri ve âyetlerimize kesinlikle inandıkları zaman, onların içinden, buyruğumuzla doğru yola ileten rehberler tayin etmiştik.

25. muhakkak ki rabbin, ihtilâf etmekte oldukları şeyler hakkında kıyamet günü onların aralarında hükmedecektir.

26. halen yurtlarında gezip dolaştıkları kendilerinden önceki nice nesilleri helâk edişimiz onları doğru yola sevketmedi mi? bunlarda elbette ibretler vardır. hâla kulak vermezler mi?

27. kupkuru yerlere suyu ulaştırdığımızı, onunla gerek hayvanlarının gerekse kendilerinin yiyegeldikleri ekini çıkarmakta olduğumuzu da görmediler mi? hâla da göremeyecekler mi?

28. eğer doğru söylüyorsanız, bu fetih (ve hüküm) günü hani ne zaman? derler.

29. de ki: fetih (ve hüküm) gününde inkârcılara (o gün ettikleri) imanları fayda vermeyecek ve kendilerine mühlet de tanınmayacaktır!

30. artık sen onları bırak ve bekle. zaten onlar da beklemektedirler.
devamını gör...
10.
15. âyetinde, âyetleri dinleyen müminlerin secdeye kapandığını ifade etmesinden ötürü bu sûreye secde sûresi denilmiştir. bu âyet, tilavet secdesi âyetlerindendir.

devamını gör...
kur'an-ı kerim'in otuz ikinci suresi. secde suresi mekke'de nazil oldu (indi).

otuz ayet-i kerimedir. on beşinci ayetinde geçen secde kelimesinden dolayı suret-üs-secde denilmiştir. surede; Allahü tealanın her şeyi güzel yarattığı, öldükten sonra tekrar dirilmeyi inkar edenlerin ahirette pişman olacakları, hazret-i musa'nın israiloğullarına yol gösterici olarak gönderildiği bildirilmektedir. (ibn-i abbas, mücahid, razi, taberi)

Allahü teala secde suresinde mealen buyuruyor ki:

israiloğullarından da (dinlerinde) sabrettikleri için, emrimizle (insanları doğru yola götürecek) imamlar kılmıştık. onlar (tevrat'taki) ayetlerimizi yakinen biliyorlardı (ayet: 24)

kim secde ve mülk surelerini yatsı namazından sonra okursa, sanki kadir gecesini ihya etmiş (ibadetle geçirmiş) gibi sevab verilir. (hadis-i şerif-kadı beydavi tefsiri)

*
devamını gör...
secde sûresi. (سورة السجدة)

kur’ân-ı kerîm’in otuz ikinci sûresi.

mekke döneminin son yıllarında mü’minûn sûresinden sonra nâzil olmuştur. 16-20. âyetlerinin medenî olduğu rivayeti isabetli görülmemiştir (âlûsî, xxı, 155). adını, 15. âyette Allah’ın âyetlerine iman edenler tasvir edilirken geçen “sücced” (secde edenler) kelimesinden almıştır. sûre, 16. âyette yine müminlerin vasıfları belirtilirken kullanılan “rablerine ibadet etmek amacıyla vücutları yataklarından uzak kalanlar” meâlindeki ifadede “medâci‘” (yataklar) kelimesinin yer almasından dolayı medâci‘ sûresi olarak da anılır. ayrıca sûrenin ikinci kelimesi secde lafzına izâfe edilerek tenzîlü’s-secde ve diğer adı secde sûresi olan fussılat sûresinden ayırt etmek üzere bir önceki sûrenin adına bağlanarak secdetü lokmân diye de isimlendirilmiştir (âlûsî, xxı, 155; elmalılı, v, 3856; m. tâhir ibn âşûr, xxı, 138-140). sûre otuz âyet olup fâsılası “ل، م، ن” harfleridir.

secde sûresinin muhtevası Allah’ın varlığı, kur’an’ın vahiy ürünü olduğu, ceza ve mükâfat günü olan kıyamette herkesin dünyada yaptıklarından sorumlu tutulacağı temel fikri etrafındaki hitap ve beyanlardan ibarettir. birinci bölüm, kur’an’ın insanları uyarmak maksadıyla indirilmiş vahiy ürünü bir kitap olduğunun beyanıyla başlar. ardından bütün kâinatı en güzel şekilde yaratıp yöneten, ilk insanı çamurdan yaratıp insan türünü devam ettirecek öz suyu var eden aziz ve rahîm Allah’ın bir ve tek olduğu, insanların o’ndan başka başvuracağı bir yardımcısı ve dostunun bulunmadığı ifade edilir; buna rağmen söz konusu gerçeğin bilincine varıp Allah’a şükredenlerin sayısının pek az olduğu belirtilir (âyet: 1-9).

ikinci bölüm öldükten sonra dirilmeyi garipseyen, dünyada bunca nimetine mazhar olduğu cenâb-ı hakk’a kavuşmayı arzu etmeyen âhiret münkirlerinin orada karşılaşacakları kötü durumlara ve hiçbir fayda sağlamayacak pişmanlıklarına temas etmekle başlar. ardından Allah’ın âyetlerine iman eden, onların etkisiyle secdeye kapanan, rablerini övgü ile anıp yücelten, dinin hükümlerine karşı büyüklük taslamayan, uykularından fedakârlık edip rablerine dua ve niyazda bulunan, ellerindeki imkânlardan başkalarını faydalandıran kimselerin tasavvur edilemeyecek nimetlere kavuşturulacağı ifade edilir. müminle münkirin hiçbir zaman eşit tutulamayacağı belirtilerek her iki zümrenin yine ebediyet âlemindeki hayatlarına değinilir, inkârcıların âhiretin büyük azabından önce dünyada da sıkıntı ve yenilgiye uğrayacağı haber verilir (âyet: 10-22).

sûrenin son bölümünde hz. mûsâ ve mensupları örnek gösterilerek kur’an’ın o günkü muhataplarının, yaşadıkları bölgelerde kalıntıları üzerinde gezip dolaştıkları geçmiş milletlerin âkıbetlerinden ibret almaları gerektiği vurgulanır. Allah’ın, suyu kupkuru yerlere ulaştırarak onunla insanların gerek kendilerinin gerekse hayvanlarının gıdasını sağlayan bitki ve ekinleri çıkardığı hatırlatılır. sûre müşriklerin müslümanlarla alay ederek yönelttikleri, bekledikleri zaferin ne zaman gerçekleşeceği sorusuna cevap olarak dünyada kısmen, âhirette ise tamamen vuku bulacak zafer gününde kimsenin zoraki imanının fayda sağlamayacağının belirtilmesi ve, “sen ey peygamber, onları kendi hallerine bırak ve geleceği bekle, zaten onların da beklemekten başka yapacağı bir şey yoktur” cümlesiyle sona erer (âyet: 23-30).

müşriklere ve onların inatçı ileri gelenlerine sözle anlatılacak hemen her şeyin söylendiği bir dönemde nâzil olan secde sûresi gerçeklere açık olan zihinleri ve kalpleri etkileyecek mesajlar içermektedir. bu mesajlar müminlere mânevî güç verdiği gibi vicdanları kararmış insanlara karşı aynı mücadeleyi tekrar etmek yerine islâm’ın güzelliklerini başka ortamlara taşıma bilincini uyandırmıştır. nitekim kısa bir zaman sonra cenâb-ı hak’tan medine’ye hicret izni gelmiştir.

secde sûresi hz. peygamber’e incil mukabilinde verilen sûrelerden (mesânî) biridir. resûlullah’ın gece uyumadan önce secde ve mülk sûrelerini (müsned, ııı, 340; tirmizî, “feżâǿilü’l-ķurǿân”, 9; dârimî, “feżâǿilü’l-ķurǿân”, 19), diğer bir rivayette ise cuma gününün sabah namazında secde ve insân sûrelerini (buhârî, “cum`a”, 10; müslim, “cum`a”, 64-66; krş. ibrâhim ali es-seyyid ali îsâ, s. 283-292) okuduğu nakledilmiştir. bazı tefsir kitaplarında yer alan, “secde ve mülk sûrelerini okuyan kimseye kadir gecesini ihya etmiş gibi sevap verilir”; “secde sûresini okuyan kimsenin evine üç gün süreyle şeytan giremez” meâlindeki hadislerin (zemahşerî, v, 40; beyzâvî, ııı, 370) sıhhati tesbit edilememiştir (zemahşerî, ı, 684-685 [nâşirlerin notu]; muhammed et-trablusî, ıı, 719). süleyman aktaş secde sûresinin eğitim açısından yorumu adıyla bir yüksek lisans tezi hazırlamış (1991, mü sosyal bilimler enstitüsü), kamerüzzaman ibrâhim ali de tefsîru sûreti’s-secde dirâsât taĥlîliyye isimli bir çalışma yapmıştır (kahire 1413/ 1992).

bibliyografya:

müsned, ııı, 340; zemahşerî, el-keşşâf (nşr. âdil ahmed abdülmevcûd v.dğr.), riyad 1418/ 1998, ı, 684-685; v, 40 (nâşirlerin notu); beyzâvî, envârü’t-tenzîl, beyrut 1410/1990, ııı, 370; muhammed et-trablusî, el-keşfü’l-ilâhî `an şedîdi’ż-ża`f ve’l-mevżû` ve’l-vâhî (nşr. m. mahmûd ahmed bekkâr), mekke 1408/1987, ıı, 719; âlûsî, rûĥu’l-me`ânî (nşr. m. ahmed el-emed - abdüsselâm es-selâmî), beyrut 1421/2000, xxı, 155-156; elmalılı, hak dini, v, 3856; m. tâhir ibn âşûr, et-taĥrîr ve’t-tenvîr, beyrut 1420/2000, xxı, 138-140; ibrâhim ali es-seyyid ali îsâ, feżâǿilü süveri’l-ķurǿâni’l-kerîm, kahire 1421/2001, s. 283-292; seyyid muhammed hüseynî - mahbûbe müezzin, “sûre-i secde”, dmt, ıx, 365-366.

bekir topaloğlu *
devamını gör...
bu sureyi arapça aslından okumak
metafizik olarak namazı sevdirir.

namazda aklınıza başka şeyler geliyorsa
namaza geçmekte zorlanıyorsanız
her aşamada üç kez euzu besmele okuyun.

bu sureyi de mümkünse her gün okuyun.

kuran okumanın en güzeli abdestli şekilde
mushaftan el üzerinde tutarak
yani dokunarak okumaktır.

ezberden rahleden bilgisayardan
mealden okumak sesli olarak dinlemek
metafizik olarak aynı tesiri vermez.

ama başkası okurken ayetleri
eldeki mushaftan gözle takip etmek
aynı metafizik etkiyi sağlayabilir.

her mushafın ve harflerin farklı etkisi vardır.
bulabilirseniz yeşil harfli mushaftan okuyun.
bana da haber verin.

sure bitince tilavet secdesi yapmayı unutmayınız.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar