şehirleşme

şehirleşme, bir ülkenin nüfusunun belir­li bir ölçekte şehir merkezlerinde yaşama oranındaki artıştır.
şehirleşme kavramı toplumumuzda sadece şehirde yaşayan bir insan tipi akla getirip, şehir yaşamının kurallarına uymayı getirmez.
oysa şehirleşme kavramı şehirde yaşamanın getirdiği bir çok ahlak, saygı-sevgi,özgürlük bla bla... gibi bir çok kurallara uymayı gerektirir. *
şehirde yaşamak, şehirleşmiş olduğumuz manasına gelemez.
devamını gör...
antakyalıyım ya, 50 sonları, 60 başları çok fayton vardı. antakya lisesinde ingilizce hocası merhum validem; her sabah okula faytonla giderdi. arasıra bende binerdim.
motorlıu araç pek yoktu o vakitler. tek tük özel bir iki otomobil. bir de yazlık güneş sinemasının yanıbaşında bir taksi durağı vardı. kanatlı taksi durağıydı ismi yanılmıyorsam.
çevre sayfiyelere müşteri taşırlardı. harbiyeye, belene, samandağına, arsuza falan.
zamanla motorlu araç yoğunluğu artınca fayton taşımacılığı haliyle ağır ağır müzelik oldu.
belki civar sayfiye yerlerinde, istanbul adaları misali turistik hüvviyetli faytonculuk hala vardır, olabilir.
iskenderun livası, özellikle iskenderun demir çelik kompleksinin inşasından sonra çok göç aldı. kalabaliklaştı, eğri büğrü yapılar, yerini rastgele inşa edilen büyük yapılara; bıraktı yerini. şehirleşme iyi kötü böyle sonuçlar veriyor ülkemizde. medine kutsaldır ama şehirleşme bizde biraz deli saçması ve plansız.
antakyada kurbatlar vardı. kadınları dövmeli olurdu. alınlarında, yaşmakları arasından fark edilirdi. eşek yüküyle kendilerince ticaretin bir parçasıydılar. yaz günleri yeşil demetler halinde taze nohut satarlardı. hambilmenani diye anılırdı sattıkları taze nohutlar. yeşil kabuklu. bir de up uzun boylarda şeker kamışı. kah çiğneye kah somura tüketilirdi ağızda.
kasaplarda etler çengele asılı, orta yerde öylece. buzdolabı yoktu henüz o yıllarda. evlerde tel dolapları. bazı evlerde derin kuyular.
1962 ye kadar yaşadım memleketimde; severek. şimdi eski halinden uzakta olsa özlüyorum oraları ne yalan söyleyeyim.
1962 de geldiğim istanbul da şu an geldiğimden o kadar farklı ki.
evet medeniyet medine kökenli bir kavram; iyi kötü yaşamaya mecbur olduğumuz biraz insafsız ilerleme.
yeşil ne yazık ki grileşir. bu kaçınılmaz ama;. düşünün 1 milyon ya var ya yok geldiğim şehriyar istanbul bugün 20 milyonlara dolu dizgin.
hadi.
devamını gör...
toki ile maalesef çarpıklığın dibini gördüğümüz konudur. salt kentsel dönüşüm olarak ele almak yanlış olur fakat şehirleşme bizim ülkemizde inşaat ile başlıyor. şehrin sosyo-kültürel durumu, iş gücü kapasitesi, eğitim imkanları dikkate alınmadan sadece bina dikmek ile şehirleşeceğimizi zannetmek çok büyük hata. bugün şehirler doğal sınırlarını çoktan kaybettiler, tarihi veya geleneksel şehir hayatı çoktan hitama erdi. şehir kültürü maalesef avm'ler çevresinde şekilleniyor.

yapay ve şişirme bir şehirleşme ile yüz yüzeyiz. sonumuz hayr olsun...
devamını gör...
bu kavram 1984’te toplu konut yasası ile ayrıcalıklı, güvenli olgularının pompalandığı bir sürece evrilmiş. karmaşık kalabalığı, dengesizliği, gürültüsü, hava kirliliği, trafiği ve sosyal riskleri ile özdeşleştirilen şehir ve şehirleşme, sonadan oksimoron bir halin öznesi olur lan. bu mekansal zorbalık kapitalizmin yeni cazibe merkezidir.

(bkz: sosyal risk)
devamını gör...
eskiden her an ve her yerde görebileceğimiz bazı canlıları artık göremez olmamıza sebebiyet verdi maalesef ki. mesela arı ve kelebek. bunları göremiyoruz çünkü şehirlerde çiçek yok. toprak da yok. papatya görebiliyor musunuz mesela? o da yok.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar