sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

3281.
bir zamanlar sözlük kankam dediğim biri vardı.. reel hayatımda yoktu, sözlükte muhabbet çevirirdik işte kendimizce..

kısa bir zaman sayılmazdı, uzun da değildi, sadece güvenmem ve inanmam için yetecek bir süre..

sonra bir şeyler oldu, arkamdan işler çevirmiş, sözlükteki eksi hanemin bir çoğu ona aitmiş.. arkamdan söyledikleri.. inanılır gibi değil..

kırılmıştım, kızmıştım ama en çok da şaşkınlık..

sonra o geçti, başkaları gelmedi pek şaşırtan, utandıran..

artık gelmez de dedim, artık inanır güenir miyim bir daha!

ne aptallık değil mi sevgili okur? insan olduğumu unutuyorum hep..

ne insani bir duygu inanmak, ne insani bir istek güvenmek..

ama işte ben de insan, onlar da..
devamını gör...
3283.
kirli beyaz bir huzurun rutin dişlileri arasında ömür tüketiyorum. bocalayarak! bu devşirme ahvalim bir şarap müptelasının hırkası gibi. ruhuma kuşanmış sarhoş bir hırka. bedenimi sarmalayan lavanta kokulu libaslarımdan daha gerçek. dudaklarımda meryem orucu, suskunluğun dikiş izleri. sessiz düşünebeildiğime şükrediyorum. küfürlü sözcükler ağzıma hiç mi hiç yakışmıyor! belki de annemin fırçalaması oldu bu fikrimin tuzu biberi. akla alfabe gerekmiyor biliyorum. bazı insanlar dilleri ile fikirlerinin sedasız düşlerini birbirne karıyor. bir kaç kesik cümle düşünürken, bazısı sessiz, bazısı ise dillerine bulaşıyor. bu ölüleri diriltmeye benzer. en çok kadınlar işler bu günahı! erkekler bu günahtan beri'dirler. kadınlar, aklın dirilere kapalı olduğu makberleri dilleriyle kazıp ölümlülere işitirler. misafir kulaklara dikkat kesilin derim! en çok duvarlara. dili yokta, kulağı olduğu rivayet edilir, duvarların. sağlam bir rivayet.

suskunluğum, sessizliğe kulak kabartıp, dinlemek için değil. mistik ve sofistik yanlarım, geçmişimin anahtarsız sandığında. anahtar mı? kaybedeli çok oldu. bir ben'e sahip çıkamayan ben; bir anahtara nasıl sahip çıksın? suskunluğum renk verince dudaklarıma, ıslak bir hüzün duruluyor kuraklaşmış bedenimi! gayet nitelikli ve nicelikli dertlerim, kabuk tutumuş yaralarımı deşiyor. bir firavun acımasızlığına mazlum oluyorum! edindiğim iyi hasletler daraltıyor beni, ağzım küfür dolu. tüm küfürleri, ağzımın içindeki tükürüğe karıyorum yutarak. sonra baldıran zehri gibi yutuyorum. içimdeki nefret uyanıyor...

seni tanıdığım saate lanet olsun! keşke bu cümleyi sana kullanabilsem... yani sana layık dursaydı. işte o zaman, belki de huzura eredim.
devamını gör...
3287.
öyle mal gibi hissediyorum ki kendimi. kendime kendime bir halim vardı. işe gidip geliyordum. ne bileyim master için ales başvuru tarihini dört gözle bekliyordum bir ara. şu dişlerimdeki tellerden kurtulunca da kendimi yurt dışında bulacaktım.
ne oldu hiçbir şey olmadı. ales e başvurmadım. dişimde çürük bile yapıyor iyi bakmadığım için kendime. hatta yetmezmiş gibi ciğerlerim kötüleşmeye başladı. eskisinden daha fazla sıklıkla üşütüyorum. nefes alamıyorum.
birkaç gündür düşünüyorum. uzaklaşmaya çalışıyorum yine her şeyden. sanki bu yaşayan insan ben değilim biliyor musun sözlük. sanki dışarıdan kendimi izliyormuşum gibi. ilginç mi o da değil.
işyerinden hiç kullanmadığım yıllık iznimi bile kullanmaya izin vermedi şef. işte şimdi merhaba ben kapana sıkışmış küçük fare.
devamını gör...
3291.
sustuklarımı yazdım!

konuşmaktan daha az acı verir yazmak. aslında daha çok acı vermesi gerekir. harfler, heceler, kelimeler ve cümleler... ama acı vermiyor konuşmak gibi. yutkunurum bilir misin? öğrendin işte. seni de yutkunurum. ve yutkunduğum sen düşersin boğazımdan içeri. bir damlanın yere düşüp parçalanışı gibi! içimde parçalanırsın, şarapnel parçaları gibi; yaralanır uzuvlarımı. en ağır yarayı yüreğim alır, senden habersiz senin için kanar ve içimdeki seni kana bular. içim kan dolar dudaklarının renginde. zihnim kakarır, saçlarının renginde. soluk bir düş gözlerimi örter, bir üşüme üşüşür bedenime. ensemde beni düşümden uyandıran bir nefes! ölüyor muyum acep? çocukluğuma uyanıyorum nefesle birlikte.

ilk kare ile ilk günahım...

elimde mahlep kokusu, yüreğimde ergen bir telaş. şeytan şirk koşuyor ataletime. ıraklaşıyorum ufak ufak, yaramaz kalbimin ayak uçlarına basarak. temkinli ve gözlerimde muzip bir ışıltıyla. yakalanmak var işin ucunda! sonra yaşımdan büyük bir nara, bir fırça, belki de bir tokat! aman! bir kaç sessiz adımdan sonra, kiraz ağaçlarının arasından akşam dönüşüne kadar bir yokluğa gülümsüyorum. kırmızı toprağa bata bata koşuyorum. ayaklarımın terine toprağın kokusu karışıyor. keskin bir toprak kokusu, fıtratımın yakini. komşu kasır'dan bekleneni bekliyorum, toprakta bağdaş kurarak. ilk dokunduğum...

gözlerim karıncalaşıyor, siyahın tüm tonları bezenmiş hülyamda. renkler, ağaçlar, çiçekler ve beklenen buğu gibi çözülüyor. gri bir renk ... sonra bir kare daha. büyüyorum çocukluğumdan uzaklaşa uzaklaşa. beyaz bir renkten, siyahlara doğru... her kare de geçmişimle yüzleşiyorum. günahlarıma ağlayamıyorum utancımdan, tesbih etmeye kımıldamıyor dilim! manasız bir berraklık, üzengi otu kokusu. düş ve tavan arasında mekik dokuyorum. işaretler ölmeme delalet ediyor, ve ben ölümün sanığıyken; kendi geçmişime tanıklık ediyorum, gözlerimde akan hayatımın film karelerine. içimde kızılca bir kıyamet, bir afet bir narâ. kan ıslatıyor nefes borumu, ses tellerime kan bulaşıyor. ölüm bir hırıltı doğuruyor, ağzımdan aşağıda. kan dilime tat verdikten sonra, dudaklarım al kesiliyor. dudaklarının renginde ölüyorum, sen gamzemden kan katresi olarak yere düşerken.
devamını gör...
3292.
sevmenin, sevilmenin, şiirlerin; huzurun yanında beş kuruşluk değerinin olmadığını düşünmeye çalışmak, kendini buna inandırmak elbette her yanlış hipotezin çürüdüğü gibi çürüyecekti.
peki bunu bile bile hala can yakan neydi?
sesini duyarsam dönemem geri. gittiğin gibi devam et. sevdiğin gibi de sev ama git uzaktan sev artık.
içiçeyken kaybetmediğimiz hiç bir değer kalmadı kısa ömrümüzde. şimdi uzaktan hiç olmadığı kadar soylu seviyorum seni.
ve huzur, istediğin yerde olmadıkça elde edemediğin bir değer.
ah bir de unutmak dediklerini çözebilsem. sonra sen mi kalırsın sevgili?
ne dersin belki mevlaya ulaşırım ben de senden artarak?
sana şairin dediği gibi sensiz de yaşarım demiştim ya,
okuma tembelliği, sözün devamını okumamışım.
aynı tembelliği yaşarken de yapabilsem şimdiye ne sen kalmıştın, ne de çocuklarımızın adı...
devamını gör...
3295.
bişeyler bişeyler...
anlam aramalar, susarak aramalar, konuşarak aramalar...
bulamamalar, bulduğunu sanmalar...
özü tenden çektirmeler..
boş iş boş, bişeyler bişeyler...
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar