nasıl anlatsam, nasıl söylesem, nerelere gitsem, kelimeleri nasıl bir dizi halinde sıralasam bilemiyorum.

bim'de görmüştüm onu ilk kez. raflara eğildiğinde dökülen saçlarını sık sık kulağının arkasına atmaya özen gösteriyordu. kahkülleri tam olması gereken boydaydı. centro gofretleri sepetine kat kat sermiş, le cola'ların bulunduğu standa doğru gidecekti. tabii bu sadece benim tahminim. çünkü centro gofretsiz bir le cola, le cola'sız bir centro gofret düşünülemezdi. bir süre ne alacağımı tamamen unutarak izledim öylece.

ve karar verdim. tanışmalıydım onunla. boyu boyuma, huyu huyumaydı çünkü. birlikte le cola'nın asidini kaçıracağımız günleri düşündüm, yüzüme gereksiz gülücükler yayıldı.

bu kısmı atlamak zorundayım, ilk konuşmayı nasıl yaptığımı, kasiyerin önünde nasıl rezil olduğumu sizlerle paylaşamadığım için üzgünüm. ama önemli diildi, tanışmıştık işte bir şekilde.

ara sıra aynı bim'e geliyor, onun da bim'in aktüel ürünlerini takip edip etmediğini gözlemliyordum.

bir süre gözlerim ırak kaldı çimen yeşili gözlerinden. çokça göremedim, sıkça sakız alıp çıktım bim'den. lakin karşılaştığımızda da gülümsemeyi ve seni bulacam kızımvari bir bakış atmayı da ihmal etmiyordum.

günler geçiyor, bir şekilde ona ulaşma, ya benimsin ya kara toprağın deme isteğim tavan yapıyordu. çabalarım sonunda meyvesini vermişti. çabalar ağaç değildir, meyve vermez ama olsun. aşkımızın bir meyvesi olmalıydı. ne diyorum ben. neyse. facebook'ta mahallemizdeki bim'e özel açılmış hayran sayfasında buldum kendisini. önce dürttüm. o da beni dürttü. sonra bir daha dürttüm. o da beni dürttü.

aylarca peşinden koştuğum gizli aşkım bir add as friend'lik ötedeydi. boğazın kız kulesi tarafına bakan yakasında bir çay içmek için gün saydığım sevdiceğim oradaydı. ve büyük bir heyecan tufanının ardından arkadaş olarak ekledim sonunda.

bimdaşı olarak tanıttım kendimi.

bundan sonrası yine aynı ritüeller. bilirsiniz, pembe panjurlu evinin önünde al yazmasını camdan atması için nöbet tutmalar filan işte.

günler geçti, aylar geçti. ona bağlanıyordum ve sanırım o da beni seviyordu. bir an önce bir mahmut hoca bulmalı ve ona bim'deki kızla birbirimizi sevdiğimizi söylemeliydim.

utangaç kimliğim yüzünden elini tutmaya bir türlü cesaret edemedim. bir bahane bulup elini tutmalıyım diye düşündüm.

ve sonunda bilek güreşi yapmayı teklif ettim. bu hem masumane bir istekti hem de sevdiceğimin elini tutabilecektim. bana sapık muamelesi yapamazdı. teklifimi kabul etmesi için türlü şirin pozlar verdim.

ve kabul etti. dünyalar benim olmuştu. sevdiceğimin elini tutabilecektim sonunda.

...

şimdi buluştuğumuzda sık sık ısmarladığımız çayları masanın bir köşesine itip kazaklarımızın kollarını sıyırıp bilek güreşi yapıyoruz. sağlam kol kaslarımız oldu. benden geçti ama seneye sevdiceğimi bilek güreşi milli takımına yazdıracağız. ülkemizi başarıyla temsil edeceğini düşünüyorum.

zorunlu hey Allah'ım editi: bu hikayenin tek bir harfi bile gerçek değildir.
devamını gör...
bileğine güvenmek gerektirir. eğer ki erkekseniz ve yenilirseniz ayrılın kızdan. mümkünse şehir falan değiştirin. yahut bilerek yenildim falan diyin kurtarın kendinizi.
devamını gör...
beni dünya hayatından az da olsa sürükleyen fikir. tüm yorgunluğumu atmtirdi.
tirekuartista nın jubilesidir. editi bile güldürdü.
basgan ++ afsgaf
devamını gör...
özet geç diyenler için: bim, bim, bim ve biraz daha bim.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar