seyyid ahmed çapakçuri hazretleri

aslen bingöl'ün "kür" köyündendir. 1830 yılında doğmuştur. bu zata halk arasında "çapakçurlu (bingöllü) şeyh", "çapakçurlu efendi" de denir. dedeleri seyyid abdulhamid efendi bağdat'tan bingöl'e ( çapakçur ) gelmiş ve kür köyüne yerleşmişlerdir. aslen bağdatlı olup seyyiddirler. kürt değildir. köyünden dolayı kürdi denmiştir. 10-12 yaşlarında iken dağlarda koyun otlatırken muhterem bir zata rastlıyor. halini, hatırını soran bu zata cevaben, halinden memnun olmadığını, çünkü okumaya çok merakı olduğunu, halbuki bu yaşa kadar ancak bir fatiha öğrenebildiğini söyler. sohbet esnasında, bu zatın kendisinin her halinden haberdar olduğunu anlar. o zat hazreti hızır imiş. hazreti hızır , çapakçuri hazretleri'nin palu'daki şeyh ali sebdi hazretleri'ne giderek ondan ders almasını söyler. seyyid ahmet çapakçuri bu olayı akşam babasına anlatır. babası seyyid zeyd zeynüddin de ariflerden olduğu için manevi emir üzerine oğlu tam 12 yaşında iken palu'ya götürerek şeyh ali sebdi hazretleri’ne emanet eder. devrin büyük nakşi şeyhlerinden ali sebdi hazretleri bu genç çocuğu severek manevi oğlu olarak yanına alır. kendi yanından ayırmayarak her bakımdan kemâle erdirerek, başkalarını da kemâle erdirecek seviyeye geldiği zaman kâmil bir insan olarak irşâdla görevlendirir. şeyh ali sebdi hazretleri’nin hizmetlerinde tam 28 yıl bulunmuşlardır. kısa zamanda tarikatta yükselerek ali sebdi hazretleri'nden gerekli icazeti alır. ama o, bu icazeti almasına rağmen şeyhini terketmez. şeyhi ölene kadar ona hizmet eder. hocasının ahirete irtihâlinden sonra ise 1892 – 1906 yılları arasında harput' a gelir 1906 – 1913 yıllarında siverek de 1913 –1915 arası viranşehir' de bulunduktan sonra 1915 yılında tekrar harput' a gelip bu manevi irşad gezilerini tamamlayıp ahirete irtihallerine kadar bu aziz beldeyi şereflendirirler.

1892 yılında harput'a geldiklerinde, ulu cami'ye çok yakın bir evde kalan çapakçuri hazretleri burada yoksul bir hayat sürmeye başlar. oturduğu ev tek katlı olup, evinde bir tencere, birkaç toprak kaptan başka mutfak eşyası da olmamıştır. çapakçuri hazretleri esasında yoksulluk içerisinde yaşamayı tasavvufta bir yol olarak seçmiştir. şafii mezhebine mensup olmasına rağmen mezhepler konusunda derin bilgileri vardı. kutbul aktab derecesinde olduğu için halktan kendisini gizler, kimseye alim veya arifim demezdi. tevazu ve hilm sahibiydi. sohbetleri kalbe tesir etmekte ve çok sakındıkları halde kerâmetleri görülmekteydi. o, kur'an-ı kerim'i çok iyi okur ve açıklardı. yazısı ise hattat derecesindeydi. onu tanıyanlar boyunun uzuna yakın olduğunu, geniş omuzlu, el ve ayaklarının büyük ama kendisinin zayıf olduğunu söylerler. torunu hoca hayriye hanım ' dan rivayetle:

1.dünya savaşının şiddetli olduğu sıralarda bingöl' ün yakınlarına kadar gelen ruslar harput'u tehdit eder olmuştu. endişelenen halk harput'u terketmeye başlamışlar, şehirde panik oluşmuştu. bu sıralarda viranşehir'de bulunan seyyid ahmet efendi (dedem) zaman ve mekânı aşarak (tayyen) harput'a gelmiş ve halkı ikna etmeye başlamıştı. hatta sonunda caminin avlusunda “ey ahali düşman yaklaşmışsa da harput'umuza varamayacaktır. isterseniz bir senet yazın bende mühürleyeyim ve beni aksi halde idam edersiniz, göç etmenize gerek yoktur” diyerek halkı teskin etmişler ve göç etmelerini engellemiştir.hakikatten daha sonra ruslar, çıkan bolşevik ihtilali nedeniyle bingöl ve erzincan önünde durmuş ve geri çekilmeye başlamışlardı.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar