sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

3383.
küçükken arkadaşlarımı evimize davet etmek istemezdim. annem gelen arkadaşlarımın ayaklarına bakar yıkamalarını isterdi. her zaman kapının yanında hazırda duran deterjanlı bir kova su vardı. arkadaşlarım tek tek ayaklarını kaldırır annem de onları deterjanlı suda yıkadığı bezle silip öyle içeri alırdı. ayağında çorabı olan arkadaşlarım da, çoraplarını çıkarıp kapının arkasına bırakırdı. çok kızardım, aslında daha çok utanırdım. evcilik oynamaya gelen arkadaşlarım annemin huyunu ezberlemişlerdi. artık annemin bir şey demesine bile gerek yoktu. annem kapıyı açar gözlerini onların ayaklarına diker, onlar da anında ayaklarını kaldırıp anneme doğru uzatırlardı. içeri odama geçtiğimizde ise 5 dakika da bir gelip ''aman çocuklar! yatağa oturmadınız di mi ben yine de şunu üstüne bir örtü sereyim de ne olur ne olmaz. malum dışarıdan geliyorsunuz elbiselerinizle kaldırıma taşlara oturup toz oluyorsunuz. siz şöyle yerde serili duran örtünün üstünde oynayın bakim.'' derdi. o anlarda içimden, ağlamak istemekten başka bir şey gelmezdi. evet benim için yaz ayı demek işkence ayı demekti. bilirsiniz çocuklar yazın gelişine çok sevinirler. onlar için yaz demek, sokak demek. bu da onların en iyi bildikleri iş demektir. top oynamak, ip atlamak, seksek oynayıp terlikleri parçalamak, yalın ayak koşmak üstünü başını toz toprak yapmak bunlar onlar için normal şeyler, benimse asla ve asla yapamayacağım şeylerdi. her zaman temiz ve pırıl pırıl olmak gibi bir zorunluluğum vardı. çünkü benim annem temizlik hastasıydı. böyle bir gerçekle yaşamak zorundaydık. eğitimli üstelik öğretmen bir kadına hiçte yakışmayan davranışlardı bunlar. dedim ya küçüktüm anlamıyordum anlam da veremiyordum annemin davranışlarına. babama şikayet ederdik annemi. bizi arkadaşlarımıza rezil ediyor neden böyle yapıyor diye ağlardık. bilemezdik bunun bir hastalık olduğunu. istem dışı yaptığını. kendini yiyip bitirdiğini tüm bunları bilemezdik. ama babam bilirdi. ve bir şekilde o çocuk aklımıza girip kalbimizi tamir etmeyi başarırdı. biz unuturduk, biz uyurduk....
devamını gör...
3384.
kedim oyun oynamak istiyo,ödev bitirilmeyi bekliyo,bünye uyumak istiyo,fikir kitap okumak, mide yemek istiyo,ruhumsa bambaşka ve ben biraz el etek çekmek dünyadan..istekler hiç bitmiyo -ta ki ölene dek.
devamını gör...
3387.
nerede başlayıp da nerede dağılmış, nerede bitemeyeceğini anlamıştı bu hikaye? bir selam, bir selam daha, bir tebessüm, bir uyarı, bir teşekkür. derken bir merak, bir selam, bir merak, bir hayal... ve en son anlamsız ama büyük bir aşk... adı çabuk konmuş bir aşk ama ismine yakışır bir hal...
sonrası ise bildik acılar işte. rüyalar, hayaller, umutlar, karamsarlık, küslükler, kırgınlıklar, vazgeçemeyiş, itiraf, ağlama nöbetleri vs... kıskançlıklar. olmayan kişilerden, hayallerden sakınmalar. kabulenmeyişler, reddiyeler, ısrarlar, özürler... gidişler, dönüşler, gidemeyişler... sancılar, sancılar, sancılar...
sonrası sen sağ ben selamet.
gelmeyecek birini beklemenin ağırlığı, kırılmış bir kalbin sancısı, dermanı kendisi olan bir derdim var dünya yükü olarak. dünyalar sizin olsun ne gam!
devamını gör...
3388.
hıçkırık birikti boğazıma,içim acıyo. gözüm bırakmıyo yaşlar insin içime içime ağlıyorum.insan demek ki böyle böyle yer bitirirmiş kendini.
devamını gör...
3389.
hep bir hayvan beslemek istedim; kuş, kedi, köpek.. ama annem ve babam hiç izin vermedi. titiz bir anne memnuniyetsiz bir babayla yaşamak nedir bilir misiniz? şimdi odam da kendi kurduğum küçük bir böcek kolonisi ile mutlu olmaya çalışıyorum, az da olsa yalnızlığımı paylaşıyorum. ben tavanda oluşan örümcek ağlarına, duvarda gezen kalorifer böceğine ve ışığın etrafında dönen yeşil b*k böceğine hasret büyüdüm. işte bütün sorun bu.
devamını gör...
3390.
24ümün ikinci günü, kazık kadar olmuşum, hala çocukça küskünlüklerim var, hala ergen melankolisi yapabiliyorum, neyse ki hala çok komiğim.
devamını gör...
3392.
bırakalım artık bu işleri, bi cafe açalım. sokak çocuklarına beleş poğaça veririz söz. kurabiye de veririm ben sokakta oynayan çığırtkan kız çocuklarına. cuma vakti kapatıp mahallede yasin okumak için toplanan teyzelerin yanına gideriz, okunmuş çörekotu falan katarız böreklere. her şey daha sakin daha özümsenmiş olur belki.. çay kaynar hep, suyu buyunu aşar belki...
bırakalım bu işleri artık, daha sevimli hedeflerimiz olsun. elimizin hamurunu seveyim..
devamını gör...
3393.
yatcaz kalkcaz, yatcaz kalkcaz, hoop ordayım. bu şarkı da nerden dilime dolandı, lahmacun salonunda çalar, çay bahçesinde çalar. tey Allahım
devamını gör...
3394.
dün çok fena kavga ettik. senden nefret ediyorum! diye bağırdım suratına. dönüp bakmadı bile. lanet olsun ya. ne yaptım ben bunları hak edecek ha ne! herkesin kedisi uslu uslu oturup mama yerken sen neden evi dağıtıyorsun:/ hep üzüyorsun beni hep.
devamını gör...
3395.
on yıldır ayrılık acısı çeke çeke delirme noktasına gelip, hastanelik oldum. uyuşturucu ilaçlar kullanmak zorunda kaldım. bir öfke krizi anında intihara kalkıştım. bileklerimdeki kesikleri gözleriyle gördü. çektiğim acılara, sinir krizlerime, hayata adapte olamayışıma, dışarı çıkmak için en az on defa üzerimi giyip, kapıya kadar çıkıp, korkup geri dönüşlerime, kısacası 17 yaşından önceki benim asla yapmayacağım her şeye gözleriyle tanıklık etti. kaldı ki, bir annenin evladının içinde bulunduğu derin ızdırabı fark etmesi için onu gözleriyle görmesi de şart değildi. anne olan hissederdi.

tam bir şeyleri yoluna koymuşken, yeniden insana dönmüşken, normal bir aile hayatı yaşamaya alıştırılmışken, yeniden yüz üstü bırakıp gitmeye karar verdi. gitmesi için bir sebep de yok üstelik. baştan aşağı bencillik, baştan aşağı sorumsuzluk. yaşamak için birilerine ihtiyacım olmadığını, elimi attığım her işte nasıl başarılı olduğumu biliyor. ama onsuz, bu başarıların beni zerre mutlu edemeyeceğini de biliyor.

lise öğrencisiyken bile, karnemi alıp eve geldiğimde, takdir almış olduğum halde annem bana gülümseyip, beni takdir etmedikçe mutlu olamazdım. onun gülümsemesi tamamlardı her şeyimi.

tüm bunların bilincinde olduğu halde 10 yıl boyunca öksüz bıraktı beni. şimdi düşünüyoum da, keşke ben doğduğumda ölmüş olsaydı. veya ben hiç doğmasaydım.
devamını gör...
3397.
hastaneden en erken 10 gün sonrasına randevu alabilmek.. 2 haftadır bu ağrıyı çekebiliyosam bi 10 gün daha topallayarak dolaşabilirim sanırım.peki ya randevu gününe gelene kadar ağrım geçerse.randevuyu iptal mi etsem yoksa gidip "doktor bey 3 haftadır ayağım çok ağrıyodu ama dün geçti" mi desem?neyse hele o gün bi gelsin.
devamını gör...
3399.
kayısı aldım baktığında şekerpare ısırıyosun tat yok,yapmayın bunu.bırakın kendisi olsun öyle toplayın olm.şişiriyosunuz tatsız tatsız meyve satıyosunuz ayıp la.
devamını gör...
3400.
yarın sabah ticaret hukuku sınavına girecektim.. iyi sonuç alırsam mutlu olacak kötü sonuç alırsam hocaya küfredecektim.. kantinden aldığım karton bardak çayda sigaramı söndürecek evime dönecektim.. yolda nike ayakkbım rodi mood ceketim tozlanacak.. ben de "ah bunlara okkadar para vermiştim" diyecek üzülecektim.. sanki ucuz olsa kirlenmesi doğal da pahalı olunca kirlenmesi bana bir hakaretmiş gibi algılayacaktım..

ama yapamıyorum.. reyhanlıda 300küsür eleman ölmüş.. suriyede hala çatışmalar devam ediyor.. bir taraf kazanacak büyük ihtimalle.. yenilen taraf sonsuza kadar terörist olarak hatırlanacak.. sanki kulağımı kabartsam seslerini duyacak gibiyim bombaların.. çok yakın hissediyorum kendimi ölüme.. kötü günlere.. acıya..

acaba evimize bir bomba düşerse aklıma ilk gelecek olan ceketimin kirlenmesi mi olacak yoksa cafe lattenin ismi mi olacak? ah şu kahrolası fakülteyi bitirseydim şimdi bunların hiç biri olmayacaktı mı diyeceğim annemin parçalanmış bedenine bakarken?

ya birileri beni iki kolumdan tutup askere götürürken? annem beni ölüme götürürken? benden iyi haberler mi bekleyecek? abimin onlara aldığı yeni evde pencereye doğru oturup çok sevdiği çayı yudumlarken mutlu hayaller kurmaya devam mı edecek?
kılıçdaroğlusu kerdoğanı esat mıdır esed midir ne boksa osu yada zenci obaması benim annemi düşünecek mi? düşünen atın canı onlar için bir anlam ifade edecek mi yada? sadece 6547 ölü sayısından 6548 ölü sayısına yükselteceğim sayıyı.. pardon! kayıbı! kayıp olunca sayı o kadar fazla da olmayacak.. çünkü taraflardan biri sadece kendilerinin zorla savaştırdığı insanları kayıp olarak görecek.. diğerleri ise "imha" edildi sadece.. umarım çay içerken bomba düşer.. en azından annem sevdiği bir şeyi yaparken ölür.. ben ise hiç sevmediğim bir şekilde hayatta kalmak için öldürürken öleceğim belki de.. ben counter strikeı bile sevmem..


imha olmak nasıl bir duygu nike ayakkabım? sen biliyor musun? hadi lan öğretsene bana da.. imha olurken bileyim ne olacağını bana..
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar