şefaat

aracılık yapma, tavassut . bir kimsenin bir başŸka kimse hakında iyi niyet ve iyi durum konusunda kefil olması, onun hakkında söz bir başŸkası için söyleyip affını istemesi. yakınlaşŸma, yaklaşŸtırma..

cahiliye de inanılan şŸekliyle kul ile Allah arasında aracılık yapma, ahirette kendisine bağŸlı olanları Allah ın azabından kurtarma gücü. mesel; ölen üç bebeğŸin annesini almadan cennete girmeyeceğŸini ve annesine şŸefaat edeceğŸine inanılır..bu anlamda şŸefaat şŸirk olarak nitelendirilmektedir.

yukarda da ayetlerle açıklandığŸı üzere (aşŸağŸıya da bakabilirsiniz) kur an da şŸefaat ?..


--- alıntı ---
Yûnus 18
ALLAH'ı bırakıp, kendilerine ne zarar ne de yarar veremiyenlere tapıyorlar ve "Bunlar, ALLAH yanında bize şŸefaat edecekler," diyorlar. De ki: "ALLAH'ın göklerde ve yerde bilmediğŸi şŸeyleri mi O'na bildiriyorsunuz? O çok yücedir, ortak koşŸtuklarınızdan uzaktır."

Secde 4
ALLAH gökleri, yeri ve aralarındakileri altı günde yaratan ve sonra tüm otoriteyi kurandır. Sizin için O'ndan ayrı bir veli (sahip) ve şŸefaatçı (aracı) yoktur. ÖğŸütten anlamaz mısınız?

Zümer 44
De ki, "Tüm şŸefaat ALLAH'a aittir." Göklerin ve yerin yönetimi O'na aittir. Sonra O'na döndürüleceksiniz.

Müddessir 48
Aracıların şŸefaati onlara bir yarar sağŸlamaz.
--- alıntı ---
devamını gör...
aracılık yapma, tavassut . bir kimsenin bir başka kimse hakında iyi niyet ve iyi durum konusunda kefil olması, onun hakkında söz bir başkası için söyleyip affını istemesi. yakınlaşma, yaklaştırma..

cahiliye de inanılan şekliyle kul ile Allah arasında aracılık yapma, ahirette kendisine bağlı olanları Allah ın azabından kurtarma gücü. mesel; ölen üç bebeğin annesini almadan cennete girmeyeceğini ve annesine şefaat edeceğine inanılır..bu anlamda şefaat şirk olarak nitelendirilmektedir.

yukarda da ayetlerle açıklandığı üzere (aşağıya da bakabilirsiniz) kur an da şefaat ?..


--- alıntı ---
Yûnus 18
ALLAH'ı bırakıp, kendilerine ne zarar ne de yarar veremiyenlere tapıyorlar ve "Bunlar, ALLAH yanında bize şefaat edecekler," diyorlar. De ki: "ALLAH'ın göklerde ve yerde bilmediği şeyleri mi O'na bildiriyorsunuz? O çok yücedir, ortak koştuklarınızdan uzaktır."

Secde 4
ALLAH gökleri, yeri ve aralarındakileri altı günde yaratan ve sonra tüm otoriteyi kurandır. Sizin için O'ndan ayrı bir veli (sahip) ve şefaatçı (aracı) yoktur. Öğütten anlamaz mısınız?

Zümer 44
De ki, "Tüm şefaat ALLAH'a aittir." Göklerin ve yerin yönetimi O'na aittir. Sonra O'na döndürüleceksiniz.

Müddessir 48
Aracıların şefaati onlara bir yarar sağlamaz.
--- alıntı ---
devamını gör...
şefaatin tüm kavramsal arkaplanıyla beraber bize bu denli putperestliği çağrıştırdığı halde nasıl oldu da sistemimizin göbeğine kadar girebildiğini çözememişimdir hiç bir zaman. konu hakkında derinlikli bir araştırma yapmadığımdan dolayı şefaat kavramının doğrulayan ve yöntemi açıklayan hadislerden habersizim. fakat ufak bir akıl yürütmeyle gittiğimizde "haketmeyene torpil geçilmesi" manasındaki şefaatin islamda yer bulamayacağını bu dinin ruhunun ufak bir kısmını anlamış bir insan olarak düşünüyorum. ali şeriati'nin ali şiası safevi şiası adlı eserinde zikrettiği gibi şefaatin "haketmeyene geçilen torpilden" çok "haketmeyeni hakeder hale getirmek" üzere mebni olduğu kanaati bende de sağlamlaşıyor. hz. nuh'un suda çırpınan oğluna şefaat etmek istemesi ve Allah tarafından "o senin ehlin değil" şeklinde uyarılması ve şefaatinin reddedilmesi de bu kanaate bir delil mahiyetinde.

hatta bu hadiseden (ki kur'an'i bir hadisedir. kutsal kitabımızda yeri vardır) hareketle ehl kavramının ve ehl-i beyt kavramının da daha farklı bir algılamaya açık olduğu kanaatindeyim. peygamberimizin ismini taşımaya layık olmayan, seyyid olduğu halde fasık yahut gayr-i müslim olan insanların da sadece soy bağından ötürü ehl-i beytten sayılması yine bu kıssadan yola çıkılarak yanlışlığı anlaşılabilecek vakalardan olsa gerek.

konumuza dönersek: şefaat kavramının arapları sapkınlığa uğratan yegane kavram olduğunu görebiliyoruz. onlar cahiliye döneminde de herşeye gücü yeten bir Allah olduğu fikrini inkar etmiyorlardı. fakat hepimizin bildiği gibi zamanla o Allah'a ulaşmak için kendi atalarının ruhlarını yükledikleri putları şefaatçi kılmaya başlamışlardı. nedense, Allah'a direkt olarak ulaşmayı bırakıp araya aracılar/şefaatçiler koyma eğilimindelerdi. bu zamanla koyduğu şefaatçi ruhların (ki putlarla sembolize ediliyorlar) tanrıları haline gelmesine sebebiyet vermişti. aynı sapkınlığın bugün islam dünyasında da yayılmadığını kim iddia edebilir ki? türbeler ve türbelerdeki zatlar bu kadar yüceltilirken, kimi türbelerde insanlar mezara dönüp namazlarını öyle eda ederken, insanlar kendi şeyhlerini yahut tanınmış "evliya"larımızı kendilerine şefaatçi belleyip onlardan medet ummaya başlamışken kim böyle bir şeyin yokluğundan dem vurabilir?

bunlar aklı olan herkesin bildiği ve yorumladığı şeyler zaten. yeni bir bilgi serdettiğimi iddia etmiyorum. fakat diğer yandan "islamda şefaat" ismiyle müsemma müstakil ve yetkin çalışmalara büyük ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyorum. şefaat nedir? resulullah'ın şefaati kavramını nasıl algılamalıyız? günahkar bir insanı şehid olan bir yakını şefaat ederek cehennem ateşinden kurtarabilir mi?

bu arada kültürümüzün çoğu meselede yaptığı gibi iki çelişkili fikri de bir şekilde sentezleyip işin içinden çıkma kolaycılığına saptığını müşahede ediyorum. bazıları diyorlar ki "elbette haketmeyen kimsenin şefaatle konumu değişmez, şefaat sadece hakeden kullar için işletilebilir". pekala; fakat o zaman şefaat'in anlam ve mahiyeti nedir? yani benim için ya da insanlar için ne gibi bir ehemmiyet arzedebilir ki? hem şefaat kurumunu tamamen pasifize edip işe yaramaz bir pozisyona indirgeyip hem de hala daha geçerli olduğunu söylemek tam bir kolaycılık örneği değil midir?

işin doğrusu, demin talepte bulunduğum (ve varsa bana önermenizi rica ettiğim) çalışmalar ekseninde şefaatten kastolunanın ne olduğunu iyice anlamlandırabilmek.
devamını gör...
türk milletinin temel sefaat algisi : torpil..inandigi ve sevdigi islam peygamberinin,öldükten sonra,dünyada ne kadar günah islemisse islesin,yine de sonunda bir sefaatle isi siyirip cennete gidecegi yönünde yardimina nail olacagi algisi...yanlis bile oldugunu bilmeden büyük bir kesim buna böyle inaniyor maalesef..
devamını gör...

--- alıntı ---

Hz. Rasulullah (s.a.v) Efendimiz, diğer peygamberlere verilmeyen beş şeyden birisinin de kendisine verilen umumi şefaat yetkisi olduğunu beyan etmiştir.
( Buhari, Saiat, 56. Bkz: Müslim, No: 521; Ahmed, Müsned, II, 411; ibnu Mace, No: 567; ibnu Hıbban, Sahih, No: 2313.)

Bu yetki ile umumi bir şefaat eder. Büyük günah sahipleri dahil, zerre kadar imanı olan herkes bu nimetten istifade eder.
Çünkü Efendimiz (s.a.v):
"Benim şefaatim ümmetimin büyük günah sahipleri için olacaktır."

( Ebu Davud, No: 4739; Tirmizi, No: 2435; Ahmed, III, 213; Hakim, Müstedrek, l, 69, 160; ibnu Hıbban, No:2596.) buyurmuştur.

--- alıntı ---

devamını gör...
hesap saatinde kendine bile ne yapılacağını bilmediği ayetle sabit peygambere, hadis yoluyla şefaat verilerek kur'an'a karşı çıkanların beklentisi. peygamber sorguya tabiyken sorgulamalara müdahil olacakmış bunlara göre. özellikle büyük günah sahipleri(!) olmak üzere dilediğine şefaat edecekmiş. ki şefaat için Allah'ın sorgu işini bitirip karara bağlaması lazım ki peygamber cehenneme gidecekleri bilebilsin.

olayın şöyle gelişeceğini zannediyorlar;

peygamber bir köşede bekler.

-hey sen! cezan büyük ve cehennem senin yerindir.
+bir dakika! ben şefaat ediyorum bu insan için.
-öyleyse tamam, Allah nezdinde yerin cehennemlik fakat Allah'tan daha büyük rahmet sahibi muhammed, sen yaşarken yaptıklarına şahit bile değilken seni affetti, haydi cennete.

-büyük günah sahibi! yerin cehennemdir.
+bir dakika! bu insan nur yüzlü biri gibi. affını talep ediyorum.
-çok şanslısın dostum! Allah senin hesabını gördü ama hesap görüldükten ve Allah karar verdikten sonra sırf insan-tanrı arası muhammed istedi diye yüce yaradan kararından(!) vazgeçti!!! haydi cennete.

(bkz: kitap yüklü eşekler)
devamını gör...
efendim öncelikle şunu belirtmekte fayda var: kurandaki itikadi meseleleri anlamak için kuranın bütününe bakmak gerekir. yukarıda yazarlar pekçok ayet i kerime meali vermişler. zalimlere, şefaat yoktur, putlar şefaatçi değildir, o gün Allahtan başka şefaatçi yoktur mealine gelen ayet i kerimeleri toplamaya gayret etmişler. lakin o ayeti kerimelerle beraber bir de altta verdiğim ayetlere bakılırsa şefaatin kafirler için bulunmadığını, tek şefaatçinin Allah olduğunu fakat Allahın da bazı kullarına şefaat için izin verdiğini rahatlıkla görebilirsiniz. altta geçen ayet meallerinde şefaatin izne tabi olduğu açıkça anlatılmaktadır.

-allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. o daima diridir (hayydır), bütün varlığın idaresini yürüten (kayyum)dir. o'nu ne gaflet basar, ne de uyku. göklerde ve yerde ne varsa hepsi o'nundur. izni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir? o, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. onlar ise, o'nun dilediği kadarından başka ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. o'nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. onların her ikisini de görüp gözetmek o'na bir ağırlık vermez. o çok yücedir, çok büyüktür. (bakara 225)

rabbiniz o Allah'dır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra arş üzerine istiva etti (onu hükmü altına aldı), işi tedbir eyliyor. o'nun izni olmaksızın hiç kimse şefaatçi olamaz. işte rabbiniz olan Allah budur. o'na ibadet ediniz! hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız? (yunus 3)

(o gün) rahmân (olan Allah)'ın katında bir ahd almış olan kimseden başkaları şefaat etme hakkına sahip olamayacaklardır. (meryem 87)

o gün, rahmân'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnud olduğu kimselerden başkasının şefaatı fayda vermez. (taha 109)

Allah'ın huzurunda şefaat da fayda vermez. ancak izin verdiği kimseninki müstesna. nihayet kalblerinden dehşet giderildiği zaman "rabbiniz ne buyurdu?" derler. (åžefaat sahipleri de): "hakkı söyledi" derler. o, her şeyden yüksek ve büyüktür.(sebe 23)

devamını gör...
hiçkimsenin zaten Allahın izni olmadan şefaat etme yetkisinin olduğunu söylediği falan yok, selefilerin bi kısmının ve özellikle vehhabilerin anlamak istemedikleri konu budur.

bakınız, şefaat'i bir ödül töreni olarak düşününüz:

nasıl ki, bir kuruluş, ahmet'e ödül vereceği zaman, cumhurbaşkanını davet eder. cumhurbaşkanı sahneye gelir, ve ödülü ahmet'e kuruluş adına verir. böylelikle, hem cumhurbaşkanını, hem de ödül alan ahmet'i yüceltmiş, övmüş olurlar... ödülü kendi adına değil, kuruluş adına vermektedir.

şefaatte de durum bu şekildedir. yaşamı boyunca Allahın ve rasulünün emrinden çıkmamaya gayret etmiş kişilerin, bazı sehvi hatalarından dolayı cezalandırılmasına Allah razı olmaz, böylelikle o kulunu çok sevdiği kuluyla cennete yolcu ettirir. bu hem hz peygambere bir taltiftir, hem de o kula bir taltiftir...

eğer bir kul, ısrarla Allahın ve peygamberin emrine uymamışsa, ağzıyla leylek tutsun, yine de şefaate nail olamayacağı umulur. olur da hayatının br döneminde öyle bir sevaba nail olmuştur ki, hem Allahın hem de hz peygamberin hoşuna gider: neden şefaat olmasın?

biz illa ki ne yaparsak yapalım, nasılsa şefaat edilir, demiyoruz.. öyle bir yaşamalıyız ki, cennete peygamber efendimizin koluna girmiş bir vaziyette girelim diyoruz...

Allah bir kuluna habibim demiş ve onu tüm cihanın sultanı eylemişse, onunla miraçta karşılıklı görüşme lütfuna erdirdiyse, Allah c.c ' ye biraz nazının geçmesi kadar doğal ne olabilir? şefaat kullar için bir lütufutr kaçınılması gereken bir hal değil... *, *
devamını gör...
60 yaşında ki bir insanlar 18 yaşında ki insanın tecrübesi bir olur mu? 18 yaşında ki gencin 60 yaşındaki insanda öğreneceği ne çok şey vardır.
sen bilgisayarın bozulunca deneme yanılmayla veya kitaplarını okuyarak tamir etmeye mi çalışırsın?

şefaat gibi bu kadar doğal ve fıtri bir kavramı insanlar anlamamak için ne kılığa giriyorlar. kardeşim sen eşrefi mahlukatsın. aklın var. hayatı, yaşadıkları, yazdıkları, davranışları senden üstün olan kişiyi ayırt edersin ve onlardan bişeyler öğrenirsin gerekirse yardım da istersin.bu çok basittir.

ha dediğin bu kişilerin putlaştırılması, hatasız kabul edilmesi falansa o zaman doğrusun onu tartışalım.

islam'a gönül vermiş o kadar değerli insan odalar dolusu kitap yazsın, dilden dile anlatılsın. sen de ki islam'ı orjinal kaynağı olan kur'an dan öğrenmek lazım, Allah'la kul arasına kimse giremez.
zaten girdiği falan da yok elbette islam'ın özü kur'an'dır ve ondan öğrenilir.
insan sever ya sever. bazılarının hayatına imrenir, davranışlarına imrenir, düşüncelerine imrenir.
devamını gör...
işin kolayına kaçmak isteyenlerin canla başla sarıldıkları ve olabildiğince genişletmeye çalıştıkları kavram. unutulmamalıdır ki, "zerre miktarı iyilik" de karşılığını bulacak, "zerre miktarı kötülük" de.
devamını gör...
åžefaat kelimesi “şef ” kökünden alınmış olup, bu da fert (tek)in zıttı çift ve başkası için hayır istemek demektir.

bu girişi yaptıktan sonra şunu görmüş bulunuyorum ki, araştırmalarım dolayısıyla bazen günlerimi verdiğim şeyleri ve ortaya çıkardığım şeylerin karşısında tamamen kopyala-yapıştır kültüründen vazgeçemeyen bir toplulukla karşılaştığımdan, bu durumun artık can sıkıcı bir hal alması nedeniyle belli birtakım şeyleri bende bu konuda dünyaya mâl olmuş alimlerden birkaç örnekle örneklendirmeye çalışıcam inşallah. ama ondan önce serdedilen ayetlerin tek tek incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. elden geldiğince konuyu ele alıp sınırlarını çizeceğiz inşallah.

konu hakkında bilinmesi gereken şeylerden biri; hanifdostlar, kurandakidin gibi internet sitelerinin aslında sünneti toptan red ettiklerini biliyoruz, lakin pompalanmaya çalışılan şey sadece sünnet değil, haktan görünüp, inkarın şahitliğini yapıyor olmalarıdır. çünkü sünneti red eden insanların haktan yana bir payları maalesef yoktur. bu tip siteler insanların kafalarını bulandırıp bakın sünnet yok, kuran da böyle anlaşılmalı deyip insanları kandırmaya çalışıyorlar. ve aralarında ne hikmetse ilimden nasibi olan bir kimse bile yok. mealinden kuran ayetlerini okuyup, dini anlama noktasında sınıra dayanmış bilgileri olduklarını sanan bir grup cahil cüheladan başkası değil. ilim nedir, irfan nedir, alim nedir bilmeyen insanlar oldukları açtıkları konular ve fitneleriyle ortaya çıkıyor. Allah azze ve celle ayette;

senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz kişilerden başkasını peygamber olarak göndermedik. eğer bilmiyorsanız, bilenlere sorun. (nahl 43)

insanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri böyle değişik olanlar vardır. kulları içinde ise Allah'tan ancak alim olanlar 'içleri titreyerek-korkar'. åžüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır. (fatır 28)

buyuruyor. åžefaat’in inkarı için delil olarak gösterilen ayetler maalesef inkarcılar yani kafir, müşrik, münafık gibi insanları tehdid sadedinde ayetler olduğundan, sanıyorum ki bunu öne sürenler her kimse ayetlerin önce ve sonrasına pek bakmıyorlar. åžöyle ki;

itirazcıların ilk delillerden biri bakara 48. ayet idi. yalnız site üzerinden kopyala-yapıştır olarak sunulan ayet hem eksik hem de tercümesi problemli idi. dahası ileri de de görüleceği üzere, site yanlış ve doğru tercümeler adı altında birtakım şeyler zırvalamış ve meal sahibi kişileri “yanlış tercüme” ile suçlamıştır. özellikle site üstünden alıntı yapılan ayetlerin doğrularını yazmak maksadıyla bizde meallerimizi ülkemizin yetiştirdiği büyük hadisçilerden biri olan prof. dr. talat koçyiğit hocamızın mealinden serdedeceğiz ki nereden geldiği belli olsun. ayetlerin önce ve sonralarıyla ilgili kısımlarını da muhtelif meallerden alacağız, diyanet, diyanet vakfı, ali bulaç, suat yıldırım, elmalılı, ömer nasuhi bilmen gibi.

hiç kimsenin hiç kimse adına bir şey ödeyemeyeceği, hiç kimseden şefaatin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı ve (nihayet) kendilerine yardım bile edilmeyecek bir günden, (hesap gününden) sakının. (bakara 48)

fakat bu ayet bu haliyle bize kim için ve ne amaçla indirildiğine dair bir şey sunmuyor. önce ve sonrasına bakmakta fayda var.

- ey israiloğulları! size verdiğim nimetlerimi hatırlayın, bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de size vâdettiklerimi vereyim. yalnızca benden korkun.
- elinizdekini (tevrat'ın aslını) tasdik edici olarak indirdiğime (kur'an'a) iman edin. sakın onu inkâr edenlerin ilki olmayın! âyetlerimi az bir karşılık ile satmayın, yalnız benden (benim azabımdan) korkun.
- bilerek hakkı bâtıl ile karıştırmayın, hakkı gizlemeyin.
- namazı tam kılın, zekâtı hakkıyla verin, rükã» edenlerle beraber rükã» edin.
- (ey bilginler!) sizler kitab'ı (tevrat'ı) okuduğunuz (gerçekleri bildiğiniz) halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? aklınızı kullanmıyor musunuz?
- sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. åžüphesiz o (sabır ve namaz), Allah'a saygıdan kalbi ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir.
- onlar, kesinlikle rablerine kavuşacaklarını ve o'na döneceklerini düşünen ve bunu kabullenen kimselerdir.
- ey israiloğulları! size verdiğim nimetimi ve sizi (bir zamanlar) cümle âleme üstün kıldığımı hatırlayın. (bakara 40-47)

ayet israiloğullarından bahsetmekle beraber, ayet içindeki şefaat olunmazlar tehdidine maruz kalanların buna maruz kalma sebepleri ve nedenleri de tek tek yazmaktadır. yani buradan anlaşılan şeyin, bir vaid olduğu yani bir tehdid olduğu tüm netliğiyle açıktır. Allah ayetler boyu yapılması gerekenleri açıklamış olup, ayette geçen şefaat edilmezler tehdidi, o hesap gününün şiddetinden bahsetmektedir. ayet bu haliyle şefaatin “olmamasından” bahsetmemektedir. ayetin devamı ise;

- hatırlayın ki, sizi, firavun taraftarlarından kurtardık. çünkü onlar size azabın en kötüsünü reva görüyorlar, yeni doğan erkek çocuklarınızı kesiyorlar, (fenalık için) kızlarınızı hayatta bırakıyorlardı. aslında o size reva görülenlerde rabbinizden büyük bir imtihan vardı.
- bir zamanlar biz sizin için denizi yardık, sizi kurtardık, firavun'un taraftarlarını da, siz bakıp dururken denizde boğduk. (bakara 49-50)

gelelim enam 70. ayete;

dinlerini oyun ve eğlence edinen ve dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak; sen kur’an ile kişinin, kendi kazancı yüzünden, Allah’tan başka bir dost ve şefaatçinin bulunmadığı ahrette (cehennem azabı içinde) hapsedilmemesi için va’z ve nasihat et; zira (böyle bir yerde hapsolunduktan sonra) o kişi, bütün varlığını fidye olara verse bile, kendisinden alınıp kabul edilmez. işte bunlar, kendi kazandıkları yüzünden (cehennem azabında) hapsolunan kimselerdir. küfretmiş olmaları dolayısıyla, onlar için, kaynar bir içecek ve elim bir azap vardır. (enam 70)

ayet açık ve seçik olarak inkarcı kafirlerin küfretmeleri dolayısıyla kazandıklarının karşılığında onlara bir yardımcı olmayacağı noktasında açık bir hüküm vermektedir. bu ayetle birlikte şefaatin kafire olmayacağı açık. lakin burada müslümanı da içine katanların gerçek amacını ben çözemedim. yoksa kafir, müşrik ve münafıklar, Allah nezdinde müslüman kimselerle aynı seviye de mi tutulmaya çalışılıyor?

ayetin öncesi ve sonrasına da bakarsak;

- kur'an hak olduğu halde kavmin onu yalanladı. de ki: ben size vekil (kefil) değilim.
- her haberin gerçekleşeceği bir zaman vardır. yakında siz de gerçeği bileceksiniz.
- ayetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalanları gördüğünde, onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan uzak dur. eğer şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra artık o zalimler topluluğu ile oturma.
- takvâ sahiplerine, inanmayanların hesabından herhangi bir sorumluluk yoktur. fakat belki korunurlar diye hatırlatmak gerekir. (enam 66-69)

tamamen kafirlere yönelik olduğu ne açık öyle değil mi? ya sonrası? sonrasında ise kafirler ile müslümanların ortaya koyduğu gerçeklerden bahsedilmektedir

- de ki: Allah'ı bırakıp da bize fayda veya zarar veremeyecek olan şeylere mi tapalım? Allah bizi doğru yola ilettikten sonra şeytanların saptırıp şaşkın olarak çöle düşürmek istedikleri, arkadaşlarının ise: "bize gel! " diye doğru yola çağırdıkları şaşkın kimse gibi gerisin geri (inkârcılığa) mı döndürüleceğiz? de ki: Allah'ın hidayeti doğru yolun ta kendisidir. bize âlemlerin rabbine teslim olmamız emredilmiştir. (enam 71)

diğer bir delil diye öne sürülmüş olan bakara 123 ayetine bakalım

hiç kimsenin hiç kimse adına bir şey ödeyemeyeceği, hiç kimseden fidyenin kabul edilmeyeceği, hiç kimseye şefaatin fayda vermeyeceği ve (nihayet) kendilerine yardım bile edilmeyecek bir günden, (hesap gününden) sakının. (bakara 123)

allah subhanehu ve teala açıklama yapmaya gerek olmayacak şekilde durumu açıklamış ve emrini ortaya koymuştur. burada şefaatin olmayacağına dair bir delil yok, şefaatin fayda etmeyeceği insanı zaten ayet ortaya koyuyor, nihayet kendilerine yardım edilmeyecek olanlar kafir ve müşrik insanlardır. yani Allah’ın indirmiş olduğu dini, kabul etmeyen ve tasdik etmeyen insanların yardımsız kalacağını ortaya koyuyor Allah azze ve celle. tıpkı şu ayette olduğu gibi;

işte onlar, ahirete karşılık dünya hayatını satın alan kimselerdir. bu yüzden ne azapları hafifletilecek ne de kendilerine yardım edilecektir. (bakara 86)

devam edelim; secde 4. ayet delil diye öne sürülmüş o site sahipleri tarafından

gökleri, yeri ve bu ikisi arasındaki şeyleri altı günde yaratan, sonra da arşa istiva eden Allah’tır. sizin için o’dan başka ne bir dost ve ne de bir şefaatçi vardır. hiç düşünmüyor musunuz? (secde 4)

diye buyurmaktadır Allah celle ve ala. ayetin genel yapısı yine bir tehtid’ten bahsetmektedir. nitekim ayetin öncesi;

"onu peygamber kendisi uydurdu" diyorlar öyle mi? hayır! o, senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı (peygamber) gelmemiş bir kavmi uyarman için -doğru yolu bulalar diye- rabbinden gönderilen hak (kitap) tır. (secde 3)

diye buyuruyor Allah azze ve celle. görüldüğü gibi 4. ayette hiç düşünmüyor musunuz tehtidi, bir öncesinde kime hitaben söylendiğini ortaya koymaktadır. bu şekilde verilen tüm örneklerin maalesef gözden kaçırıldığı gerçeği ortaya çıkmış oluyor. görüldüğü gibi, “şefaat yoktur” diye yaygara kopartanların dayanakları tamamen batıl olduğu gün yüzüne çıkmaktadır. nitekim kafir ve müşriklere karşı bir şefaatin olması abes olur, lakin burada bu yardıma mazhar olacaklar, şefaat yardımına mazhar olacaklar müslümanlardır. bu tehtidlerin kapmasına müslümanların da girmesi ne kadar doğru bir anlayıştır ve ne kadar hakla bağlantılıdır.

şefaatten maksadın ne olduğunu kavrayamamış insanlar bunu sanki çocuklar arasında yapılan birtakım oyun gibi göstermeye çalışıp, dinin hükümleriyle alay etmişlerdir. lakin inkarcı ve aynı zamanda alaycıların hali şu ayette sabittir;

- münafıklar, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir sã»renin müminlere indirilmesinden çekinirler. de ki: siz alay edin! Allah o çekindiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır.
- eğer onlara, (niçin alay ettiklerini) sorarsan, elbette, biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk, derler. de ki: Allah ile, o'nun âyetleriyle ve o'nun peygamberi ile mi alay ediyordunuz?
- (boşuna) özür dilemeyin; çünkü siz iman ettikten sonra tekrar kâfir oldunuz. sizden (tevbe eden) bir gurubu bağışlasak bile, bir guruba da suçlu olduklarından dolayı azap edeceğiz. (tevbe 64-66)
bizlere de sorma hakkı düşüyor bu ayete göre; şefaate pazarlık, antlaşma vb. isimler takan site sahipleri ve sözlük içindeki yazarlar? Allah’la o’nun diniyle ve peygamberi ile mi alay ediyorsunuz? bu dini bizlere indiren Allah’tır ve sünneti de indiren Allah’tır. bu nedenle kuranı kabul ediyorum diyen adam sünneti de kabul etmek “z o r u n d a d ı r” yoksa dini tam olmaz. bununla ilgili uzun uzadıya yazılar yazdık, bu konudaki ayetleri görmek isteyenler oralara bakabilirler. ve bu konuda rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem meseleyi etraflıca anlatmış ve sınırlarını çizmiştir.

allah rasulü aleyhissalatu vesselam ortaya çıkıp, rabbim şu şu şu adamlar bir çıksın, diye bir şeyle ortaya çıkmayacak. lakin secde edecek ve rabbine niyaz edilecek, uzun süreler secdeden başını kaldıramayacak. sonra istediği Allah tarafından sorulacak ve ümmetinin günahkar müslümanları için rabbinden niyazda bulunup yardım isteyecek, küfre, şirke, bulaşmamış olanları için. ve bu hakkı kendisine bizzat rabbi tarafından verildiğine dair rivayeti de nakletmek yerinde olacaktır.

imam buhari ve imam muslim’in ittifak ederek rivayet ettiği hadiste;

cabir b. abdullah ensari'nin (r.a.) naklettiğine göre; Allah resulü (a.s.) şöyle buyurdu: "benden evvel hiçbir kimseye verilmedik beş (şey hep birden) bana verilmiştir: her peygamber özellikle kendi kavmine gönderilirken ben kırmızı siyah bütün insanlara gönderildim. ganimetler bana helal edildi, halbuki benden evvel kimseye helal edilmemiştir. yer (yüzü) bana temiz, temizlik sebebi ve mescit kılındı. onun için kim olursa olsun namaz vakti gelip çatmış ise bulunduğu yerde namazı kılıversin. önümdeki bir aylık yola kadar (düşmanlarımın kalbine) korku (salmam) için bana yardım edildi ve bana şefaat (etme hakkı) verildi." (“bu rivayet mescitler ve namaz kılma yerleri bölümünde” sabittir sahih-i müslim'de ise 810 numaradadır)

diğer hadisler;

hz. ebu hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"her peygamberin müstecab (allah'ın kabul edeceği) bir duası vardır. her peygamber o duayı yapmada acele etti. ben ise bu duamı kıyamet gününde, ümmetime şefaat olarak kullanmak üzere sakladım (kullanmayı ahirete bıraktım). ona inşaallah, ümmetimin şirk koşmadan ölenleri nail olacaktır." [buhârã®, da'avat 1, tevhid 31; müslim, iman 334, (198); muvatta, kur'an 26, (1, 212); tirmizã®, daavat 141, (3597).]

hz. cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: "resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "åžefaatim, ümmetimden büyük günah sahipleri içindir." [tirmizã®, kıyamet 12, (2437); ebu davud, sünnet 23, (4739); ibnu mace, zühd 37, (4310).]

hz. enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"kıyamet gününde, insanlar birbirlerine girecekler. hz. adem aleyhisselam'a gelip: "evlatlarına şefaat et!" diye talepte bulunacaklar. o ise:
"benim şefaat yetkim yok. siz ibrahim aleyhisselam'a gidin! çünkü o halilullah'tır" diyecek. insanlar hz. ibrahim'e gidecekler. ancak o da:
"ben yetkili değilim! ancak hz. isa'ya gidin. çünkü o ruhullah'tır ve o'nun kelamıdır!" diyecek. bunun üzerine o'na gidecekler. o da:
"ben buna yetkili değilim. lakin muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)'e gidin!" diyecek. böylece bana gelecekler. ben onlara:
"ben şefaate yetkiliyim!" diyeceğim. gidip rabbimin huzuruna çıkmak için izin talep edeceğim. bana izin verilecek. önünde durup, Allah'ın ilham edeceği ve şu anda muktedir olamayacağım hamdlerle Allah'a medh u senada bulunacak, sonra da rabbime secdeye kapanacağım. rabb teala:
"ey muhammed! başını kaldır! dilediğini söyle, söylediğine kulak verilecek. ne arzu ediyorsan iste, talebin yerine gelecektir! åžefaatte bulun, şefaatin kabul edilecektir!" buyuracak. ben de:
"ey rabbim! ümmetimi, ümmetimi istiyorum!" diyeceğim. rab teala: "(çabuk onların yanına) git! kimlerin kalbinde buğday veya arpa denesi kadar iman varsa onları ateşten çıkar!" diyecek. ben de gidip bunu yapacağım! sonra rabbime dönüp, önceki hamd u senalarla hamd ve senalarda bulunacağım, secdeye kapanacağım. bana, öncekinin aynısı söylenecek. ben de: "ey rabbim! ümmetim! ümmetim!" diyeceğim. bana yine:
"var, kimlerin kalbinde hardal danesi kadar iman varsa onları da ateşten çıkar!" denilecek. ben derhal gidip bunu da yapacak ve rabbimin yanına döneceğim. önceki yaptığım gibi yapacağım. bana, evvelki gibi:
"başını kaldır!" denilecek. ben de kaldırıp:
"ey rabbim! ümmetim! ümmetim!" diyeceğim. bana yine:
"var, kalbinde hardal danesinden daha az miktarda imanı olanları da ateşten çıkar!" denilecek. ben gidip bunu da yapacağım. sonra dördüncü sefer rabbime dönecek, o hamdlerle hamd u senada bulunacağım, sonra secdeye kapanacağım. bana: "ey muhammed! başını kaldır ve (dilediğini) söyle, sana kulak verilecektir! dile, talebin verilecektir! åžefaat et, şefaatin kabul edilecektir!" denilecek. ben de: "ey rabbim! bana lailahe illallah diyenlere şefaat etmem için izin ver!" diyeceğim. rabb teala:
"bu hususta yetkin yok! -veya: bu hususta sana izin yok!- lakin izzetim, celalim, kibriyam ve azametim hakkı için lailahe illallah diyenleri de ateşten çıkaracağım!" buyuracak." [buhârã®, tevhid 36, 19, 37, tefsir, bakara 1, rikak 51; müslim, iman 322, (193).]

yine sahiheyn ve tirmizã®'nin ebu hureyre'den kaydettikleri bir rivayet şöyledir: "biz bir davette resulullah ile beraberdik. ona sofrada hayvanın ön budu(ndan bir parça) ikram edildi. bud hoşuna giderdi. ondan bir parça ısırdı ve:
"ben kıyamet günü ademoğlunun efendisiyim! acaba bunun neden olduğunu biliyor musunuz? (açıklayayım): "allah o gün, öncekileri ve sonrakileri tek bir düzlükle toplar. bakan onlara bakar, çağıran onları işitir. güneş onlara yaklaşır. gam ve sıkıntı, insanların tahammül edemeyecekleri ve takat getiremeyecekleri dereceye ulaşır. öyle ki insanlar:
"içinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musunuz, sizlere şefaat edecek birini görmüyor musunuz?" demeye başlarlar. birbirlerine:
"babanız adem var!" derler ve ona gelerek: "ey adem! sen insanların babasısın. Allah seni kendi eliyle yarattı, kendi ruhundan sana üfledi. [bütün isimleri sana öğretti]. meleklerine senin önünde secde ettirdi. seni cennete yerleştirdi. [allah katında itibarın, makamın var.] rabbin nezdinde bizim için şefaatte bulunmaz mısın? bizim şu halimizi, başımıza şu geleni görmüyor musun?" derler. adem aleyhisselam da:
"bugün rabbim çok öfkelidir, daha önce bu kadar öfkelenmedi. bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. (esasen şefaate benim yüzüm yok, çünkü, cennette iken, Allah) beni o ağaca yaklaşmaktan men etmişti. ben, bu yasağa asi oldum. [ben cennette iken işlediğim günah sebebiyle cennetten çıkarıldım. bugün günahlarım affedilirse bu bana yeter]. nefsim! nefsim! nefsim! benden başkasına gidin. nuh aleyhisselam'a gidin!" diyecek. insanlar nuh aleyhisselam'a gelecekler:
"ey nuh! sen yeryüzü ahalisine gönderilen resullerin ilkisin. Allah seni çok şükreden bir kul (abden şekã»râ) diye isimlendirdi. içinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun? başımıza gelenleri görmüyor musun? rabbin nezdinde bizim için şefaatte bulunmaz mısın?" diyecekler. nuh aleyhisselam da şöyle diyecek:
"bugün rabbim çok öfkelidir. daha önce hiç bu kadar öfkelenmedi, bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek! benim bir dua hakkım vardı. ben onu kavmimin aleyhine (beddua olarak) yaptım. nefsim! nefsim! nefsim! benden başkasına gidin. ibrahim aleyhisselam'a gidin!" diyecek. insanlar ibrahim aleyhisselam'a gelecekler:
"ey ibrahim! sen Allah'ın peygamberi ve arz ahalisi içinde yegâne halilisin. bize rabbin nezdinde şefaat et! içinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun?" diyecekler. ibrahim aleyhisselam onlara:
"rabbim bugün çok öfkeli. bundan önce bu kadar öfkelenmemişti, bundan sonra da bu kadar öfkelenmeyecek. (åžefaat etmeye kendimde yüz de bulamıyorum. çünkü ben) üç kere yalan söyledim!" deyip, bu yalanlarını birer birer sayacak. sonra sözlerine şöyle devam edecek:
"nefsim! nefsim! nefsim! benden başkasına gidin! musa aleyhisselam'a gidin!" insanlar, hz. musa aleyhisselam'a gelecekler ve:
"ey musa! sen Allah'ın peygamberisin. Allah seni, risaletiyle ve hususi kelamıyla insanlardan üstün kıldı. bize Allah nezdinde şefaatte bulun! içinde bulunduğumuz hali görmüyor musun?" diyecekler. hz. musa da:
"bugün rabbim çok öfkelidir. daha önce böylesine öfkelenmedi, bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. (esasen rabbim nezdinde şefaate yüzüm de yok. çünkü) ben, öldürülmesi ile emrolunmadığım bir cana kıydım. [...bugün ben mağfirete mazhar olursam bu bana yeterlidir.] nefsim! nefsim! nefsim! benden başkasına gidin! hz. isa aleyhisselam'a gidin!" diyecek. insanlar hz. isa'ya gelecekler ve:
"ey isa, sen Allah'ın peygamberisin ve meryem'e attığı bir kelamısın ve kendinden bir ruhsun. üstelik sen beşikte iken insanlara konuşmuştun. rabbin nezdinde bize şefaat et! içinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun?" diyecekler! hz. isa aleyhisselam da:
"bugün rabbim çok öfkeli. daha önce bu kadar öfkelenmedi, bundan böyle de hiç bu kadar öfkelenmeyecek!" diyecek. -hz. isa şahsıyla ilgili bir günah zikretmeksizin- ( bir başka rivayette): ["beni, Allah'tan ayrı bir ilah edindiler. bugün bana mağfiret edilirse bu bana yeter."] nefsim! nefsim nefsim! benden başkasına gidin! muhammed aleyhissalatı vesselam'a gidin!" diyecek. insanlar muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)'e gelecekler, bir diğer rivayette: "bana gelirler!" denmiştir- ve:
"ey muhammed! sen Allah'ın peygamberisin, bütün peygamberlerin sonuncususun. Allah senin geçmiş, gelecek bütün günahlarını mağfiret buyurdu. bize rabbin nezdinde şefaatte bulun. åžu içinde bulunduğumuz hali görmüyor musun?" diyecekler. bunun üzerine ben arş'ın altına gideceğim. rabbim için secdeye kapanacağım. derken Allah, benden önce hiç kimseye açmadığı medh u senaları benim için açacak [ben onlarla rabbime medh u senalarda bulunacağım]. sonra:
"ey muhammed başını kaldır ve iste! (istediğin) sana verilecek! åžefaat talep et! åžefaatin yerine getirilecek!" denilecek. ben de başımı kaldıracağım ve: "ey rabbim ümmetim! ey rabbim ümmetim! ey rabbim ümmetim!" diyeceğim. bunun üzerine:
"ey muhammed! ümmetinden, üzerinde hesap olmayanları cennet kapılarından sağdaki kapıdan içeri al! esasen onlar diğer kapılarda da insanlara ortaktırlar!" denilecek."
resulullah sonra şöyle buyurdular:
"nefsim elinde olan zat-ı zülcelal'e yemin olsun. cennet kapısının kanatlarından iki kanadının arasındaki mesafe mekke ile hacer arasındaki veya mekke ile busra arasındaki mesafe kadardır." [buhârã®, enbiya 3, 8, tefsir, benã® israil 5; müslim, iman 327, (194); tirmizã®, kıyamet 11, (2436).]

çok önemli bir rivayeti daha sunmak istiyorum;

yezid ibnu süheyb el-fakir anlatıyor: "haricã®lerin görüşlerinden biri içime işlemişti, haccetmek, sonra da (propaganda yapmak üzere) insanların karşısına çıkmak arzusuya, kalabalık bir grup içerisinde yola çıktık. medine'ye uğradık. orada cabir ibnu abdillah (radıyallahu anh), insanlara hadis rivayet ediyordu. bir ara cehennemlikleri zikretti. ben: "ey resulullah'ın arkadaşı! sen ne konuşuyorsun? halbuki Allah teala hazretleri: "(ey rabbim!) ateşe kimi atarsan mutlaka onu rezilrüsvay edersin" (al-i imran 192); "ateşten her çıkmak isteyişlerinde oraya geri çevrilirler" (secde 20) buyurmaktadır" dedim. hz. cabir:
"sen kur'an'ı okuyor musun?" dedi. ben de:
"evet!" dedim.
"öyleyse onun evvelini oku! çünkü o, küffar hakkındadır!" dedi ve sonra ilave etti:
"sen, Allah'ın muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)'i dirilteceği makam-ı mahmudu işittin mi?"
"evet!" dedim. dedi ki:
"o, muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)'e mahsus mahmud makamdır. Allah teala hazretleri o makamın hatırına, cehennemden çıkaracaklarını çıkarır!"
(hz. cabir) sonra, sırat köprüsünün konuluşunu ve üzerinden insanların geçişini tavsif etti. biz:
"bu ihtiyarın, aleyhissalâtu vesselâm hakkında yalan söyleyeceğini mi zannedersiniz?" dedik ve haricã®likten rücã» ettik. hayır! vallahi bizden bir kişiden başka, haricã®likte kalan olmadı." [müslim, iman 320, (191).]

ibnu ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "resã»lullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "insanlar kıyamet günü cemaatler halinde olacaklar. her ümmet kendi peygamberini takip edip: "ey falan! bize şefaat et, ey falan bize şefaat et! diyecekler. sonunda şefaat etme işi bana kalacak. işte makam-ı mahmud budur." [buhârã®, tefsir, benã» israil, 11, zekât 52.]

gibi daha nice nice nasslar bu konuya delildir. gelelim son aşamamıza inşaallah. siteden kopyalanıp-yapıştırılan sözüm ona yazı da şöyle bir ibare dikkati mi celbetti. diyor ki; “günümüzdeki meal yazarlarının büyük çoğunluğu sünni dinine sahip oldukları için, şefaatle ilgili ayetleri bu inanca göre aynen yahudiler gibi çarpıtmışlardır. malum sünni dininde peygamberlerin, alimlerin, şehitlerin şefaat etme yetkisi vardır. bu inancın kaynağı da tabii ki hadislerdir.” denmiş. åžuraya kadar yaptığımız ayet ve hadisleri bir kenara bırakarak düşünelim ve yukarıda paragraf arasında bahsettiğim şeyi hatırlayalım inşaallah. bu insanlar sureti haktan görünüp insanlara batılı hak gibi gösterip sunuyorlar ve bunu da böyle paragraf aralarında yapıyorlar. sünni dini isimli bir din bilmiyoruz, lakin kendinden başka hiçbir ilah olmayan Allah’ın “allah’a ve rasulüne itaat edin” ayetine iman ediyor ve onlara itaatı farz olarak görüyoruz ve bu yüzden de eğer sünni dinine sahip oluyorsak ve bu yafta ile yaftalanıyorsak, Allah rasulü aleyhissalatu vesselam’ın sünnetine uymayı Allah’ın emri olduğunu unutmuyor ve buna göre hareket ediyorsak, burada yalancılar sizlersiniz ve muhakkak bunun ne demek olduğunu anlayacağınız gün geldiğinde, bu ve bunun gibi yazılar sizin karşınızda inşaallah hüccet olacaktır.

müslüman insanları sünni dinine sahip olmakla suçlayanlar sadece bu site sahipleri değil, sözlük içinde kafası bir milyon dolanan birkaç tip de aynı lafları serdetmiş ve bizde bunu ortaya koymuştuk ve bu adamların sapıklıkları ortaya dökmüştük, bizlere bu gücü veren Allah’a hamd olsun. sünni dini ismini değiştirip, hadis dini diye müslümanları zan altında bırakmayı kendine şiar edinmiş hadis inkarcılarının yaptıkları şey sadece pislik atmaktan öteye geçemeyecektir inşaallah.

kendi çaplarında, ilimleri olmadan müslüman insanlara pislik atıp, yanlışlar bulup, sonrada düzeltme çabalarına başka açılardan bakalım.

Allah katında, şefaat etmesine izin verdiği kimseden başkasının şefaati fayda vermez. sonunda kalplerinden korku giderilince, birbirlerine; “rabbiniz ne buyurdu?” derler. diğerleri de “hakkı” diye cevap verirler. o çok yücedir, büyüktür. (sebe 23) (prof. dr. talat koçyiğit, diyanet vakfı, ali bulaç, ömer nasuhi bilmen, suat yıldırım, hayrettin karaman, ibrahim kafi dönmez ve diğerleri)

demek oluyor ki burada yalan söyleyenler kendileridir. icma halinde bu ayeti meal edenlerin görüşü ortaktır. ayet site sahiplerinin iddia ettiği minvalde değildir. bu da şefaatin hak olduğuna delalet eden bir delildir. gelelim diğerine;

rahman’ın katında, bir ahid almış olanlar dışında hiç kimse şefaat edemez. (meryem 87, prof. dr. talat koçyiğit, diyanet vakfı, ali bulaç, diyanet işleri, ömer nasuhi bilmen, suat yıldırım, hayrettin karaman, ibrahim kafi dönmez ve diğerleri)

bir diğer çarpıtıldığı iddia edilen ayet;

yine o gün, rahman’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez. (taha 109, prof. dr. talat koçyiğit, diyanet vakfı, ali bulaç, diyanet işleri, ömer nasuhi bilmen, suat yıldırım, hayrettin karaman, ibrahim kafi dönmez ve diğerleri)

sözü daha fazla uzatmaya lüzum görmüyorum. meselenin site sahiplerinin söylediğinin tam tersine olduğu, onların bunu inkar etmek için yalana bile başvurduğunun tespitini yapmış bulunduk. kendilerince yapmış oldukları mealler sonucu, ittifak halinde meal edilmiş ayetleri yalanlayarak kendilerine birer hak iddia etme çabaları, işte böyle küçük bir çalışmayla kül olup uçtu, bunu yaparken bize yardım eden Allahâ hamd olsun.

şunu söylemeye çalışıyoruz, kuran ve sünnet şefaat gibi çok önemli bir din meselesinin “hak” olduğunu emrediyor ve bizde buna böylece iman ediyoruz. sünnetle ilgili problemleri olan kimselere de tavsiyemiz, kur’an’ı çok daha dikkatli bir şekilde okumalarıdır. çünkü Allah azze ve celle birçok ayetinde sünnette de iman’ın farz olduğunu itaat’ın farz olduğunu emrediyor ve farz kılıyor. sünneti inkar edenlerin asıl inkar etmek istedikleri gerçek Allah rasulü aleyhissalatu vesselam’ın ta kendisidir, lakin buna güç yetiremedikleri içinde, güçleri bu tip iftiralara yetiyor ve fakat bunda da güçsüz kalıyorlar.
devamını gör...
meryem suresi 87. ayet:
rahmân'ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır.

ta-ha suresi 109. ayet:
o gün, rahmân'ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.

necm suresi 26. ayet:
göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri; ancak Allah'ın izniyle, dilediği ve hoşnut olduğu kimselere yarar sağlar.

ebu hureyre r.a.'tan rivayetle
resulullah (sav) buyurdular ki: "her peygamberin müstecab (allah'ın kabul edeceği) bir duası vardır. her peygamber o duayı yapmada acele etti. ben ise bu duamı kıyamet gününde, ümmetime şefaat olarak kullanmak üzere sakladım (kullanmayı ahirete bıraktım). ona inşaallah, ümmetimin şirk koşmadan ölenleri nail olacaktır."

kaynak: buhari, da'avat 1, tevhid 31; müslim, iman 334, (198); muvatta, kur'an 26, (1, 212); tirmizi, daavat
devamını gör...
bazı vahhabi ve mezhepsizler,yarım doktor candan yarın hoca dinden misali, Allahtan başka şefaatçi yoktur ayetini alarak şefaat in kuran dışılığını iddia ederler... ama aynı kuran Allahın dilediğinden başka şefaat edecek yoktur diyerek ölçüyü belirlemektedir. kimse Allaha rağmen şefaatçi olunabilir iddiasında değildir ve haşa olamaz.

Allahtan, resulullahın şefaatini dilemenin ne sakıncası olabilir ki...

resulullaha karşı bu rekabetin,bu sıradanlaştırma çabasının tevhitle uzaktan yakından alakası yoktur...

hıristiyanlar ve doğu dinleri peygamberlerini Allahın insanlar içindeki belirmesi kabul ederler,yahudiler Allahı güreşte yenen peygambere inanırlar...islam bu tarz ifratlardan,aşırılıklardan,ilahlaştırmalardan beridir...ama peygamberi yolda gördüğün insan derecesine indirmemeklk lazım...istersen Allah için kendini manastırlara kapat,hayatını Allahı tesbih etmekle geçir,tüm dünyevi zevklere meşru olanlara dahi Allah için ket vur Allah onun(a.s) inkarını küfür saymış, o(a.s) o derece önemli bir mertebede...
devamını gör...
ibni teymiye gibi meşhurlarından,hayri kırbaşoğlu gibi modernistlere şefaati red eden ehl-i sünnet dışı alimlerin şefaate işaret eden ayetleri yorumlamasını okuyunca bırakın bir sünniyi kendilerini nasıl tatmin edebildiklerini anlayamamışımdır...yani bu kadar zorlanmaz ki red etmek için demişimdir...resmen akıllarında red ettiklerini vahiyde red etmek için kastırıyorlar...

Allahın cevaz verdiği şefaat haktır...allahın ayetlerini açıklamanın birinci derecede yetkilisi peygamberde ehliyet sahiplerini açıklamıştır hadise budur...bunun neresi ters gelir anlaşılır değildir.

not: ibni teymiye nin şefaat hakkındaki görüşleri hakkında bizim hakkında okuduklarımızın aksine cevaz verdiği konusunda değerli bir üstadın itirazı oldu...konu tarafımdan araştırılmaktadır.
devamını gör...
her müslüman kişinin arzuladığı yegane duygu olsa gerek. bu kadar günahı da kolay kolay başka birşey hafifletmez sanırım.
devamını gör...
şirk olduğu konusunda çeşitli tespitlere vesile kavram.
ve bazı müslümanlarca her namaz sonrası dile getirilen "şefaat ya resulallah"ın kaynağı.

hiçbir şahitliğin, görüşün, hayır dileğinin, şefaatin Allah'ın adaletinde ekleme çıkarma yapamayacağında, o'nun terazisini oynatamayacağında ve hiçbir yaradılanın ondan daha merhametli olamayacağında hemfikiriz sanırım.

öyleyse bu var olduğu söylenen şefaat sembolik midir? öyle değilse nedir? yorum okuyanlara kalsın.
devamını gör...
hiçbir zaman dilemediğim bir şeydir şefaat.

fatiha suresinde Allah'a "yardımı yalnız senden dileriz" diye yakarmıyor muyuz ki hala peygamberden yardım dileniyoruz? hani bu din aracıları ortadan kaldırmıştı? hani peygamber ölmüştü ama Allah her zaman diriydi, o halde niçin daima diri olandan değil de şerefiyle yaşamış, bu dünyaya iyilikten başka bir şey getirmeyen ama her canlı gibi vefat etmiş bir peygamberden medet umuyoruz?

peygamberi sevmek, onun yolundan gitmek başka, ondan yardım dilenmek başka.
devamını gör...
yanlış anlaşılan ve değerlendirilen kavramdır.

öncelikle kur'an da şefaat kelimesinin geçtiği yerlerdeki ayetlerin tahlili yapıldığında "olumsuzlama" olduğu açıktır. bu müşriklerin ve gelmiş geçmiş insanoğlunun şefaat kavramına bakış açısından kaynaklanan bir uyarıdır, şüphesiz. lakin yine kur'an da şefaatle ilgili ayetlerin tetkikinde "allah ın izin verdiklerinin şefaat edeceği" vurgulanmaktadır.

şimdi şefaati nasıl anlamamız gerekmektedir? mizan ile günahı ağır basan bir kişinin "şefaat" ile cennete gitmesi mümkün müdür? eğer mümkün ise, aynı durumda olan şefaat edilmeyen kişi ile şefaat edilen kişi arasındaki farklar "allah ın kullarına adil muamele yapması" konusunda soru işareti doğurur mu?

bu konuda cevaplanması gereken temel soru ve sorunlar bunlar.

şunu açık ve kesin bir dille ifade edebiliriz ki; mizan sonucu "günahları tartıda ağır basan" kişi, hiç kimsenin şefaati ile cennete giremez. şefaat kavramını şöyle anlamalıyız; kişi bir sınava girer, çalışır, başarır. sınavı düzenleyen merci; bu başarının karşılığında ödül takdim işini, hatırlı birine verir. yani farz ediniz ki; ödülünüzü hem sizin sevdiğiniz, hem de sınavı tertip eden merci nezidnde hatırı olan birisi vermiştir. şefaat buna benzer.

bu durumda ödül, aradaki kişiden istenmez. ödül hak edilir, aradaki kişi sadece takdim edendir. ödül verilmişse, ödül veren merci takdir etmiştir, aradaki kişi sadece sizi onore etmek içindir. değilse, aradaki kişinin ne ödülü vermeye yahut belirlemeye gücü ve kudreti vardır, ne de ödülü kendisinin vereceğini belirlemeye. ödül veren merci; ödülü kimlere vereceğini, kimlerin kime takdim edeceğini belirler. ödül; merciden beklenir. ödüle merci karar verir. kısaca bu budur.
devamını gör...
--- alıntı ---

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) : "Kim ezânı duyduğu anda : "Allahümme Rabbi hazihi'd-dâ'veti't-tammeti, ve's-selati'l-kaimeti, ati Muhammedîni'l-vesileti ve'l-fâzileti, veb'ashu Makamen Mahmudeni'llezi va'ddehu : ALLAH'ım! Ey mükemmel çağrının ve kılınacak namazın RABB'i! Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'e Vesileyi ve üstün dereceyi ver. Ve onu kendisine söz verdiğin Makam-ı Mahmud'a gönder!" derse kıyâmet gününde şefâatime hak kazanır." buyurmuştur. (Câbir İbni Abdullah (ra) dan; Buhârî, Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesâî ve İbni Mâce)

--- alıntı ---






devamını gör...
(bkz: peygamber efendimizden şefaat istemek) bu başlıkta belirttikten sonra bir takım mesajlar aldım.sizin teolojide bilginiz nedir,nasıl bu kadar eminsin,peygamber bize aracı olmayacak mı?vb.sorular yöneltildi.artık bu konuya son nokta konulmalıdır,bu nokta da yine Allah'ın ayetiyle gerçekleşecektir inşallah.

işte es -secde suresi,4.ayet

bismillahirrahmanirrahim

Allah,gökleri ve yeri altı günde yarattı;sonra arş'ı istila etti(kontrolü altına aldı),saltanatını kurdu.o'ndan başka bir yardımcınız yok,hiçbir şefaatçınız da yoktur.

evet,konuyla ilgili öğrenmemiz gereken kısım:o'ndan başka bir yardımcınız yok,hiçbir şefaatçınız da yoktur.

her ne kadar dillerimizde alışkanlık olmuş şefaat ya rasullallah ı unutmak zor gibi gelse de ,şirke girmemek için zihinlerden muhakkak çıkması gereken doğru bildiğimiz yanlışlar dan bir tanesidir.

ayrıca (bkz: ben size şah damarınızdan daha yakınım)

herşeyi görüp işiten Allah'ın hiçbir şekilde hüküm vermek için aracıya ihtiyacı yoktur.zira peygamber efendimiz bile kendisinin cennetlik olup olmadığını bilemeden yaşamıştır,öz kızına dahi ''peygamber kızıyım diye kendine güvenme''şeklinde öğüt buyurmuştur.

hala nasıl şefaat olmaz derseniz açın ayet-i kerimeleri siz okuyunuz efendim.

hayırlı akşamlar.
devamını gör...
aslında çok tartışılması gereken şefaat konusu değildir. bir takım müslümanların hadislere bakış açısıdır tartışılması gereken. şimdi hadisleri dinde delil olarak kabul eden birisi, delil olarak kabul etmeyen diğerine hiçbir şeyi ıspatlayamaz.

bu gibi konularda sorunda buradan kaynaklanmaktadır. yeryüzündeki müslümanların büyük bir çoğunluğu hadisleri delil olarak kabul ederler. ve yine az olmalarına rağmen hadisleri delil olarak kabul etmezler. dolayısıyla birbirleriyle ne anlaşabilirler ne de birbirlerine herhangi bir şeyi ıspat edebilirler. öncelikle karşılıklı oturulup hadisin delil oluşunun veya olmayışının nedenleri üzerinde ittifak etmelidirler.
devamını gör...
ayet el kürsiyi okuyun cevabınızı alırsınız. şefaat yoktur diyen hödüklere duyurulur.
devamını gör...
rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla...

"hiç kimsenin hiç kimse adına birşey ödeyemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı ve hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının." ( bakara / 123 )

yaradan ne de güzel açıklamış işte.bizim tartışmamız abes kaçmıyor mu?
devamını gör...
Allahın dilediğini şefaatçi kılacağı ayetle sabittir. peygambere tebliğ tebyin ve tatbik görevi verildiği ayetlerle aşikardır. resulullah tebyin vazifesi gereğince hadislerinde kimin şefaatçi olacağı açıklanmıştır. sünni,şii ve uçmamış selefiler açısından bu konu tartışılmamaktadır. birilerinin Allahı tartıştığı dünyada başka birileri şefaati tartışmış ne gam. Allahtan resulunun şefaatini dilemek tevhid e de,nass'a da akla da aykırı değildir.
devamını gör...
-allah... o'ndan başkaiì‡lah yoktur. diridir, kaimdir. o'nu uyuklama ve uyku tutmaz. göklerde ve yerde ne varsa hepsi o'nundur. izni olmaksızın o'nun katında şefaatte bulunacak kimdir? o, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (onlar ise) dilediği kadarının dışında, o'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. o'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. onların korunması o'na güç gelmez. o, pek yücedir, pek büyüktür. (bakara suresi 255. ayettir)
devamını gör...
tartışmanın cevabı yine iddia sahibi tarafından yayınlanmış görünüyor. Allah'ın izni olmadan kimsenin şefaat edemeyeceği hususunda bir tartışma yok zaten bildiğim kadarıyla. Allah'ın resulu de Allah'ın izni olmadan şefaat edemeyecektir. zaten her ezan sonunda bunun için dua etmiyor muyuz rabbimize?
devamını gör...
peygamberimizin şefaatinin hak oluşu, şirke batmamış müminlere va'dedilen rahmetin sembolik bir tezahürüdür. o'na has oluşu ise, nebilerin sonuncusu ve ümmetinin hamisi olması hasebiyle olmalı. yani esas itibariyle peygamber'in hamilikart yakınımdır misali Allah'ın mutlak adaletini etkileyeceği bir durum söz konusu değildir. ümmetini cehennemden şiddetle sakındırması bu yüzdendir, havf ve reca tevazusunu tebliğ etmesi de bu yüzdendir. ancak şefaat günümüzde ne yazık ki müslümanları atalete sürükleyen, içi boşaltılmış bir itikada dönüştürülmüştür.
devamını gör...
peygamberler, sıddıklar, şehidler, ihlaslı alimler gibi Allah nezdinde bir değere ve yakınlığa erişmiş kulların, ahiret gününde bir kısım günahkar müminlerin bağışlanmaları ve bazı salih kulların da daha yüksek mertebelere ulaşmaları için rabbe yalvarmaları; böylece Allah'ın izniyle onların ebedi saadetlerine vesile olmalarıdır.
devamını gör...
gerçek şu ki, sizin rabbiniz, gökleri ve yeri altı evrede yaratan, sonra da kudret ve egemenlik makamına geçip varlığı yöneten Allah'tır. o'nun izni olmadıkça, araya girip kayıracak kimse yoktur. işte böyledir sizin rabbiniz: öyleyse [yalnızca] o'na kulluk edin: artık bunu -iyice- aklınızda tutmayacak mısınız? zümer-3

muhammed esed'in ayeti yorumu:

lafzen, “hiçbir şefaatçi yoktur, o'nun izninden sonra olmadıkça ”kim şefaat edebilir o'nun katında, o'nun izni olmadan?” bu öğretileriyle kur’an, yaşayan ya da ölmüş bulunan peygamber ve velîlerin şartsız ya da kendiliklerinden şefaat ve aracılık yapabilecekleri yolundaki avamî -popular- inancı reddetmektedir. kur’an'da başka yerlerde de işaret edildiği gibi (örn. 20:109, 21:28 ya da 34:23), Allah, dünya hayatında tevbeleri ve olumlu çabalarıyla Allah'ın bağışlamasını ve hoşnutluğunu (rızâ) zaten kazanmış bulunan günahkarlar için yargı günü'nde peygamberlere sembolik olarak şefaat etme, kayırma izni verecektir (bkz. 19:87 ve ilgili 74. not); bir başka ifadeyle, peygamberlere verilen şefaat hakkı ya da yetkisi, bu anlamda, sadece Allah'ın bu günahkarları bağışlamasının bir ifadesi olacaktır. yukarıda bağımsız ve şartsız şefaatin reddedilmesi, Allah'ın sadece ilimde “vasıta” kabul etmeyen ‘âlim-i mutlak olduğunun değil, fakat aynı zamanda o'nun değişmeyen, mutlak irade sahibi tek ilah olduğunun da ifadesidir. bu anlamda yukarıdaki ayet, Allah'ın yaratıcı kudretinden söz eden daha önceki ayetle bağlantılıdır.
devamını gör...
başka bir ayette bahsedilen şefaat,yanlış manalar yüklenen şefaattir.allah'ın izin verdiği bazı kullar,zaten cennete gidecek olan müslümanlara bunu kendileri müjdeleyecektir.tıpkı okulunu birincilikle bitiren öğrenciye diplomasını okul müdürünün verdiği gibi.
devamını gör...
bir alimden şefaatin dünyada peygamberin sünnetine tabi olmak olduğunu işitmiştim. yoksa löp löp götür, peygamber seni kurtarsın, yok öyle üç kuruşa beş köfte.
devamını gör...
şefaati kimden istemek önemlidir. bir Allahtan peygamberin şefaatini istemek vardır, bir de peygamberin şefaatini peygamberden istemek vardır. sizce hangisi tehlikelidir. ben söyleyeyim hemen. şefaat ya resulallah demek insanı şirke götürür. evet bu bu kadar kesin ve açık bir bilgidir. peygamberin şefaatini biz yalnızca Allah-u tealadan isteyebiliriz. başka kimseden değil.

günümüzde müridler şeyhlerinin kendilerine şefaat ederek onları cennete götüreceklerini iddia etmektedirler. biz şefaatin peygamberden dahi istenemeyeceğine dem vururken adamlar kalkıp şeyhlerinin ellerinden tutup dua etmekteler efendilerine. kardeşim neden böyle yapıyorsunuz deyince de biz Allah katında zavallı kullarız, Allah bizim dualarımızı kabul etmez, şeyhimiz bize şefaat etmeden biz cennete gidemeyiz diyorlar. sanki Allah celle kıyamet gününde hesabı kuluna değil de şeyhine soracakmış gibi bir olay gerçekleşmektedir gözlerimizin önünde. sadece bir şey söyleyesim geliyor bu sözleri duyduktan sonra. mekke müşriklerinden farkınız kaldı mı?
devamını gör...
--- alıntı ---

Eğer yardım istenilen kişinin sadece bir sebep olduğuna inanılıyorsa, hiçbir şekilde küfür söz konusu değildir. Yardım istenilen kişinin ölü ya da diri olması fark etmez. İnsanların ölüler hakkındaki itikadları diriler hakkında olandan farklı değildir. Hayatta olanlar gibi yardıma sebep olmaktan başka tesirleri olmayıp bir ilah gibi yaratabilme özelliğine sahip olduğunu kimse düşünmemektedir. Nasıl aksi olabilir ki? Ölülerin dirilerden farklı olarak yaratma özelliğine sahip olduğu düşünülebilir mi? Ölüler de diriler de ancak ve sadece yardıma sebep olmaktadırlar. *

--- alıntı ---

devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar