ergenliğinde, üniversite hayatının ilk yıllarında asi sıtayla* takılan yazarlarımızın girişimleridir.

erkana zorla kandırarak benim bölümü yazdırmıştım akşamları okula tek gidip gelmeyim yolda falan sıkılmayım diye. olm bizim bölüm çok kolay lan gibi sözlerle ikna ettim. erkan yazıldı ama kadere bak ki aynı sınıfa düşmedik. o ara benim amcaoğlunun öğrenci evi var haftada 2-3 gün gidiyoruz. gece yarılarına kadar sohbetin muhabbetin gırgırın şamatanın dibine vuruyoruz. o evin kapısı açılınca sanki bana cennetten bir kapı açılıyordu. yemekten sonra hemen sofra başında sigara yakmanın mutluluğunu bana şu zalim dünyada başka hiç bir şey vermiyordu. çok istiyordum o evde yaşamayı. düşünsene her türlü muhabbeti ediyorsun sürekli batak oynayacağın 4 kişi var yemekten sonra sigara içiyorsun okey takımı da almıştık başka ne isteyebilir, daha fazla ne beklentisi olabilir bir erkeğin bir evden?
evde sürekli huysuzluk çıkartmaya başladım ebeveynlerimin bana defol git ulan bir daha ayak basma bu eve demesi için ama olmadı. çünkü çok kaygısız bir babam var bir yıl eve gitmeyim abartmıyorum bir yıl aramaz beni nerdesin lan diye. lakin anam öyle değil her gün 18:33 dedin mi ara nerde kaldınız diye. kadın çok iyi bir dizi senaristi olabilir lakin fırsat vermemişler iki dakkada yazar çizer hemen. bi cuaramdan çekiyim bi çay içiyim durun bi.
erkanın kanına girdim kuzen bu ev yakın olm zaten okula yürüyerek gider geliriz eve git gel sıkıntı hep bize anasını satıyım gel buraya taşınak diye. eve rest çekip geliyok olm buraya dedim tamam kuzen dedi oda. eve gittim o akşam elbiseleri çıkartıp attım anam bağırdı dağıtma lan ortalığı insan gibi çıkar katla yerine koy o elbiselerini diye. bunu diyen sen misin hemen resti çekip atarlandım. ulan elbiselerime bile karışıyorsunuz benim bu evde yerim yok gidiyorum dedim hemen bir çanta hazırlamaya koyuldum. anam göndermem diyor mu dur olm etme eyleme gitme diyor babam her zaman ki umursamazlığıyla sigarasını yakmış tv karşısında tayyip erdoğana verip veriştiriyordu. sınavlarım var zaten onlara çalışacam erkanla diye çıktım gittim. adam gibi rest bile çekemedim la eve.
efendime söyleyim erkanda sınavalara çalışacam diye çıkmış evden o da kaçamamış yani. çarşıda buluştık atladık gittik talastaki eve. arkadaşlar bizi görünce çok sevindi baba siz acıkmışsınızdır makarna yapak da yiyek dediler. makarnamızı yedik yarın sınavımız ola ola batağın başına çöktük. oturduğumuzda 8 di kalktığımda saat 3 tü masa olmadığı için bağdaş kurarak oynuyorduk. uzun süre kalkmadığımız için kalkamadım gece sürüne sürüne gittim yatağa. gecede3 paket camel box bitti. sigaralar bitince de uyundu zaten.
arkadaş ikinci gün oldu yine makarna üçüncü gün oldu yine marka her gün her öğün makarna yedik. insan evladı yumurtaya muhtaç olur mu lan yumurtaya muhtaç oldum. para dayanmıyordu 85 kuruş fotokopi parasını harcadım diye erkanla da tartıştık ulan o biz son paramızdı yarın nasıl fotokopi çektireceğiz dedi. sustum bir şey diyemedim adam haklıydı. 6.günün sonunda erkana okuldan gelirken olm bu böyle olmayacak evimize gidek lan artık. anamın yemeklerini sıcak yatağımı, sıcak suyla banyo yapmayı özledim dedim. o benden de dertli çıktı tamam olm gidek ki yoksa ölecez lan biz bu evde dedi. ihlas elektrikli şofben vardı. aga şofbenin ayarı yoktu ya çok sıcak olup yakıp kavuruyordu ya da soğuk akıyordu ılık diye bir kavram yoktu o şofbende. eve geldik valizi topladık gittik arkadaşlar baba nereye la iyice alıştıydık size deseler de arada uğrarık gurban biz dedik öylece çıktık.

to be continued.
devamını gör...
sünnetçiden kaçmam sayılırsa, evet evden kaçtım. lakin muzaffer(ismini hiç unutmam) benden 3-4 yaş büyüktü. köşeyi dönemeden yakalamıştı. muzaffere selam yolluyorum buradan.
devamını gör...
yaş 18 : evden kaçıcam artık yeter yaaa !...
yaş 27 : evden kaçıcam artık yeter yaaa !...
(kaçamadı,annesi hala ekmek almaya gönderiyo)

edit :gitmişken bim'e de gidip yoğurt da alacakmışım..
devamını gör...
ya maaşı bölüştürdüm,araba falan aldım,dedim ki evden kaçıp ayrı bi eve çıkayım,filmlerdeki gibi son ses klasik müzik eşliğinde tek başıma sigaramı yakıp hiç çekinmeden manzarayı keserim,aylık 500 falan bağladım.evi eşyayı falan ayarladım sayılırdı,tam eve çıkmaya gidiyodum,diskleri de tornalatmıştım biliyon mu,arabanın biri çıktı yola,benim de frenler tutmasın mı...vitesi 2 ye falan düşürdüm,yavaşlattım biraz ama nafile.dedim çarpıcan aga kaçarı yok,bari kaput girmesin sol önü çarp,öylece öndeki passata sağ arka çamurluğundan ağır şekilde geçirdim.benim arabanın sol ön mahvoldu tabi,kapı açılmıyodu dışarı zor çıktım.sonra wanted filmindeki sahne gibi trafikte gözler üstümde,ağzımda sigara,teypte ibrahim tatlıses'ten yalan parçası sağ şeritten 20 yle sanayiye götürdüm arabayı.3 bin masraf çıktı tabi eve çıkma işine para falan kalmadı.*

sonra "yine eve çıkamadın ya la" dedim kendi kendime.o gün bugündür odamın balkonunda kulağımda klasik müzik,çekine çekine sigara içiyorum. *
devamını gör...
yazarların hatırlayıp hatırlayıp tebessüm ettiği girişimlerdir.

orta okuldaydım ergenliğimin doruk noktalarında yani. anam niye ders çalışmıyon deyip sinirlenmişti atar yapıp gidiyom evden lan deyip kapıyı çarpıp çıkmıştım akşama geri döndüm tabi. ergensin olm nerde kalacan ki? bir kere de amcamgile gitmiştim.

( #1079847 ) kaç yıl sonra bile kaçamamışım yine dayanamayıp eve gitmişim vay be.
devamını gör...
sene 1990'ların başı, lise1 bitmiş ve yaz tatiline girmişiz. babam, sırf mahalledeki elemanlarla takılmayayım diye ya köye git ya da medreseye diye iki seçenek sundu. köy güzel fakat mahalledeki elemanlarla takılmak daha keyifli. o yüzden medreseye gitmeyi kabul ettim.

medrese de hakiki medrese, öyle kur'an kursu filan değil. zaten çocukluğum mederesede geçmiş. babamın dayısı bildiğin molla ve köyde medresesi vardı. biz o medresede büyüdük. mesela kur'an okumayı ne zaman öğrendiğimi hatırlamıyorum. hakeza, namaz sürelerini, hatta komple amme cüzünü - şems süresi hariç- ne zaman ezberlediğimi bile doğru dürüst hatırlamıyorum. kendimi bildim bileli kur'an okumayı biliyorum ve amme cüzü komple ezberimde. ilaveten karabaş tecvitini, sayfa kenarlarındaki osmanlıca yazılı ilmihal blgileri de dahil ezbere biliyorum. bama durumumu bildiğinden normal cami kur'an kursu yerine o yüzden medrese diyor. molla dayım, yani babamın dayısı çoktan kapatmış tabii köydeki medresesini... artık ders vermiyordu...

bu arada, mahalleden bahsetmesem hikaye eksik kalır. mahalle, tipik bir erzurum mahallesi. koyu muhafazakar, milliyetçi. sıradan insanlarının yanında kabadayısı, külhanbeyi, vs. ne ararsan var. babamı endişlelendiren ise mahalledeki gençler. az bıyığı terleyen racon kesmeye başlar. en fazla okuyan ortaokul mezunu. ondan sonra ver elini sanayi... babamın ideali ise benim okumam. haliyle o ortamdan uzak tutmaya çalışıyor. mahallede benim yaşıtlarım içinde sadece iki kişi lise mezunu. ben o diğer arkadaşı geçtim ve üniversite okudum. murat ise belediyede zabıta oldu... geri kalanlar sanayiden devam ettiler, bir kaç tanesi mafyaya karıştı. bir-ikisi hapse girdi-çıktı vs. mafyaya karışanlardan biri bursa'da öldürüldü 23 yaşında...

elhasıl, medreseye başladım. hergün sabah 8 de ders başlıyor akşam namazı kılındıktan sonra eve geliyorsun. hoca huysuz, aksi bir adam. beni o az evvel anlattığım halimle tuttu elif-ba'dan başlattı. yalnız mederese çok canlı, cıvıl cıvıl. bir kaç tane üst düzey ders alan hocanın talebeleri var, onların haricinde arapça okuyanlar var. geri kalan herkes ya hafızlık yapıyor, ya da normal kur'an okumayı öğreniyor. tabii ben elif-ba'dan acayip sıkılıyorum. en küçük br mahreç hatasında bile ceza verdiği yetmiyormuş gibi, ders de vermiyor. yani o günkü dersi geçemiyorum. uzatmayayım, hocayla fena kapıştık. zaten nerede bir vukuat var, başrolde ben ve bizim mahalleden abdurrahman var. o da hafızlık yapıyor. ilk cigaramı da o abdurrahmanla içtim, hem de medresenin kuytu bir köşesinde... yakalandık, falakaya yatırıldık, hücreye kapatıldık. öğlen zaten sadece bir tas çorba var; üç gün o çorbayı da vermediler.

medrese ile iplerin koptuğu olay: hoca ders okumam için o üstdüzey talebelerinden birini görevlendirdi. dersini sen dinle, güzelcene yapmışsa dersini ver deyip gitti. abinin adı molla yunus. tabii hoca ona molla yunus diyor. ben ise yunus abi... oturdum karşısına dizüstü, güzelcene okudum dersimi ve hiçbir hatamı söylemedi. ama ders vermiyorum dedi. benim tüm şalterler attı. verirsin, vermem derken yunusla kapıştık. en son rahleyi katlayıp kafasına indirdiğimi hatırlıyorum. iki seksen uzandı bu hücrede ve ben kaçtım...

to be continued...
devamını gör...
genellikle ergenlik döneminde veya çocuklukta yapılan girişimlerdir.zamanında bizzat şahsım tarafından da başarısız bir operasyon gerçekleştirilmiştir. 10-12 veya bilmem kaç yaşlarındayım. ablamla kavga ettiğimizden sebep evden kaçtım . ya da kaçmış gibi yapmıştım desem daha doğru olur. evimizin altındaki kömürlüğe saklandım. bi' yarım saat sonra annemin camdan '' yemek hazır '' diye bağırmasıyla kendimi kapının önünde buluverdim. her neyse başıma ne geldiyse bu pis boğazım yüzünden geldi zaten. *. velhasıl kelam bir evden kaçmayı bile beceremedim. *
devamını gör...
5 yaşında ailemin yaramazlık yaptığım için beni odaya kilitlemeleri sonucu camdan kaçma eylemimdir.

sonra daha çok kızdılar ama onlar da beni kilitlemeyecekti arkadaş. özgürlüğüne düşkün insanım ben.*
devamını gör...
(bir adet girişiminiz var)

yalnız kaçtığınız evi iyi ayarlayın. mutlaka kaçtığınıza dair bir ibare bırakın. sonra benim gibi misafir gidilecek ve haberinizin olmadığı eve kaçmayın. sonra akşam karşılaşılır ve istiyorsan burada kal lafını işitebilirsiniz. sonra dedim ki bu bir işaret kaçmayacağım savaşacağım sivilcelerimle.
devamını gör...
valla yaşımı hatırlamıyorum.
küçük kardeşimle çok fena yine kavga etmişiz.
birimiz evin bir köşesinde diğerimiz öbür köşede pis pis birbirimize bakıyoruz.
köy evlerinin salon denen yerini bilen bilir baştan başa yürümek zaman alır. o kadar büyük yani.
neyse elime bu kahvehanelerde olan metal kül tablaları olur ya onlardan geçti.
frizbi misali nasıl salladıysam tam burnuna oturdu.
nasıl bir kan geliyor burnundan anlatamam.
babamla göz göze gelişimiz ve evden kaçışım geliyor aklıma.
sonra ilçede aldım soluğu istanbul'a kaçmayı düşünürken bizim akrabalardan ve otobüs sahiplerinden mustafa abi var o gördü beni.
ne arıyon burda falan derken arabaya attığı gibi eve götürdü.
en güzel dayaklarımdan birini yedim.
devamını gör...
#1173358">#1173358 devamı...

bu arada ders alamamak büyük kabahat. ee zaten akşama kadar tek amaç ders almak. o dersi de alamadın mı olay kopuyor. falakaya yatırılıyorsun, hoca hususi değneğiyle bir ter atıp ondan sonra başkasına veriyor, o devam ediyor. yani molla yunus'un öylesine "ders vermiyorum" demesi benim için açık bir yıkım. işin ucunda falaka var. hatta hücre... hücreye alışmıştım gerçi ama falakaya alışmak diye bir şey yok. o gün bugündür ayakkabı giymiyorum zaten. nal çaktırdım ayaklarıma... koşarak çıktım medreseden. tam kendimi bahçeye atmıştım ki, hocayı gördüm bahçenin içindeki küçük çeşmenin yanındaki bankın üzerinde. bi an tereddüt ettim ama artık durmak için çok geçti. en son "durdurun şu gafili..!" diye haykırışını hatırlıyorum. sokağa çıkmıştım ama koşmaya devam ettim. kavaflar'dan tebrizkapı'ya çıktım. saat daha erken eve gitsem annem sorgu suale çekecek. o yüzden vakti doldurmam lazım. caddeden gitmeye gözüm kesmedi tanıdık biri çıkar diye o yüzden arka sokaklardan kendimi erzincan kapının arka tarafında bizim çocukların takıldığı kahveye attım.

kahvede otururken karşı masada bir grup hararetle birşeyler konuşuyorlardı. bi ara kulağıma çalışacak adam lazım lafı geldi. kulak kabarttım, evet adamlar çalışacak eleman arıyorlar. ocakçı bizim mahalleden biri. baktım onunla da bayağı samimiler. o samimiyete güvenerek "adam lazımsa çalışırım abi ben" dedim. şöyle bi nazar ettiler; boy var ama cılız, sıska bir eleman. orman işi dedi biri. dedim farketmez. yevmiye şu kadar, dedim bana uyar. o arada birisinin bizim ocakçıyla işaretleştiğini farkettim. sanırım ondan da ok aldılar benimle ilgili. tamam dediler, yarın eşyalarını al mahallebaşı'nın oradaki minibüs garajına gel. akşam namazını muratpaşa camiinde kılıp eve gittim.

bu arada, babam karayollarında çalışıyor. yazları komple şantiyede, asfalt döküyorlar. ayda bir eve gelir, üç gün kadar kalır. çamaşırları yıkanır vs. tekrar şantiyeye döner. o sene de ağrı'dalardı sanırım. anneme yemekten sonra yarın köye babannemin yanına gideceğimi söyledim. medreseyi bırakıyorum dedim. annem itiraz etmedi. tamam dedi. normalde her akşam abdurrahman bize uğrardı ama o gün benim vukuat yüzünden hoca bunu eve bırakmamış, medresede yatırmış. o yüzden işin kokusu çıkmadı. çantamı elleriyle hazırladı annem. babaannem için de çay, şeker gibi bir şeyler koydu çantaya. sabah kalktım çantayı aldım, annemle vedalaştım ve çıktım. adamların dedikleri yerde buluştuk. bir minibüse bindik ve ver elini kars posof...


medrese'ye gitmeyince hoca küplere binmiş ve bizim abdurrahman'a çökmüş. molla yunus'un kafa sargıda... abdurrahman'a "git söyle gelsin medereseye, yoksa ben gelir bacaklarından çeke çeke getiririm"diye tehdit edip yollamış. abdurrahman eve gelip beni soruyor, annem köye gitti diyor. mevzu kapanıyor. tabii şimdilik. o medrese ve topal hoca bizim mahallede herkesin bildiği saygı gösterdiği biri. mahalle camii aynı zamanda rufai tarikatının merkezi. merkezi derken öyle bir genel merkez binası yok. perşembe akşamları büyük tevhid bizim mahallede yapılır. akşam namazı kılındıktan sonra yatsıya kadar tesbihat, tövbe-istiğfar, zikir vs. yapılır ve bu herkese açıktır. yatsı kılınır, amenerrasulu'den sonra hoca "ihvanlar, sofiler kalsın diğerleri çıkabilir" der. bu çıkabilir aslında çıkın demek. hususi zikir bizim camide olur ama has dairede. intisabı olmayanlar kalmaz. o program seher vaktine kadar devam eder. medresenin hocası da bu halkaya dahildir. haliyle mahallede herkes bilir ve hürmet eder.

ben evden kaçtıktan sanırım bi 15 gün sonra babam şantiyeden dönerken önce köye uğruyor, sonra erzuruma geliyor. beni soruyor anneme. annem de köye gittiğimi, medreseyi bıraktığımı söylüyor. babam, "ben köyden geliyorum, ffk yok orada. köye hiç gitmemiş hatta anam git de yolla dedi" diyor. ikisinin de tepesinden kaynar sular boşalıyor. tabii öyle cep telefonu, hatta bırak cep telefonunu normal telefon bile yok şehirde. köyde zaten hiç yok. haliyle öyle arayayım, gitti mi gitmedi mi sorayım diye bir şey yok. düşüyorlar ortalığa... sorup soruşturuyorlar ve en son bizim işi bağladığımız kahvedeki ocakçı'nın mevzuyu hatırlamasıyla konu aydınlanıyor. en azından "evet orada olabilir" noktasına geliyor...

to be continued...

devamını gör...
#1173358">#1173358
#1173492">#1173492

posof... ormanda vakti geçmiş, kurumuş ağaçlar kesiliyor, budanıyor; kesilen budanan ağaçlar taşınıyor, istifleniyor. hakeza çok sık olan ağaç kümleri bazı ağaçlar kesilerek seyreltiliyor vs. basit gibi görünüyor ama o yaştaki benim gibi biri için fiziksel anlamda iş bayağı ağır. sabah 7 kahvaltı, 8'de mesai başlıyor; akşam 6'ya kadar. ilk bir kaç gün yemekten sonra yatsı ezanını bekliyorum ve okunur okunmaz kılıp direkt yatıyorum. öyle ortamın keyfini çıkarayım, çay içeyim, kağıt oynayayım vs. yok. şantiyede tek eğlence kağıt oynamak ve bir kaç gün gecikmeli gelen tercüman gazetesinin sayfaları arasında kaybolmak... ben o gazete okuma safhasına ancak ilk haftanın sonunda gelebildim. ayakta kalma sürem arttı. yatsıyı kılıyorum ve şöyle bi bir saat civarı gazeteden bana düşen sayfaları bi tamam okuyorum ve yatıyorum.

ikinci hafta kağıt da oynamaya başladım. ama hem ailemi çok özledim hem de resmen işten iflahım gevredi. bırakmaya da gururum yemiyor, sabrediyorum. iki hafta sonunda ilk paramı aldım. para da para hani... hayatımda hiç o kadar parayı aynı anda görmüş değilim. görmüşsem de cebime koymuş değilim. ekipten beni çok seven ve abilik, amcalık eden birisi vardı, ismi tam emin değilim ama sanırım irfan'dı. irfan abi paranı düzgün bir yere koy, burası şantiye çalınır filan yazık olur dedi. baktım öyle emniyetli br yer yk. dedim abi sende kalsın o zaman. benim öyle emniyetli bir yerim yok. olmaz dedi, sen bana bi şöyle temiz bez parçası bul, ben sana ondan bir cüzdan dikeyim. bulduğum bez parçasından boyna asılacak şekilde bir cüzdan dikti sağolsun. bu arada, hayatımın ilk cüzdanı o cüzdan...

18. gün... şantiyede öğlen arası ama ben resmen canımdan bezmiş vaziyette, elimde maden bardakla bir taşın üzerine oturmuş çayımı içiyorum. bir baktım ilerden iki tane iri yarı adam geliyor. birinin başında hasır kovboy şapkası var. diğerinin yürüyüşü, boyu-posu aynı babam. içime bir kurt düştü acaba babam mı diye. açıkçası bir yandan babam olmasını istiyorum ama diğer taraftan eğer babam olursa ne diyecem ben diye içim içimi yiyor. babam asabi, aksi bir adam. zaten medreseden vukuatlı ayrılmışım. yetmemiş köye gidiyorum diye yalan söyleyip evden kaçmışım. ama artık yapacak bir şey yok dedim kendi kendime. oturduğum kayanın üzerinde şöyle bir doğruldum, uzattığım ayaklarımı toparladım ne olur ne olmaz diye ve beklemeye başladım...

o adamlar yemek sonrası kimisi masanın üzerinde kimisi sağda solda kütüklerin üzerinde keyif çayı içen bizim ekibe yanaşıp ilk gördükleri kişiye bir şeyler sordular. adam oturduğu kütükten doğrulup ayağa kalkarak şöyle bir etrafa göz gezdirdi ve beni işaret etti. aha dedim bittik... ama bir yanım da resmen çiftetelli oynuyor buradan kurtulacam diye... neyse bana işaret ettiler gel diye. kayadan indim ve ağır adımlarla oraya doğru yöneldim. yaklaşınca baktım babam ve yanındaki de hasır kovboy şapkalı da remzi amca. remzi amca'nın olması güzel dedim içimden. babam o'nun yanında o'na saygısından bana bir şey demez. nitekim öyle oldu. ellerini öptüm ve süt dökmüş kedi gibi ayakta, ellerim önde birleşik vaziyette süklüm püklüm dikildim. babam kahkahayı bastı... peşinden remzi amca filan... neyse oturduk, birer bardak çay alıp geldim. konuştuk, anlattım tüm olan biteni. remzi amca "zaten o aksi, huysuz adamdan hoca filan olmaz" deyip başladı ve beni bi güzel temize çıkardı sağolsun. lakin ben dersimi temiz almıştım zaten, fazlasına hacet yoktu...

o üç günlük kalan paramı almadım... babam kendi cebinden verdi.
dini tedrisat konusu benim için o medreseyle bitti. daha ne kursa ne medreseye gittim.
ilk olmasa da kazandığım en yüksek parayı o işten kazandım.
abdurrahman hafız oldu, imam olarak bir köye atandı. şu an diyanet işleri başkanlığı'nda bilmem ne dairesinde çalışıyor.
topal hoca, üniversite'yi kazandığım sene vefat etti. molla yunus'tan haberim yok...
ve medrese, ki erzurum'un açık olan şeyhler medresesiyle beraber iki medresesinden biriydi, ikisi de kapandı...


devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar