sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

3101.
canım siz, müslümanlığı, vatanseverliği, milliyetçiliği ve atatürkçülüğü çok yanlış anlamışsınız. zira bunların hiçbirisi 'bizim gibi olmayanlar ölsün, gebersin, oh olsun' diyen ideoloji ve inanışlar değil. hepsinin özünde sevgi ve hoşgörü yatar... kafayı çekip özgün müzik dinlemekle solcu, alnı hiç secdeye değmeden meydanlarda ya Allah bismillah çekerek de sağcı olunmuyor... hörmetler...
devamını gör...
3102.
* aslolan zahir olsaydı, kör doğardık.

* sigara. iç. boğazın, ciğerlerin, miden mahvolana kadar iç. mahvol. seni olan yenilgi seni ölen bir şeylere dönüşür. kussan kandan geçilmez, sussan konuşmak istersin konuşursun azap olur. vicdan gölgesi olmayan bir çavuştur. beslersin, yenilir.

* mutluluk sivildir, çünkü sen hep başkaları düşünürsün. sermayen ağırlığı olmayan pespaye bir hırkadır. melamet hırkası değil, kırk yamalı hırka. idris biçmiş de, giy.

* anlaman gerek. bir kelime var, o kelime hiç kullanılmamalı. bu yüzden henüz halk olunmadı o kelime, bu yüzden ne cümle kursan çarpık çurpuk yürüyen orta yaşlı bir ayyaş gibi sırıtıyor olanca. milyarlarca kelime, hepsini biliyor musun? "benim kronolojimi biliyor musun sen?"

* savaş meydanlarında anemi hastaları ile vampirler karşı karşıyadır. ikisi de aynı şey için savaşırsa tanrı hangisine yardım eder? yengi kimdedir? dişe diş kana kan, intikam intikam.

devamını gör...
3105.
5 yıl önce...

sevgiliye;


gözlerime baktığın da yüzüne yansıyan sende ki beni görüyorum gözbebeklerinde

o zaman daha bir başka seviyorum belki de seni

ey. benim yaramazım haylazım !!!

ne masum ve sevecensin oysaki…. her hırçınlığında bağırışında bile masumluk yüklü

haytalığın yaramazlığın vurdum duymazlığın bile neşe verici

beni anlıyor musun değişinde ki, beni anlamaya çalışında ki incelik içimi deliyor her seferinde

öyle duygu yüklüyüm ki yazamıyorken kendiliğinden yazıyor şimdi ellerim

görüyorsun değil mi ellerimle sevgi derdim senin için gönül bahçemden, bir gün bile solmasına kıyamazsın ben bunu bilirim

sana özlem sana hasret sana sevda var devamı gelmeyen mısraların ardında

benim küçük cevherim sana inancım nasıl sonsuz biliyorsun değil mi

benim sana olan inancımın yansımasını kendinde görüyorsun değil mi

dün olmuş hırçınlığın heyecanın solar olmuş o bebek yüzünde

hayat mı yoksa yaşanılanlar mı değiştirmiş yoksa bu asi kız mı

öyle çok yaşandı ki bitmek bilmez muammalar yorgun bitap düşmek an meselesi mi

hep düşünüyorum aslında düşünmemeyi düşünüyorum bir bakıma

hız felakettir dedikleri yalnızca yollar için mi acaba

çabuk olalım aşkım şarkıları mı bizleri değiştirdi akıp giden hayatlar mı yoksa yaşanmamış ertelenmiş sevdalar mı

sana açım sana susuz diyor şarkı sevdaya açlık susuzluk nasıl oluyorsa

yazıyorum işte anlamı var mı yok mu elimden çıkıyor içimden geçenler klavyemden

devam ederim elbet şimdilik gitmem gerek
devamını gör...
3106.
15/10/2007--15:15

susuyorum nedensiz!!

olacaklara hazır olmak mı, yoksa önceden görebilmek mi?
herşeyi kabullenir oldu bu asi gönül
edilen dualar da bunun için değil midir?
hak olanı doğru olanı yaşamak için değil midir?
bir vesile olsun ister durursun ama içindeki asi ruh seni kamçılar

susuyorum nedensiz!!

bir yudum sevgi uğruna heba olsanda
sevdam için işte bu sebat
kanarken yüreğin içinden kopar gider bişeyler
nereye kadar gider derken inadın
şükrü kendine yok sayarken
aslında değil midir içinde ki inanç, seni hayatta tutan...

hatıralar, yaralar, acılar hepsi yanan yüreğinle kül olmuşken
dünü görmüyorum,yarını hayal edemiyorum
bugünümsün,benimsin ve bununla yaşıyorum
yazamıyorum!! yazmayacağım dedim!!
ama ecel beni almadan düşmes ki elimden kalemim
devamını gör...
3107.
infaz rejimine ve güvenlik tedbirlerine ilişkin yasaların zaman bakımından uygulanmasında tekerrür halinin istisnasını anlamadım sözlük.
devamını gör...
3108.
özledim. yetmiyor mu bu kelime? özledim işte.. başka bir açıklaması yok.. duruşunu, bakışını, utanırken tek yaptığı o sitem dolu sırıtışını, saçının kokusunu, gözünün alalade rengini ve daha bir çok şey.. hayır, sadece özledim işte.. belki herkesin herkesi özlediği gibi.. neyini abartıyorum ki? neden kafamı yastığa koyunca uyumak yerine hep o anın hayalini kuruyorum ki? böyle buluşuyoruz, sarılıyoruz birbirimize.. herkes gibi işte.. herkeste olduğu gibi günah oluyor sarılmamız.. aman! nasıl olur da fenerbahçenin möşın glarbata attığı 4. golde ben onun o vedalaşmadan arkasını dönüşünü düşünüyorum? lan neden "bana her şey seni hatırlatıyor?"

alt tarafı bir özlem.. üst tarafı düpedüz aşk işte.. şu saatte hiç bir kul bana şu cümleleri yazdıramazdı.. yoksa yazdırabilir miydi? bir kaç yıl "aşka aşığım ben ağbi" diyerek her limanda bir macera yaşama hevesiyle oturduğum yerde çakılı kaldım.. bir iki limana uğradığım da oldu gerçi.. güzel anılarım oldu.. ama hiç bir limanın tavernasında içtiğim şarap senin yaptığın sıcak çikolata kadar sarhoş etmedi beni.. hiç bir limanın bol eğlenceli gürültülü bir gecesi senin yanında geçirdiğim sessiz iki dakika etmez biliyorum.. daha doğrusu öğrendim artık.. demem o ki liman liman hayalini kurduğum belki de "senin huzurunmuş".. neyse anlıyorum şimdi neden golleri önemsemediğimi.. üst tarafı aşk işte bunun..

yalnız şu arçelik, beko reklamları da seni hatırlatıyor.. *
devamını gör...
3110.
ortabirdeyken -ki bu benim 10-11 yaşıma denk geliyor- tarık diye bir çocuk vardı. lise ikiye gidiyordu. iri yarı, yemyeşil gözlü, sarışın bir çocuk işte. beni görür görmez aşık olmuş. ben de, tahmin edeceğiniz üzre en büyük derdi, "teneffüste nasıl daha uzun süre yanmadan ip atlarım" olan bir çocuğum ve haliyle bunu ilk duyduğumda hiçbir anlam yüklemedim. sorgulamadım, dönüp bakmadım, "acaba" demedim...

aradan iki yıl geçti ve tarık bana arkadaşlık teklif etti. bu tür şeyler benim, kendimi hapse atılmış gibi hissetmeme neden olan konulardı. ikiletmeden kapattırırdım. bir gün yine arkadaşlarla toplanmışız, lak lak ediyoruz. o sırada tarık geldi ve benden hoşlandığını söyledi. arkadaş olmak istediğini söyledi. sınıfta sevgilisi olmayan tek kız benim. diğer kızlar da bunu bir eksiklik olarak görmüş olacaklar ki, "hooop" nidalarıyla beni çocuğa doğru ittiler hep birlikte. ben de "nasıl bir şey ki bu arkadaş olmak, bir kez konuşayım bakalım" dedim ve kabul ettim. o gün tarık'la okulun bahçesinde birazcık dolaştık. konuştuğumuz konular, ne tarz müzikten hoşlandığımız, kaç kardeşimizin olduğu vb. şeylerdi. o gün öyle geçti. ertesi gün sınıfta saçlarımı tarıyordum ki, tarık kıskanç bir eda ile geldi ve "hadi gel biraz konuşalım" dedi. o an anladım bu tarz şeylerin bana göre olmadığını. ne evlisin, ne bekar. saçma sapan bir bağlılık hali. "tamam geliyorum" dedim ve ayrılmak istediğimi söyledim. "helal olsun, güzel oynadın" dedi ve gitti. sonrasında yıllarca peşimden koştu. adresimi buldu, evime geldi falan. hiçbir şekilde kabul etmedim. sonunda büyüdüm, gelinlik çağa geldim. tarık hala peşimde. son bir kez reddettim onu. annesi beddua etti bana. arkadaşları tavır takındı. o zaman çok kızmıştım o insanlara, çünkü anlamıyordum. tarık kara sevdaya yakalanmıştı. kendini içkiye verip, sabahlara kadar sokaklarda ağladığını duymuştum ve umrumda dahi olmamıştı. sonuçta o beni seviyor diye, benim de onu sevmem şart değildi...

neden sonra, oradan ayrılıp çok çok uzak bir yere gelmiştim. aklımın ucundan bile geçmezdi tarık'ın benim oturduğum evin karşısında durup benim çıkmamı bekleyeceği. nasıl bir sevgi ise artık, onca yıl aradan sonra, yolumu izimi sürüp, bir şekilde bulmuştu beni. suratımı buruşturmuştum yine. öylece kalakalmıştı. dile kolay, 13-14 yıllık bir sevgiden bahsediyorum. bıkmadan, usanmadan, uzaklığı yakınlığı zerre umursamadan sevmişti beni. gözden ırak olan, gönülden ırak olmuyordu her zaman...

bir gün face hesabıma bir mesaj geldi. profilde sarışın bir bebek resmi vardı. kim olduğunu sorduğumda, tarık olduğunu, evlendiğini ve profildeki çocuğun kendi çocuğu olduğunu söylemişti. ben de "allah bağışlasın. iyi ama bana neden mesaj atıyorsun?" diye terslemiştim haklı olarak. evli barklı adam sonuçta.
benden istediği tek şey vardı, sadece halini hatrını sormam ve ona insan gibi davranmam. tek yaptığım "git başımdan" deyip, onu engellemek oldu.

aradan takriben 5-6 ay geçti ve ben birine ilgi duymaya başladım ve ömrümde ilk kez birini kabul ettim. bu benim hayatımda bir dönüm noktasıydı. altı ay gibi bir süre içinde evliliğe karar verecek kadar sevmiştim. uzatmayayım. beni aldattı ve terk etti. tarifi imkansız acılar içinde kıvrandım aylarca. her günüm ağlamakla geçti. bugün yine aklımın bir köşesine geliverdi. hüzünlendim. sonra düşündüm, ben kime ne yapmış olabilirim ki, bu kadar umursamaz, bu kadar adi bir insana çattım. sonra aklıma tarık geldi. evet, zamanında ben de ona karşı bu kadar umursamaz ve adice bir davranış sergilemiştim. etme bulma dünyası işte. şimdi düşünüyorum, tarık'tan özür dilesem, çok mu saçma olur?
devamını gör...
3111.
ilkokulun sonlarına doğruydu sanırım, hava buz gibiydi çok iyi hatırlıyorum. okul servisinde eve giderken yola bakıp düşünüyordum. bir köpeğim olsa, gel desem, gelse sevsem sonra! git dediğimde gitmese her zaman değil ama gerçekten git dediğimde gitse tabi. okuldan arta kalan zamanlarımı onunla şakalaşarak geçirsem. sonra gerçeğe dönüş yaşıyordum tabi. korkmadığım tek bir hayvan bile yoktu benim. hala öyle.... her şeyden tırsarım. neyse işte böyle düşüncelerle evin kapısını çalmıştım. annem açtı kapıyı '' sana bir sürprizimiz var hadi çabuk içeri gel'' dedi. o an çok heyecanlanmıştım. aklıma hemen atari vb. oyun konsolları gelmişti. tam büyük bir helecanla salona girmiştim ki, masanın üstünde duran bir kafes ve içinde bir muhabbet kuşu gördüm. daha görür görmez astım hemen suratımı. başladım söylenmeye '' ben korkuyorum ama bunu biliyorsunuz ki! salmayın bunu evden kaçarım'' tadında abuk sabuk cümleler kurmuştum. babam! '' bana güven bir kaç gün sonra çok seveceksin bu kuşu önce ona yaklaşmayı dene sonra alışacaksın sonra zaten seveceksin'' demişti. hıhı diye tripli bir ses tonuyla odama gidip kendimi yatağıma atmıştım. o üzüntüyle uyuyup kalmışım. sonra bir ara gece uyandım. sanki programlanmış gibi direk kafesin yanına gittim. uzun uzun saatler boyunca izledim kuşu. parmağımı uzatıp çekiyordum. ya ısırırsa! parmağımı yerse diye düşünüyordum. hadi bir cesaret deyip gagasına dokundum. sanki kokluyormuş gibi gagasını parmağımın üzerine getirip sürtüyordu. bunu defalarca tekrarladım sonra. o an aklıma koydum eğitecektim bu kuşu. her söylediğimi yaptıracaktım. önce ona bir isim bulmalıydım! adını mahmude koydum. gel zaman git zaman mahmude bize biz ona alıştık. mutfağa gidip mahmude diye seslendiğimde olduğu yerden hızla uçup yanıma geliyordu. adımı da öğretmiştim ona. mahmude benim her şeyim olmuştu. 5 sene boyunca tüm saçmalıklarımı dinledi ve bunların çoğuna şahit oldu. sonra mahmude hastalandı. gözünde tümör oluştu. mahmude'nin bir gözü kocaman kırmızı yaralıydı.... artık eski keyfi kalmamıştı. her gece dua ettiğimi hatırlıyorum iyileşsin diye. veterinere götürdük. ona o kadar bağlanmıştım ki, annem veterinerin, mahmude iyileşecek demediğini, demiş gibi söylemek zorunda kalmıştı bana. mahmude gün geçtikçe halsizleşiyordu. ona seslendiğimde yanıma gelemiyordu. ama yinede kanatlarını kıpırdatarak seni duyuyorum işaretini veriyordu. ve bir sabah mahmude omzumda uyurken, öldü. çok ağladım. günlerce beki de bir kaç ay. hayatımda ilk defa bir ölüme şahit oluyordum. ve bu son olmayacaktı!
devamını gör...
3112.
( #674550 ) bir kuş hadisesi de bizde yaşanmıştı. teyzem rahmetli olunca, kuşu bize miras kalmıştı, çok güzel bir kanarya idi. fakat verasetini anneannem aldığı için o bakıyordu. garip kuş sahibi öldü diye hiç ötmemeye başlamıştı. bir gün sundance kid ile kuşu ziyarete gittik. anneannem kuşu bir güzel yıkamış, kurusun diye de cam kenarına güneşlenmeye bırakmış. kuşta artık zatürreden mi bilinmez, ölmüş. neyse bende sundance ile birlikte kuşu defin etmeye gittik. gömdük rahmetliyi, bir de fatiha okuyup uzaklaştık oradan.
devamını gör...
3115.
herşey güzel duygular ve vatana sevgi ile başladı... mevzunun hatice ayağı masumane, netice ayağı ise; kanlı, korku dolu ve ölüm. devletin bölünmez bütünlüğünün mutlak muhafızı. içi vatan sevgisiyle dolu bir cengaver, bir babayiğit, bir adalet muştusu. devlet'in sadık ve şerefli evladı. kulağa hoş gelen cümlelerle başlayan ülkü; derin yapılanmaların, nasırlı ve külfetli acıların, serseri kurşunlara rahmet okutan faili meçhul hikayelerin kavşaklarında ve yön tabelerı toprağa gömülmüş işleyişle yürüdü. devlet'in en kıdemli evlatları bir yaramaza dönüştü.

vatan sevgisinin azı karar, çoğu zarar'dır. devlet yaramaz evlatlarına sahip çıkamadı. sahiplik, başka şey. dizginlemekte, sahipliktir. ey güzel ülkem! katillerin kahraman, mazlumların sanık, adaletin ''para'' torna tesviyesinden geçtiği, siyasi ilişkilerin çetrefilleştiği, siyasi irade'nin ayaklar altına alındığı, güzel ülkem.

**
devamını gör...
3117.
hep derler ya/ hatta diyoruz ya;
bekliyor, bir yerlerde bekliyor. bir gün gelecek. her şeyin zamanı var.
belki beklenen bizizdir. belki zamana ihtiyacı olan düzelmesi gereken,bekleten bizizdir.
devamını gör...
3119.
oha özledim resmen. nerede benim o aptal gururum? ne yapacağımı da bilmiyorum. yanlış yapmak istemiyorum ama yanlış yapmak istiyorum. Allahım koru diyorum ama içten demiyorum sanki. valla kafamın içi protein çorbası. kaybedince mı kıymetini anlıyorum yoksa kaybettiğim için mı kıymetli geliyor. işte bunlar hep pöff.
devamını gör...
3120.
sanki eteklerimi toplamış da oturmuşum deniz kıyısına.. sanki ayaklarımı sallıyorum suya.. sanki bi yol ayrımında bi yerdeyim.
iyi bi duygu var içimde.
sanki..
say ki..
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar