sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

3302.
ona olan saygımı kullanarak beni salak yerine koymaya çalışan insanları gittikçe daha az seviyorum. sevmiyorum diyemiyorum malesef ama az seviyorum. gittikçe de azalacak sanırım. "lan sen bana yalan mı söylüyorsun? bahane mi uyduruyorsun?" diyemeyeceğimi bildiği için gözümün içine baka baka uyduruyor. gerçekçi bir yalan bile atmıyor bunu bildiğinden. adam gibi doğru dürüst konuşsa ona olan saygımı artıracak halbuki. bari bi dediğin bi dediğini tutsun arkadaş.
devamını gör...
3304.
hani her insanın hayatında hoşlanmadığı, adaletsiz bulduğu, hatta çoğu zaman keyfi birtakım uygulamalara kendince önemli şeyler kurban verdiği anlar olmuştur. ve bununla değişik şekillerde baş etme yöntemleri de geliştirirler mecburen. ya içlerine atarlar atarlar, ya insan gibi durumu açıklamaya çalışırlar duyulmaz olurlar... ya da söke söke, dişleriyle tırnaklarıyla bu adaletsizliğin yenilip yutulmayacağını gözlerine sokmaya çalışırlar zalimlerin.

çocuktum bir zamanlar ve kaale almamanın boyun eğmekten farklı olduğunu bilmiyordum. her konuşan insanı düzeltme gibi bir sorumluluğum vardı sanki. yapılan yanlış yorumlar eğer yalanlanmazsa, evrenin bir köşesine fırlayacak ve asla silinip gitmeyecekleri için bir gün muhakkak karşıma çıkıp beni zor durumda bırakacaklardı. bilmiyordum dedim ya, çocuktum. yeni ünlenmiş kıytırık popçular gibi hakkımda çıkan her kötü haberi hararetle yalanlama telaşına düşmüştüm.

sonra bir şeyler oldu. büyüdüm galiba. olgunlukla, gönlümden düşürmediğim tasalarım uğramaz oldu bilincin kapsama alanına. kayıtsızlaştım. ben bendim ya, diğerleri kim oluyordu. ya da ben mi vardı, diğerleri gerçekten kimdi? uğruna üzüldüğüm benliğim artık bizlik ve hatta kimi zaman onlarlık olmuştu. hiç üzülmüyordum. sadece üzmemeye gayret gösteriyordum. onlar mutluysa mutluydum, hayır mutluyduk. hayır mutluydular. ben hissetmiyordum ki.

sonra öldüler. sonra boşluk. yalnız bile değildim çünkü olmak lazım hissetmek için yalnızlığı. bi başına olmak. ve insan bazen bi başına olmayı öyle özler ki. öyle ister ki.
devamını gör...
3305.
yazıyorum siliyorum. bir gün yazarım belki,, gitmiş olmassan okursun. ama biliyorum beni anlarsın. ve biliyorum anlaman bir şeyleri değiştirmez. ve yine biliyorum sen, bana çok benziyorsun. sen konuşurken sen susunca, sen sinirlenince, sen şefkatle dolunca, hepsi ama hepsini bir cümle'nle ve ses tonunla, hepsini tanıyorum. seni tanıyorum...
devamını gör...
3306.
gün bile karanlıkla başlarken.. okyanusun derininde nefes almanın sebebine varmak mıdır hayat? yanıyorken su bulmak mıdır? bulmak mıdır hayat? gerçek midir, nedir? korkmak, yıldızlara ulaşmaya çalışmak mıdır? yeniden geceye kaçmak mıdır? kaçmak mıdır? belki ahşap pencerede tüneyen bir serçenin ötüşüdür. bir nisan yağmuru damlası, bir sümbülün kokusudur. belki bir hanımeli çiçeği belki de narin bir orkide. hayat nedir azizim? asfalttaki yanık lastik kokusu mu?
devamını gör...
3307.
her gün bir şeyler öğreniyorum.
mesela bu gün hiçbir şey öğrenmedim.
e o zaman her gün bir şey öğrenilmiyormuş. bunu öğrendim.
demek ki her gün bir şey öğreniliyormuş.*
devamını gör...
3308.
özlemememiz gereken birini çok özlediğimizde korkuyla kalbi temizliğe kalkışmak beyhude.
ince belli çay bardağını bulaşık teliyle yıkamak gibi. çok temiz olacak arınacak sanıyorsun, oluyor da, ama durulayıncabi bakmışsın canım bardak hep çizik çizik.
kalbe telle girişmek, hisleri törpülemeye çalışmak sizi o çizik bardakta çay içmeye mahkum eder.
tavşan kanı çay da koysanız içine, abdest suyu gibi görünür.
bu sebeple, değmeyeceğini de bilseniz çekin hasretinizi, acınızı. size ait olan sıcak duyguların içine bırakın çözülsün yağı, pası..
devamını gör...
3310.
ben de istiyorum gönlüm ışıklarla dolsun. istiyorum haykırsın ak tolgalı beylerbeyi. istiyorum ki bu son matemi olsun hicranlı hayatın. ben sanmak değil, bilmek istiyorum tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığacağımızı. istiyorum ki sarhoş olalım, öpüşelim sokaklarda, göğe bakalım. durma kendini hatırlat/durma göğe bakalım. istiyorum ki diyeyim dilimin ucuna gelen her ne ise, vay ki gencim. bulmayayım sesimi, ölümle paslanmış. kana batmasın istiyorum siyah güller, ak güller. ah roza. ben sadece zaman istiyorum biraz. sonsuzluk ve bir gün kadar.
devamını gör...
3311.
acaba insanlık düşünmeden hareket ettiği için mi yoksa düşündüğü şekilde hareket edemediği için mi özgür ? sadece düşünebiliyor olmak bile özgür olmaya yetiyor mu ? öyleyse neden insanların çoğu düşünceleri yüzünden yargılanıyor ? özgürlük herkesin her şeyi istediği şekilde düşünebilmesi ise çelişen düşüncelerin kavgası niye ?

her neyse... düşün düşün çoktur işin...

devamını gör...
3312.
karıncaların küçük adımları gibi, ince ve sıcak bir fısıltıyla kulağıma düşerdi sesin. ses rengine boyanırdı ruhum. sesin dolardım, her tınında heyecanla titreyerek. sesin akarken dilinden, dudaklarına değerek... teskin ederdi kalbimi, kalbimdeki yangından bihâber bir tonlamada. dilinden bana ulaşan her hece ile yoğuruyorum kendimi, aşkının açlığıma bir azık niyetiyle...

yine bir gece tılsımı. mercan açılmış, inci âşikar. sokak duru bir sessizlikte. yağmur yağıyor gecenin sırtına. sokak lambasının cılız ziyasında semah dönüyor yağmur katrecikleri. yağmur, bencil ve kıskanç değil sen gibi. herkese cömert ve âdil. yokluğunu yağmurla paylaşıyorum. yağmur sesiyle yıkıyorum, ruhumun kirli seslerini. seni paylaşacak bir şey yok ellerimde. ağzımda acı bir kahvenin tadı, dilim damağım kahve. tütünüm bitmiş! böyle haller gibisin! su ile yıkadım ağzımdaki acıyı. yağmur dindi, ardında kokusunu bırakarak. cılız ışıkta semah dönen katrecikler, bir filizin sâdrına kuruldu. filizlenmeyi bekleyen tomurcuklar için. gecenin sessiz sesine, bir bekçi düdüğü ile kırkından çıkması beklenen bir bebeğin çığlığı karıştı. gecenin tılsımına insan sesi düştü! kahvenin acısı bir daha su ile duruladım. bekçinin düdüğü sustu, bebek çiğ bir göğüs sütüne doymak için sustu. ruhen ve bedenen beslenir bebek. anne kokusu bir ömür yapışır üstüne. hayat verir anne kokusu. ben ne diyordum! ben yine konuyu dağıttım. aslında dağıtan bir ben değildim! dağılandım ben ve dağlanan. sen dağıtandın! senin dağıldığını düşünmek dahi istemiyorum! sevda tek kişilik bir dağılma sürecidir. zaten sen... muhtemelen uykunun sal'ında rüyalara doğru akıyorsun. rüya topla kendine, en güzel renklerden. hâyırlara yor ve gülümse. sus! bak her şey hamuş! peyda oldu tılsım, şehir derin bir uykuda. fısıldıyorum seni kendime. göğsümün derûni sesiyle seni heceliyorum. gözlerinle konuşuyorum, gözlerinde kaybolmak için. saçlarında geziniyor parmaklarım...


ben çocukken mahlep ve ceviz, nar ve dut kokardım. üzüm ve kiraz koktuğumda olurdu. ben uçarı bir çocuktum. benim uçarı dediğime bakma, haylaz ve fırlama diyenlerde vardı. ama çocukluğumda öğrendim ağır durmasını, ağırbaşlılığı, hoyratlığı ve erkek olduğumu. aşk her bir şey öğretir bilmez misin? burnuma kokun geliyor, yasemin kokuyorsun! yasemin çiçeği çok yüksek dağlarda yetişen nadir ve özel bir çiçektir. insan eli değen yasemin kirli olarak kabul görür. gözden ve ser'den uzaktır yasemin. dağın yamacındadır. tenine su değer, rüzgar okşar yasemini. güneş ısıtır, ay ışığı sarmalar. yasemin çiçek tezgahlarına düştüğü zaman, anladım ki biz insanlar birer mâhlukatız! ben mahlep kokardım çocukluğumda. şehrin kıyısında bir yeşil sahra. çocukluğum at sırtında geçti, seninkini bilemem. sen yasemin kokardın, sen yasemin kok. içimdeki ses rengine dolsun kokun. benim dilim ve yazım kırıktır. her satırda bir düzen üzere yol alamıyorum. geçmiş, gelecek ve şimdi ki zamanı birbirine giydiriyorum. muzaffer olamıyorum seni yazarken, daha toyum. kelimelerle aram iyi değil. ve ben nakış işleme güzelliğinde sözcük bezeyemem. tutkularımı, heyecanımı, sancımı, kırıklığımı ve seni yazmakta, mâhir değilim. sen mâhir bir şair'in mısrasında ol, edebi bir paragrafın süslü karakteri ol...



yeşil renkli lâtife... yasemin kokulu... gecenin tılsımı bozuldu. kaçıncı rüyanın renklerinden renk alıyorsun kendine? bilemem! ben senin ruhunun rengini bilemem. beni bana sorma, siyah bir rengin havarisiyim. yakandan düşmemi istiyorsun. ben siyah bir adamım! gölgeler kucak açmış bana, dönerim sırtımı giderim.
devamını gör...
3313.
gece iniyordu. aletlerimi attım elimden. artık çekicin, vidanın, susuzluğun ya da ölümün ne önemi vardı ki. yıldızın birinde, bir gezegende, benim gezegenimde, dünyada avutulmak istenen bir küçük prens vardı şimdi. onu kollarıma aldım, salladım. dedim ki: "sevdiğin çiçeğe bir şey olmayacak, bir tasma çizerim koyunun için. çiçeğin için de bir çit çizerim. sonra...? ne diyeceğimi kestiremiyordum, kendimi çok beceriksiz buluyordum. ona nerden yaklaşılır, nasıl ulaşılır bilmiyordum.

ne kavranılmaz yer şu gözyaşı ülkesi..

(küçük prens)
devamını gör...
3315.
kararsızlık, bulaşıcı müz'iç bir hastalık gibi ruhunu sarınca insanın, her yaptığı iyi şeyin içinde yanlışlar, kötülerin içinde güzellikler oluyor. hele hele muhatabın da aynı dertten muzdaripse, vay halinee vay haline. *
devamını gör...
3317.
telefonun şarjı bitmiyormuş, ben zorla bitiriyormuşum. bunu anlamak için bile buralara gelinirdi, şaka.
Allah kimseyi, diyet yapmayı bile özlemekle imtihan etmesin. buna televizyon karşısında pineklemek, haberleri takip etmek ve boş işler konuşmak hele hiç eklenmesin.
give me freedom, give me fire. bu sözlerin geçtiği dünya kupası şarkısını bilen, duyan, seven varsa, vazgeçsin.

don't worry, be happy.
öyle.
devamını gör...
3318.
yüzmeyi bilmemek akdenizde mi ölümcüldür yoksa karadenizde mi.. yoksa egede mi.. yoksa yoksa yoksa ihtimaller denizinde mi ölümcüldür yüzmeyi bilmemek...

bakan gözlerin sadece bakmadığını aynı zamanda gördüğünü görebildiğini umut etmek bedeni yıpratmasa bile ruhu yaşlandırmaz mı...

tutunacak dalımızın duamız olduğunu neden hep düşerken hatırlarız...

cevapsız sorular var mıdır...

yok musun...
devamını gör...
3319.
leylî secâ; gece karanlığının en sessiz ve derin devri. zulmetin, vahşetin şiddetinden doğan yılgınlık ve suskunluk demektir. o zaman " duhâ" tam tersi aydınlığın en parlak ve ışıklı hali demek oluyor. aydınlık devir anlamına geliyor.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar