sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

2982.
bir gün, bir lahza gibi,
bir ömür, bir gün gibi
geçişlilik ilkesi varsa eğer o zaman bir ömür, bir lahza.
o vakit bu neyin çabası,
kız bu neyin cakası?

ha bir de;

şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster,kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde

işte öyle bir şey
devamını gör...
2986.
yapılmışı, video halinde olup izlenmişi var, üstüne karalama yapmam sadece c-p ile metini yazarım; o zaman eyyorlamam bu kadar'dan gelsin:

çok iyi de oldu çok güzel iyi oldu taam mı: öncelikle bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim.
şimdi meselam türban olayını çok garıştırdılar: öncelikle türbanın siyasete malzeme edildiğini düşünüyorum.
ha aralarında bi' fark galdı o fargınan çok güzel oldu: anadolu farklı dinlerin ve kültürlerin kesiştiği ve bu farklılıklarla güzelleşen bir coğrafyadır.
meselam herkesin hayatına kimse garışamaz.ha nasıl garışamaz; ben bu şekkil giyinirim, bu bayan şu şekkil giyinir, şu şekkil giyinir.ha hiç kimse kimseye karışmaya bi' hakkı yok, özgürlüğü bidir : kişilerin giyimine ve hayatına müdahale etmek,doğrudan kişisel hak ve özgürlüklere müdahale etmektir. demokratik bir ülkede,herkes istediği şekilde giyinmekte özgürdür.
ha başörtü gurban olduğum ya resulallahtan gelebilir amma lakin ki öyle değildir: şu da var ki ben de müslümanım fakat türbanı farklı yorumluyorum, türbanın islamiyetin şartı olduğuna inanmıyorum.
eyorllamam bu gaddar. hadi hayırrı işler: bu konuda söyleyeceklerim bu kadar, teşekkürler,iyi çalışmalar.
devamını gör...
2988.
geçen arkadaşla ikea'dan çıktık, metro bekliyoruz. yanımızda nereli olduğunu merak ettiğim tesettürlü bayanlar var. her nereliyseler, oranın zenginlerindendiler. belliydi. akıyordu yani. her neyse fazla mal züğürdün çenesini yormasın, konuya geliyorum. yanımdaki arkadaşıma sordum nereli olabilirler diye, konuşmalarına kulak kabartıp suriyeliler dedi. nasıl anladı, ne yaptı orasını inanın ben de bilmiyorum. fakat emindi, suriyelilerdi. sonra ekledi. suriyeli kadınlar güzel olur aslında; ama bunları teğet geçmiş galiba. kızdım böyle şak diye söylemesine, içimden öfkelendim falan. şöyle bir baktım kadınlara, ikimizin de güzellik anlayışına uymuyorlar demek ki dedim. bunun üzerine sordum: türk kadınları hakkında ne söylenir peki? evlenene kadar güzellerdir, evlendikten sonra çirkinleşirler dedi. düşüncelere gark etti beni. ardından benim anlamsız bakışlarımdan ötürü açıklama gereği duymuş olacak ki yine ekledi; çünkü türk erkekleri genelde maço olur. eşinin pek sosyal takılmasını istemez, güzel yemekler yapmasını vs. ister. kadın da homini gırtlak yer, götürür börekleri çörekleri altın günlerinde. çoluk, çocuk derken zamanla kadın da kendisine bakamaz olur. daha sonra metro geldi, konu kaynadı gitti falan. ama benim kafamı kurcalamaya başlamıştı bir kere. o gün bugündür bunu düşünürken buluyorum kendimi. türk kadınları gerçekten evlendikten sonra çirkinleşir mi? tırsmıyor değilim.
devamını gör...
2989.
cuma akşamı metrobüse bindim. daha önce adolf kitlerin açtığı 12 adımda metrobüste konforlu yolculuk başlığını okuduğum için kendimi şanslı hissediyordum. yerimi aldım. gelen metronun en arka kapısı şılak diye önüme açıldı. fakat içerisi doluydu, çok doluydu. üzerimde iki çanta olmasına rağmen bindim.

iki durak sonra bi bey indi ve bana yerini verdi. sırtımı dayayabilecek bir yerdi burası. arka üçlü koltukta oturan bayanlar ilginç bir şekilde vişne bahçesioyunundan bahsediyorlardı. sırtımı sağlama aldığım için kitabı çıkardım okuyayım yol uzun vakit geçsin dedim.

kitabımı okuya durdum. inenler binenler ve binenler. tam önümde duran yaşlı adama arka üçlü koltuktan kalkan şişman kadının yerini göstererek; oturacak mısınız? diye sordum. hayır dedi. geçtim oturdum. ilginçtir benim 5 katım olan kadının sığdığı yere sığamadım. kitabı okumaya devam ettim.

aynı amca: bayılıyorum sizin gibilere. ne güzel kitap okuyorsunuz. roman,tarih, coğrafya,hikaye. bi tutturmuşlar fatiha mırmır onu okuyorlar

dedi. fakat yanlış adama dedi.

vosvosumolsun: ben onu da okuyorum. hem fatiha hem roman okuyorum. ne ahirtten ne dünyadan vazgeçmiyorum.

dedim. adam kaldı. he iyi ikisini okuyorsan iyi iyi dedi ve ilk durakta indi.

ne adamlar var.
devamını gör...
2990.
sırf gülüp eğlenmek için, hüseyin kağıt ın müzik kliplerine dadandım, dadanmaz olaydım. hayatı tespih yapmışım şarkısı da bana dadandı. ya istemeden de olsa şarkıyı mırıldanmaya başladım. o da yetmedi hüseyin kağıt gibi şarkıyı, yeğdire yeğdire * söylemeye başladım. tabii ki iş yerinde fark edilmeye başladım bu yüzden. şimdi akşam eve gidince eşimin tepkisini merak ediyorum. zavallı eşim. *
devamını gör...
2991.
sol framede herhangi bir başlıktan göz gezdirmeye başlıyorum, ilk okuduğuma değil de altındakine tıklayıp üstteki başlıkmışcasına alakasız olduğu için tanıma şaşırıyorum. bir kez olsa anlayabilirim de her defasında şaşkınlık aynı seviyede. bir de bir tanımı okurken gözüm alltaki imza ya da mahlasa takılıyorsa onu da cümlenin içine iltica ettiriyorum farkında olmadan. sözlük hastalıkları diye yeni bir tıp dalı falan mı gelişmeye başladı, bu dalın öncüleri olacağız da bunlar onun göstergesi ya da belirtisi mi, kafamı kurcalamaya başladı.
devamını gör...
2993.
--- alıntı ---

sevgilimle aynı evde yaşamaya başlamamızın dördüncü ayıydı. bunu eski buzdolabının kapağındaki pideci mıknatıslarına sıkıştırdığımız dört elektrik faturasından hatırlıyorum. o mıknatısların arasında bir sabah şu notu buldum:

“onunla gidiyorum. sana hayatta başarılar dilerim.”

hiç abartmıyorum, hemen orada, fayansların üzerine uzanıverdim. birkaç saniye “o” dediğinin kim olduğunu anlayamadım. sonra hayatta başarıyı çok önemseyen, kestirme yolları gözleyip arkadan dolaşan ve sevdiği arkadaşlarına mobilya kataloğu getirecek kadar düşünceli insanların neslinin hızla tükendiğini fark ettim.

başarılar diliyordu kaçan sevgilim bana. mutluluklar yerine başarılar diliyordu. başarıyla mutluluğun bir arada bulunmasının imkânsız olduğunu bilecek kadar bilge kişininkine benzer bir tercih değildi, benim mutlu olmamı istemediği için de değil; sevgilimin çapsız kalbi aldatıp kaçarken mutluluklar dilemenin abesle iştigal olduğunu hissedebilmişti. Allah razı olsun dedim içimden.

kısa cümlenin tarihi | bahadır cüneyt yalçın

--- alıntı ---
devamını gör...
2995.
gönlüme ciklet yapışmış, nasıl olduğu asla anlaşılmaz, tıpkı ayağa yapışan ciklet gibi. bir parçası kaldırımda, çekiyorum çekiyorum, sünüyor da sünüyor. ama nasıl sünmek... saça yapışan sakızı çıkarırkenki acı gibi acıyor üstelik çektikçe. kimyasal çözümler bulsam, tinerle kazısam, rengi bozulur gönlümün, izi kalır bir ömür. kapıya iple bağlanan dişi sökmek gibi aniden çeksem de mutlaka bir kısmı kalır yapış yapış, sonra üzerine tozlar yapışır kirlenir, kurban bıçaklarıyla kazısam ya postu deler, ya etten gider. orda kalsa olur mu, yerden koparsam ayakkabımın altında yapışık kalsa, olur mu. cık. olmaz.
devamını gör...
2996.
hayat; gerçek bir hikâyeden kurgulanmış film gibi.
hikâyeyi yaşayanlar var, o hikâyeyi yaşayanları görenler, o hikâyeyi filme çekmelisin diyenler, filmi çekenler var ve o filmde oynayanlar.
filmi bilenler var ama izlemeyen, filmi izleyenler var, bir de o filmi izlemelisin denilenler.

ben mi? ben o filmi izlemelisin denilenlerin içindeyim.
devamını gör...
2999.
bıktım artık sözlük bıktım. saç traşım 3 haftayı geçtiğinde hakkı bulut'a dönüyorum. gerilla gibi, tinerci gibi oluyorum. oysa saç traşı 3 haftayı geçince al paçinoya benzeyen tanıdıklarım var. adaletmi bu ya
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar