shutter island

scorsese babanın sabırsızlıkla beklediğimiz filmi.

leonardo falan mühim değil, leonardo'yu at ıssız bir adaya, genç kızlarla sevişir, adaya koy, kaçar falan filan...

mühim olan scorsese'nin patlatacağı bombanın richter ölçeğine göre etkisi.
devamını gör...
son yarım saatini görmek için ilk bir buçuk saate katlanılması gerektiğini söylemek isterim çünkü fazlasıyla değiyor buna. di caprio'nun oyunculuğu filmin en iyi yanı ve tabii ki görüntülerin iyi seçilmişliği. sonuna dair insanın aklı muallakta kalabiliyor ama sanırım bu kitabın sonunda açıklanmış durum. yine de yönetmenin böyle bir son tercihi belki de benim hikayem böyle bitecek siz seçin gibisindendir ya da benim kalbim öyle olsun istiyor farklı seçimimden dolayı. son derece iyi ama insana martin scorsese filmi izliyormuş hissi yaratmıyor.
devamını gör...
ilk bir buçuk saatinin sıkıcılığı nedeniyle son yarım saatini göremediğim filmdir. çok değişik süpriz bir son beklerken ilk tahminimde sonucu bilmiş olmam da ayrıca üzdü * . sonunu izlemediğim için pişman olamadığım film.
devamını gör...
baş karakterin rüyalarına bu kadar yer verilmesinin nedeninin filmin sonunda anlaşıldığı film. gerçekten ilk yarıya katlanmanıza değiyor, ikinci yarıyı beklemek ve izlemek. zekice kurgulanmış. anlamsız gelen her detayın aslında zincirin bir halkası olduğu fark ediliyor. tavsiye edilir.
devamını gör...
günü kurtarabilir hatta fazlasıyla bir film. gerçekten beğendim. uzun zamandır böyle film izlemiyordum...

filmde kasvetli bir hava var. seyirciyi atmosfere iyi sokuyorlar. a beautiful mind gibi. bir de arada beyin travması yaşatmaya çalışıyorlar. bir aydınlık gün yok o derece. senaryosu güzel, kurgusu iyi. film adamı mahvediyor, o derece. neden b*k atıyorlar anlamış değilim.

+ kilit sorular
+ olaylar arası düşünmek, analiz etmek
+ oyuncuların kalitesi, performansı, kurgu, güçlü senaryo

bunları sağlıyor shutter island. dram, psikoloji, gerilim unsurlarını iyi dağıtmışlar filmde. tedd'in şizofrenlikle dahilik arasındaki o ince çizgide gidip gelmesi açıkcası çok başarılı. hasta olduğunu öğrendikten sonra insan bir mallaşıveriyor, sonrasında dr. sheehan ile o konuşması geliyor gözlerimin önüne. harbiden, o an için andrew'e üzüldüm :

+ bu adadan ayrılmalıyız chuck.

dikkatli bakıldığında başarılı kilit noktalar var filmde. tedd (andrew), kusuyordu, deniz tutuyordu kendisini. sudan nefret ediyordu. e zaten tedd'in eşi çocuklarını suda öldürmemiş miydi? gölde boğmuştu. oraya gönderme yapıyor. sonrasında tedd ve chuck, hastane girişinde silahlarını verirken tedd $lakk diye çıkarıveriyor. ama chuck abimiz biraz acemi sanırsam. direkt çıkaramıyordu, değil mi? orada da az çok marshal olmadığını anlıyoruz...

filmin, beni bitirdiği- mahvettiği noktası; andrew'in fenere gitmesi ve orada savunduklarının bir bir yalan olduğunu öğrenmesi. resmen yıkım, felaket. chuck'ın onun yanında 2 yıldır gezdiği psikiyatr'ı. ama chuck'ta bir piçlik olduğunu anlamıştım. orada çıktı işte. "deli" damgası yemek ve bunun kanıtlarını görmek. bildiğin böyle ayakların bir gidip geliyor, hissetmiyorsun o an.

leonardo di caprio bir yana, mark ruffalo'yu çok beğendim filmde. böyle bir film çektiği için martin scorsese'in ellerinden öperim.

tedd: portland'da havalar nasıl?
chuck: seattle....
devamını gör...
mükemmel bir sonu olan,
insani
which would be worse? ..to live as a monster or to die as a good man... sorusuyla basbasa birakan gerilim dolu manyak bir film.


martin scorseseyi mafya filmleriyle daha cok bilirdik ama bu filmiyle diger alanlarda da ne kadar büyük bir üstad oldugunu gösterdi. müzikler cok iyi secilmis, filmde bastan sona bir kasvet ve gerilim hakim. tedd in aci gercekleri hatirladigi ** sahne cok acimasiz cizilmis, insanin yüregini daglayan ve beni en fazla etkileyen sahne. ince detaylarda filmin icine cok harika islenmis.
mutlaka izlenmeli izlettirilmeli, sinema televizyon bölümlerinde ayri bir ders olarak incelenmeli...
devamını gör...
kesinlikle kült olabilecek filmlerden birisi. kurgu, oyunculuklar, görüntüler muhteşem. bazı sahnelerden dolayı kimilerinde klişeymiş gibi bir imaj bırakmış ama en son sahnesinde öyle olmadığını anlıyor insan. öyleki directed by yazısı çıktığında sen "ne oldu şimdi, ne demek bu" diye bakıyorsun ekrana. şahsen ben filmin sonunu çözebilmek için şöyle bir on dakika düşündüm. ya da benim kafam basmıyordu. neyse bu konuya spoiler kısmında değinelim;

--spoiler--

izleyenler bilir, izlemeyenler okumasın zaten bu kısmı, filmin başında izleyiciye verilen imaj zindan adasında, hastalar üzerinde deneyler yapıldığı yönünde. doktorların şüpheli halleri göze batacak düzeyde. fakat insan o anda şunu düşünüyor; "bu kadar bariz olarak gözümüze sokulduğuna göre işin aslı farklı, başka bir şeyler dönüyor". o anda şahsen ben teddy nin deli olabileceğini düşündüm, ama bu da basit bir tahmin olabilirdi. yani buraya kadar farklı bir şey yoktu. görüntüler ve oyunculukların şahaneliği girdi burda devreye ve film beni adeta içine çekti. işte burda film karmaşıklaşmaya başladı. bir taraftan mağaradaki kadının anlattıkları, diğer taraftan c koğuşundaki delünün söyledikleri...gerçekten kafa karıştırıcı cinstendi. bence zaten bu filmin farkı da bu. her ne kadar klişeymiş gibi görünse de izleyiciyi paranoyak yapması. neyse sona doğru gerçekler açığa çıkıyor ama sen hala inanmak istemiyorsun. yok yav, bu adam çok zeki, asla deli olamaz, öyleyse niye bu kadar dümen çevrilmiş, baştan bağlasalardı ya bir yere, ne bu truman show gibi filan diyorsun. ve resmen kafan çorba oluyor. o anda son sahne bütün bombalığıyla geliyor ekrana;

-hey patron, şimdiki planımız ne?
-burdan kaçacaz chuck! bunu başaracağız, onlar çok zeki ama başarabiliriz.
-evet ama biz onlardan daha zekiyiz.
chuck adisi, bak adi diyorum çünkü teddye kıyamıyorum, keltoşa selamı çakar ve teddy konuşur;
-bu adadayken hep neyi düşünüyorum biliyor musun? bir canavar olarak yaşamak mı, iyi bir insan olarak mı ölmek mi daha iyi?.....

ve teddy umarsızca teslim oluyor.

--spoiler--

bir ayrıntı; bu filme de yahudi soykırımı meselesini sokuşturmuşlar ya helal olsun, ne yahudiymişiniz arkadaş her yerden pırtlıyorsunuz.

--spoilercik--
efenim filmde aslında çok küçük ayrıntılar gizli, misal teddy nin yakışıklı deliyi sorgularken ki halini düşünün, kalemiyle kağıdın üzerini öyle bir karalayışı, deliyi öyle bir çıldırtışı var ki, onun zaafını biliyor ve kullanmaktan çekinmiyor. demekki neymiş, orda çok sular içmiş, çok yemekler yemiş.

devamını gör...
sonlara doğru artık hangisinin doğru olduğuna dair leonardo ile beraber iyice allak bullak olunan, iyi şaşıtmalarla dolu olan, şizofreninin bu kadar güçlü olduğunun kanıtlarıyla dolu olan, kafasında canlandırdığı karakterleri bu kadar iyi oynatabilen, güzel bir film müziği olan ki başında ve ortasında ve sonunda ve bazı yerlerinde olan semfonik bir tür olan müziği ile, önceden kestirilemeyen lakin akla nicole kidman'ın the others'ı getiren ve aklıma henüz gelmeyen bu tarz şizofrenik vakıaların konu alındığı diğer filmleri getirdi. lakin bu yapıt daha canlı ve daha görülesi merak edilesi olmuş sanki.
devamını gör...
rahatlıkla arşive koyabileceğiniz, bir daha bir daha izleyebileceğiniz bir film.
sonu hakkında konuşmak istemiyorum ama o kadar fazla film izledim ki sonunu tahmin edebildim.
izlenebilir bir film.

ayrıca leonardo di caprio oynadığı halde bir tane bile sevişme sahnesi yok. bunun için bile izlenir.
devamını gör...
---spoiler---
leo'nun hasta bir kadını sorgularken kadının gizlice ona "kaç" yazmasından çakmıştım ben.
---spoiler---

en az iki kere izleyin, arşivinize ekleyin.
devamını gör...
bu filme yok klişe, yok sonunu tahmin ettim, aslında anladım rererörö diyenler sinemadan anlamıyorlar, açık ve net söylüyorum.

film bir başyapıt, ve bu tür ucuz değerlendirmeler benim sinirimi bozuyor.

arkanıza yaslanıp scorsese'nin tadını çıkarın. tek tavsiyem bu.
devamını gör...
psikolojik gerilimin en iyi örneği olabilecek yapıttır. film zeki adamlar tarafından düşünülmüş ve başında verdiği izlenimle filmi iki dakikada tamamen çözebileceğini düşünür insan, sonra başlar; he bu adam dedektif, akıl hastanesi filan, bu adam burada birkaç olay çözmeye çalışır, sonra kafayı kırar, sonra da burada yok olur gider, diye düşünüp, olaylar ilerlemeye başladıkça, hadi canım demeye sonra bendeki en can alıcı nokta ise, fener'e çıktıklarında oluşan ortamda film bende tamamen koptu. heh heh deyip dil dışarda kaldı, kim haklı ulan burada deyip, doktor'un şeytani suratı ona güveni azaltıyor, leo'nun da yalanlamaları toptan işleri sarpa sardırdı. filmin kopuşu ise sonundaki sahne olup, doktorun kafa sallayıp, bu adam hala aynı izlenimi verip, asta la vista dedirtmeleridir.
devamını gör...
izledikten sonra, beni herhangi biri tarafından deli olduğuma ikna edilebilecek kıvama getiren sinema yapıtı.

doğru olanın, kendi gördükleri değil fakat başkalarının söyledikleri olduğunu anladığı vakit etrafına şüphe ile bakan bir polisin aldatılmışlık hissi olarak adlandırabileceğimiz bir eserdir. ki bu polis; hem fail, hem görgü tanığı hem de soruşturma görevlisidir.

bittikten sonra sahnelerinin tekrar mütalaa edilmesi en zevkli olan filmlerdendir.

ayrıca bu filmi beğenenler şunları da beğendi:
(bkz: the usual suspects)
(bkz: fight club)
(bkz: the sixth sense)
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar