sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

2641.
her bayram eliyle yedirirdi beni, koca kız oldun artık diye diye..her dakika bir şeyler tıkıştırırdı ağzıma.. artık her bayram öncesi sadece bu anıları hatırlayabiliyorum..masanın tezgaha en yakın yerinde elinde küçük çay bardağıyla o oturmuyor artık.. dişleriyle çıkarttığı o sesi kimse çıkarmıyor..
bu onsuz dördüncü bayram, bayram denirse tabii.. insanın zamanla alışamayacağı hiç bir şey yok diyorlar.. ben hala alışamadım, sanırım zamanı algılayamıyorum.. ne kadar çabuk geçtiyse artık.. birkaç yıl öncesine kadar karacaahmet'in sadece adını biliyordum.
yine saçmaladım değil mi? konu o olunca yine toparlayamadım cümleyi.*gerçi kendini toplamadan cümleyi nasıl toplayabilirsin ki?
devamını gör...
2642.
babamsız 18, abimsiz 21nci bayram... işte bu yüzden sevemiyorum bayramları, hep bi burukluk, hep bi hüzün, birisi abimlere gidiyoruz bayrmlaşmaya diyince içim cız ediyor, babamların elini öpeceğiz diyince kalbim sıkışıyor, her bayramda kaçarcasına istanbuldan gidişim işte hep bundan... bu bayram da onlarsız geçecek ve tek tesellim her zaman ki gibi, o'ndan geldik o'na gideceğiz...
devamını gör...
2645.
voltamla çürüttüğüm şu betonun büsbütün ezikliği seni beklerken yorulup düştüğümde çarpan dizimin eseridir.
bana bir oda borçlusun; sarılmış bir diz ve kan değmemiş bir kaç sargı bezi.

bir de taze bir beton, yüreğinden daha sert olsun
çünkü ben seni hep bekleyeceğim gibi geliyor.

ve yüreğine vurmadığım her saniye hıncımı betondan alıyorum.

bana bir beton hakkında bu yazdırdıkların için kızıyorum sana; yoksa çok severim ben seni, bilirsin ağır severim.

ve sen hep anlaşılır olmamı dilersin; hiç anlatmadığın bir dille.

şu bedbaht bünyemde bir tek seni karalayamam. "ama merhamet çekip alınmış senin kalbinden." kim bilir belki de aydınlık bedeninin arkasındaki o karalık yaptırıyor bütün bunları sana.

yine de toz kondurmam. kara sana çok yakışıyor. sevdiğim; canımsın...

devamını gör...
2649.
suç
kan da yanacak
kemik de, toprak da
artık yanacak bu aptallık da
beyazda kirlenmiş mendillerim ve patlayan kibritlerim var,
yıllardır yataklarında kefenli bekleyenler için.
ve işte bu gece kardeşlerim yanacak uçurtmalarıyla çocuklar bile
kaçmaya çalışırken göklere
çünkü bir kez yandı mı kan durdurulmaz
kan
çocukların damarlarinda
akan...
devamını gör...
2650.
ahh ahh.. çok düşünceliyim bu yüzden kötü biriyim ayrıca nefret ediyorum kendimde.. ha bir de sevgili defterciğim insan türüyle de ufacık bir sorunum var.. yakında atlatıp yeniden "sefiyom ben sizii insanlarrararara" diye sokakta bağıracağım.. hani bir ara hatırlıyorum tam d.bakırda ofiste yürürken küfürlerin arasında "nefret ediyorum sizden ... türü" diye saymıştım insanlara.. o durumran kurtuldum çok şükür.. hem de ne bileyim.. of lan. .neyse.. döneciim sana defterciğim..
devamını gör...
2651.
insanın bir acısı olduğunda sanıyor ki hiç geçmek bilmeyecek. geçen gün annemle küçükken kaybettiğim rengarenk yeni çorabım için ne kadar üzülmüş olduğumu hatırladık. güldüm. sonra annem dedi ki, "kaybettiğin şeyler için çok üzülürdün". bu hayatımı özetleyen bir cümleydi belki de... ben hep kaybettiklerim için üzülen bir insandım. hep duygularımla hareket ettim sanırım, bir oğlak burcu olmama rağmen. en çok da kaybettiğim insanlar için üzüldüm. aslında bu durumdan hiç şikayetçi olmadım. insan kalbinin yerinde olduğunu hissedince mutlu oluyor. en azından durum benim için böyle. hele biri vardı ki ben kimse için o kadar üzülmedim. ve hiç kimseyi kaybettiğimde 'üzüldüğüme üzülmedim'. ama bu defa, ilk kez üzüldüğüme üzüldüm. insan ne garip, tanımaya çalışır, ama hep istediği gibi tanır. yeşil gözlü birini eğer sevecekse mesela, 'ah ne de güzel gözleri var' der. sevmeyecekse 'ay renkli gözü sevmem' der. sevmek bile bazen karar işidir. ve insan şanslı ise iyi ki der hayatta. iyi ki diyorum kaybetmişim kaybettiğim bazı şeyleri... şükür bunu dedirten Allah'a.
devamını gör...
2654.
bazı insanlar şanslarının hiç tükenmeyeceklerini düşünüyorlar.

şans faktörü motivasyon açısından azımsanmayacak derecede önemli olsa da kesinliği konusundaki şüphe nazarımda onu değersiz bir mefhum hâline getiriyor.

kendimi piyango oynar gibi insanların önüne attığım doğrudur. onların "gerçek şans"ı olabilme ihtimalimi bildiğimi bilmelerini isterim hep.
fakat bu hayatta hiç kimse kendisini milyonda bir bir ihtimalin içerisine atmak istemez. fakat ben bunu yapıyorum. şans oyunu oynuyor gibi gözüksem de sadece başkalarının şansı üzerinden onların şanslı olduklarını göstermek istiyorum hepsi bu.

diyeceğim o ki artık kağıtların üzerinde yazılanlar yahut kafanın içerisinde biriktirdiklerin benim için çok şey ifade etmiyor. bunları aşmalısın artık. ben kendimi sevdirmekten çok "daha çok nasıl severim"e odaklandığım için kendimi sevmiyor gibi gözükebilirim. kendisini sevmiyor gibi gözüken bir insanı da sen sevmekte zorlanabilirsin. fakat bunları bir babanın ve ananın evladına duyduğu duygu ile açıklayabilirim. sadece manevi bir haz beklentisi... gayet bencilce gördüğün gibi.

seni yaşadıklarının/gördüklerinin girdabından, düştüğün zindanın soğuk duvarlarından sakındırmak için uğraşıyorum. bir güvercin olup uçacağını düşlüyorum her seferinde. fakat sen körsün; bunu anlamıyorsun. kendini elbette kandırabilirsin ama beni asla; bunu da bilmeni isterim.

sen kabul etmesen de, hatta bunu hatta beni artık tercih etmeyecek olsan bile ve onca şeye rağmen bir şans oyunu oynayıp "işimi şansa bırakmak istemiyorum." desen de içten içe; afedersin ama senin şansın benim...

kumar oynayacaksan bana danışmalısın kesinlikle. bu işlerde iyiyimdir.
gel ve bana kim olduğunu göster. korkaklığından nefret ediyorum ! *
devamını gör...
2656.
ev telefonlarının sabah çok erken yahut gece çalması beni çok tedirgin ediyor.cumartesi sabahı erkenden çalan telefon, uykudan uyanıp telefona koşana kadar geçen minicik zaman diliminde bile hayal gücünün sınırlarını zorlayan kurgularla çarpışmama sebep oldu, nitekim eski tip (kimin aradığını göstermeyen) telefon ahizesi kaldırıldığında bir kadın sesi ve ağlayarak "biliyor musun babam öldü." dedi, ve telefon kapandı. kimdi acaba bu kadın? kimin babasıydı ölen? kim olduğunu anlayamamak insanı bitkin düşene kadar sorgulamaya itiyor. uyku sersemi telefonun başında çıplak ayakla düşünürken, sırayla herkes geçiyor gözünüzün önünden ve sıra kendinize geliyor, "yoksa o telefonda ağlayan tam şuracıkta yalınayak duran ben miyim?"diyecekken, cumartesi sabah telefon bir kez daha çalıyor.

- nesir , annene-babana haber verdin mi? cenaze ikindiye kalkacak..

haber verirken anneme; "ben değildim arayıp da babamın ölümünü haber veren" diye tekrarlıyorum. üstelik öğrendim artık arayanın kim olduğunu. içimde ; öğretmen başkasını sözlüye kaldırdığında oluşan "bu kez de yırttım ama bir daha kalkacak olan ya bensem?" tedirginliği. şimdi çoraplarımı giydim. uyku sersemi de değilim. ama birinin babası ölmüş sözlük, birinin babası ölmüş...
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar