sözlük yazarlarının gördüğü beyin yakan rüyalar

aynı gece gördüğüm 5 rüya:
-kabe imamlarıyla tuz gölü'nde gitar solo atıyorduk.
-basket oynarken top dev bir şeftaliye dönüştü.
-bir kavanoz biberiye turşusuyla sohbet ettim.
-berberim sadık abi saçımı yalıyordu.
-kalemimin kocaman poposu vardı ve osuruyordu.
beni hastaneye yatırsanıza.
devamını gör...
-cia ajanıydım. havada elim tanımlandı ve bir bina oluşturdum.
-uzaylıya evlatlık verildim. sevgili uzaylı babacığıma kavuşacakken bir dev'e dönüştü dünyayı kurtarmak için.
-melekten kırmızı ve mavi mendil aldım.
-kendimle karşılıklı sohbet ettik.
devamını gör...
aynı rüya içinde hem dedemin hamile kaldigini, hem 60 puanla hukugu kacirdigimi, hem kizinizin artik askerlik vakti geldi diye gecenin ucunde jandarmanin kapiya dayandigini, hem de kuzenimle birlikte yagmur birikintisine atlayip intihar ettigimizi gormustum gecen gunlerde.
devamını gör...
beyin yakan rüyaların görülmesi anormal değildir. zira beynimizi yanıltan beynimizi şaşırtan türlü teknikler ve görüntüler çağında yaşıyoruz. bilgisayar oyunları, filmler, ışıklar, sesler hep uçuk kaçık hale geldi. hatta insanların kıyafetleri bile o uçuk kaçık rüyaları gördürebilir. tabir ederken küçük düşünmek lazım.
ben dün gece rüyamda değerli bir hocamı gördüm. bugün ise bir eczanede o değerli hocama tıpatıp benzeyen bir amcayla tanıştım ve uzun süre sohbet ettim. sohbet ederken sanki hocamla sohbet ediyor gibi hissettim. rüyam beyin yakan bir rüya değildi ama tabiri çıkınca beynimde bir ışık yandı. rüyalarda görülen kişiler genelde benzerleriyle tabir edilmelidir.
devamını gör...
rüyamda sözlüğü gördüm. entryleriyle sıkça karşılaştığımız moderatör muhalefetül lügateyn pilotun yanındaki koltuktan bilet almış, bunu da sözlükteki bir entrysi vesilesiyle öğreniyorum. ben de o sırada rüyamda havaalanında çalışıyorum ve diyorum ki "hocam size bunu satmaları uygun değil! siz pilotun muavini misiniz ki pilotun yanındaki koltuğu satmışlar size?" pilot muavini nedir yahu, copilot işte...

böyle enteresan bir rüyaydı işte. zaten şu sıralar çok rüya görüyorum. bunu gördükten sonra da bir sürü rüya gördüm.
devamını gör...
hatay da bir fırından meşhur konya etli ekmeği alıp bursa çınar altında yediğim üstüne hatay künefesi aldığım rüyadır.

diyar diyar anadolu konseptli bir terliğimi sosa banıp yemediğimin kaldığı nadide bir rüya..

bilinçaltım altım burdan sana da çok teşekkür ederim!
devamını gör...
yaklaşık 9 sene önceydi. o zaman gebze'de ikamet ediyorduk ve kiracısı olduğumuz ev, bir sitede giriş kattaydı. gebze'ye yerleştiğimizin ilk senesinde, hiç kimsenin el sürmediği apartmanın bahçesinde kendimce birşeyler yapma kararı aldım. ayşe arman kararlılığıyla "kimse yapmazsa ben yaparım" deyip, kafamda bahçeyi nasıl edebilirim diye düşünmeye başladım.

bu kararı aldığımda kışın son günleriydi. bahçeye birşeyler ekmek için önümde zaman vardı ve öncelikle ekim yapacağım alanı temizlemem gerekiyordu. bahçenin ilk günden beri hiç dokunulmamış olan toprağında, hala inşaattan kalma taşlar, etraftan atılmış çöpler, uçuşarak gelmiş naylonlar, hiç budanmamış çalılıklar vardı. epey bir temizlik işi vardı, hiç vakit kaybetmeden toparlanması gerekiyordu ki ekilecek olanlar için alan hazırlansın...

havanın güzel olduğu günlerde en az iki torba çöp toplama şartı koydum kendime. o inşaat kalıntılarını, çalıları, çöpleri toplayıp her gün atar olmuştum. 10 - 15 gün içerisinde bahçenin toprağı gözükmeye başlamıştı nihayet... ancak yine çok bakımsız olan bu toprağın da zenginleştirilmesi gerekiyordu, toprağın da besine ihtiyacı vardı ve etrafta maalesef gübre bulmak imkansızdı.

bu meseleyi klasik bir yöntemle çözmeye karar verdim. evden çıkardığım sebze ve meyve kabukları gibi organik atıklarımı toprağa gömmeye başladım. başlarda hergün peyderpey bu gömme faaliyetinde bulunuyorken; sonraları 2-3 güne ve gitgide de haftada bir yapmaya başladım. şöyle bir taktik geliştirmiştim: bir hafta boyunca buzdolabında bir poşette o atıkları biriktiriyor ve hafta sonunda kazdığım bir çukura gömüyordum. bu gömülen atıklar en geç iki ay içinde tamamen toprağa karışıyordu ve çürüdükleri yerdeki toprağın rengi koyulaşıyordu. bu şu demekti: daha humuslu bir toprağım olmaya başlamıştı. :)

zaman geçip çiçeklerin ekilme zamanı geldiğinde, bahçem için çiçekler bulmaya başladım... seçtiğim çiçekler kolay yetişen ve bakımı zahmetsiz olan türlerdi genelde... bu sebeple de bahçenin duvarının olduğu kısma akşam sefaları ekmeyi tercih ettim. hem tuğlalı duvar görüntüsü kapanacaktı, hem de diğer kısımdaki görece daha kısa boylu olan çiçeklerin güneşi engellenmeyecekti.

konu komşudan edindiğim on tane kadar akşam sefası fidesi için yerler belirledim kendimce... duvar boyunca her bir fide için çukurlar oluşturdum ve özenle ektim her birini... can suyu denilen ilk sulamalarını da yapıp Allah'a emanet ettim. birkaç gün içinde fideler ektiğim yerlere tutundular ve büyümeye başladılar. her akşam suluyordum onları çünkü, gündüzleri hava çok daha sıcak olmaya başlamıştı. akşam üzeri sıcaklıktan yaprakları adeta kendilerinden geçiyordu.

ilk boy atıp serpildikleri günlerde, bir tuhaflık farkettim. o on kök akşam sefasının en baştaki 3-4 tanesi büyümüyordu. toprağa ve yaşama tutunmuşlardı ancak, diğerleri hızla büyürken onlar hala aynı uzunluktaydılar. üzülmüştüm... niye büyümediklerine bir anlam veremedim... belki birkaç gün içinde onlar da toparlanır diye umdum, beklemeye başladım. tam o bekleme süresindeyken hayatım boyunca asla unutamayacağım bir rüya gördüm...

rüyamda ektiğim akşam sefalarını görüyordum, bahçedeydim. herşey normal görünüyordu, her günkü gibi... çiçeklere bakarken bir ses duydum rüyamda... ses o büyümeyen akşam sefalarının olduğu taraftan geliyordu. şımarıkça, şuh edalı bir kadın sesi idi ve bana aynen şöyle dedi:

"niye bakıyorsun öyle, yanıyoruz burda!!!"

sesini duyduğum şey o en baştaki akşam sefası idi!!! rüyamda o sesi duyar duymaz hissettiğim şey koca bir mahcubiyetti... yutkundum ve o mahcubiyet duygusuyla da uyandım... sabah olmuştu, hava aydınlıktı. hemen bahçeyi gören cama koştum... ne olduğunu gayet iyi anlamıştım çünkü...

bahçede biraz eğim vardı, en baştaki akşam sefası ile en sondakinin arasında yaklaşık yarım metre kadar bir eğim vardı. bu sebeple de en baştaki çiçeklere döktüğüm su, diplerinde barınamıyordu :) su o çiçeklerden kaçıp en aşağıda olanlara geliyordu çünkü. Allahım! o an nasıl sevindiğimi anlatamam...

hemen bahçeye koştum... o suyun kaçtığı çiçeklerin diplerini kabartıp toprakla bir nevi bariyer hazırladım. bolca su döktüm ve o günden itibaren gözlemlemeye başladım. bir hafta içinde o büyümeyen çiçekler diğerlerine yetişiverdiler.

bu anımı bugün hatırlamama vesile olan; bir kardeşimin paylaştığı, kendi bahçesinin fotoğrafları oldu... o binbir emekle baktığı gülleri bana da, yıllar öncesinde gönül bağı kurduğum akşam sefalarımı anımsattı.

ve bir de her canlının ortak dilinin sevgi olduğu gerçeğini...
devamını gör...
sözlüğe bir tanım girmiştim ancak küfür ya da hakaret içermediği halde sansürlemişti. ben de girdiğim tanımın eksik kısmını hatırlayarak " Allah Allah, küfür geçmiyordu oysa ki.." diyordum içimden. hatta tanımın bir bölümü görünürken bir bölümü sansürlenmişti.

düşündüm de böyle bir özellik gelebilir sözlüğe. tanım uzun ise ve sözlük içi atışma çerçevesinde değilse hakaretin geçtiği paragraftan itibaren sansür konabilir. böylelikle uzun olan yazı bütünüyle sansüre uğramaz. eyy yazılımcı hocam, yazarların sesine kulak ver hele! *
devamını gör...
bir mafya babası ile evlenmiştim. adam 100 kg ve 1.70 yok bile. neredeyse ben tepesinden bakacağım adamın. bundan kurtulmak için sürekli bahane uyduruyorum. bir gece ev ateş altına alındı. sonra herkes silahlandı felan. çatıştılar. arada bir kediciğe bir şey oldu ama ne oldu anlayamadım. benim mafya babası yendi. her dediğim oluyordu doğal olarak. kediyi eve almak istedim, aldım. her istediğim yapılıyordu ama ben mutlu değildim ki...
ben evlenmek istemiyorum. kabuslarım oldu resmen evlilik. uzak dur benden! (bkz: ay hoşt ulan)
devamını gör...
bir kulenin balkonundayım. yerin neresi olduğundan tam emin değilim ama etraf taş binalar, ve böyle sarı renk hakim. etrafta savaş var ben nasıl geldim yahu buraya diyorum. yanımda üniversiteden arkadaşım. suriye mi acaba yoksa ırak mu diye tartışıyoruz. o sırada kulağımın yanından bir mermi geçiyor görüyorum onu. ben binme yahu derken arkadaşım dur ben halledeceğim deyip pompalı tüfeğini çıkartıyor benimde elime al bombaları sıkıştırıyor hadi ne duruyorsun diye. bi yerleri uçuruyoruz. ayılana kadar o mermi senin bu yıkım benim türlü tuhaflıklar peşinde dolanıyoruz.
devamını gör...
kucağımda ağlayan bir bebek var. bebeğim olduğuna dair hissiyat da. aç mı değil mi sıkıntısı nedir en ufak bir düşüncem yok. bebeği sadece izliyorum. birden ileriye bakıyorum ve kalabalık sokakta yürüdüğümü anlıyorum. karşıdan rastgele gelen bir kadına bebeğimi veriyorum ve yürümeye devam ediyorum.
bebekleri de çok severdim şahsen niye ki..
devamını gör...
bir grup adam okyanusta the cranberries 'in zombie şarkısını söylüyordu. gökyüzünde beyaz tahtta kel bir adam vardı. töbe estağfirullah..
devamını gör...
yeşil bir alanda kocaman leğen içinde gümüş gibi parlayan bi sürü kımıl kımıl balık gördüm. o ara babaannem geldi ayıkla bunları hadi dedi. sonra iş arkadaşımla başladık kafalarını koparmaya. tam ay ben yapamam derken başka bi mecraya geçtim. bi arkadaşı uzun süre sonra görünce boynuna sarılmış ağlıyordum. sonra sustuk trip attı falan. üzerim epey açıkta kalmış. yoruyor insanı bu rüyalar.
devamını gör...
tesettürüme elini sürmeye kalktı eli kuruyasıca. aç açmam, aç açmam, polisler felan bir süre kaçtım yanımda bir sürü çocuk, ablam felan da var. kucağımda bir erkek çocuğu en sonun da bir tanıdığıma sığındım. hala tüm vücudum titriyor. ya rabbi sen bu ülkeye o kötü günleri tekrar yaşatma. tesettürüme, dinime elini süreni iki dünyada da kahreyle. amin. *
devamını gör...
öğlen arası bir yarım saat kestireyim dedim başıma gelen rüyadır.

şişman kareli şort giyen bir çocuk annesinin yakalamasından korka korka kırmızı eti çiğ yiyordu.
ben de kapının arkasından onu seyredip gülüyorum.

sanırım hiç iyi değilim. *
devamını gör...
aktütün karakolunda g3 yüksek tutuşta 500 tane askere komanda andı okutuyordum. havada ! karada ! denizde ! çölde ! kısmında dağın yamacından ateş açılmaya başlandı. herkes siper alırken zemine çivilenmiş gibi hiçbir yere kıpırdayamadım ve resmen kurşuna dizilmeye başladım, yere düştüm, elimi bağrıma koydum, ellerimi kendi kanımla kıpkırmızı gördüğüm anda uyandım.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar