sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

3401.
yalın ayak geçti çoçukluğum. son hava bükücü olamasam da son toprak yiyicilerdendim. kız çoçuklarıyla bir büyüdüm ben . 
evcilik ...
benim oyun olarak gördüğüm o şeyin keyfini çıkaran bir kızla tanışmıştım. pek bir numarası yoktu yaptıklarımızın ama yıllar sonra bir araya geldiğimizde bana o oyunların hepsinden haz aldığını söylediğinde çok utanmıştım.kafam çok karışmıştı gerçekten. kendi kendime "nasıl olur daha çoçuktuk !" diye hayıflandım. 
eve geri dönerken yolda öncelikle paketimden çıkardığım sıgaramı yaktım ve yürüdüm. ben hala çoçukluğumda ki gibi yalın ayaktım. ve fark ettim ki evcilik yada doktorcuk yada her ne Allahın belası oyunsa işte.. oynarken o kız çoçuklarından ruhlarını da almışım. onlar gibi düşünebiliyor , onlar gibi alınabiliyordum hayata. ne çok düşleri ve hayal kırıklıkları varmış.
bazıları o kadar sade ki o düşlerde var olan topraklarda ölmek istersiniz.. inanın bunu istersiniz... 
şimdiyse hiç birini üzmemek için doğamla çelişiyor bedenim ve ruhum arasındaki girdapta boğuluyorum. 
boğulmak .. gerçekten boğulmak ama . 
tuzlu suyun tamamen genzinize ve boğazınıza hücum ettiği o an işte. gözlerinizin içindeki tüm kılcal damarların korkudan ve panikten param parça olup burnunuza kan kokusunun gelmesi durumu..
şimdilerde sadece bıkkınım ve tanımadığım bir sana tutunuyorum. şnorkel görevi görüyorsun benim için. her nefes alamadığım da zihnimin kuytu bir köşesinden seni çekip çıkarıyorum. hayaller .. hayaller .. hayaller ..
birbirini takip eden başta masumane olsa da eninde sonunda güneşten kavrulmuş gerdanına dokunmak isteyen hayaller..
neyse boş verelim biz bunları .. sous le ciel de paris dinleyelim biraz. edith piaf'ın bu şarkısını neden çok seviyorum biliyor musun ?
nereden bileceksin.. güldüm buna şimdi..
bir yerinde şöyle der ; "yüce tanrı' nın kuşları
dünyanın her tarafından gelirler.. "
bense her tarafta sadece seni görüyorum..
devamını gör...
3402.
bir kaç yıl öncesi bir iki arkadaş ile oturmuş çayımızı içip sohpet ediyorduk.
nerden geldiyse konu geldi ütülere * *
işte ütü böyle, ütü şöyle,
bilmem bana ütü geldi,
şu oldu bu oldu vesselam.

sonrakı gece ütü banada geldi *
geldi gelmesinede gitmek bilmedi bir türlü.
sabah ezanına kadar ütüledi durdu beni.
nasıl oldu bilmiyorum ama bilmediğim sureleri bile okudum *
devamını gör...
3403.
karanlık. başı ve sonu belirlenemeyen bir karanlık.
siyah. tüm renklerin üzerine örtülmüş selamlık.
selam. siyaha ve karanlığa verilmiş feryat.
feryat. seslerin içinde en duyulmayan beyanat.
beyanat; şahsımındır bu naat; çok değil, zor bırakılmıyor. heyhat.
devamını gör...
3404.
diyarbakır mı ne işin var abi orda dedi ben sadece gülümsedim

henüz barışmamıştık.. yılmaz erdoğan sevgilili olalım istemişti de kimse takmamıştı..

bir yaz izmir e abimin yanına gitmiştim. bazen amaçsızca gidersin ya bir yerlere.. tek derdin orayı görmek olur.. bir parçam istanbulda kalmıştı gerçi.. ama yine de gitmiştim işte izmir e.. günlerim kordon'da çekirdek çitleyerek geçiyordu.. kalın kaşlarım, kıllı kolum, uzun boyum, kavruk tenimle tam bir kürttüm işte.. nispeten koyu renkler içinde çıkıyordum dışarıya.. koyu renk zayıf vücudumu gizliyordu.. bilen bilir izmir yazın bomboş.. hele hafta sonları kimseyi bulamazsın şehirde.. herkes denize falan giriyormuş.. ben bunu bilmiyorum tabii.. hayır bilsem de yüzmeyi bilmiyorum.. yüzmeyi bilsem de sırt kıllarıma güvenerek mi denize gireceğim o ağdalı ablaların, abilerin yanında..

şehir içi otobüslerde kimse yanıma oturmadı.. alış veriş için girdiğim hiç bir markette iyi günler diyen olmadı.. hep dışlandım.. hep ötekilendim.. yine bir gün aldım başımı kordona indim.. çekirdek aldım iki liraya.. oturdum çimenlerin üstüne.. gelene gidene, çalıların altında yiyişen dersane öğrencilerine bakıyordum.. ara sıra çekirdeklerin içini çıkartıp kuşlara atıyordum.. birden etrafım kuş dolmuştu.. ben de buradaki görevimin kuşları yemlemek olduğu kanaatine varıp başladım çekirdeklerin içini çıkartıp kuşlara atmaya.. sağolsunlar onlar kürtlüğüme aldırmadan yiyorlardı..

kuşlardan sıkılınca, kuşlar da benden sıkılınca (saatlerce aynı adamın çekirdeği yenir mi? diye düşünmüş olacaklar) terkettik birbirimizi.. ben yine o civarlarda dolaşmaya başladım.. birden önümü birisi kesti.. "merhaba" dedi.. ne de güzel dedi.. üstündeki yeşil ve elindeki dosyaya bakınca hemen tanıdım zaten kendisinin neci olduğunu.. "greenpeace hakkında konuşabilir miyiz?" dedi yeşil sesiyle.. aklıma met üst'ün "ne olur bana teflon tencerelerin faydalarından bahset" sözü geldi.. ben de "ne olursun bana green peace'ten bahset" dedim.. yeşil yeşil gözleriyle şaşkın şaşkın baktı bana.. yeşilce gülümsedi.. elindeki dosyanın üstünden çekiştirerek karnına iyice dayadıktan sonra anlatmaya başladı.. anlatacağı şey hakkında çok bilgili olanlar dosyayı o şekilde yapar.. yaklaşık 10 dakika boyunca konuştuk.. bir türlü izmaritleri yere atmanın aslında karizmatik bir eylem olduğu için yasaklanmaması gerektiği konusunda ikna edemedim onu.. çevreyi tehdit eden başka tehlikeler vardı.. ama bu çok masumane bir şeydi.. ama yeşil kız bana kendisine öğretilenleri sıralayıp durdu.. ne de yeşil sıraladı.. en sonunda ikna olmuştu kredi kartı kullanmadığıma ve züğürt bir lümpen aydın olduğuma..

sonra yine yeşil yeşil bakışlarını bana dikti.. dosyayı tek eline alıp yana doğru sallandırdı.. bu artık önemli şeyler bitti biraz da muhabbet edelim hareketiydi.. "öğrenci misin?" dedi "evet" dedim.. "hangi bölüm?" dedi.. "hukuk" dedim.. yeşil gözleriyle tebrik eder manada gözlerini açtı.. "iyiymiş" diye de bu tebriğini dillendirdi.. "hangi üniversitedesin?" dedi.. "dicle" dedim.. nerede olduğunu bilmediğini anladım yeşil duruşundan.. "diyarbakır" dedim.. sanki diyarbakırda bir üniversite olacaksa bunun adı diyarbakır üniversitesi olacakmış gibi.. diyarbakırdaki bir üniversitenin neden değişik bir adı olsun ki?
"ne işin var aaghhbii orada?" dedi.. ne gri söylemişti bu sözü.. kolumdaki kılları diken diken etmişti.. gülümsedim sadece.. beyaz dişlerimi gösterdim ona.. belki ortamın griliği biraz dağılır diye.. "ha oralısıııın" dedi.. "hayır şanlıurfalıyım ama orada okuyorum" dedim.. bu yeşilliği griliğe çeviren sisteme sıçayım dedim.. uzun sohbetimizin hatrına belki de izmir'de benimle konuşmak isteyen tek kişi olduğu için hiç olmazsa vedalaşayım dedim.. ama simsiyah bir veda cümlesi çıktı ağzımdan.. o kadar siyahtı ki unutmuşum bile..
devamını gör...
3405.
dalgın yürütmüyor şehir. efkarlı yürütmüyor. kırmızı yanana kadar yolun karşısına geçmek zorundasın. karşıdan gelenleri gözlemek zorundasın. sonra takım elbise giymemi istiyor şehir sinekkaydı sakal traşı istiyor kravat istiyor. şu taşın üstünde o takımla oturamazsın diyor.

kiracısı olduğum çatı katına girebilmek için üç anahtar taşımak modern bir acı. evet yolun karşısına geçmek için acele etmem gerekmesi de öyle. bu basit modern acılar katlanarak büyüyorlar. televizyonlarda birileri beni anlatıyor. bu ülkenin vatandaşları diyor televizyondaki adam, koyun gibi. başka bir televizyonda başka birileri oluyor. onlara oy verirsek aslan kaplan falan oluyoruz. bir başkasına oy verirsek çok yakışıklı bir başkasına oy verirsek dini bütün bir başkasına oy verirsek terörist oluyoruz. ben terörist miyim diye düşünüyorum geçersiz oyuma bakarken sandıkta. teröristin altında evetim var koyun keçi partisinin altında evetim var aslan kaplan partisinin altında evetim.. hepsinde evetim var. hem koyun hem aslan kaplan hem teröristim demek ki.

boyuna içim acıyor. acıyan büsbütün içim. kalbim başka aklım başka demiyor. henüz tam şehirli olamadım. henüz tam modern olamadım demek ki. demek ki önce acım modernleşiyor. acım kafirleşiyor. ıztırabım kafirleşiyor. ben büsbütün biriyim. biliyorum ki acım kafirse ben de kafirim. önce içimi ayıracak bu ıztırap başka yaşama yolu bırakmayana kadar. başka yaşama yolu.. yoksa çoktan bölündü mü içim? benim içimi tutacak kuvvetim var mı? işte bunu sormak fena. işte bu fena.

korktuğum yerde saklanıyorum ben korkumun dibine en yakın yerine burun buruna geldiğim yerde ilk kuytuya atıyorum kendimi. içimde savaş yok siperim yok o yüzden. içimde kıyım var. tatlı sözlerle para etmeyen neyim varsa parçalıyor haysiyet para eder mi diyor şeref para eder mi sabır para eder mi? hiç biri para etmiyor ama memurluk para ediyor. bankadan çekiyorum paramı. kendi alın terim. hak ettiğimden fazlası hem de. bankadan çekiyorum. üç gün önce yatıyor param ama çekemiyorum o zaman banka o paraya uçkur çözüyor bozuyor bekaretini ''bir badeye oynatıyor'' ben dokunamıyorum. işini bitirince fırlatıyor benim kollarıma, artık alabilirsin. ancak böyle alabilirsin. sen kendi işine bak.. bakamıyorum. sindiğim yerde kinleniyorum. kin de para etmiyor. durmuyor üzerimde. pezevenkçe bir düşünce sarıyor o an beni ne yapabilirim ki değişmez bu. herşey alaşağı olmaz. herkes bankadan alıyor maaşını herkesin emeğinin ırzına geçiliyor. kız oğlan kız değil alın terimiz temiz değil ''o pak alın'' değil. öpülecek o pak alın değil.

neler de geveliyorum.. birazdan birşey olmamış gibi kalkar birşey olmamış gibi güler yer içerim neler de geveliyorum. içim büsbütün acıyor. kafirce bir acı değil bu. kafirin içi acımaz. kafirin içi olmaz kafirin içleri olur kalbi olur beyni olur sol elinin küçük parmağı olur. herşey konumlanmıştır diğerinden bağımsız. benim büsbütün içim acıyor. boyuna içim acıyor. gevelemiyorum aslında. geveleme değil bu gevişim bozuk. ağzıma acı su doluyor. ağzıma midemden acı su. gittikçe asılıyor yüzüm. yüzüm asılıyor elim asılıyor gözüm asılıyor içim asılıyor. şimdi susuyorum. sıkıp dişlerimi tüm kuvvetimle susuyorum.
devamını gör...
3406.
bizde bilirdik sevişmeden sevmeyi ve lakin adını son durak koyduğumuz her bir kişi ruhumuza tecavüz etti. 
yüreğimizi kanırtarak aldılar elimizden umutları.
yere tükürdüler bizi , ta ki tadımız kaçıncaya kadar çiğneyip çiğneyip .
aldılar elimizden avucumuzdan bize ait ne varsa , sonra sen o aşık olduğum değilsin dediler. 
bizde bilirdik sevişmeden sevmeyi ve lakin bizi bize bırakmadılar .
yar dedik , can dedik, yeri geldi hayalini kurmaktan utandık çoğu zaman. sevmekse en çok biz sevdik.
...
şimdi hepimizin yüzünde bir işaret. dudaklarımız yalan konuşuyor , kötüyüz ama değilmişiz yapıyor. hepimizin kirpiklerinde geçmişten kalma ayrılık notları...
tutunamadık başkalarına, suya batan bir taş misali yavaş yavaş çöktük dibe.
bizde bilirdik sevişmeden sevmeyi elbet.
bizde bilirdik de ama bilmemek bazen en iyisiydi.
....
üstünden asırlar geçti ve fark ettik ki ; 
bazen kırk yıllık bir bakireyi oynamak istiyor insan çünkü bir kez yaptın mı her şey sarpa sarıyor.
ama biz çok kez yaptık...
hayatımız bundan boktan..
devamını gör...
3410.
annem bugün çiçeklerin kurumuş yapraklarını, solmuş çiçeklerini temizledi. saksılar nasıl ferahdı, bitkilerin şükrünü görmemek imkansız, su, tabi suyu da unutmayalım.
anne eli değmiş bir saksı çiçek olmak istedim.
devamını gör...
3412.
şairin dediği gibi iddialarımdan teker teker vuruluyorum şu sıralar.işim dolayısıyla istanbul'a taşınmam söz konusu.hayat güzel insanlarla kaimdir,nerede olduğumuzun önemi yok bismillah der başlarız her hangi bir şehirde diyordum,bulunduğum şehire nasıl kök saldığımı bilmeden.istanbul'a evraklarımı teslim etmeye gittiğimde şairi andım sık sık şu dizeleriyle.
"şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yârabbi
taşınacak suyu göster, kırılacak odunu..
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım yâ rabbelâlemin
tütmesi gereken ocak nerde?"

mihrimah sultan'ın eteklerinde tekrarlayıp dururken bu şiiri karşıdan geldi şairi.dünya küçük ibaresi bir klişe değilmiş meğer.rahman kuluna neyin iyi geleceğini biliyor,milyonlarca insanın arasından karşısına ismet özel'i çıkarıyor,yetmiyor şaire "doğuyor ömrüme bir yirmi sekiz yaş güneşi" şiirini okutturuyor ve her insanın ömrüne bir güneş doğar belki yirmi sekizinde belki yirmi dördünde dedittiriyordu.istanbul,vapurlar,martılar,ömre doğan güneş ve toprağa salınan köklerin tek tek çözülüşü.anladım ki istanbul böyle,sürekli bir kamaşma hali yaşatıyor insana.
devamını gör...
3413.
içimizde akıllı yok! varsa da artık akıllı değil. kendi nickaltılarında yine kendilerini fenomen ilan edenler, ben gidersem kimse beni sallamaz o yüzden gitmiyorum diyenler, küfür edip giden arkadaşı çaylak oldu diye, hepimizi şiilikle suçlayanlar, küstüm daha da yazmıyorum diyenler vs.... giderek daha da manyak mı oluyoruz ne! insan denen tek dişi kalmış medeniyet canavarı sonunda hepimizi harcadı. hadi gözümüz aydın.
devamını gör...
3414.
eşini 2 ay önce kaybetmiş olan alzheimer hastası anneyi ziyarete gittik geçen gün.anne diyorum çünkü küçüklüğümden beri herkes "naciye anne" dediği için ben de öyle sesleniyorum ona;"naciye anne". her zaman şükreden birisi o.
-nasılsın anne?
+çook şükür iyiyim.allah bundan yaman gün vermesin.
-amin anne,amiin.

hep böyle der.sonra senin halini hatrını sorar.kısa bi süre sonra hoşgeldiniz,nasılsınız der tekrar.
yanında ona bakmak için kalan teyzeye soruyoruz,eşini hatırlıyor mu soruyor mu diye.
bazen "gitti gelmez,uçtu konmaz" diyomuş naciye anne. bazense "cemil sabah namazında çıktı camiye gitti,yatsıdan sonra gelir" diye bekliyomuş. bi süre sonra neyi,kimi beklediğini unutuyor.

naciye anneye bakarken düşünüyorum. ah be annem ne kadar şanslısın ki acıları,hüzünleri,bunca yıllık eşinin artık bu dünyada olmadığını hatırlamıyosun,bilmiyosun.bu yüzden belki daha çok şükredebiliyosun. ah be annem ne kadar şanssızsın ki en güzel hatıraları,evlatlarını,eşini bilemiyosun.

unutmak nimet..unutmak kayıp..
devamını gör...
3416.
ufak şeylerden zevk alabilmek;
lüks yerine zarafet aramak;
saygı istemek yerine değerli olmak;
zengin olmak yerine kimseye muhtaç olmamak;
sıkı çalışmak, sessizce düşünmek ve dürüst konuşmak;
yıldızları, kuşları, bebekleri ve bilgeleri
açık kalple dinlemek;

işte benim senfonim!
devamını gör...
3417.
bikaç gün aynı şehirdeyiz. belki birazdan kalkıp yanına gelirim. iki çay içeriz biri açık. keşke yalnız bunun için sevseydim seni değil mi. öylemiydi. peki ne zaman geleceksin bu fetih şehrine bir daha. ne zaman göreceğim beyaz tülden çiçeklerle seni. bilmem. ama bugün günlerden çiçek. yoksa niye açsın hava böyle.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar