şeyh ahmed el haznevi

sevenlerinin tabiriyle "şah-ı hazne"
silsile-i nakşibendiyye'nin 37.nci meşâyıhıdır.

1887 yılında hazne’de dünyaya geldi. gençlik yıllarına doğru hazne’den diyarbakır, silvan, nurşin ve mizan medreslerinde ilim öğrenmek üzere ayrıldı. güneydoğu’da devrin en ileri gelen alimlerinden temel dinî eğitimini aldı. hizan’da seyda-i tahî hazretlerinin halifesi mevlana abdülkahhar hizanî’den, verkanis’te fethullah verkanisî ile nurşin’de muhammed diyaeddin hazretlerinin medreselerinden mezun oldu.
insanlığı kemalata ulaştıracak dersleri, devrin ileri gelen mürşid-i kamilleri ve onların halifelerinden aldı. ne var ki onun on beş yılı aşan tahsil hayatı, aynı zamanda savaşın insanları kuşattığı en acı döneme rastlıyordu.

ahmed haznevî hazretleri ihtimal bu yüzden, bugün türkiye sınırları içinde yer alan , ama o zaman henüz sınırlarını bile oluşturulamayan suriye’den, nurşin ve hizan’daki medreselere tahsil görmek üzere hicret etmişti.

ahmed haznevî hazretleri nurşin’deki mürşidini ziyaret etmek için, savaş yıllarında çoğu zaman yaya, kimi zaman da atlı olarak hazne ile nurşin arasinda kilometrelerce yol almıştı. irşad zamanı gelince mürşidi muhammed diyaeddin hazretleri ona şöyle diyecekti:

“evladım! sen irşada başla, biz insanları senin yanına toplar,
Allah’ın izniyle kalabalıktan her yönden akın akın önüne getiririz.”

mürşidi tarafından irşada nasıl hazırlandığını şöyle anlatmıştır: “hazret, nurşin dergahı’nda ‘aşağı divan’ ve ‘yukarı divan’ diye iki divan (geniş salon) yaptırmıştı. gelen misafirleri bu divanlarda ağırlardı. yukarı divan’da henüz bu yola yeni girmiş ve tasavvufî konularda belirli düzeye ulaşamamış kişileri özellikle ağaları konuk ederdi. bir gün hazret bana yemeklerimi nerede yediğimi sordu. süfilerle birlikte aşağı divan’da yediğimi söyledim. nerede yattığımı sordu. aşağı divan’da yatıp kalktığımı anlattım. bana şöyle dedi: “çok iyi yapıyorsun. aşağı divan daha güzel, seyda-i tahî hazretleri de orada sohbet eder, hatme ve teveccüh yaptırırdı. orada manevî nisbet çok daha fazla oluyor.”

ahmed haznevi hazretleri önemli bir işi olmadıkça kitap okumaktan geri durmazdı. hatta ramazan ayında iftar saati ile akşam ezanı arasında bile kitap okurdu. özellikle tasavvufî eserlerin tamamını okumuştu. insanların her türlü sorusuna fetva verebilecek düzeyde fıkıh bilgisi vardı. pek çok ihtilaflı meseleyi kolaylıkta çözebilirdi. onun verdiği fetvalar, alimler tarafından da kabul görürdü. hatta bu konuda çok sayıda alim, her defasında onun haklı görüşler ortaya koyduğuna tanık olmuş ve etbaı arasına katılmıştı.

bu yüzden zahir ve batın ilminde devrin en büyük alimleri arasındaydı. onun görüşlerine karşı koyacak kimse olmazdı. onun verdiği hükümlerde karışıklık bulunmazdı. kimse hayal kırıklığına uğramazdı. ilmi olsun veya olmasın ona fetva soran her insan, aldığı cevaptan huzur bulur, memnun kalırdı. onun için ahmed haznevî hazretleri, “şah-ı hazne” diye meşhur oldu. gerçekten o şeyhlerin şeyhi, alimlerin de mürşidiydi.

ahmed haznevî hazretleri, huzuruna gelenlere, dergahında Allah’a boyun bükenlere, samimiyetle yoluna girenlere karşı çok merhametliydi. insanlara çok düşkündü. onlar için her türlü fedakarlığı yapıyordu. yumuşak huyluydu, hoşgörülüydü, eşi ve benzeri olmayacak şekilde feraset sahibiydi, huzuruna gelenlerin derdini hemen kavrar, mutlaka onlara yol gösterirdi. ona başvurup da çaresiz kalan hiç kimse olmazdı. en girift konularda bile halkı aydınlatır, gönüllerine sevgi ve muhabbet aşılardı. bu yüzden onun ne kadar merhametli olduğu bütün insanlar tarafından çok iyi bilinirdi. onun dergahına gelen ve elini tutan müminler, bütün gönülleriyle ona gerçekten bağlanırdı. halk ona çok güvenirdi.

haseke’den telma’ruf’a:
ahmed haznevî hazretleri, nurşin dergahı’ndan hazret muhammed diyaeddin hazretlerinin tasavvuf terbiyesi altında yetişerek halife sıfatını aldı. 1923 yılında mürşidinin vefatıyla amüde şehrinde insanları açıkça irşad etmeye başladı.

ahmed haznevî hazretleri bir ara işgal kuvvetleri tarafından haseke şehrinde zorunlu ikamete mecbur edildi. o günlerde, hafirkan aşiretinin lideri haco ağa ile birlikte işgal kuvvetleri komutanının yanına çağırıldı. fransız komutan şah-ı hazne’ye, “seni çağırmamın sebebi, bize hiç destek vermiyorsunuz. milliyetçilerin mukavemetini kırmak için bize destek vermenizi istiyoruz. eğer bizim tarafımızı tutarsanız, sizi ve yakınlannızı bağışlarız. aksi halde haseke köyünde de size rahat vermeyiz” dedi.

haseke yakınlarında ikamet etmekte olduğu köyde neredeyse yirmiden fazla hane vardı. her biri süfîlere ait idi. şah-ı hazne oraya yerleşince su kuyuları da açtırmıştı. fransızlar hepsine el koydu ve tay aşireti reisi muhammed b. abdurrahman’a verdi.

taylı muhammed b. abdurrahman’ın girişimleri sonucu fransızlar, ahmed haznevî hazretlerini buradan da uzaklaştırmak istedi. bu nedenle suriye’nin daha çorak ve iç kesimlerine düşen deyrizor şehrinde onu zorunlu ikamete mecbur ettiler. taylı muhammed b. abdurrahman’ın içindeki düşmanlık yine de azalmadı.

bir gün adamları ile silahlarını kuşanmış olarak ahmed haznevî hazretlerinin bulunduğu yere bir akşam namazı sırasında çıkageldi. maksadı, giderek verimli araziler haline gelen yerleri ete geçirmekti. öte yandan ahmed haznevî hazretlerinin bölgedeki nüfuzu artıyor ve müridleri de gün geçtikçe çoğalıyordu.

ahmed haznevî hazretlerinin yanındaki sufîler, gelenlerin haddini bildirmek için mürşidlerinin emrini beklemeye koyuldu. aslında sayıları oldukça fazlaydı. isteselerdi direnebilirlerdi.

taylı muhammed b. abdurrahman ve adamları o kadar hırs ve intikam içindeydiler ki, kimsenin toparlanmasına bile fırsat vermeden bütün evleri ateşe verdiler, kazanlardaki akşam yemeğini yere döktüler ve, “hemen köyü boşattın” dediler. ahmed haznevî hazretleri, taylı muhammed b. abdurrahman’dan, bulundukları yeri boşaltmak için sabaha kadar süre tanımalarını istedi. ama ne mümkün! bir kere ortada çekememezlik ve baş olma sevdası vardı. tedavi edilemezse kalbin en büyük düşmanıydı. ahmed haznevî hazretleri eşi, çocuktan ve süfîlerle birlikte geceleyin yola koyuldu. aslinda bu bir nevi hicret idi. kaçış değildi, hak teala için Allah’a kulluk yapılacak en bereketli mekanı belki arayıştı.

ahmed haznevî hazretleri o günden sonra telma’ruf koyunu mesken tuttu. ahmed haznevî hazretleri telma’ruf’ta da bir mescid yaptırdı. dergah inşa ettirdi. insanları irşad etmeye devam etti. böylece ahmed haznevî hazretleri artık kış günlerinde hazne’yi, yazın sıcak zamanlannda ise telma’ruf koyünü tercih ediyordu. belki de telma’ruf köyüne gidiş ve gelişlerinin arkasında yatan çok büyük hikmetler de vardı. zira alaeddin haznevî hazretlerinin naklettiğine göre ahmed haznevî hazretleri, “peygamber efendimiz’e (s.a.v) hicret konusunda uymama bana taylılar sebep oldu” diyerek, acı tatlı her işte hakka yönetiyordu.

eserleri:
a) mektübat ;ahmed hlaznevî hazretlerinin oğlu mevlana izzeddin haznevî hazretleri tarafından derlenen mektuplardır. eser, şah-ı hazne’nin halifeleri ile bu yola hizmeti olan büyük velilere yazdığı mektuplardan meydana gelmektedir. mektübat türkçe’ye de tercüme edilmiştir.

halifeleri:
1. muhammed ma’süm haznevî (oğlu).
2. muhammed maşuk nurşînî. (seyda-i tahî hazretlerinin torunu).
3. molla ibrahim gersevarî.
4. molla abdüllatif amindî.
5. molla muhammed sıddîk.
6. hacı hüseyin kertevenî.
7. molla abdürrezzak pirmînî.
8. molla ahmed şeyhî.
9. molla salih.
10. molla muhammed reşid.
11. hacı musa.
12. molla cüneyd.
13. seyyid abdülhakim bilvanisî(gavs-ı kasrevî)

oğlu alaeddin haznevî hazretlerinin anlattığına göre ahmed haznevî hazretleri, yüce himmet ve tasarrufata ziyadesiyle sahipti. o mahareti bir doktor gibi müridlerini terbiye ederdi. Allah teala’nın zikri bütün vücudunu adeta kaplamıştı. oğlu, bir gün şah-ı hazne’yi ağlarken görünce çok üzülmüş ve, “babacığım, niye ağlıyorsunuz?’ diye sormuş. ahmed haznevî hazretleri de ona şöyle demişti:

“evladım! şu insanların sevgisini, Allah’a yakınlaşmalarındaki muhabbeti, aşk ve şevk halini, manevî coşkuyu, dergaha akın akın gelen şu insanlara bakıyorum; her biri koşarak büyük bir manevî coşkuyla yanıma geliyorlar. ağlamaktan kendimi alamıyorum. ben nasıl ağlamayayım? onların en fakiri benim, onların en acizi benim!… ama bütün bunlara rağmen buraya gelen sayısız insanların Allah’a yönelmesine sebep oldum, hidayetlerine vesile oldum. bu yüzden de peygamber efendimiz’in (s.a.v), ‘yüce Allah, hiç şüphesiz bu dini facir bir kişi ile de kuvvetlendirir’ buyurduğunu biliyorum. hadiste kastedilen kişi veya kişilerden biri olmaktan korkuyor, Allah korusun tacir kişi ben olur muyum acaba diye üzülüyorum ve ağlıyorum. onun için hep yüce Allah’a şöyle dua ediyorum: ey Allahım! insanların bana duyduğu bu sonsuz sevgi ve muhabbet, bu kadar kalabalık topluluk, senin nzana uygun değilse, benim kişisel davam ise onu bitir ve yok et, ama senin rızana uygun ise onların yönetişlerini ve sevgilerini kıyamet gününe kadar artır ve devam ettir.”

vefatı:
şeyh ahmed haznevi hazretleri uzun bir irşad hayatı sonrasında 63 yaşında iken h.1369/m.1950 senesinde til maruf’ta vefat eder. kabri halen ziyaret edilmektedir.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar