sosyalizm

bugune kadar uygulanışlarında ahlak dikkate alınmamıştır fakat temelinde ahlak anlyışı vardıhttp://r.asıl ahlaksız düzen kapitalizmdir;zenginliğinle övünmeni öğütler.
sosyalizm ise tam anlamıyla ahlak hareketidir,tabi sosyalizme nasıl baktığına bağlı.eğer ruslar gibi veya batı dünyası gibi bakarsak elbette ahlaksızlıktır fakat aslolan sosyalizmin özünü kavramaktır.
devamını gör...

--- alıntı ---
Burada incelemeye çalıştığımız İslam sosyalizmi tartışmasında Şeriati’nin özel bir önemi olduğunu belirtmek gerekir. Zira o, Hamid İnayet’in de saptamasıyla İslamî radikalizmin en popüler teorisyeni ve İslam sosyalizminin radikal versiyonunun başlıca ilham kaynağıdır. Şeriati bir öğretmen, bir hatip ve bir teorisyen olarak sadece aydın gençlerin benimsediği şekliyle İslam sosyalizminin kavramsal temellerini geliştirme konusunda değil, ayrıca direngen İslam’ın vasıflarının ortaya çıkarılması konusunda da İslam dünyasının diğer yerlerindeki hiçbir düşünürün icra edemediği bir etki icra etmiştir.3 Şeriati, İslam sosyalizmi konusunda daha önce saydığımız isimlerden çok farklı bir yerde durur. O da İslam ve sosyalizm gibi iki ayrı dünya görüşünü yan yana getirir fakat bu, bir Doğulu aydının aşağılık kompleksinden kaynaklanan sentez gayretinden veya Batıcılıktan kaynaklanmaz. Aksine Şeriati, Doğululuk ve Müslüman olmak gibi aidiyetlerine büyük bir onurla sıkı sıkı bağlıdır. Ayrıca daha önce saydığımız isimler -Seyyid Kutub’u hariç tutarak söylüyorum- genel olarak İslam geleneği ve kültürüyle yetişmiş, sosyalizmi çağın yadsınamaz bir realitesi olarak bulgulamış ve bunun temelde İslam’la da çelişmediğine inanarak ikisini mezcetmeye çabalamışlardır. Oysa Şeriati, Paris’te kaldığı süre içerisinde dinler tarihi ve sosyoloji öğrenimi görürken Paris’in entelektüel çevreleriyle kurduğu yakınlığın da tesiriyle Marksist bir formasyondan geçmiştir. Bu öğrenim sürecinden sonra 1964 yılında İran’a döndüğünde, bütün İslami kavramları bir İslam sosyolojisi kurmak amacıyla sosyolojinin verileriyle ve Marksist bir bakış açısıyla yeniden yorumlamaya çalışır. Bu konuda son derece çarpıcı ve orijinal sonuçlar elde ettiğini de belirtmek gerekir. Öyle ki Kur’anî kavramları bütün ortodoks doktrinlerin ve geleneksel yorumların aksine tamamen farklı bir şekilde yeniden yorumlayan Şeriati’nin bu çalışmalarına çarpıcı bir örnek olması nedeniyle, Kur’an’da aktarılan Habil ve Kabil kıssasıyla ilgili yorumunu aktarmak istiyorum. Bilindiği gibi Marx, Komünist Parti Manifestosu’nda şöyle diyordu: “Bugüne kadarki tüm toplum tarihi, sınıf mücadeleleri tarihidir. Özgür insan ile köle, patrisyen ile pleb, senyör ile serf, lonca ustası ile çırak, kısacası ezen ile ezilen, birbiriyle sürekli bir karşıtlık içinde bulunmuş, birbirine karşı gizli ya da açık kesintisiz bir mücadele sürdürmüş, bu mücadele ise nihayetinde ya tüm toplum yapısının devrimci dönüşümüne ya da mücadele eden sınıfların hep birlikte çöküşüne yol açmıştır.”4

Ali Şeriati, Marx’ın insanlık tarihinin, sınıfsal bir mücadele tarihi olduğunu bildiren bu görüşünü kabul eder; fakat bu mücadele, Marx’ın zannettiği gibi tarihsel bir evrimle köle ile efendi, serf ile senyör veya işçi ile patron arasında değil, Habil ile Kabil arasındaki mücadele olduğunu söyler.5 Şeriati’ye göre toplum, Marx’ın aksine sadece bu iki kutuptan oluşur. Yani ya toplum kendi kendisinin efendisidir, herkes toplum için çalışır; yahut da fertler mülk sahibidir, herkes kendi başının çaresine bakar.6 Şeriati bunu Habil ile Kabil’in mesleklerinden veya sınıflarından çıkarır. Habil çobandır, üretim araçlarının toplum mülkiyetinde olduğu çağı temsil etmektedir. Kabil ise bir toprak sahibi olarak özel mülkiyet sisteminin ve tarımın var olduğu çağın temsilcisidir. Ona göre ikisi arasındaki mücadele, ailevî ya da çevresel arka planlara bağlanamaz; çünkü aynı anne-babanın çocukları ve aynı ırkın mensubudurlar. Eğitsel faktörler de sorumlu tutulamaz; çünkü hem aynı terbiyeyi almışlar hem de bu ilkel aşamada sosyal hayat eğitsel alanda bu kadar farklılığa neden olacak şekilde gelişmemiştir. Geriye ekonomik hayat ve sınıfsal statü kalmaktadır.7

Görüldüğü gibi Şeriati, Marksist bir bakış açısı ve analiz yöntemiyle yeniden yorumladığı bu Kur’an kıssasında hem İnayet’in hem de Cesur’un vurguladığı gibi insan amellerinde en belirleyici unsur olan fıtrat ve iradeyi göz ardı ederek ondan hiç söz etmemekte ve bu yüzden önemli bir yanılgıya düşmektedir.8 Şeriati, Kabil kutbunu da yine Kur’anî kavramlardan hareketle üç boyutlu bir egemenler sistemi olarak ortaya koyar. Bunlar, militarizm (Fir’avnî), klerisizm (Bel’amî) ve Kapitalizm (Kârûnî) olarak üç başlı bir yılan gibi, toplum üzerine çöreklenir. Yine Şeriati’nin ifadesiyle, biri güçle insanların başını ezer ve belini büker; biri cebini boşaltır; diğeri de kulağının dibinde fısıldar: “Sabret, değmez; bunlar dünyanın süsüdür, değeri yok!”9 Yani biri siyasî iktidarı, diğeri iktisadî iktidarı ve sonuncusu da resmî din adamlarını ve din sömürüsünü sembolize eder.

Denilebilir ki Ali Şeriati’de İslam ve sosyalizm birbirine mezcedilmesi gereken iki ayrı olgu olarak durmaz. Bunun için, onun oturup planlanmış bir İslam sosyalizmi tasarısı yoktur. Onun tasarladığı zaten özünde devrimci bir ruh taşıyan tevhid inancını, bir dünya görüşü haline getirmektir. Bu çabasında da ilk elde Marksist sosyolojinin verilerini kullandığını belirtmiştik. Zaten o, yazılarında da sosyalizmi değil daha çok onun teorik ve bilimsel kaynağı olan Marksizmi ele alır. Bu yüzden bu tartışmada (İslam sosyalizmi tartışması) onu incelerken doğrudan doğruya onun Marksizme bakışını irdelemek zorundayız. Dikkatli bir okur bütün Batı ideolojilerine ve özellikle Marksizme karşı hemen bütün kitaplarında ciddî eleştiriler getiren Şeriati ile Marksizm arasında bir ilişki kurulmasını şaşkınlıkla karşılayacak ve eleştirecektir. Burada şu noktanın gözden kaçırılmaması gerektiğini belirtmek zorundayım. Şeriati, Batı ideolojileri içerisinde özellikle Marksizmin dikkate alınması gerektiğini vurgular. Nitekim Brad Hansen’ın da belirttiği gibi Şeriati, Marksizmi diğer Batılı “izm”ler arasında, dünya görüşü, insani faaliyetlerin tüm boyutlarını içeren en olgun ve en kapsamlı bir ideoloji olarak kabul ediyordu.10 Hatta Marksizmden haberdar olmaksızın, tarih ve toplumun idrak edilemeyeceğini söyleyecek kadar onun bilimselliğine inanıyordu.11 Fakat onun aynı zamanda eleştirelliği kesinlikle elden bırakmadığını ve onun taklit edilmesi hâlinde insanın bağımsız yargılama yetilerini kaybedeceğine dair uyardığını da görürüz. Yine o, Marksizmin ve/veya sosyalizmin insanı tek boyutlu, manevî duygularını kaybetmiş, varoluş gayesini yitirmiş insanlar haline getirdiğini de söyler. Örneğin Marksizm ve Diğer Batı Yanılsamaları: İslamî Bir Kritik adlı eserinde şöyle der: “Sosyalizmin, biri dışında insanın tüm unsurlarını yok etiğini ve kökle gövdeyi kapsaması için, bu unsurun haddinden fazla gelişmesini teşvik ettiğini görürüz. Dolayısıyla, bu boyut ne kadar yüce olursa olsun, insan tek boyutluluğa indirgenmektedir.”12 Elbette Marksizmi bir taraftan eleştiri oklarına tutarken diğer taraftan onun kavramlarıyla İslamî nassları yorumlamaya kalkışmak bir paradoks gibi görünecektir. Nitekim Abrahamian da bu konuya dikkatleri çeker:

“İlk etapta, Şeriati’nin Marksizm’le çelişen bir bakış açısına sahip olduğu görülür. Ancak o, Marksizmi kimi zaman sert bir biçimde eleştirmekle birlikte, kimi zaman da bu ideolojinin bazı kavramlarını özgürce kullanır. Görünürdeki bu çelişki, kimilerinin onu politik açıdan antimarksist saymasına neden oldu. Diğer bazı kimseler ise, onu gerçek inançlarını, İslam örtüsü altında gizleyen bir Marksist zannediyorlardı. Onu, üçüncü yolu gösteren şaşkın ve yolunu kaybetmiş bir aydın sananlar da vardı.”13

Abrahamian, Şeriati’nin bakış açısıyla üç ayrı Marx ve üç ayrı Marksist yorum bulunduğu gerçeğini bilirsek görünürdeki bu çelişkinin de ortadan kalkacağını bildirir: Genç Marx, olgun Marx ve yaşlı Marx. Genç Marx, her şeyden önce diyalektik materyalizmi savunarak tanrıyı, ruh ve uhrevî yaşamı inkâr eden bir filozoftur. Şeriati’ye göre, Marx’ın bu boyutu Avrupalı sosyalist ve komünistler tarafından gereğinden fazla bir biçimde vurgulanarak büyütüldü. Çünkü bu kimseler kendi gerici kiliselerine karşı direnmek için, tüm din biçimlerini ve tüm dinleri aşağıladılar. Olgun Marx, bir sosyal-bilimci olarak yönetici- patron sınıflarının ezilenleri ve işçileri nasıl sömürdüklerini açıkça ifşa eden gelişmiş Marx’tır. “Tarihsel determinizm”in –ekonomik determinizm değil- kanunları nasıl işler ve her ülkenin ekonomik alt yapısı ile bunun üstünde yer alan özelde ideoloji ile politik kurumlar gibi üst yapılar arasındaki etkileşim nasıldır türü sorulara cevap arar. Üçüncü Marx ise devrimci bir parti oluşturarak çoğunlukla politik açıdan zorunlu ve fakat kendi sosyal metodolojisiyle tam olarak örtüşmeyen öngörülerde bulunan yaşlı bir politikacıdır. Daha sonra Engels’in tahrifleri, işçi sınıfının kurumsallaşarak bürokratikleşmesi ve Stalin’in materyalizmi sıkıştırma gayretleri sonucu Marksizm bilimsellikten uzaklaşmış, ekonomik dar bakışlı materyalizm dışında hiçbir şeyi kabul etmeyen durağan ve yüzeysel bir inanca dönüşmüştür. Şeriati bu üç tür Marksizm’in birinci ve üçüncü şekillerini açıkça yadsır. Onun övdüğü, tarih ve toplum bilimler için bilinmesi gerektiğini söylediği ikincisi; yani olgun Marx’tır
--- alıntı ---
devamını gör...
anarşizmle ilişkisini bilemiyorum. ama anarşist komünizm insanlığın kendiliğinden ahlakını örneklerle ispatlıyor. "karşılıklı yardımlaşma" eserinde kropotkin'in tespitleri ahlakı geniş çerçevede ele alıyor. eğer sonradan toplumsal ve siyasal zorlamalarla(ya da inatlaşmalarla) bu ahlak anlayışı sadece ekonomik tabana indirgenmişse yazık edilmiştir. çünkü sosyalizm veya komünizm her ne zaman ahlaktan bahsetse örnek olarak ekonomiyi vermiştir.
bu ahlak meselesi önemli. çünkü diyalektiğe en aykırı durum buradadır. insanlar diyalektik evrimle değil nefisleriyle yüzleşmeleri gerekir. sosyalist veya komünist bir evrede herhangi bir ferdin egosunun faydasına iş yapıp yapmayacağının garantisi yoktur. eğer komünal toplum bir denetim getirecekse insanın getireceği denetimlerin kısa sürede bir diktatörlüğe dönmesi an meselesidir ki zaten böyle bir evre reddedilmiyor. diktatörlük zorlamadır. yetenekleri sınırlar, korkuya sebep olur ve afazik bireyler üretir. bu noktada batılı liberal görüşlere arka dönmenin de bir anlamı yoktur sanırım.
türkiye'ye gelince biz halkçı sosyalistleri hiç görmedik. zaten türkiye gibi bir memlekette insanlar ideallerin değil bir şekilde hayata tutunmanın peşinden gittiler.
din meselesine gelince şunu söylemek gerekir. insanlar inançlarıyla huzurlu ve yaratıcı olabilirler ancak. moral motivasyonu bozulmuş insanlardan hiçbir ideolojiye hayır gelmez.
bir de şu: kapitalizm, sosyalizm gibi ideolojileri batıya eklemlenmiş olarak okumak zorunda değiliz. kendimiz olabilmenin entelektüel inceliklerini bulmak zorundayız.
devamını gör...
yukarda tartışılan minvalde bi açıklamada bulunmak isterim, sosyalizm, ya da anarkososyalizm, felsefi boyutta islamla ya da herhangi bir öte dünya anlatısı içeren inanç sistemiyle çelişir. şu anlamda, sosyalizm'in ahlakı yok diyemeyiz, ahlakları vardır, bir ahlak felsefesi geliştirmişlerdir, fakat bu, varoluşçu anlamda bir ahlaktır. Allah'a, öte dünyaya, günah-sevap ilişkisine atıfta bulunmayan, yani referansını daha üst bir boyuttan, mesela dini metinlerdeki emirlerden değil, buradan, dünyadan, insandan alır.

özetle, sosyalizmle islamın çeliştiği yer, ahlak felsefesindeki referans noktasıdır.
devamını gör...
ne yöne çeksek o yöne gidebilecek ideolojidir.
genelde komünizm ve marksizim ile bir tutulmaktadır ne yazık ki. ve bunun sadece sosyalizm düşmaı sağcılar tarafından değil, aynı zamanda sosyalistlerin çoğu tarafından da yapılması en büyük sıkıntıdır.
ben sosyalistim, ama ne marksizmi kabullenebilirim ne de komünist düzenin oluşabileceğine ihtimal verebiliyorum. sosyalist düzen temeli ekonomiye dayanan bir düzendir. sen bu düzene uygun düşen sosyal ve ekonomik düzeni yaratırsın. senin görevin dini ve milli değerler hakkında yorum ve hükümlerde bulunabilmek değil, bu değerlere uygun düşen nitelikte sosyalist düzende bir devlet oluşturabilmektir.
sosyalizmi biz markstan, leninden, stalinden, maodan öğrenmedik. şeyh bedrettinlerden, ebu zerrlerden, sultan galiyevlerden öğrendik. ve bu ülkede sosyalist düzeni oluşturmaya çalışırken de bu üstadların yolundan ilerlemeliyiz. materyalizm müslüman toplumda sökmez. amaç bugünkü değer yargılarından taviz vermeden sınıfsız bir toplum yaratabilmektir.
sosyalizm islam'a terstir diyen hocalarıma çok affedersiniz ama kıçımla gülüyorum din kardeşlerim. sosyalizm islam'a ters de kapitalizm mi uygun bre densiz ? kulun kula kulluk etmesi mi uygun yoksa sadece Allah'a kulluk etmesi mi ? tabi bizim bir takım hacıların, hocaların sınıfsız toplum işlerine gelmediği için, cepleri fazla dolamayacağı için bu ideolojiye şiddetle karşı çıkıyor ve islam'dan uzak tutmaya çalışıyorlar. ama ben eminim ki bir gün Allah bize böyle bir düzen içinde kulluk etmeyi nasip edecek. belki 20 yıl sonra belki 200 belki 2000...
devamını gör...
türkiye'de özellikle islami kesim tarafından anlaşılmasında güçlük çekilen kavram. gerçi muhafazakarlar ne anlar sosyalizm'den?! onlar atatürk posterlerini camlardan atarak libido tatmini yapmakta, yemiş oldukları demlerle ayakta durmaktalar.

kendi omuzlarınla yükselebilirsin, diğerinin omuzlarına basarak değil.
devamını gör...
islami kesim tarafından anlaşılmasına gerek olmayan kavram. sosyalizm bir ütopyadır. teoride vardır pratikte yoktur. sosyalizmin ilerleyen safhaları faşizm ile kol koladır. aynı tarihte uygulanılmaya çalışıldığında olduğu gibi. islami kesime islam yeterdir. tüm arananlar onda vardır.
devamını gör...
komünizm milliyet,vatan,dil engellerini aştı ama meydana getirdiği birliği sınıf esasına dayandırdı.komünist toplum tipi de klasik roma toplumunun bir başka şekliydi.roma toplumu eşraf sınıfına dayalı iken komünist topluluğu işci sınıfına dayanmaktadır.aynı zamanda diğer beşeri ideolojiler gibi insanı tanımadı ve fıtratla ters düşünce yıkılmaya mahkum oldu,fıtratı tanımadan özel mülkiyeti http://reddetti.Ve son olarak insanın temel ihtiyaçlarını konut,ekmek,cinsellik olarak belirledi;bilmiyorum bu hangi canlı grubunu hatırlattı size?
devamını gör...
ihl sözlük camiasında bir türlü anlaşılmayandır. gidin justin bieber dinleyin la! sizin neyinize olum sosyalizmle uğraşmak? hugo chavez'den bahsetsem tolga abi gelir aklınıza. zıbarın yatın la, deli etmeyin adamı!
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar