sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

2441.
küçükken arkadaşlarımı evimize davet etmek istemezdim. annem gelen arkadaşlarımın ayaklarına bakar yıkamalarını isterdi. her zaman kapının yanında hazırda duran deterjanlı bir kova su vardı. arkadaşlarım tek tek ayaklarını kaldırır annem de onları deterjanlı suda yıkadığı bezle silip öyle içeri alırdı. ayağında çorabı olan arkadaşlarım da, çoraplarını çıkarıp kapının arkasına bırakırdı. çok kızardım, aslında daha çok utanırdım. evcilik oynamaya gelen arkadaşlarım annemin huyunu ezberlemişlerdi. artık annemin bir şey demesine bile gerek yoktu. annem kapıyı açar gözlerini onların ayaklarına diker, onlar da anında ayaklarını kaldırıp anneme doğru uzatırlardı. içeri odama geçtiğimizde ise 5 dakika da bir gelip ''aman çocuklar! yatağa oturmadınız di mi ben yine de şunu üstüne bir örtü sereyim de ne olur ne olmaz. malum dışarıdan geliyorsunuz elbiselerinizle kaldırıma taşlara oturup toz oluyorsunuz. siz şöyle yerde serili duran örtünün üstünde oynayın bakim.'' derdi. o anlarda içimden, ağlamak istemekten başka bir şey gelmezdi. evet benim için yaz ayı demek işkence ayı demekti. bilirsiniz çocuklar yazın gelişine çok sevinirler. onlar için yaz demek, sokak demek. bu da onların en iyi bildikleri iş demektir. top oynamak, ip atlamak, seksek oynayıp terlikleri parçalamak, yalın ayak koşmak üstünü başını toz toprak yapmak bunlar onlar için normal şeyler, benimse asla ve asla yapamayacağım şeylerdi. her zaman temiz ve pırıl pırıl olmak gibi bir zorunluluğum vardı. çünkü benim annem temizlik hastasıydı. böyle bir gerçekle yaşamak zorundaydık. eğitimli üstelik öğretmen bir kadına hiçte yakışmayan davranışlardı bunlar. dedim ya küçüktüm anlamıyordum anlam da veremiyordum annemin davranışlarına. babama şikayet ederdik annemi. bizi arkadaşlarımıza rezil ediyor neden böyle yapıyor diye ağlardık. bilemezdik bunun bir hastalık olduğunu. istem dışı yaptığını. kendini yiyip bitirdiğini tüm bunları bilemezdik. ama babam bilirdi. ve bir şekilde o çocuk aklımıza girip kalbimizi tamir etmeyi başarırdı. biz unuturduk, biz uyurduk....
devamını gör...
2442.
kedim oyun oynamak istiyo,ödev bitirilmeyi bekliyo,bünye uyumak istiyo,fikir kitap okumak, mide yemek istiyo,ruhumsa bambaşka ve ben biraz el etek çekmek dünyadan..istekler hiç bitmiyo -ta ki ölene dek.
devamını gör...
2443.
nerede başlayıp da nerede dağılmış, nerede bitemeyeceğini anlamıştı bu hikaye? bir selam, bir selam daha, bir tebessüm, bir uyarı, bir teşekkür. derken bir merak, bir selam, bir merak, bir hayal... ve en son anlamsız ama büyük bir aşk... adı çabuk konmuş bir aşk ama ismine yakışır bir hal...
sonrası ise bildik acılar işte. rüyalar, hayaller, umutlar, karamsarlık, küslükler, kırgınlıklar, vazgeçemeyiş, itiraf, ağlama nöbetleri vs... kıskançlıklar. olmayan kişilerden, hayallerden sakınmalar. kabulenmeyişler, reddiyeler, ısrarlar, özürler... gidişler, dönüşler, gidemeyişler... sancılar, sancılar, sancılar...
sonrası sen sağ ben selamet.
gelmeyecek birini beklemenin ağırlığı, kırılmış bir kalbin sancısı, dermanı kendisi olan bir derdim var dünya yükü olarak. dünyalar sizin olsun ne gam!
devamını gör...
2444.
hıçkırık birikti boğazıma,içim acıyo. gözüm bırakmıyo yaşlar insin içime içime ağlıyorum.insan demek ki böyle böyle yer bitirirmiş kendini.
devamını gör...
2445.
hep bir hayvan beslemek istedim; kuş, kedi, köpek.. ama annem ve babam hiç izin vermedi. titiz bir anne memnuniyetsiz bir babayla yaşamak nedir bilir misiniz? şimdi odam da kendi kurduğum küçük bir böcek kolonisi ile mutlu olmaya çalışıyorum, az da olsa yalnızlığımı paylaşıyorum. ben tavanda oluşan örümcek ağlarına, duvarda gezen kalorifer böceğine ve ışığın etrafında dönen yeşil b*k böceğine hasret büyüdüm. işte bütün sorun bu.
devamını gör...
2446.
24ümün ikinci günü, kazık kadar olmuşum, hala çocukça küskünlüklerim var, hala ergen melankolisi yapabiliyorum, neyse ki hala çok komiğim.
devamını gör...
2447.
bırakalım artık bu işleri, bi cafe açalım. sokak çocuklarına beleş poğaça veririz söz. kurabiye de veririm ben sokakta oynayan çığırtkan kız çocuklarına. cuma vakti kapatıp mahallede yasin okumak için toplanan teyzelerin yanına gideriz, okunmuş çörekotu falan katarız böreklere. her şey daha sakin daha özümsenmiş olur belki.. çay kaynar hep, suyu buyunu aşar belki...
bırakalım bu işleri artık, daha sevimli hedeflerimiz olsun. elimizin hamurunu seveyim..
devamını gör...
2448.
yatcaz kalkcaz, yatcaz kalkcaz, hoop ordayım. bu şarkı da nerden dilime dolandı, lahmacun salonunda çalar, çay bahçesinde çalar. tey Allahım
devamını gör...
2449.
dün çok fena kavga ettik. senden nefret ediyorum! diye bağırdım suratına. dönüp bakmadı bile. lanet olsun ya. ne yaptım ben bunları hak edecek ha ne! herkesin kedisi uslu uslu oturup mama yerken sen neden evi dağıtıyorsun:/ hep üzüyorsun beni hep.
devamını gör...
2450.
on yıldır ayrılık acısı çeke çeke delirme noktasına gelip, hastanelik oldum. uyuşturucu ilaçlar kullanmak zorunda kaldım. bir öfke krizi anında intihara kalkıştım. bileklerimdeki kesikleri gözleriyle gördü. çektiğim acılara, sinir krizlerime, hayata adapte olamayışıma, dışarı çıkmak için en az on defa üzerimi giyip, kapıya kadar çıkıp, korkup geri dönüşlerime, kısacası 17 yaşından önceki benim asla yapmayacağım her şeye gözleriyle tanıklık etti. kaldı ki, bir annenin evladının içinde bulunduğu derin ızdırabı fark etmesi için onu gözleriyle görmesi de şart değildi. anne olan hissederdi.

tam bir şeyleri yoluna koymuşken, yeniden insana dönmüşken, normal bir aile hayatı yaşamaya alıştırılmışken, yeniden yüz üstü bırakıp gitmeye karar verdi. gitmesi için bir sebep de yok üstelik. baştan aşağı bencillik, baştan aşağı sorumsuzluk. yaşamak için birilerine ihtiyacım olmadığını, elimi attığım her işte nasıl başarılı olduğumu biliyor. ama onsuz, bu başarıların beni zerre mutlu edemeyeceğini de biliyor.

lise öğrencisiyken bile, karnemi alıp eve geldiğimde, takdir almış olduğum halde annem bana gülümseyip, beni takdir etmedikçe mutlu olamazdım. onun gülümsemesi tamamlardı her şeyimi.

tüm bunların bilincinde olduğu halde 10 yıl boyunca öksüz bıraktı beni. şimdi düşünüyoum da, keşke ben doğduğumda ölmüş olsaydı. veya ben hiç doğmasaydım.
devamını gör...
2451.
hastaneden en erken 10 gün sonrasına randevu alabilmek.. 2 haftadır bu ağrıyı çekebiliyosam bi 10 gün daha topallayarak dolaşabilirim sanırım.peki ya randevu gününe gelene kadar ağrım geçerse.randevuyu iptal mi etsem yoksa gidip "doktor bey 3 haftadır ayağım çok ağrıyodu ama dün geçti" mi desem?neyse hele o gün bi gelsin.
devamını gör...
2452.
kayısı aldım baktığında şekerpare ısırıyosun tat yok,yapmayın bunu.bırakın kendisi olsun öyle toplayın olm.şişiriyosunuz tatsız tatsız meyve satıyosunuz ayıp la.
devamını gör...
2453.
yarın sabah ticaret hukuku sınavına girecektim.. iyi sonuç alırsam mutlu olacak kötü sonuç alırsam hocaya küfredecektim.. kantinden aldığım karton bardak çayda sigaramı söndürecek evime dönecektim.. yolda nike ayakkbım rodi mood ceketim tozlanacak.. ben de "ah bunlara okkadar para vermiştim" diyecek üzülecektim.. sanki ucuz olsa kirlenmesi doğal da pahalı olunca kirlenmesi bana bir hakaretmiş gibi algılayacaktım..

ama yapamıyorum.. reyhanlıda 300küsür eleman ölmüş.. suriyede hala çatışmalar devam ediyor.. bir taraf kazanacak büyük ihtimalle.. yenilen taraf sonsuza kadar terörist olarak hatırlanacak.. sanki kulağımı kabartsam seslerini duyacak gibiyim bombaların.. çok yakın hissediyorum kendimi ölüme.. kötü günlere.. acıya..

acaba evimize bir bomba düşerse aklıma ilk gelecek olan ceketimin kirlenmesi mi olacak yoksa cafe lattenin ismi mi olacak? ah şu kahrolası fakülteyi bitirseydim şimdi bunların hiç biri olmayacaktı mı diyeceğim annemin parçalanmış bedenine bakarken?

ya birileri beni iki kolumdan tutup askere götürürken? annem beni ölüme götürürken? benden iyi haberler mi bekleyecek? abimin onlara aldığı yeni evde pencereye doğru oturup çok sevdiği çayı yudumlarken mutlu hayaller kurmaya devam mı edecek?
kılıçdaroğlusu kerdoğanı esat mıdır esed midir ne boksa osu yada zenci obaması benim annemi düşünecek mi? düşünen atın canı onlar için bir anlam ifade edecek mi yada? sadece 6547 ölü sayısından 6548 ölü sayısına yükselteceğim sayıyı.. pardon! kayıbı! kayıp olunca sayı o kadar fazla da olmayacak.. çünkü taraflardan biri sadece kendilerinin zorla savaştırdığı insanları kayıp olarak görecek.. diğerleri ise "imha" edildi sadece.. umarım çay içerken bomba düşer.. en azından annem sevdiği bir şeyi yaparken ölür.. ben ise hiç sevmediğim bir şekilde hayatta kalmak için öldürürken öleceğim belki de.. ben counter strikeı bile sevmem..


imha olmak nasıl bir duygu nike ayakkabım? sen biliyor musun? hadi lan öğretsene bana da.. imha olurken bileyim ne olacağını bana..
devamını gör...
2454.
yalın ayak geçti çoçukluğum. son hava bükücü olamasam da son toprak yiyicilerdendim. kız çoçuklarıyla bir büyüdüm ben . 
evcilik ...
benim oyun olarak gördüğüm o şeyin keyfini çıkaran bir kızla tanışmıştım. pek bir numarası yoktu yaptıklarımızın ama yıllar sonra bir araya geldiğimizde bana o oyunların hepsinden haz aldığını söylediğinde çok utanmıştım.kafam çok karışmıştı gerçekten. kendi kendime "nasıl olur daha çoçuktuk !" diye hayıflandım. 
eve geri dönerken yolda öncelikle paketimden çıkardığım sıgaramı yaktım ve yürüdüm. ben hala çoçukluğumda ki gibi yalın ayaktım. ve fark ettim ki evcilik yada doktorcuk yada her ne Allahın belası oyunsa işte.. oynarken o kız çoçuklarından ruhlarını da almışım. onlar gibi düşünebiliyor , onlar gibi alınabiliyordum hayata. ne çok düşleri ve hayal kırıklıkları varmış.
bazıları o kadar sade ki o düşlerde var olan topraklarda ölmek istersiniz.. inanın bunu istersiniz... 
şimdiyse hiç birini üzmemek için doğamla çelişiyor bedenim ve ruhum arasındaki girdapta boğuluyorum. 
boğulmak .. gerçekten boğulmak ama . 
tuzlu suyun tamamen genzinize ve boğazınıza hücum ettiği o an işte. gözlerinizin içindeki tüm kılcal damarların korkudan ve panikten param parça olup burnunuza kan kokusunun gelmesi durumu..
şimdilerde sadece bıkkınım ve tanımadığım bir sana tutunuyorum. şnorkel görevi görüyorsun benim için. her nefes alamadığım da zihnimin kuytu bir köşesinden seni çekip çıkarıyorum. hayaller .. hayaller .. hayaller ..
birbirini takip eden başta masumane olsa da eninde sonunda güneşten kavrulmuş gerdanına dokunmak isteyen hayaller..
neyse boş verelim biz bunları .. sous le ciel de paris dinleyelim biraz. edith piaf'ın bu şarkısını neden çok seviyorum biliyor musun ?
nereden bileceksin.. güldüm buna şimdi..
bir yerinde şöyle der ; "yüce tanrı' nın kuşları
dünyanın her tarafından gelirler.. "
bense her tarafta sadece seni görüyorum..
devamını gör...
2455.
bir kaç yıl öncesi bir iki arkadaş ile oturmuş çayımızı içip sohpet ediyorduk.
nerden geldiyse konu geldi ütülere * *
işte ütü böyle, ütü şöyle,
bilmem bana ütü geldi,
şu oldu bu oldu vesselam.

sonrakı gece ütü banada geldi *
geldi gelmesinede gitmek bilmedi bir türlü.
sabah ezanına kadar ütüledi durdu beni.
nasıl oldu bilmiyorum ama bilmediğim sureleri bile okudum *
devamını gör...
2456.
karanlık. başı ve sonu belirlenemeyen bir karanlık.
siyah. tüm renklerin üzerine örtülmüş selamlık.
selam. siyaha ve karanlığa verilmiş feryat.
feryat. seslerin içinde en duyulmayan beyanat.
beyanat; şahsımındır bu naat; çok değil, zor bırakılmıyor. heyhat.
devamını gör...
2457.
diyarbakır mı ne işin var abi orda dedi ben sadece gülümsedim

henüz barışmamıştık.. yılmaz erdoğan sevgilili olalım istemişti de kimse takmamıştı..

bir yaz izmir e abimin yanına gitmiştim. bazen amaçsızca gidersin ya bir yerlere.. tek derdin orayı görmek olur.. bir parçam istanbulda kalmıştı gerçi.. ama yine de gitmiştim işte izmir e.. günlerim kordon'da çekirdek çitleyerek geçiyordu.. kalın kaşlarım, kıllı kolum, uzun boyum, kavruk tenimle tam bir kürttüm işte.. nispeten koyu renkler içinde çıkıyordum dışarıya.. koyu renk zayıf vücudumu gizliyordu.. bilen bilir izmir yazın bomboş.. hele hafta sonları kimseyi bulamazsın şehirde.. herkes denize falan giriyormuş.. ben bunu bilmiyorum tabii.. hayır bilsem de yüzmeyi bilmiyorum.. yüzmeyi bilsem de sırt kıllarıma güvenerek mi denize gireceğim o ağdalı ablaların, abilerin yanında..

şehir içi otobüslerde kimse yanıma oturmadı.. alış veriş için girdiğim hiç bir markette iyi günler diyen olmadı.. hep dışlandım.. hep ötekilendim.. yine bir gün aldım başımı kordona indim.. çekirdek aldım iki liraya.. oturdum çimenlerin üstüne.. gelene gidene, çalıların altında yiyişen dersane öğrencilerine bakıyordum.. ara sıra çekirdeklerin içini çıkartıp kuşlara atıyordum.. birden etrafım kuş dolmuştu.. ben de buradaki görevimin kuşları yemlemek olduğu kanaatine varıp başladım çekirdeklerin içini çıkartıp kuşlara atmaya.. sağolsunlar onlar kürtlüğüme aldırmadan yiyorlardı..

kuşlardan sıkılınca, kuşlar da benden sıkılınca (saatlerce aynı adamın çekirdeği yenir mi? diye düşünmüş olacaklar) terkettik birbirimizi.. ben yine o civarlarda dolaşmaya başladım.. birden önümü birisi kesti.. "merhaba" dedi.. ne de güzel dedi.. üstündeki yeşil ve elindeki dosyaya bakınca hemen tanıdım zaten kendisinin neci olduğunu.. "greenpeace hakkında konuşabilir miyiz?" dedi yeşil sesiyle.. aklıma met üst'ün "ne olur bana teflon tencerelerin faydalarından bahset" sözü geldi.. ben de "ne olursun bana green peace'ten bahset" dedim.. yeşil yeşil gözleriyle şaşkın şaşkın baktı bana.. yeşilce gülümsedi.. elindeki dosyanın üstünden çekiştirerek karnına iyice dayadıktan sonra anlatmaya başladı.. anlatacağı şey hakkında çok bilgili olanlar dosyayı o şekilde yapar.. yaklaşık 10 dakika boyunca konuştuk.. bir türlü izmaritleri yere atmanın aslında karizmatik bir eylem olduğu için yasaklanmaması gerektiği konusunda ikna edemedim onu.. çevreyi tehdit eden başka tehlikeler vardı.. ama bu çok masumane bir şeydi.. ama yeşil kız bana kendisine öğretilenleri sıralayıp durdu.. ne de yeşil sıraladı.. en sonunda ikna olmuştu kredi kartı kullanmadığıma ve züğürt bir lümpen aydın olduğuma..

sonra yine yeşil yeşil bakışlarını bana dikti.. dosyayı tek eline alıp yana doğru sallandırdı.. bu artık önemli şeyler bitti biraz da muhabbet edelim hareketiydi.. "öğrenci misin?" dedi "evet" dedim.. "hangi bölüm?" dedi.. "hukuk" dedim.. yeşil gözleriyle tebrik eder manada gözlerini açtı.. "iyiymiş" diye de bu tebriğini dillendirdi.. "hangi üniversitedesin?" dedi.. "dicle" dedim.. nerede olduğunu bilmediğini anladım yeşil duruşundan.. "diyarbakır" dedim.. sanki diyarbakırda bir üniversite olacaksa bunun adı diyarbakır üniversitesi olacakmış gibi.. diyarbakırdaki bir üniversitenin neden değişik bir adı olsun ki?
"ne işin var aaghhbii orada?" dedi.. ne gri söylemişti bu sözü.. kolumdaki kılları diken diken etmişti.. gülümsedim sadece.. beyaz dişlerimi gösterdim ona.. belki ortamın griliği biraz dağılır diye.. "ha oralısıııın" dedi.. "hayır şanlıurfalıyım ama orada okuyorum" dedim.. bu yeşilliği griliğe çeviren sisteme sıçayım dedim.. uzun sohbetimizin hatrına belki de izmir'de benimle konuşmak isteyen tek kişi olduğu için hiç olmazsa vedalaşayım dedim.. ama simsiyah bir veda cümlesi çıktı ağzımdan.. o kadar siyahtı ki unutmuşum bile..
devamını gör...
2458.
dalgın yürütmüyor şehir. efkarlı yürütmüyor. kırmızı yanana kadar yolun karşısına geçmek zorundasın. karşıdan gelenleri gözlemek zorundasın. sonra takım elbise giymemi istiyor şehir sinekkaydı sakal traşı istiyor kravat istiyor. şu taşın üstünde o takımla oturamazsın diyor.

kiracısı olduğum çatı katına girebilmek için üç anahtar taşımak modern bir acı. evet yolun karşısına geçmek için acele etmem gerekmesi de öyle. bu basit modern acılar katlanarak büyüyorlar. televizyonlarda birileri beni anlatıyor. bu ülkenin vatandaşları diyor televizyondaki adam, koyun gibi. başka bir televizyonda başka birileri oluyor. onlara oy verirsek aslan kaplan falan oluyoruz. bir başkasına oy verirsek çok yakışıklı bir başkasına oy verirsek dini bütün bir başkasına oy verirsek terörist oluyoruz. ben terörist miyim diye düşünüyorum geçersiz oyuma bakarken sandıkta. teröristin altında evetim var koyun keçi partisinin altında evetim var aslan kaplan partisinin altında evetim.. hepsinde evetim var. hem koyun hem aslan kaplan hem teröristim demek ki.

boyuna içim acıyor. acıyan büsbütün içim. kalbim başka aklım başka demiyor. henüz tam şehirli olamadım. henüz tam modern olamadım demek ki. demek ki önce acım modernleşiyor. acım kafirleşiyor. ıztırabım kafirleşiyor. ben büsbütün biriyim. biliyorum ki acım kafirse ben de kafirim. önce içimi ayıracak bu ıztırap başka yaşama yolu bırakmayana kadar. başka yaşama yolu.. yoksa çoktan bölündü mü içim? benim içimi tutacak kuvvetim var mı? işte bunu sormak fena. işte bu fena.

korktuğum yerde saklanıyorum ben korkumun dibine en yakın yerine burun buruna geldiğim yerde ilk kuytuya atıyorum kendimi. içimde savaş yok siperim yok o yüzden. içimde kıyım var. tatlı sözlerle para etmeyen neyim varsa parçalıyor haysiyet para eder mi diyor şeref para eder mi sabır para eder mi? hiç biri para etmiyor ama memurluk para ediyor. bankadan çekiyorum paramı. kendi alın terim. hak ettiğimden fazlası hem de. bankadan çekiyorum. üç gün önce yatıyor param ama çekemiyorum o zaman banka o paraya uçkur çözüyor bozuyor bekaretini ''bir badeye oynatıyor'' ben dokunamıyorum. işini bitirince fırlatıyor benim kollarıma, artık alabilirsin. ancak böyle alabilirsin. sen kendi işine bak.. bakamıyorum. sindiğim yerde kinleniyorum. kin de para etmiyor. durmuyor üzerimde. pezevenkçe bir düşünce sarıyor o an beni ne yapabilirim ki değişmez bu. herşey alaşağı olmaz. herkes bankadan alıyor maaşını herkesin emeğinin ırzına geçiliyor. kız oğlan kız değil alın terimiz temiz değil ''o pak alın'' değil. öpülecek o pak alın değil.

neler de geveliyorum.. birazdan birşey olmamış gibi kalkar birşey olmamış gibi güler yer içerim neler de geveliyorum. içim büsbütün acıyor. kafirce bir acı değil bu. kafirin içi acımaz. kafirin içi olmaz kafirin içleri olur kalbi olur beyni olur sol elinin küçük parmağı olur. herşey konumlanmıştır diğerinden bağımsız. benim büsbütün içim acıyor. boyuna içim acıyor. gevelemiyorum aslında. geveleme değil bu gevişim bozuk. ağzıma acı su doluyor. ağzıma midemden acı su. gittikçe asılıyor yüzüm. yüzüm asılıyor elim asılıyor gözüm asılıyor içim asılıyor. şimdi susuyorum. sıkıp dişlerimi tüm kuvvetimle susuyorum.
devamını gör...
2459.
bizde bilirdik sevişmeden sevmeyi ve lakin adını son durak koyduğumuz her bir kişi ruhumuza tecavüz etti. 
yüreğimizi kanırtarak aldılar elimizden umutları.
yere tükürdüler bizi , ta ki tadımız kaçıncaya kadar çiğneyip çiğneyip .
aldılar elimizden avucumuzdan bize ait ne varsa , sonra sen o aşık olduğum değilsin dediler. 
bizde bilirdik sevişmeden sevmeyi ve lakin bizi bize bırakmadılar .
yar dedik , can dedik, yeri geldi hayalini kurmaktan utandık çoğu zaman. sevmekse en çok biz sevdik.
...
şimdi hepimizin yüzünde bir işaret. dudaklarımız yalan konuşuyor , kötüyüz ama değilmişiz yapıyor. hepimizin kirpiklerinde geçmişten kalma ayrılık notları...
tutunamadık başkalarına, suya batan bir taş misali yavaş yavaş çöktük dibe.
bizde bilirdik sevişmeden sevmeyi elbet.
bizde bilirdik de ama bilmemek bazen en iyisiydi.
....
üstünden asırlar geçti ve fark ettik ki ; 
bazen kırk yıllık bir bakireyi oynamak istiyor insan çünkü bir kez yaptın mı her şey sarpa sarıyor.
ama biz çok kez yaptık...
hayatımız bundan boktan..
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar