insanoğlu, tabiatı gereği doğa ile iç içe yaşaması gerekli bir varlıktır. zira kendi hammaddesi doğa ve doğa ürünleri olduğu gibi, varlığını devam ettirebilmesi de doğanın bereketine ve cömertliğine bağlıdır. bazı fırsatları bünyesinde barındırması hasebiyle şehir hayatı, insan hayatının idamesi için bazı avantajları ihtiva ediyor görünse de hava kirliliği, gıda kirliliği, manyetik alan kirliliği ve en az bunlar kadar önemli olan insan kirliliği içten içe insanoğlunu yemekte ve o yaşam için avantaj olarak görülen bir takım kılıfların altına insanı hem madden hem de manen bitirmektedir. kırsal alanlarda ve köy, kasaba gibi küçük yerleşim birimlerinde insanın yalnız kalması pek mümkün değildir. oysa milyonluk şehirlerde kalabalıklar içinde yaşayan binlerce yalnız insan vardır ve sayıları da gitgide artmaktadır.

manevi yönden ise şehirler ve bilhassa metropoller bir örümcek ağı, ipekböceği kozası gibi insanın çevresine kafesler örmüş, onun ruhunu hızla sekülerleştirmiş ve tanrı ile bağını ya kopartmış ya da kopmasına ramak bırakmıştır. tabiata ve kırlara dönmedikçe Allah'a dönülmesi zor bir iş olacaktır. çünkü şehirlerde, insanların yaptıkları daha doğrusu yaptıklarını sandıkları mucizeler *; dünyevileşen insan ruhu için Allah'ın hem insan doğası içindeki hem de tabiattaki mucizelerini gölgede bırakmaktadır. bir bakıma şehirlerde Allah'ın ayetleri, insanın etrafına örülen teknolojik örümcek ları ile tutulmuştur. kendimizi ve tanrı'yı bulmak için bu ağları parçalamak ve tabiata dönmek elzemdir.
devamını gör...
insanın da hayvanlar gibi doğal bir yaşam alanı vardır. toprak, temiz hava, su gibi doğal maddelere yakın olmalıdır insan. fakat şehirde işler değişiyor.
toprak yok beton var
temiz hava yok kirli hava var
temiz su bile yok klorlu sular falan var en temiz dediğimiz suların içinde.
her yanımız elektronik cihazlarla çevrilmiş durumda.
gözümüz sürekli bilgisayardan yansıyan ışıklara maruz kalıyor. kulaklarımız huzurlu sesleri her daim özlüyor şehrin gürültüsünden.
güzel kokulara hasret bir burnumuz oluyor.
vücudumuz öyle elektrik yüklü oluyor ki kapı kollarına dokunmaktan çekinir hale geliyoruz.

şehir hayatı insan yapımıdır. insan yapımı hiç bir şey mükemmel değildir.
ayrıca hoşgörümüzü yitiriyoruz. her gün binlerce insanla muhatap olan insanlar var. vücudumuzda psikolojiyi ayarlayan herneyse bedenimizi terkediyor. deliriyoruz ve cinnet geçiriyoruz.

şehir hayatının kolaylıkları da var. ama aslında insanın bu kolaylıklara hiç ama hiç ihtiyacı yok.
devamını gör...
insanın kendi kendine yetmesi olarak değerlendirince maaşlı şehir insanı kırsalda yaşayana göre aciz durumda. ben köyde yaşamadım köyü bilmem ama arazide hayatta kalacak kim diye sorsanız köylüler derim. kurdu çakalı yılanı ancak belgeselde görmüş bir insan olarak açık arazide kaç gün dayanabilirim bilmiyorum. bu yüzyılda insanlığı tehdit eden en önemli sorun bizzat insanların kendisi. çernobil gibi bir patlama olsa sinopta veya antalyada ne olur diye düşünmek lazım. dünya savaşını füze kalkanını vs geçtim.
devamını gör...
şehirler dünkü hakikatlerin bugün yalan sayıldıkları, insanların borçlanıp gereğinden fazla ihtiyaç sahibi oldukları yerlerdir. bana dokunmayan yılan bin yaşasıncı'ların birbirlerini soktukları kuytulardır. ve şehrin bu kendine mahsus ahlak anlayışı tüm kalpler üzerine sinsice düşmüş bir gölge gibidir. şehirler, insana sahte kahramanlara inanmayı telkin eder. korkudur şehir çünkü. kaybolanların geride kalanlara seslenmedikleri, kalanların kaybolanları umursamadıkları yerdir.

ve şehrin bir münevveri köylünün samimiyeti yanında karanlık kalır.
devamını gör...
konusarak,yazarak anlasilmayacak etkidir.git abi.git yeşilin bol oldugu bir yere kal 1 ay.sonra in şehre.giorursun o zaman etkiyi.kendimden biliyorum bir-bir,bucuk ay yaylada kaldik ormanin ici.yemegi ateste yapiyoruz o derece.suyu assagidaki oluklardan iciyoruz.oyle bir yer.yenilendim lan resmen.kan geldi.kilo http://aldim.yeşilin verdigi huzurla karisik mayismayla eridim gittim.sonra indim sehre.egzoza betona...
insan bastigibyerin canli olmasini istiyor.hissetmek istiyor topragi.


apartman bosluklarinda buyuyen cocuklara da ayri bir aciyor insan.boyle olmasin diye aliyorum 2 yasimdaki yegenimi atiyorum camura ya.debelensin dursun.el bebek gul bebek buyumesin caba harcasin ordan kurtulmak icin.biraz bunu ogretiyor gibi doga.zorlugu ogretiyor.
cabayi.emegi...
devamını gör...
kalabalık ve beton yığınlarndan ötürü insanların çok çok daha çabuk streslendiğini ve agresifleşip sinir katsayılarının erkenden yükseldiğini düşünüyorum.

zira bu yüzdendir ki mahalle ortamlarında insanlar iç içe oldukları ve samimi yaşadıkları için daha güzel hayatlar yaşıyorlar.
devamını gör...
zaman içerisinde insan kendi varlığını ortadan kaldıracaktır modernleşme başlığı altında. geriye kalacak değersiz şeyler ise insanın elinden çıkmış varlıkların, insan tarafından kendilerine verilmiş olan birtakım kodlar vasıtasıyla oluşturdukları yeni varlıklar olacaktır. bu bir silsile halinde devam edecek ve insan, gelişen süreç içerisinde binevi evrilecektir.

tanım: varlık içinde yokluk ikileminden ortaya çıkan kargaşalar bütünü.
devamını gör...
şehirleşmeyle dönüşen en önemli kavramlar zaman ve gecedir. bana göre şehirli insanın içerisine düştüğü buhranların en büyük sebebi gece kavramının kaybedilmesi . şehirde zaman daha hızlı akıyor ve insanların zamanı sağlıklı bir şekilde taksim etmesi imkansızlaştı. parçası olduğumuz zincir kodlarımıza uygun yaşamamızı mümkün kılmıyor. dünya, 1980’e kadar ürettiği bilgiden daha fazlasını 1980 sonrası 40 yılda üretmiş. bu çılgın dönüşüm bize daha fazla hız dayatıyor. koşmayanın geride kaldığı yeni düzenin tam geçişine denk gelmemiz 80-90 kuşağına dünyanın attığı en büyük kazık sanırım. daha dar yaşam alanları, daha hızlı yaşam, gece ve gündüzün geleneksel anlamlarını yitirmesi gibi modern yaşam sıkıntılarının insanlık adına adaptasyon görevini üstlenmiş bulunuyoruz. bu kaotik geçişin hamal kuşakları olarak, yaşabilme çabamız ve sıkıntılardan öğrendiklerimizle yeni yöntemler geliştireceğiz ve sonraki kuşaklara daha yaşanabilir bir şehir hayatı bırakacağız.
devamını gör...
bireyselleşmenin dibine vurulduğu şu zamanlarda artık iyiden iyiye psikolojik sıkıntılar oluşturmaya başlamış durumdur. herkesin dilinde "bu şehirde yaşanmaz" mavalları döner ancak herkes yine de o yaşanmayacak şehirde yaşar. işini aşını buraya göre ayarlamış, oturtmuş insanlar artık neyse de, böyle bilerek, istemiyormuş gibi yapıp da aslında istediği büyük kentlerde yaşayıp etrafa negatif sinerji yayması pek de samimi değil.

ayrıca ilerleyen senelerde şunu da fark ediyorum, kendimizi şehre bu kadar adapte etmişiz, halbuki çok saçma bir şey. ne var yani, anadolunun herhangi bir köyünde, kasabasında, beldesinde, ilçesinde yaşanmıyor mu? oralarda hayat yok mu? e peki orada yaşayanlar nasıl yapıyor? söyleyim, senden benden iyi, temiz ve sağlıklı yaşıyorlar. bırakalım artık bu şehir çılgınlığını. lafta değil! eyleme dökülsün bu fikriyat. ancak şunu belirtmekte de fayda var, hayattan beklediğiniz fayda marjını biraz da olsa düşüreceksiniz. yani seçenekler pek tabii şehre göre o kadar bol ve yaygın değil.

inanın, memleketimden her geldiğimde başımın arkasındaki o stres toplarının tekrar çalışmaya başladığı fark ediyorum resmen. böyle bir gerilme hali, öyle de bir stres hali.

her şeyden önemlisi, bir maganda kurşunuyla gayet olağan ve sıradan bir yolculuk yaparken dahi başımıza bir iş gelmeyeceğinin garantisi yok bu kalabalık mekanlarda: olay
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar