şeyh said kıyamı

bu anadolu halkı hain i vatanmıydı da, mustafa kemal ve arkadaşları kurtuluş savaşı verirken isyan üstüne isyan çıkarmıştır diyen üstad kadir mısıroğlunu haklı çıkaran bir kıyamdır. anadolu halkı okumuşlardan evvel gördü durumu. yani dinin elden gittiğini. o yüzden tüm anadolu yer yer kıyama durdu.ama tarihte görülmemiş bir zulüm ve işkence ile bastırıldı.istiklal mahkemeleri kurularak nu milletin kahraman ve müslüman halkı bir yargılama tiyatrosu sonucu leblebi çekirdek gibi idam edildi.
ama işte hiç bir zulüm ila nihaye devam etmiyor. kemalistlerde yolun sonuna geldi. şimdi oturup Allahın oyununu seyretme zamanı.
devamını gör...

--- alıntı ---

Şeyh Said hazırlığını yapar ve evden çıkacağı zaman hanımı ona şöyle der:

"Sen bizi kime bırakıp gidiyorsun" Bu soru karşısında Şeyh Said tarihi cevabını şöyle verir:

- Eğer ben ve bu bastonum yalnız da kalsak ben yine bu kafirlere karşı çıkacağım. Ne ben Hz. Hüseyin'den daha değerliyim ne de benim ailem onun ailesinden daha kıymetlidir. Eğer ben bu kafirlere karşı çıkmazsam zebaniler sarığımdan tutup beni cehenneme atarlar, siz o zaman bana yardım edebilecek misiniz? Onlar bana demezler mi; "Ey Said Allah o kadar mal mülk verdi sana. Sen Allah için ne yaptın? bunlar Allah'ın emirlerini ayaklar altına almışlar.

Evet ben cihada başladım ve korkanlar, cihat edemeyecekler, hastalar gelmesinler. Bu yol korkakların yolu değildir!

Kardeşi Bahaddin ise O na şöyle der: "Abi sen biliyorsun Kürt halkı bilgi yönünden pek gelişkin değil. Sen başaramazsın."

Şeyh Said in cevabı takdire şayandır.

- Bahaddin, Bahaddin! Hiç merak etme ben amed de asılacağım, sen de Kur'an ın üzerinde şehit düşeceksin.

--- alıntı ---

devamını gör...
"yaptığınız mücadele kardeşi kardeşe öldürtmektir ve neticesizdir. türk milleti islâmiyete bayraktarlık etmiş, dini uğrunda yüz binlerle, milyonlarla şehid vermiş ve milyonlar veli yetiştirmiştir. binaenaleyh kahraman ve fedakar islam müdafiilerinin torunlarına, yani türk milletine kılınç çekilmez ve ben de çekmem."

said-i nursi hazretleri
devamını gör...


--- alıntı ---

Bu kıyamın sonucunda 14 şehir, 700 köy, 9000 e yakın ev harabeye döndü. 50.000 kişi göç ettiriliyor, yaklaşık 7.500 kişi zindanlara atılıyor 660 kişi idam ediliyor. 80.000 Kürt öldürülüyor.

T.C kuvvetlerinin sayısı yaklaşık 200.000 di. Şeyh Said in ordusu ise yaklaşık 20.000 idi. Bu zulüm 1927 ye kadar devam ediyor. Bir çok yerde insanlar ahırlarda toplu bir şekilde yakılıyorlar. Zalimler için çocuk, ihtiyar, kadın veya hayvan hiç fark etmiyor ve öldürülüyor..

Kıyam sırasında onlara destek veren insanlar da zulümden kurtulamadılar. Sistem bu şekilde kendilerini garantiye alıyordu.

--- alıntı ---

devamını gör...
kesinlikle yok bilmem kaç kişi öldürüldü diye yukarıda açıklanan rakamlar abartılı ve de yalandır. üsteliktürk-kürt diyerek bir fitne yaratmak faşistçe bir yaklaşımdır.
devamını gör...
mustafa islamoğlu'nun şeyh said kıyamı ile ilgili açıklaması.



tartışma 1925 te yeni rejime karşı ayaklanan åžeyh said in ingilizler in yardımına mazhar olup olmadığı, hatta bu ayaklanmanın âbazılarının iddia ettiği gibi- bir ingiliz planı olup olmadığı meselesi.

siyasetin efendiliğini bozamadığı ender kimselerden biri ve sahici bir entelektüel olan abdülmelik fırat adını duymuşsunuzdur. Kendisi sırf Şeyh Said'in torunu olduğu için ömür boyu ("sülale boyu" desek daha doğru olurdu) "persona non grata" ilan edilmiştir.

abdülmelik fırat'la bu yakınlarda bir mülakat yapıldı. bu mülakatta fırat, dedesinin, kıyam sırasında ingilizler'in yardımına mazhar olduğu tezini kesin bir dille reddediyor.

aslında åžeyh said'in ingiliz yardımı aldığını ileri sürenler başından beri bir tek ciddi delil gösterememişlerdir. delil diye ortada dolaşan şey londra'dan kimin postaladığı bilinmeyen ve alıcı adresinde "kürdistan kraliyet harbiye nazırlığı" yazan ingiliz silah fabrikalarına ait birkaç katalogdur.

bu tırışkadan "belgeyi" (!) delil olarak kabul edenlerin cevaplamaları gereken bir dolu soru vardır: Kimdir bu katalogları Londra dan yollayan? Neden işin hazırlık safhasında değil de işin işten geçtiği 9 Mart tarihinde? Neden kimin eline geçeceği bilindiği halde Ankara nın denetiminden hiç çıkmamış olan Takrir-i Sükun altındaki Diyarbakıra yollanmıştır? Bunun adına "adrese teslim" demezler mi? ingiliz istihbarat geleneğinde rejim muhalifi piyonlarıyla resmi posta kanalıyla iş tutma yöntemi mevcut mudur? eğer durum böyleyse ve bu iş gerçekten ingilizler in işiyse, bu durumda ingilizler åžeyh said in lehine değil, basbayağı aleyhine çalışmış olmuyorlar mı? evetse, şu halde ingilizler bu karalama işini kimin ya da kimlerin lehine yapıyorlardı?

görüyorsunuz, sor sor bitmiyor.

bitmez de. neden derseniz, olayın üzerinden 78 yıl geçmiş olmasına rağmen, hâlâ ilgili arşivler kamuoyuna açılmamıştır. Gidin sorun isterseniz, eğer resmi ideolojiye iman etmiş bir "yeminli tercüman" değilseniz, size verecekleri tek cevap vardır: "tasnif dışı". Ne demekse? "yassak hemşerim"in adını "tasnif dışı" koymuşlar. anladık "para iman ve günah gizlidir" de, bu kadar da gizli olmaz ki canım. hem o dediğiniz, "tevbe edince Allah affeder" diye bireylerin günahı için geçerlidir. iyi de, devletin ruhu yok ki ahirete gitsin. o tevbe edecekse bu dünyada edecek.

sözün özü, neredeyse cumhuriyetle yaşıt bir olayın belgelerini açıklamaktan köşe bucak kaçan "muhafazakar mı muhafazakar" bir devletle karşı karşıyayız. vatandaşının aklını bazı tarihi gerçeklerden muhafaza etmek konusunda sanki yemin etmiş bir devlet.

galiba çok şey bekliyorum. peki, bu talebimden vazgeçmeye razıyım. tek o gün asılanların gömüldüğü yeri asılanların torunlarına söylesinler, ben "buna da şükür" diyeceğim. baksanıza, güneydoğu'nun kan davalı aşiretleri bile barıştı. devleti bu anlamsız kan davasından vazgeçirecek, onu vatandaşıyla barıştıracak birileri yok mu?

benim "arşivler açılsın" talebimden vazgeçmem gerçeği öğrenmekten vazgeçmem anlamına gelmiyor. bu, biraz "nasıl olsa arşivler çoktan steril hale getirilmiştir" diye düşünmemden kaynaklanıyorsa, biraz da alternatif kaynakların varlığını bilmemden kaynaklanıyor.

--- alıntı ---
devamını gör...

--- alıntı ---
İstiklâl Mahkemesi'nin, "bağımsız Kürt Devleti kurmak" ve Türkiye'yi bölmek şeklindeki suçlamalarına karşı Şeyh Said : "Kesinlikle müstakil bir Kürt Devleti veya Kürt Krallığı değil, şeriatın yaşanmasını arzulamıştım" (6) diyerek niyetini ortaya koymuştur İdama mahkum edilen Şeyh Said son söz olarak: "- Değersiz dallarda beni asmanıza pervam yoktur Muhakkak ki ölümüm ALLAH ve İslâm içindir" diye haykırmıştır Ayrıca "- Mahşer gününde hepimiz muhakeme olacağız" demiştir Şeyh Said 28 Haziran 1925 günü idam edilmiş ve şehadet şerbetini içmiştir ALLAHû Teâla (cc) rahmet etsin, mekânı cennet olsun
--- alıntı ---
devamını gör...
bastırıldığı için doğal olaral kıyam edenlerin değil kıyamı bastıranların ağzından dinlediğimiz olay.

Allah şeyhe ve serdengeçtilerine rahmet etsin.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar