sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

3021.
çekilmez bir adam oldun yine uykusuz, aksi, lanet....suratına vurmak istiyorum bazen şöyle adam gibi tokatlamak ama işte olmuyor iyi çocuksun diye kıyamıyorum. negzeldi eskiden, beni salıncakta sallamak isteyen yağız bir delikanlıydın halbuki. beni taşıyabilecek salıncağı mı bulamadın! yeni bahanen de bu mudur şimdi ? ha gerçekten tepki çekmek istesem, güdümlü terliği kafanda paralardım fakat sadece ikaz ediyorum.
devamını gör...
3024.
nasıl bir karaktere sahibim ben böyle. uyuyamıyorum, başım çatlarcasına ağrıyor, manik atak kapıda hissediyorum ve ilacımı almıyorum. tüm bunların ilacımı almadığım için olduğunun bilincinde olduğum halde.
devamını gör...
3026.
# selam.

# cumartesi sürprizi, pazar sürprizi isminde magazin programları var. programın yayınlanacağını yayın akışında duyuran, program saatinin reklamını önceden duyuran tv kanallarınca sürpriz olarak sunuluyor bu programlar izleyicilere. programların isimlerini belirleyenlere sesleniyorum. hacılar "sürpriz" beklenmedik bir anda ortaya çıkan, önceden bilgisi verilmeyen, sezdirilmeyen, duyurulmayan şeylere denir. sizin bu yaptığınıza sürpriz denmez. bu yaptığınıza başka bir şey denir. tatil günü sabahını kuzey'in neden gergin olduğu ? ibrahim tatlıses'in albüm hazırlıklarına başlaması gibi konularla doldurduğunuz için eşeklik denir mesela ama sürpriz denmez.

# geçen bir trabzonlu'yla bir kırşehirli'nin konuşmasını dinliyorum. kırşehirli diyor ki "neşet ertaş öldü yer yerinden oynadı, sizin kamil sönmez öldü kimsenin umursadığı yok". takımdan ayrı düz koşu yapan futbolcu gibi sakin sakin koşarak kaçtım oradan. adamın sidiği o kadar çok ki mevzu bahis ölüm olunca bile yarıştırmak için kullanabiliyor.

# sokağa çıkma yasağı darbe dönemi ve öncesinin uygulamalarındandı. küfürsüz sözlük diye bir şeyin başında durup sansüre karşı olmayı iddia etmek çelişmek olacak ama o günden bugüne yaşanan sosyal hayattaki değişim gözümü korkutuyor ve bundan on yıl sonrasını sorgulayamıyorum bile. o zamanlar insanlar sokaktan eve girmezdi. ev çok soğuk havalar dışında otel gibi kullanılırdı. eylemler, mitingler falan bir yana misafirlikler, kapı önü oturmaları, piknikler v.s. sosyal hayat sokakta akardı. yasaklar uygulanıp kaldırıldıktan ve insanlar siyasetten korkar hale getirildiken sonra da hayat sokakta akmaya devam etti. 90lardan 2000lere geçtiğimiz yıllarda sokaklarda çocuk sesleri azaldı. konserve tarzı site hayatı ve internetle birlikte insanlar sokaklardan tamamen çekildiler. tv o zamanlarda hayatımızdaydı ama bu kadar hayatımızı ele geçirmemişti. şimdi sokakta insan yok. birileri bizi sessizleştirmeyi, uslu, akıllı hale getirmeyi başardı. bilgisayar başında bir şeyleri beğeniyor, bizi beğenenleri sahiplenip, sevinip, tv'de olanları sindire sindire izliyoruz. ne kadar muhalif, eleştiren olursan ol kanın dört duvar arasında ve bir ekran karşısında devinim halinde olduğundan izlediğinin, sana sunulanın esiri oluyorsun bir süre sonra. eleştirirken hayatı ne kadar stabil yaşadığının farkında olmuyorsun. muhalefet ediyorsun ama sana sunulan sınırlar çerçevesinde çıkabiliyor sesin ve hayal dünyan sana sunulanlar ve sindirilenlerle her geçen gün daralıyor. insanlar ne olursa olsun sokağa çıkmalı. site hayatı güvenlik, sakinlik, düzen sunabilir ama insana elzem olan sokağa karışmak, yaprağın ayakları altında ezilen çıtırtısını duymak, parktaki bankları mesken etmiş emeklileri izlemek, hiç tanımadığın bir tanesinin siyatik ağrılarının dayanılmazlığına kulak vermek, kendini sokağın süpüren rüzgarın akışına bırakmaktır.

# huzur mu ? huzur ise haberlerde bir metre kar içinde okula terlikle gidip geldiğini gördüğün erzurumlu çocuğa üzülüp on dakika sonra kombinin ısısını biraz daha yükseltmektir. haber süresi boyunca üşür on dakika sonra bahşedilen nimetleri düşünüp huzura erersin.

# bye.

devamını gör...
3027.
bi' tanıdık.. yıllardır kelamını duymamışsın.. unutmuşsun biraz da.. sonra bi kelamını okursun bi' yerlerde.. ardından bi' uğultu başlar kulaklarında.. sesler gelir, gelir, gelir.. ve onun sesinde durur. onun sesi, onun yüzü ve duruşu.. bu his ne garip ve ne de güzel..
devamını gör...
3028.
eczası olamayan yaraları keşfimiz zamanlarına denk gelir bu ne çok yalnızlık serzenişleri. insan olmanın alameti farikası acizliğimizin eczası yok, ibrahimin ateşine su taşıyan karıncadan bir dava öğrenseydik ucundan tutunmalık, aczi mucizeye devşirmelik, çok yalnızlığımız azalırdı belki amma... amma ki bir alameti farikamız daha var, nisyan. unuturuz ibrahimi de karıncayı da bir bakmayla, sebepsiz şakakları zonklattıran bir kalp çarpışıyla, uyuturuz çok yalnızlığımızı bir koşuşturmayla. sonra durup nefes alıp bir an, soğuk havadan sızlayan diş gibi, bir an yine farkedilir eczasız yaralar ve çok yalnızlığımız.
devamını gör...
3030.
olmuyor, "ne halin varsa gör, daha beter ol" deyip geçemiyorum. insan sevdiğine nasıl der ki bunu. ya da onca şeye rağmen nasıl hala sevebilir? hayat ne kadar karmaşık, nasıl çetrefilli, nasıl zor. bir yanım mutlu olmalarını isteyecek kadar saçmalayabiliyor. yaşanan onca acıya, maruz kalınan onca acımasızlığa rağmen, nasıl mutlu olmalarını isteyebilirim. işte bunu kendime konduramıyorum. bu kadar mı gurursuz olur insan. aşksa bu, böyle aşk yerin dibine batsın, istemiyorum.
devamını gör...
3031.
geçen gün internet kesildi. sebebini araştırdım, komşum internet faturasını yatırmamış. bu kadar sorumsuzluk olmaz ki!
devamını gör...
3032.
perdeleri ıslatan gece karanlığı yere düşüp gün doğunca, sarmaşık gibi sarıldığım yorganımdan ayrılışın vaktidir. vakit günün ortası, iki ezan vakti geçmiş üstünden. bir aralık günü. güneş kara bulutlardan bir aralık bulamamış, bu saatte uyku mahmurluğunu soracak halde değil. mevsim kış. mevsim normallerinin üstünde geziniyor ayaz. uykulu gözlerime su doluyorum, uyanmak için. iki yudum çay, bir parça azık. sigara altı. bir fanila, bir gömlek. bir hırka, bir mont. bir atkı, bir bere. mevsim üşüme zamanı. kaç zamandır, yüzüme ustura değmedi. üç vakte kadar kesmeyi düşündüğüm sakalım var. uzun zamandır usturasız'ım. ve çok kısa bir zaman önce şahit oldum, ağarmış sakalıma. ölümün rengi sakalımda zuhur etmiş...

sakalım kaşınıyor, yüzümün orta yerinde acı bir sancı. hayatın meşgalesi ve içimden geçen sessiz gemiler bu sancıya karışıyor. ben hayatın meşgalesine karışıyorum. ıslak, çamurlu ve kalabalık caddelerde kayboluyorum. içimdeki ''ben'' içimde, ben kendimde, özüm yalan ve dolan dolu bir alemde kayboluyor. sora sora bağdat bulunur-muş. mesele kendimi nasıl bulmam da. çenemde korkunç bir acı. sakal acısı. acının ne çok çeşidi varmış, tanrım.

herşey keskin bir usturaya bakar. pekii ruhumdaki sancı!
devamını gör...
3033.
eşim beni aldatmaz baslığına yazılanları okuyunca üzüldüm. çünkü genel olarak herkeste bir kabullenmişlik var, erkek aldatır. bu bilincaltımıza sokulmuş malesef. herkeste bir güvensizlik, umutsuzluk. yani dogru dürüst adam tanımadınız mı hiç? etrafınızdakiler eşlerine değer vermiyor mu ya da nefisleri o kadar mı azgın ki Allah dan korkmuyorlar. hayır anlamadığım, esine güveni olan insanı da garipsiyorlar, küçümsüyorlar. kendi güvensizliklerini telkin ediyorlar , istiyorlar ki o da şüphe etsin eşinden. biraz pozitif olun, güvenin arkadaslar. herkesi bir tutmayın. bazı erkekler de kendilerine kapı açmıs resmen biz aldatırız diyorlar piskin piskin. onu da garipsedim. Allah saptırmasin hicbirimizi...
devamını gör...
3034.
"ego ego ego. bıktım usandım. kendiminkinden de başkalarınkinden de. bir yere varmak, farklı ve ayrıcalıklı bir şeyler yapmak, ilginç biri olmak isteyen herkesten bıktım usandım . iğrenç bir şey bu - iğrenç iğrenç. kimin de ne dediği umrumda bile değil."
(bkz: franny and zooey)
devamını gör...
3036.
kgs ( kartlı geçiş sistemi ) denilen, karayollarında paralı geçiş sağlayan ve benim senede 1-2 defa kullandığım kart, 2013 itibari ile hgs ( hızlı geçiş sistemi ) oluyormuş. tabi benim kartta 3 tl kalmıştı ve torbalı dan izmir otoyoluna girmiştim artık. acaba karttaki para yetecek mi, yetmeyecek mi korkusuyla, ilk gişelere yaklaştım. kartı okuttum ve 2,25 tl kesinti yaptı. o an çok mutlu olmuştum. 0,75 kuruş kaldı ve artık karta ihtiyacım kalmadı derken, aman Allahım bir de ne göreyim, izmire girişte bir kart gişesi daha. dedim belki kabul eder ümidiyle kartı okuttum cihaza ve birden dıttt dıtt diye öten makineden gelen yetersiz bakiye uyarısı. Allah ım ne rezil bir durum. arkamdaki araba da sağolsun dibime kadar yanaşmış. biraz geri gitmesini rica ettim ve bende cık cık cık nidaları ve ayıp ayıp bakışları altında geri geri kaçtım oradan. hemen gişelerin yanı başındaki kgs dolum yapan ptt bürosuna girdim. görevli memur:- kgs artık iptal , hgs almanız gerekiyor dedi. e ver madem dedim. cevap beklediğim cevaptı : sistem kilitli beyefendi.
hgs gişesinden kaçak geçiş yapın ama, bir hafta içinde ödeyin dedi. tamam dedim ve arabaya bindim.
hgs gişesinden geçerken auaaa auaa auaaa diye cins bir alarm çaldı ve kırmızı çarpı işareti altında, kaçak geçiş işareti yandı. artık bir kaçaktım.
bir kaç metre yanımda ki polis, alarm sesini duyduğu için bana doğru baktı. o esnada içimde bir olağan şüpheli sıfatına bürünmüş , hatta dr. kimble ruhu uyandı.
10 sn de 80 km. hıza anca ulaşabilen arabamla gaza bastım ve hızla kaçtım ordan. dikiz aynasından arkada ki polisin acaba beni takip eder mi diye baktığımda, polisin beni yanındakilere gösterip güldüğünü farkettim.
ama kısa süreli de olsa kaçak olmak, yine de farklı ve heyacanlıydı.
devamını gör...
3038.
olmayınca olmuyormuş hayatta, fazla zorlamanın alemi yok. önceleri savaşmak gerekli diye düşünürdüm ama bilmiyorum belkide yaşlandıkca direncimiz kırılıyor hayata karşı oluruna bırakmayı öğreniyoruz. bu iyi mi kötü mü bilmiyorum ama öyle işte.
devamını gör...
3039.
bu aralar kafam çok karışık. her biten şeye karşı fobim başladı. mekan değiştirmek bile üzülmem için bir sebep. alıştığım, alışmaya çalıştığım her şey elimden kayıp gidecek gibi geliyor. unutmak için film izlemek bile kar etmiyor artık. uyuyorum, uyanmayı istemiyorum. niye böyleyim bilmiyorum.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar