sevgiliye mektuplar

rosa luxemburg'un; kelimenin tam anlamıyla fırtınalı bir ilişki yaşadığı leo jogiches'e asla verilmemek üzere yazdığı mektupların, sonradan kitaplaştırılmış hali.

--! spoiler !--

"mektubunun en çok neresini sevdim, biliyor musun? ikimizin de kişisel yaşamımızı örgütleyebilecek kadar genç ve yetenekli olduğumuzu söylediğin yeri. ah, dyodyo, altınım, bir de verdiğin sözleri tutabilsen! ikimize ait küçücük bir kat, güzel eşyalarımız, kütüphanemiz, sakin ve düzenli bir çalışma biçimi, birlikte yürüyüşler, arada bir opera, arada yemeğe çağırabileceğimiz küçük, çok küçük bir dost çevresi, her yıl köylerde yaz tatili, bir ay, hiç çalışmadan! ve belki de küçük, küçücük bir bebek? bunlara hiç izin verilmeyecek mi? hiç mi? dyodyo, biliyor musun, tiergarten'de yürürken birdenbire aklıma ne geldi. abartmıyorum! birdenbire, üç-dört yaşlarında, sarışın, tertemiz giydirilmiş bir çocuk ayaklarıma dolanıverdi. durmuş bana bakıyor. al kaçır dedim kendi kendime; al eve götür, senin olsun. ah, dyodyo, benim de bir çocuğum olmayacak mı hiç?" (s. 119)

--! spoiler !--

devamını gör...
sevgilim,

henüz sen benim bir abim, ben senin hep dertli bir kardeşindim, akıl hocamdın benim. sen benim dertlerimi dinler, akıl verirdin, ben senin beni dinlemeni sever, dert üretirdim kendime. her gün "nasıl geçti günün" diye sormanı bekler, anlatacak şeyler tasarlardım kafamda, anlatacak şeyler yaşamaya çalışırdım gün boyu.
henüz ben senin sadece arkadaşınken, istiklal caddesi'ni ilk senin gezdireceğine söz vermiştin bana. oysa ben orayı her istanbul ziyaretinde karış karış ezberlercesine gezerdim. ama yine de ilk seninle gezecektim, ne güzel hayaldi bu. kahve ısmarlayacaktın bana, hava sıcak olursa da limonata. sen dışarıda dondurma yenmez diye ısrar ettikçe "ne istersem ısmarlayacaksın ben karar veririm buna" diyordum da, "kolundan tuttuğum gibi atarım seni yanımdan" diyordun. kaç kere çiçekçilerden bahis açmıştık da bir defasında bile " ben alırım sana" dememiştin. halbuki almanı beklemedim hiç, alırım desen tüm çiçekler benim olacaktı. güvercinlere yem atacaktık hani, yemleri sen alacaktın da cimriliğin tutmuştu, sadece bir tane alırım diye tutturmuştun. kiliseye de gider miyiz dediğimde ayin bile yaparız demiştin.
sonra ben sana yavaş yavaş "abi" demeyi kesmiştim de, sen yavaş yavaş kendini çekmiştin hani?senin çekilmelerinin acı verdiği bir gün her şeyi bir çırpıda anlatmıştım ben sana. nolur selamını esirgeme benden demiştim. söz vermiştin. arsızlığa vurup istiklal caddesi sözünü de unutma o zaman demiştim. gülüp tamam demiştin ya?
ben geliyorum işte. istanbul'a geliyorum. sebepler bahanem oldu, tüm sebepleri sen sözünü tut diye ben uydurdum. şimdi benimle selamını kesmiş bile olsan, biliyorum ki bir yerlerdesin işte. haşlanmış mısırlar henüz çıkmamıştır belki ama bir çayını içerim sevg...
devamını gör...
"sevgilim,

siyaset, ahmakça, ilkel bir tapınma bence, zihinsel kuduz hastalığına yakalanmış, zaten kendi takıntılarının kurbanı olan insanlardan varlıklarının tümünü, onun uğruna kurban etmelerini istiyor! eğer tanrı’ya inansaydım, kendi kendimize böyle eziyet ediyoruz diye bizi fena halde cezalandıracağına yürekten inanırdım."

"sevgilim,

öldürücü bir duyarsızlık, bir otomat gibi davranıyor ve düşünüyorum; hareketleri yapan ben değilmişim, bir başkasıymış gibi. nedir bu? anlat bana. neyin eksik diye soruyorsun. yaşam, eksik olan bu işte!"
devamını gör...
edebiyatta çokça yazılmış mektup var. milena'ya mı dersin,leyle erbil'e mi dersin,jenny von westphalen'e mi dersin,diego rivera'ya mı dersin çokça var.
ama hiçbiri ilkokul öğrencilerinin gizli gizli yazılmış olanları kadar tat vermedi bana. öğrencilerin aşk mektuplarını okumak çok zevklidir. *
devamını gör...
hakkari'de bir mevsim'de kelimelerin yetmeyeceğini yine kelimelerle anlatan bir mektuptu, etkili ve çağdaş.

--- alıntı ---

“gelsen ve görsen nasıl yaşadığımı, gelsen ve görsen bu insanları… sen; beni tanıdığını, beni sevdiğini, beni beklediğini söyleyen sevgilim… sana fotoğraf çekip göndermemi istiyorsun, bugüne kadar fotoğraf makinesini elime almadığımı bildiğin hâlde. ama akıllıca bir öneri… akıllıca, etkili ve çağdaş. yetersiz sözcüklerle anlatacağıma, çeker fotoğrafını yollarım. ‘burası işte böyle, gördüğün gibidir.’ derim. işte burada yaşıyorum, derim. çocukları anlatacağıma, portrelerini çeker yollarım. kayalarda ve karda şahrem şahrem yarılmış pabuçsuz, çorapsız ayakların, cüzzamlı ellerin fotoğraflarını çeker yollarım. tozlu bürokrat masalarının, mahkeme duvarı gibi suratların fotoğraflarını… büyük azgın köpeklerin, çıplak, ağaçsız dağların, çaresiz insanların yaşadığı bu soğuk yeryüzü cennetinin, tezekleri tükendiğinde insanların kendi soluklarıyla ısındıkları bu dağ başı köyünün çekerim fotoğrafını, yollarım. fotoğraf demek, uygarlık demek. tüm uygarlıkların üstüne ettiğim burada, bu çağdaş aleti kullanıp yüzlerce, binlerce kare fotoğraf çeker yollarım sana. ‘insanlık freski’ başlığıyla sergiler ya da bir kitapta toplarsın. yalnız sana değil, tüm tanıdıklarıma, uygarlığın ortasında yaşayan tüm insanlara da yollarım. duvarlarını bu güzel fotoğraflarla kaplasınlar, içinde bulundukları durum için tanrılarına şükretsinler. yatıp kalkıp yakarsınlar, adaklar sunsunlar. yaşasın fotoğraf. yaşasın bana bunları yazdıran sevgilim. yaşasın uygarlık!”

--- alıntı ---
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar