sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

2681.
yetim coğrafyalara gidelim seninle. yetim coğrafyaların yetim çocuklarının başlarını okşayalım, onlara yetimliklerini unutturalım. kitap okuyalım seninle, okuduklarımızı anlatalım insanlara. şiirler yazalım beraber kardeşlik türkülerine dönüşsün yazdıklarımız. bizim bir derdimiz olsun ama dünya olmasın içinde. biliyoruz ki gelip geçicidir dünyadakiler. mana peşinden olalım. gözü yaşlı insanların "dilek"eri olur ya biz buna "dua"diyelim. bir gün birdenbire çıkıp gidelim onlara. onların dualarındaki "bir gün birdenbire çıkıp gelseler" deki gibi.
devamını gör...
2682.
düğün fotoğraflarında es kaza kareye girmiş çocuklar gibiyim. bir selamına, bir nasıl olduğumu merak etmene, bir davetine üşüşüyorum. senden ses yok...
devamını gör...
2683.
"biz gençliğimizi hayata sadaka olarak verdik"
nereden bileceksin silahımın şarjörüne mermi diye seni koyup defalarca kalbime sıktığımı??

"birgün yanıma gelip seni ne kdar sewdiğimi soracaksın ben de sana bir
serçenin gözyaşları kadar diyeceğim o kadar azmı diyeceksin ama
bilmiorsun ki serçeler ağladıkları zaman ölürler"

-----------------------------gibi iğrenç aşk sözleri paylaşan bağrı yanık ergenler nefret ediyorum lan sizden.bıktım ulan bıktım.
devamını gör...
2684.
şuan da bir sene boyunca yaptığım eşekliğin sonuçlarına katlanıyorum.pişman mıyım?hiç olmadığım kadar..zamanında adam gibi yapsaydım yapmam gerekenleri şimdi böyle gözü dolu dolanırım ortalıklarda.oh iyi oldu bana!
devamını gör...
2685.
derdimi paylaşabileceğim,konuşabileceğim,beni anlayan insanlar çok uzakta... şu an sadece onların yanında olmak istiyorum kendi evimde bir yabancı gibiyim buraya hiç ait olmamış gibi. delirmem an meselesi..........
devamını gör...
2686.
insan istiyor ki hayatındaki büyün malayaniyatları silebilsin bir çırpıda.
insan istiyor ki her söylediği hakikat olsun. hikmet olsun.
insan istiyor ki boş bir kelam çıkmasın iki dudağı arasından, uzatmasın kelimeleri.
insan istiyor ki her kelimeyi sırr-ı ihlas ile yazabilsin. tesir etsin; akıllara, fikirlere, kalblere, zihinlere.
insan istiyor ki günah işlemesin, hep aynı, hep aynı yerinden.
devamını gör...
2690.
ben yazmadım. kimin yazdığını da bilmiyorum, bir arkadaşım göndermiş ama nasılda insanın ruhuna işleyen bir yazı... ruhları nadasa çekmek lazım zaman zaman belki de. haklıymış yazan çok hemde.

şimdi sandığımı sandıklarımın yanılsamalarıyla başbaşayım , herşeyin sahte olduğunu görmekte ve acı ile bedenimi hissetmekteyim . ruhumun içten gelen inlemeleri , yüzümde anlamsız bakışlara dönüşmekte . şimdi kabuğuma çekilmenin vaktidir artık . sezgiler , düşler , yazılmış mektuplar , gönderilmemiş mektuplar , kelimeler ve cümleler derin bir isyandalar .

ruhumu nadasa çekmeli , ruhum nadasta can bulmalı yeniden ve bunu yaparken azad ediyorum içimden geçen tüm cümleleri ve azad ediyorum gönderilmemiş mektupları . şimdi yeniden tanımlıyorum herşeyi ve de herkesi yeniden anlamlandırıyorum .

içimde kızgınlık olmadan ama bolca kırgınlıkla , yeniden düşlüyorum düş olanları başka bir boyutta.

tekamülün bilmem kaçıncı evresinde , yüreğimin sitem makamında , derinden gelen bir davetle düşünüyorum herşeyi..
devamını gör...
2691.
dost arıyorum! etten ve kemikten olan ama senin gibi toprak kokan bir dost. onunla konuşmak istiyorum, sesim sesine değsin, gönlüm gönlüne baksın, esen rüzgarın oynattığı yaprakların sesini beraber duyalım. güneşin damla damla düştüğü ceviz ağacının o gölgesi bizim olsun. ellerimiz kahverenginin her tonunda renkleninceye kadar ceviz kabuğu soyalım.yüksek binaların yüksek gururlu insanlarından söz etmeyelim seninle, hızlı giden vasıtalar girmesin muhabbetimize, insanları konuşmayalım kötü yanlarıyla.
devamını gör...
2692.
uyandığımda karavanın penceresinden dışarı bakabildiğim bir sabah yaşarsam, hayallerimden biri gerçekleşmiş olacak. çıkar bahçede közde bir çay demlerim mesela. sevgilim karşıma geçer, çayıma şeker atmama gerek kalmaz zaten. diyabet ilaçlarımda yanımda oldu mu tamamdır.
devamını gör...
2693.
gün gelir myogenes yollara düşer fatura ödemek için.nereye gitse bi aksilik peşindedir.

herneyse belediyeye gittim su faturası için veznedeki kadın tam onümdeki teyzele tartışmaya başladı sonra sinirlenip teyzeye ''az sus da motorun soğusun teyze'' dedi ben dumur oldum kaldım.
neyse ordan doğa gaza gittim bi kuyruk bi kuyruk neyse zor bela yatırdım onuda.
sonra üds başvurusu için bankaa gittim11 buçuk gibi aldığım sıra fişi bana 4 buöukda gelince artık hyattn ümidimi kesmiştim.

yani kısaca gün boyu paramla rezil oldum!!!
devamını gör...
2694.
*


pencereden sarkmış hayata bakıyorum.

bu saatte ışığı halâ yanan pek az pencere var. yanlış saymadıysam iki tane. birinde kuvetli bir ışık yanıyor, diğeri biraz daha loş. aklımdaki ihtimalleri sıralıyorum hemen kendi kendime; "ya bir öğrenci evidir, ya geç yatmaya alışkın bir ailedir ya da ev halkından uyku tutmayan birinin televizyon, kitap ya da bilgisayar başında geçirdiği sıkıntılı dakikaların yansımasıdır" diyorum. hepsi birbirinden zayıf ve birbirinden güçlü ihtimaller.

sokaklar sarı bir karanlık ve aydınlık. çoğu yer karanlık olacakken sokak lambaları izin vermiyor. iki tane lamba var görebildiğim; ikisi de apartmanların arasına gerilmiş elektrik kablolarına asılmış, birinin hemen altında belediyenin gerdiği bir branda var ve ışığın büyük bir kısmı tamamen onun üzerinde. lahuti bir hava, heybetli bir ürperti uyandırıyor ilk bakıldığında, oysa ki yalnızca belediyenin yaptığı işlerden biri ile ilgili bir açıklamayı içeriyor o kadar." ama pencereden bakınca da insan dikkatinin ilk olarak oraya yönelmesi de tesadüf olamaz" diyorum kendime. "bu belediye işini biliyor" diye ekliyorum hemen sonrasında. ha öteki lamba mı, o hiç yanmıyor. o yüzden dar sokak yanan pencerelerden yansıyan ışık haricinde, karanlık.

ara sıra ilerideki caddeden geçen arabaları martı ve kargaların birbirine karışan ürkünç sesleri takip ediyor, bu zincirleme gecenin sesini ve sessizliğini oluşturmuş oluyor. lambaların asılı olduğu elektrik kablolarının, yan yana duran iki evin penceresindeki iki adet bayrağın ve balkonlarda ipe asılı duran çamaşırların rüzgârla iletişim hâline geçmesi de gecenin hareket kısmını oluşturunca artık sorun kalmıyor. hiç mi insan geçmiyor, geçiyor elbet tek tük. ama onlar bu zincirin birer halkası değil gibiler. sanki bu geceye, bu karanlığa, geçtikleri bu sokağa değil de bir başka mevsime, başka bir zaman dilimine ait gibiler. kediler de var mesela, ama onlar insanlara benzemiyorlar. bu geceleyin sesleri, rüzgârdaki bu yalnızlığın kokusu, sokakların karanlığı en çok onlar tarafından benimseniyor, sahipleniliyor, muhafaza ediliyor. "pişt" diye sesleniyorum bir tanesine sessizce. aniden duruyor, sesin nereden geldiğini kestirmeye çalışıyor. o anda bir daha sesleniyorum :"pişt." bu kez sağına soluna bakınmaya başlıyor. son bir kez daha "pişt" dediğimde artık yönünü bulacağını zannediyorum ki öyle de oluyor; başını kaldırıyor ve beni görüyor. ama sonra hemen indiriyor tekrar "aman abi sen miydin ya, ben de bir şey sandım" dercesine. buna sevinsem mi yoksa üzülsem mi, işte bunu bilemiyorum.

pencereden sarkmış hayata bakıyorum ve hayat benim için "bana bunu yapmasınlar yorgunum / üstelik parasızım pasaportsuzum" diyen attila ilhan'a bu mısraları yazdıran o "şey" gibi şimdi. ben de yorgunum ama uykum yok, (yoksa var mı) yalnızım ve param yok (yok, kesinlikle yok) ve beni bekleyen "şey"ler var önümde. her şeyin hafif hafif esip durdukça beni uyuşturan şu tatlı esinti yüzünden olduğuna nasıl inanayım?

sadece bir pencereden bakmak mı beni bu hâle getirdi? hiç böyle değildim ben, gülüyordum, eğleniyordum. şimdi de ağlamıyorum ama istersem ağlayabilirim. sebebi yok.. hep bu penceler mi var her şeyin başında ya da sonunda? "ağlama oğlum, Allah ağlayacak sebep vermesin" diyen annem geliyor şimdi aklıma. amin anneciğim. cümlemize.

daha geçenlerde "zordur pencereden bakmak" diye bir öykü yazmıştı yazar bir dostum. boşuna mı öyle söylemiş yoksa? değil, hiç değil; insan baktıkça anlıyor ne denli zormuş, ne denli ne denli... "ben zoru severim" deyip bir daha gidip bakmak geliyor içimden ve gidiyorum, bakıyorum. "bakmaz olsaydım" diyorum. yanan sokak lambası sönmüş ve üstelik iki penceredeki ışık da sönmüş, yerlerini başka bir pencere almış. belki de sabah namazı kılmak için kalkanlar vardır kimbilir. ne yapmak lazım anne? sabah namazı mı lazım? birazdan saba ezanlar da yükselir ve havada birbirine karışır, sonra karanlığa karışır ve oradan da benim kalbime nüfuz eder. peki anne öyle yapayım. ama o zaman üzülmeden uyuyacağıma garanti veriyor musun? söz mü anne? peki anne.

böyle söyleyip kendime karışıyorum yeniden. bir pencerede bir ışık sönüyor. gecenin sesi sessizlikle sürüyor. bir adam karanlıktan sarkmış, yalnızlığına bakıyor.
devamını gör...
2696.
birşeyler mırıldanıyor kalemim, denizlerin en âsûde insanı için....

o'na yazmak böyle güzelse, o'nu yazmak nasıl güzel olur kimbilir.
postacı mektubumu yetiştirmek için sabırsızlanıyor,acele etmeliyim...
devamını gör...
2697.
hikayeler duyardık, garip hikayeler. beyazların ayak basmadığı yerlerde dolaşıyorlarmış. her yaprak dökümü ayında, onun içindeki ay'ın sustuğunu hayal http://ederdim.ve tristan'ın yaşamak için tekrar hayata geri döneceğini, ama o genelde gelmezdi. ama ben yine doğardım hayal kırıklarımdan, bıraktıklarımdan. yeni keşifler yeni yerler....
devamını gör...
2698.
yeni doğan gün
yeni başlangıçlar
yeni umutlar.....
bir deniz kenarında evde ya da ne bileyim bir bungalow da sabah erken kalkmışsın, bir önce ki gün seni mahvetmiş. ama sen aklında yarattığın yeni umutlarla, cesaretle açık cam kapıdan, mesela üzerine doğmakta olan güneşe karşı kollarını açarak geriniyorsun. tamam ya her şeye yeniden başlıycam diye kendini kandırıyorsun.
devamını gör...
2700.
bir gün bana yapmadığın herhangi bir şeyi bir başkasına yaparsan aklına ben geleyim. bir virus gibi. vicdan azabı ile yanasın. utanasın sıkılasın, bu hâl üzerinden hiç kalkmasın. vicdanın mahvetsin seni. onun esiri ol inşaallah.


gibi sitem/ah dolu sözler barındırır.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar