sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

2543.
sadece teleskobumu alıp çocukluğumu geçirdiğim o güzel ıssız çorak köye gidip 5-6 gece kamp yapmak ve o koca kâinatı seyretmek... ağustos böceklerini dinlemek de bedava promosyon gibi bişe..
devamını gör...
2544.
ben üç sene olmuş ilişkim tökezleyerek de olsa ilerlerken neden hala onun eski sevgilisini takip ediyorum ki anlam veremiyorum? eski sevgilim olsaydı belki inanabilirdim unutulabildiğine ama bana öyle geliyor ki adı "sevgili" olmuş hiç kimse asla tamamen unutulamaz. ve yanılmak istiyorum.
devamını gör...
2545.
#hafta sonu murat boz pantolonu aradım mağazalarda. bi tane buldum, dar kırmızı kot. reklamındakinin aynısı. kabine girip denedim. dışarı çıkmadım kabinden panik olmaması için. o kadar dar oldu ki tek ayağımla dengede durup çıkarmaya çalışırken kabini yıkıyordum. çok ses çıkarmanın ve kırmızı dar kot pantolon denemenin utancıyla yılan gibi kaçtım mağazadan.

#kabız olmanın değişik yanlarından birisi tuvalette çok vakit geçirince daha önceden fark etmediğin şeyleri fark ediyorsun. "aa bunun yeri bura mıydı ? bu yoktu burda önceden" şeklinde tespitler yapıyorsun. o mavi leğenin arkasındaki köşede eve tamirci gelince vermelik terlik aylarca durmuş ama o an fark ediyorsun.

#facebook, twitter kullanmayan bir insan evladıyım. boğüne kadar hiç ihtiyaç da duymadım. internete sadece sözlük için giriyorum. nasıl bundan 15-20 sene öncesini leblebi tozlarını, gazoz kapaklarını, telli arabaları anlatıp geçmişi yad eden bir nesil varsa bundan 10 sene sonra da bu sosyal medya araçlarını yad eden bir nesil olacak ve ben onların arasında ölümcül bir sessizlikle duracağım. ilgilenmedim diyemeyeceğim, ilgilenmiş gibi biliyormuş gibi davranacağım ama konuştuğumda da bilmediğim belli olacak. olsun yine de pişman değilim.

#bülent arınç çok değişik yorumlar yapıyor. hani tamam anladık siyasetçisin ortada yorumlar yapacaksın tamam ama teröristler için "silahları vardı" cümlesi nedir. adamlar sapanla mı çatışacaklar, tüftüflü borularla mı saldıracaklar karakollarımıza. neyin kafasındasın bülent merak ediyorum ? o cümle sonrası etraftaki basın mensuplarının bir tanesi de "tamam beyler mesele anlaşıldı silahları varmış, dağılabiliriz" deyip ortamdan gitmiyor. nasıl dayanıyorlar bu adamlara bravo harbiden.

#bir insanın yaşı, eğitimi, kapasitesi ne olursa olsun bazı durumlarda hadiselere hep aynı tepkiler verip, aynı şakaları yapıyorlar. misal kızı olan ya da olacak birisiysen ve erkek çocuğu olan bir arkadaşın, ahbapın varsa yüzde yüz "eee dünür oluyoruz hee ?" şakasını yapıyor. farklı meslek, eğitim ve kültüre sahip 20 kişiden de aynı cümleyi duyuyorsun.

#oyun sonunda tiyatro ekibini alkışlama hadisesinin en fazla suyunun çıkarıldığı oyun da lüküs hayat'tır. hayatımda ilk ve son gittiğim oyun lüküs hayat olduğu için bu tespiti yapmış olabilirim ama oyun sonunda 32 dakika boyunca ekibi alkışlayıp şarkılar söylemek nedir arkadaş. tamam başarılısınız da sıkılıyor insan bi yerden sonra.

#dün akşam portekiz-ispanya maçında ronaldo'nun isabet bulmayan her şutundan sonraki ömer üründül neşesine de değinmeden olmaz. "ehehe hani arada 2 tane güzel gol atıyor ama 30 tanesi de boşa gidiyor" diyerek nasıl keyifleniyordu koca adam şutlar auta gittikçe. ayrıca bence levent özçelik'le ömer üründül hayatlarını birleştirmeliler. bilmiyorum evliler mi ama bunca zaman bir arada durup bu kadar anlaşmak herkese nasip olmaz. ebedi bir saadete dönüştürmeliler mevzuyu.

#andrea pirlo.

devamını gör...
2546.
#bir dönem emrah'ı yaşamış bir milletiz biz. bakın emrah diyorum. yani bir dönemin murat boz'uydu bu adam. gülhane'ye giderdin bu adamın konseri vardı. atv'yi açardın filmi oynardı. radyoyu açardın şarkıları çalardı. eğer şu an acıya dayanıklı bir durumdaysak bunda emrah'ın katkısı yadsınamaz. bu konuda gayet ciddiyim.

#bir ay önce montun cebine on lira koymuştum kışın bulduğumda sevinmek için. ama parayı koyduğum hep aklımda. sanırım alıp harcayacağım. keşke bir şey olsa da unuttursa, kışın bulduğumda sevinsem.

#dün buraya kabızlıkla ilgili bir tespitimi yazmıştım. bu akşam yine bir tuvalet enstantanesine değinmek istiyorum. midesi hassas olanlar okumasın şimdiden uyarıyorum. şimdi bazı tuvaletlerin özellikle köy tuvaletlerinin delikleri çok derin. bunun neden yapıldığını tahmin ettim. biz şehirlilerin evlerinde tuvalet deliğinin derinliği az, tuvaletlerde sıçrayıp değdiğinde ürperten suyla uğraşırken köylülerin kanalizasyon anlayışının bunu aşması ne zaman aklıma gelse beni mest eder.

#şu hayatta en özlediğim şeylerden birisi abdest alıp evden alelacele çıkan dedemin camiye koşturarak gitmesidir. şalvarımsı pantolonunun tek paçasını hep çorabına sokulu unuturdu. elinde bastonla koşarak ezan bitmeden yetişmeye çalışırdı. koşarken havada tuttuğu o bastonu neden taşırdı bilmiyorum ama ben bu koşuyu çok özledim.

#her dizide bir tane karakteri seslendiren bir adam var. polat'ı da seslendiriyor, doktorlar'da kutsi'yi de. bu adam bu kadar diziye nasıl yetişiyor bilmiyorum. geçen titanic'e denk geldim orada da jack'i seslendiriyordu. "lan titanic nere bu adam nere" diye düşündüm. "titanic varken bu adam çocuktu demek ki çocukken de aynı sese sahipti vay bee" diye düşünürken seslendirmenin yeni yapılmış olduğu ihtimali geldi aklıma.

#bundan kaç sene önce hatırlamıyorum. yimpaş yozgatspor birinci lig'e yeni çıkmış, anadolu takımı olarak ligin tozunu attırıyor. istanbulspor'la maçı var izlemek için bayrampaşa'ya gittik. maçtan çıktık üç arkadaş yürüyerek eve dönüyoruz. birden yoldan koca bir panzer geçti. "oha noluyo" derken ikinci panzer de geçti ilerde yolu kesecek bir şekilde durdu. üst kapaktan bir tane polis kafayı uzattı ve bize " bayrampaşa'daki maçta bize parmak işareti çeken siz miydiniz lan?" diye bağırdı. biz korku ve şaşkınlıkla "yok abi ne parmağı, parmaklarımız yok bizim, deniz atlarının bazı erkek türleri hamile kalabiliyor" şeklinde saçmalamaya başladık. adam bizim olmadığımızı anlayınca kapağı kapattı ve yola devam ettiler.

#marjinal tarih tezleri diye bir kitap almıştım çok uzun zaman önce. o zaman ağır ve sıkıcı gelmişti, okuyamadım. geçen kitaplıktan aldım ve zorlanmadan okudum bunu. kitabı yorumlamayacağım. demem şu ki kitapçı da görüp ya bu bana ağır gelir diyerek almamazlık etme o kitabı, günü gelince anlıyorsun. he günü gelince alır okurum o zaman diyorsan fikrine saygı duyarım bak o zaman.

#selçuk şahin.
devamını gör...
2547.
# insanın arkadaş çevresinin çok geniş olması iyi bişiy değil. çevrende ne kadar çok insan varsa senin gelecekteki planlarına etki etmeleri de o kadar çok oluyor. doğrudan müdahale olmasa da bir şekilde etki ediyorlar. misal, gelecekte bir gün evlilik teklifi yapacaksın. evlilik teklifi konusunda televizyonda izlediklerin filan sana koymaz. çünkü çoğunun yapmacık ve büyük bir ekip tarafından hazırlanmış viral reklamlar olduğunu düşünürsün. fakat çevrendekilerden birinin efsane bir evlilik teklifi senaryosunu duyduğunda içine hüzün çöker. çünkü sen de ileride evlilik teklifi yapacaksındır ve vasat bir evlilik teklifi yaptığında aklına hep bu senaryo gelir. hatun kişisinin bu olaydan haberi bile yoktur oysa ki, senin yaptığın vasat teklife ayy ne kadar da romantik diyerek çok sevinecektir. fakat o senaryo yok mu ah o senaryo? hep o senaryoyu aşmış bişiyler yapmak senin içinde ukde olarak kalacaktır.

# bu mazhar fuat özkan triosu türkiye'nin en underrated gruplarından, bunu bilirim bunu söylerim. adamlar öyle böyle efsane değil. yurtdışında olsalardı beatles, metallica neyse o olurlardı kesin. bir de bu var, bizde olan yurtdışında olsaydı çok değerli olurdu geyiği. bor madeni mesela. abi milletin toprağı bu kadar bereketli olsaydı adamlar dünya yıldızı olurdu tadında sözleri havada uçuşturmaya bayılırız. bunu kabulleniriz bir de çok net şekilde. hmm bor madenimiz çok ama biz zaten değerini bilmiyoruz, o halde yatışa devam modunda takılmaktan hiç çekinmeyiz.

# insan hayal kurmaya bayılır, şöyle zengin olucam, böyle icat yapıcam, şöyle ünlü olucam filan. herkes hayal kurar fakat çok az kişi hayallerini gerçekleştirir. işte bu hayallerin gerçekleşemeyeceğinin anlaşıldığı an tam olarak insan hayatının hangi evresine denk geliyor çok merak ediyorum. tabi herkeste aynı şekilde tezahür edecek değil. hayallerimin gerçekleşmediğini göreceğim o günü büyük bi hevesle bekliyorum. aslında bir bakıma hayallerimin sonrasında başka bir hayalim de var diyebilirim. sanırım rahatsızın önde gideniyim.

# yarın ispanya italya maçı'nda sanırım dünyanın büyük çoğunluğu italya'yı tutacak. forvetsiz ispanya'nın öldürücü pas oyununun sıkıcılığı doktorlar dizisiyle yarışır derecede. doktorlar dizisi deyince şampiyonlar ligi maçlarının saatinde star tv'nin papatyam dizisini izleyiciye dayaması geldi aklıma. türk dizi tarihinde en çok küfür yiyen dizilerin başında gelir papatyam.
devamını gör...
2548.
ey sevgili keşke gözlerinin içine baksaydım doyasıya
kaybolsaydım
kaybolsaydım ölesiye sözlerinin içinde
dinleseydim
dinleseydim son kez gibi ve ilk kez gibi , kulak kabartarak
süzülseydi gözlerimden yaş sana bakıp şükrederek
kaybolsaydım imanınla Allah yolunda
ey sevgili keşke doysaydım sana ölesiye
ölüm bizi gelip ayırana dek
sonsuz dek ölesiye kaybolsaydım
ey sevgili yaklaştırsaydı beni aşkın yaradana tıpkı ölümün bana yakınlığı gibi
her sonda , yeni bir solukta yeni başlanlangıç gibi
uçsaydım sana tek canlı kırlangıç gibi
bir nefes az çekseydim senin için
ölesiye
senin için seninle ölesiye
doyasıya doysaydım sana
hergünü ilk gün gibi yaşasıya.
devamını gör...
2549.
serçe parmağına kartal kondurup
kundurana kumlar doldurup
uçup uçup kuşta kanat olup
oluklardan akan suya benzedin
bezedin saç renginle ciheti
cihata dönderdin her mihneti
minnetide yudun hem nefsini
nefesin doluyor özden içeri
içeli gezdim zılgıtlarında
yozgatlarında sivaslarında
havaslarında hepsi sendeydi
esendeydi tüm rüzgar
rize gar istasyonunda belki
belki dervişlerin hularında
ahularında kıskanacağı biri olmalıydı
olmalıydın sen hep benim yanımda
devamını gör...
2550.
birçoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma
dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine,
geniş ve besleyici bir masal dünyası...
lezzet bir tarafa, kokuya da hasret
kalacağımız kimin aklına gelirdi?
ekmeklerimiz el değerek üretilirdi,
sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı.
çay da kokardı... domates de...
bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkanının zenginliği yetiyordu.
devamını gör...
2553.
biz küçükken yengem kuzenime alacağı kıyafetleri kuzenim yazlıkta tatil yapıyor diye benim üzerimde denettirirdi. bir dakikalığına cicili bicili zengin kız çocuğu olmak hoşuma giderdi. anneme de diyemezdim zaten gece gündüz çalışıyordu. o kıyafetleri üstümden çıkarıp çizgili şortumu giyerdim. sanki bacaklarımdaki yaralar daha bi belli olurdu. bisikletime biner kendimi rüzgara salardım. şimdi yengemin karşısına çıkıp yaptığın hiç hoş değilmiş yenge derdim ama ne değişir ki. çocukluk işte.
devamını gör...
2554.
fem dershanelerinin verdiği deftere alınan anayasa notları, tarih kısaltmaları, bir kaç matematik işlemi... hayatım bundan ibaret sözlük ben napım bende isterdim iki mısra şiir yazmak ama edebiyat sormuyorlar ki kpss *
devamını gör...
2556.
ahanda yine becerdim, ne yapıp ne edip beraber bulunduğum insanlarla tartışma çıkarmayı beceriyorum, ama lafı koydu adam beğenmiyorsan söyle müdüre odayı değiştir dedi., şakayla karışık bir gerçek söylemek istedim fazla gerçek oldu galiba. böyle giderse kendimi karantinaya alacağım abi, hem evde hem işte.
devamını gör...
2557.
# bolu'da çok duygusal anlar yaşadım. içinde gerçekten insanların bulunduğu bir halkı var. bizi gören herkes hoş geldiniz dedi. çok da içten gülümsediler. orda rahatsızlandım. eczane sorduk, tarif ettikleri yer kapalıydı. oranın esnafı hemen götürelim kızımızı filan diye araba buldular bi yerden. istanbul'da olsa güvenip de binemezsin, iyi niyetle teklif eden olmaz çünkü. hastanye götürdüler hemen. doktorlar hemşireler hepsi öyle güzel ilgilendi ki. o küçücük hastanede karşılaştığım ilgiyle istanbul'un en harika hastanesinde para karşılığı bile karşılaşmadım...

# ordaki güzel havayı bırakıp gelmek zorunda olmasam hayatta gelmezdim. bir istanbul sevdalısı olarak ilk defa istanbul'dan bu kadar tiksindim.

# neden hep tatillerimde bir sorun oluyor anlayamadım. bi kere denize gitmiştik ben küçükken, ayağıma deniz kabukları batmıştı ve tatil boyunca içlerine kum girmişti. canım çok yanmıştı. bi kere de acayip yanmıştım su baloncukları oluşmuştu her yerimde. bi kere eniştem vefat etmişti. bi kere amcamla dedem 4 gün arayla vefat etmişlerdi. zaten çok oldu tatil yapmayalı. bu da tatil sayılmazdı işte ama geziydi. nefes aldım en azından.

# bazen istanbul'un sıcağından öyle bunalıyorum ki başımı iki elimin arasına alıp ağlayasım geliyor. içime atıyorum.

# bi de iki el demek ne saçma diy mi? sanki üç el olacak.
devamını gör...
2558.
# nerde bir bilmemne dayanışma derneği tabelası görsem orada omuz omuza vermiş, müthiş bir senkronla eğilip kalkarak halay çeken ya da şarkılar söyleyerek kutu kutu pense oynayan insanlar geliyor. dayanışmayı neden böyle algılıyor zihnim bilmiyorum.
devamını gör...
2559.

“bu gün de günlerden cuma’dır cuma ………..”
sahibi sesin en vurdum duymaz notalarında mırıldanırken, yünlü kırmızı minderin üstünde, yılışık omuz silkmeleriyle müttefik, kumarda kazandığı zamanı harcıyordu.

yaslandığı saman yığınından ayrılarak usulca diklenirken ufule ermiş güneşe doğru “yanan mı? sensin yakan mı? ” diyemedi. gözlerini kırptı. sol elinin son anda minderin üstüne yaptığı baskıyla ayaklarının üzerine doğruldu.
üzüldü, ağladı sonra durdu sonra yine ağladı. üzülmek mi? durduğu zamanlarda tek yapabildiği şeydi. ara vermeden üzüldü.
uzaklardan bir ses işitiyordu belli belirsiz. ne olduğunu anlamaya çalıştı. zamana ve florosana şişt çekti, susun dedi ve kulak verdi.


“seninle yıkasaydım acılar dehlizini
ne kaderi suçlamak kalırdı ne intihar”


bir dilekti sadece ve hiç bir dileği için bir lahza dahi harcamamıştı.
mutasarrıftı. hiçbir havuza metelik bırakmadı, hiç bir gece gökyüzüne bakmadı kayan bir yıldız görmek için. yunmadıydı acıları. yıkayamadı işte. kaderi suçlamak hep vardı hatta en kolayıydı. intihar mı? daha gençti. belki düzelirdi. umudu vardı.

daha fazla ayakta kalamazdı. yürüdü. pencereye doğru yöneldi. yeni yıkanmış nemli perdelerde zoraki iliştirilmiş parfüm kokusu onu mutlu etmeye yetti. iki parmağıyla perdeyi çekiştirmeye başladı. pencereyle arasındaki engeli kaldırdığında artık karşısında kendini seyrettiği bir ayna vardı. geniş ekili topraklar , taze açılmış bahar gülleri, iğdeler,ıhlamurlar……
hepsi gece karanlığının altında adları olan güzel şeyler.
tıpkı benim gibi dedi. tıpkı karanlıklar altında varlığını sadece salgıladığı kokunun köpekler tarafından algılanmasıyla anlaşılan insanlar gibi.
omuzları avuçlarının soğuk mermerin üstünde ki imasıyla sivrilmiş, kâkülleri cama mütemmis, gözleri karanlığın kütlesine takılı kalmış, takılı ne demek gözleri karanlığı kaplayamamış, karanlık gözlerini kaplamış vaziyette. iradesiz bir bakışla ve zihninde eklemlendiremediği sorular.

“niçin küçülüyor eşya uzakta
rüyada gözsüz görüyoruz nasıl”

karanlık var cisim yok, cisim var karanlık…


yeni biçilmiş çayır kokusu sayesinde karşıdaki çayırın yeni biçilmiş olduğu bilgisi geldi kendisine ki; tırpanın gündüz çıkardığı sesler çalınıyordu kulağa bir yandan.

zaman ilerledikçe karanlık daha bir belirginleşiyordu. kokuyu ise rüzgar verilen adreslere taşıyordu bilinçlice.

kirlenen gözlerini yıkamak için kapının önündeki çeşmeye yöneldi. yazın soğuk, kışın sıcak akan su; geceleri sesiyle akıyordu yalnız.
işte böylece, bir yıl dört mevsim ve bir geceydi.

su zaman oluğundan yine kendi birikimine düşerek kendini dövüyor ve çıkardığı bu kesik kesik hırıltılı ses suyun kendi kendisiyle kavga ettiğini andırıyor, su usaresiyle savaşarak varlığını ispat ediyordu.

avucuna doldurduğu suyu yüzüne çarparken içinden;
“yandım yandım bir su ver” mısrası geçiyordu. ve gözyaşları suya karışarak ne ses ,ne görüntü, ne tat, ne de bir koku bırakmaksızın kaybolup gidiyordu.

saate baktı, artık güneş doğmak üzereydi. evin önünde ki elma ağacına doğru yürüdü ve altındaki geniş yayvan taşı kenarına oturdu. güneşe baktı doğsundu artık kendini görsündü. cevheri keşfetsindi.
ortalık ışıdı. güller, papatyalar, bozkırları dolduran kekikler meydana çıktı.kokular tada karıştı,tadıldı.


umdu,umduğu umulmadık gerçeklerle yüzleşti.yeryüzünde hiçbir aydınlatma kahyası yok ki. beni aydınlatsın dedi. hatasını anladı. çenesini göğsüne yaklıştırdı boynu güneşin ceza kırbacı altında kulakları işitemeyeceği tonda fısıldadı;
“sen ol dersen olur
nur Allahım nur”
devamını gör...
2560.
# insan sözlük yazarlığı işini bir nebze olsa da becerebildiğini mazinin ıssız köşesinde kalmış tanımlarının okunup oylanmasıyla anlıyor. yaklaşık 20 gündür kişisel yoğunluğum, pc arızası v.b. sebeplerden yazamıyorum. egoya her tuşladığımda "bunu ne zaman yazmışım ya ?" dediğim yazıların okunuyor olduğunu bu şekilde anlamak bu işin en keyifli tarafı.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar