şehnamecilik

destani, efsanevi rivayetlerle tarihi hakikatlerin iç içe geçtiği manzum eserler olan şehname yazıcılığıdır. şehnameler bu vesileyle hem edebi hem tarihi kaynak olarak kullanılmakta fakat tarihi kaynak olarak kullanılırken dikkat edilmesi gerekmektedir. şehnamecilik iran kaynaklı olsa da islam toplumunda özellikle türkler arasında da bir gelenek halini almıştır. islam tarih yazımında hamasi anlatımın hakim olduğu menakıpnameler, destanlar yanında şehnameler de bir literatür oluşturacak yekundadır. bunlardan özellikle şehnameler islam öncesi iran geleneklerini ve inançlarını yansıtmanın yanında tarihi ama hamasi, destani mahiyette bilgileri de havidir. islam öncesi bu devirler, farsça’da iran bastan yahut iran-e dirine olarak isimlendirilir. bu dönemin anlatımda en önemli özelliği tarihi rivayetlerle efsanelerin birbirine girmiş, girift bir yapı arz etmesidir. bahsedilen döneme dair fars edebiyatı içerisinde onlarca, hatta belki yüzlerce eser kaleme alınmıştır ki içerikleri belirtildiği gibi bu eserlerde destani, efsanevi rivayetlerle tarihi aktarımlar iç içe geçmiş vaziyettedir. bu eserler aynı zamanda “şahnameler”e de kaynaklık etmiştir. bunlar arasında hem bir kutsal kitap hem de edebi ve tarihi bir kaynak olan avesta ile hudayname gibi kaynaklar sayılabilir. Bu ve benzeri Pehlevice kaynakların dışında başkaca kaynaklar kullanılsa da temelde şehnamelere kaynaklık eden metinler belirtildiği üzere Pehlevi dilinde kadim İran edebiyatından eserlerdir.
Bilindiği üzere şehnameler içerisinde en meşhur ve maruf olanı Firdevsi’nin şehnamesidir. Yine de Firdevsi ilk şehname müellifi değildir. İran edebiyatı, İslam fetihleri sonrasında özellikle müteakip üç yüz yıl boyunca inkıtaa uğramıştır. Bu dönemde Arapça’nın ve Arap kültürünün baskın olduğu görülür. Lakin III/IX. Asırdan itibaren İran edebi geleneğinde bir canlanma görülmektedir. Özellikle yerel hanedanlar eliyle Farsça yazmaya teşvik edilen şairler, edipler sayesinde hem dil hem de edebiyat İran’da ihya edilmiştir. Bu dönemde dikkat çeken gelişmelerden birkaçı Kur’an tercümesi, Taberi Tarihi tercümesi gibi tercümeler yapılması yanında şehname telif literatürünün de oluşmasıdır. Yukarıda bahsedildiği üzere ilk şehname Firdevsi’ye ait olmayıp İslam sonrası gelişen ve Deri Farsçası da denilen bir lehçeden neş’et eden Yeni Farsça devresinde eser veren şairlerin ilklerinden olan mesudi-i mervezi’ye aittir. Bunun dışında ebu mueyyed-i belhi, ebu mansuri ve dakiki gibi şair ve ediplerin şehname yazıcıları olduğu da bilinmektedir. Firdevsi’nin şehnamesi ise hem hacim hem de muhteva açısından bu şairlerin şehnamelerinden daha kapsamlıdır denilebilir. İlaveten Firdevsi’nin şehnamesi dışında mütekamil bir şehname henüz elimize ulaşmamıştır. Zira Firdevsi’nin şehnamesi şehnameler arasında müstesna bir yere sahip olduğundan diğerleri onun kadar istinsah edilmemiş ve belki de bu sebeple günümüze ulaşmamıştır.
Firdevsi ile şahikasına ulaşan şehnamecilik geleneğini bu devirde bahsedildiği şekilde yaygınlaştıran önemli kültürel ve siyasi olaylar mevcuttur. Bu olaylar literatürde şuubiye hareketi olarak tesmiye edilmiştir. Bu husus yazımızın konusu dışında olduğundan şu kadarını söyleyebiliriz ki mezkur hareket, Emevi hanedanı eliyle yürütülen ve mevalilere/acemlere karşı sürdürülen politikalar neticesinde İslam Devleti içerisindeki gayr-ı Arap unsurların evvela eşitlik söylemi ile ortaya çıkması, fakat zaman içerisinde bu anlayışın şedidleşmesi ve işin cahiliyye devri kavmiyetçilik anlayışına benzer bir hale bürünmesine kadar varmıştır. İşte bu devrenin en önemli sonuçlarından birisi de gayr-ı Arap unsurların kendi kültürlerini canlandırma ve savunma saiki ile hareket etmeleridir ki kültüre, tabiatıyla dil ve edebiyat da dahil olduğundan Arapça dışındaki dillerde eserlere ve eser telif etmeye de rağbet artmıştır. İşte Firdevsi ve öncüllerinin şehname yazıcılığını bu bağlama oturtmak gerekir.
Şehname yazımı, bahsettiğimiz dönemin bir sonucu olarak İslam toplumunu içerisinde, İran’da olduğu kadar İran dışındaki kültürlerde de etkili olmuştur. Özellikle tarih yazımında etkisi görülen şehname geleneği, dünya tarihi yazımında kadim İran tarihinin, bir yerde kaynağı olmak bakımından, İslam Tarihi içerisinde yer bulmasına vesile olmuştur. Bu gelişmeyi, daha doğrusu etkiyi izlemek için İslam’da ilimlerin tasnifine dair yazılan eserlerde tarihin yerine bakmak yeterli olacaktır. Özellikle İran asıllı Müslüman âlimlerin ilimler tasnifine dair eserlerinde tarih bir ilim olarak kendine yer bulmuş, daha önemlisi bu tarz eserlerin tarih alt başlığında, kadim İran tarihi anlatıla gelmiştir. Fakat bu tarz eserlerin içeriğine inildiğinde tarihin diğer ilimler gibi tanımın yapılıp ve işlevinin anlatılması yerine kadim İran şahlarından başlayarak çeşitli kavimlerin tarihlerinin anlatıldığı görülmektedir. Bu anlatım şehname içeriğiyle uyum arz ettiğinden bu da bize gösteriyor ki mezkur literatür sanıldığından daha geniş bir alanda etkili olmuştur.
Şehnamelerin Türk kültüründeki yerine gelince, Türkler de Farslar gibi İslam öncesi kültüre ve tarihe dair anlatıların olduğu ama daha çok sözlü geleneğe dayanan rivayetleri İslam sonrasına aktarmışlardır. Bunlar tıpkı Fars geleneğinde olduğu gibi tarihi rivayetlerin kimi zaman belirgin kimi zamansa mevhumileştiği girift bir yapıya sahiptirler. Türkler şifahi de olsa bu tarz bir geleneğe sahip olmanın yanında Farslar ile çok eski devirlerden bu yana beraber ve çoğu zaman iç içe yaşadıklarından siyasi, kültürel ve dinsel anlamda müşterek bir kültür oluşturmuş ve bu durum etkilenmelere de zemin oluşturmuştur. Bu etkilenmeler neticesinde biz birçok İranlı şairin Türkler tarafından çokça okunduğunu bildiğimiz gibi yine birçok Türk asıllı ama Farsça yazmış şairlerin de mevcudiyetinden haberdarız.
Bu etkilenmeler özellikle Büyük ve Anadolu Selçukileri gibi İran ile Anadolu’yu uzun bir süre yekpare, sınırsız ve bir bütün halinde yöneten hâkim Türk unsurlar zamanında daha belirginleşmiştir dersek yanılmış olmayız. Modern kaynaklar da Fars ve Türk kültürünün bu devresi için yoğunluklu ve geniş bir satıhta birbiriyle ilişkinin mevcudiyetinden bahsetmektedir. Şehname yazıcılığı da bu etkileşimden nasibini almıştır. Hassaten Anadolu Selçukileri zamanında biz Kaani adlı müellifin bir Selçuklu şehnamesi yazdığından haberdarız. Bunun dışında Anadolu Selçukilerinin mirasçısı olduklarını iddia eden Karamanlılarda Ünsi, Dehhani ve Yarcani de birer (yahut birbirini tamamlayan) şehname yazmışlardır. Bu sonuncular ise Karaman tarihini ihtiva etmektedir. Bu gelenek tabiatıyla Osmanlılara da intikal etmiştir. Osmanlılarda şehname yazıcılığını Fatih devrinde Osmanlı Hanedanı’nı anlatan bir şehname yazmaya niyetlenen fakat tamamlayamadan vefat eden şehdi’nin şehnamesini saymazsak, Kanuni devrinde, yine Osmanlı Hanedanı’nı anlatan bir şehname yazması için resmen ilk Şehnameci olarak atanan arifi fethullah efendi ile başlatmak mümkündür. Osmanlılarda şehnamecilerin asıl görevleri sultanın ve hanedanın özel tasvirini yapmak idi . Nazım veya nesir şeklinde kaleme alınmış, zengin biçimde resimlendirilmiş ve görkemli bir cilt içinde sunulan bu eserler XVI. yüzyıl sultanlarının ihtişamını yansıtır, bu da o devrin siyasi olayları ile açıklanabilmektedir. II. Bayezid devrinde ortaya çıkan ve İran’da devletleşen safeviler ile yavuz sultan selim döneminden itibaren ilişkiler gerginleşmiş ve bu gerginlik Çaldıran Savaşı ile doruk noktasına ulaşmış ve rekabetten adavete inkılab etmiştir. kanuni sultan süleyman devrinde ise bu durum devam etmiş ve İran’a karşı siyasi ve ekonomik yaptırımlar yanın temsiliyet meselesi de gündeme gelmiştir. Şehnameciliğin bu devirde bu denli neşv ü nema bulması da bu temsiliyet meselesinin tezahürlerinden biri olsa gerektir. Kısacası bu durum diplomatik anlamda üstünlük kurmak adına rakibin hâkim olduğu coğrafyanın kültürüne ait bir öğenin sahiplenmesi olarak yorumlanabilir. Bu anlayışla Kanuni Sultan Süleyman tarafından görevlendirilen Arifi Efendi, 30.000’i aşın beyitlik bir şehname yazmış ve haylice yüklü bir miktar atiye ve maaş almıştır. Arifi’den sonra bu makama eflatun-ı şirvani gelmiştir. Fakat şehnamesini tamamlayamamıştır. Ondan sonra şehname yazımı için seyyid lokman görevlendirilmiştir. Şehnamecilik Lokman’ın uhdesine iken yazdığı şehnameler şunlardır:

1. zafername
2. selim hanname
3. şehinşahname

Bunlar dışında yine Lokman’a ait hünername, Zübdetü’t-tevarih veya Tomar-ı Hümayun, Kıyafetü’l-insaniyye fi şemaili’l-Osmaniyye gibi eserler de telif edilmiştir. Bu döneme kadar manzum ve Farsça olarak kaleme alınan şehnameler bu dönemden itibaren artık mensur ve Türkçe yazılmaya başlanmıştır. Bu da Osmanlı vekayinamelerinin gelişim çizgisinin başlangıcına denk geldiğinden Şehnamecilik, tevarih-i al-i osman geleneği ile vekayiname geleneği arasında edebi tür anlamında ayrı fakat üslup ve içerik açısından bir ara geçiş formudur denilebilir. bu kanıyı güçlendiren bir başka husus da şehnameciliğin, vekayinüvisliğin ilk devirlerine rast gelmesi ve vekayinüvisliğin gelişimiyle orantılı bir şekilde zaman içerisinde tedavülden kalkmasıdır. zira lokman’dan sonra gelen talikizade mehmed ile tamamen türkçe yazılan şehnameler ve şehname geleneği, bu şehnameciden rağbet görmeyerek zaman içerisine terk edilmiştir. bu vesileyle de söylemek gerekir ki bilinen son şehnameci 1600’lerin başında göreve tayin edilen hasan hükmi’dir. sonuç olarak kadim iran tarihini efsaneler ve destani mahiyette rivayetlerle karışık bir şekilde anlatan pehlevice eserlerden yararlanılarak oluşturulan farsça şehnameler, islam medeniyeti’ne ve haliyle türk kültürüne intikal etmiş ve bu kültür içerisinde bilinen ilk emsalleri anadolu selçukileri zamanında görülmüştür. osmanlılar zamanında ise bu geleneğin sonucu ve dönemin politik şartları gereği bir kurum olarak tesis edilmiş ve osmanlı hanedanı tarihi bu edebi tür üzerinden yazılmaya başlanmıştır. fakat dönemin siyasi atmosferiyle paralel olarak bu tür zaman içerisinde mürevviclerin sarf-ı nazarla vekayinamalere yönelmesi ile tedricen tedavülden kalkmıştır diyebiliriz. vesselam. Allahu alem bi’s-savab…
devamını gör...
osmanlı sarayı’nda 1550-1605 yılları arasında saray tarihçileri için kullanılmış resmi bir görev. "sultanın kitabını yazan kimse" anlamına geliyor.

11. yüzyılda firdevsî’nin şehnâme’sinden ilhamla birçok hükümdar, savaşlarını, kahramanlıklarını, avlarını vb. anlatan şehnamecilere saraylarında yer vermiştir.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.