sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

3641.
pazarda elindeki market ve mağaza poşetlerini göstere göstere hızlı yürüyen, bu ortamda bulunulmasından hoşnut olmadığını da yüzüne yansıtan arkadaş tamam anladık sen pazara takılmıyorsun. cidden anladık, bundan sonra rahat ve yavaş yürüyerek pazardan geçebilirsin.
devamını gör...
3642.
umut fakirin ekmeği ama inanmak güzeldir
umudu olan bir insan nasıl fakir olabilir
ejderhalar deviniyordu, adeta bir bedevi misali çöllerde
karşılarına çıkan kutup ayısı onları bir hayli ürkütmüştü
oysaki ne arıyordu tarih öncesi çağlarda kutup ayıları ejderhaların güneşlendiği miami sahillerinde
feleğin doğal keleksiyonuna mı gelmişlerdi
yoksa coca cola mı içmekti tüm dertleri
asıl olan bedevinin bahtsız oluşu da olabilirdi. sorular sorular koloninin beynini bu soru adeta kemiriyordu.
tek çare buddha'ya danışmaktı delişmen ruhları telkin için
bu da mı gol değil diye bağırdı içinden
buddha heyecanla haykırdı: şut ve gooool

(...)
devamını gör...
3646.
sözlüğe geldim ama bana kimse hoşgeldin demedi... ilgilenin lan benimle yalnızım oğllum.


pardon araf hoşgeldin demiş saygılarıı sunuyorum
devamını gör...
3648.
hakan şükür,hilton'da yapıp cümle alemi topladığın oğlunun sünnet düğünüyle bir kez daha siyasete çevre* olsun diye girdiğini kanıtladın dostum.

çıkın şu islami burjuvazinin gettolarından ya!
devamını gör...
3650.
bu aralar bi seyi hak etmekle mesgulum sanırım.
ah ı cıkacak, biliyorum. dönemiyorum ama.
bir sey kırılıyor, bir sınır asıyor insan, sonrası olmuyor.
istesem de olmuyor. insanlar zannediyor ki naz niyaz inat.
değil..
yoruldum..
özürler dilemesinden de affettirmeye calısmasından da..
söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil ya sabır Allah'tan..

not: bu bir ask değil, dostluk nihayetlenmesi.
devamını gör...
3653.
herkesi memnun etmeye çalışmaktan başka bir şey yapmıyorum aslında. bundan nasıl vazgeçebilirim? bunu kötü niyetle yapmıyorum ki.... öylece yol alınabileceğini düşünüyorum. ah bu kapalılık.... buna daha ne kadar dayanırım bilemiyorum. nasıl bir duygu uyandırdığını anlatamam. uyanıyorum kalkıyorum ve akşama kadar düşünüyorum. ve bunların hepsini görev duygusuyla yapıyorum. gün boyunca aslında nasıl olduğumu anlamasınlar diye herkesin gönlünü yapmaya çalışıyorum. bunu hiçbir zaman şu anki kadar açık bir şekilde görememiştim. sonra çok ender olarak, kendimi daha önce hissetmediğim kadar canlı hissediyorum. bir kaç saat sonra içimdeki her şey yine yerle bir oluyor ve yine kapanıyorum.

çocukluğumda da olduğu gibi şu anda güvenebileceğim kimsem yok. şu varolmak! yaşamımın ilk günleri de böyleydi gibi bir duygu içindeyim. daha fazla nefes almak istemiyordum. yaşamdaki ilk saatimden sonra kendimi bir bıçakla öldürebilirdim.
bu kapalılığım, yaşama sırt çevirmişliğim ve herkesi memnun etmeye çalışmam korkunç ağır bir yük olsa da, hayatta kalabilmemin tek yolu. bir çocuğun çevresine çektiği duvarlar gibi yüksek ve yıkılmaz.
devamını gör...
3654.
kuzenim var benim. baya var. ama önemli olan biri şu anlatacağım şey için. bu kuzenimin pek çok da ilkokul ve lise arkadaşı var. ama aralarından birisi önemli bizim için. kuzenim ve bu arkadaşı arasında lise yıllarında bi şeyler olur gibi olmuştu. konunun ayrıntılarına girmeyelim şimdi. sonra kuzenim tıbba arkadaşı ise mühendisliğe gitti. sonra kuzenimin arkadaşı ama yıllaar sonra mühendis değil de doktor olmak istediğini fark etti. ve okulunu bitirmek üzereyken bırakıverdi. üniversite sınavına girdi ve kuzenimin okuduğu fakülteyi kazandı. ve kuzenim şu an o arkadaşının "intern ablası".

ahahha çok komik değil mi. evet biliyorum sizce değil. hatta kuzenimce ve arkadaşınca bir parça acıklı bile sayılabilir. bence salt komik. anneme anlatsam o da komik bulmaz. ama anlatmak zorundaydım.
devamını gör...
3655.
çok kötü sıkılıyorum şu aralar.. sonsuz bir hissizlik -çürüme loop'una düşmüş gibiyim.
ne tam anlamıyla yanabildim nede dışında kalabildim olanların.
gelenler , gidenler , beraberinde getirdikleri hüzünler ve yüzümün kıyılarından çaldıkları gülümsemelerim.
eskisi gibi olmak mümkün mü ? sanmıyorum... son bir kaç senedir tutunduğum şeylerde eskisi kadar zevk vermiyor hem.
plaklarım tozlandı. kütüphanemin içinde tencerede haşlanmayı bekleyen bal kabağı , amelıyat bezleri ve bir kaç ayakkabı var.
üstelik 6 aydır bakarken bile mutlu olduğum saksafonumu çantasından bile çıkarmıyorum artık.
halbuki hayatımdan herkes çıkıp gitse bile beni hayata bağlayacak tek şey gibiydi , en azından öyle olmasını bekliyordum.
krzysztof kieslowski üçlemesi olan üç renk mavide de öyle diyordu sokakta yatan fülüt ustası fülütünü göstererek.
hayata seni bağlayacak bir şey gerek.. bunuda çürüttüm sanırım.. tıpkı kendi çürüdüğüm gibi.
hiç bir şey engel olamıyor buna ancak yavaşlama süreci diyebileceğim bir gecikme yaşıyorum bazı zamanlar.
çölde vaha! kısa süreli seraplar... aslında yanlızlığı çok seven içine kapanık elemanlardanım aslında.. ara ara parıldıyorum sadece.
biraz heycan , biraz mutluluk , bir kaç hayal... insanlarıda çok seviyorum hem ama çok fazla vakit geçirmeyi sevmiyorum.
arkadaş edinmeyi yada onlarla vakit geçirmeyi sevmiyorum.zaten kafamın içindekiler bana yetiyor çoğu zaman..
ama yinede dönüp ardıma baktığımda orda olmasını istediğim insanlar hep oldu..
onlar orada değildiler gerçi ama olsun ben yine mış gibi yapıp devam ettim. yada öyle sanıyorum. bilmiyorum..
artık hayatın arka fonlarından da zevk alamıyorum işte. sıkkınlığım bundan da kaynaklanıyor biraz..
anlam verdiğim şarkılar , kitaplar , filmler , eski kutular , eskitme kol saatleri...
anlam verip değerli kıldığım her şey birden bire bir gölgenin altına hapsolmuş gibi. içimdeki bu sessizlik bazen beni sağır ediyor..
hışımla çıkıyorum evden ve kendimi otobuslere atıyorum. ne olursa olsun kalabalıkları , insanları , canlı bir şeyleri görme ihtiyacı duyuyorum.
şu ana kadar kendimce bir rekor olarak 8 otobus değiştirerek rahatlaya bilmiştim bir nebze ama bu hafta sonu 27 otobus ve ortalama 3 sahil dolaştım..
su evet su da rahatlatıyor benı öylece denize bakmayı seviyorum. kendimden daha derin bir şey görmek ve ona anlatmak kendimi rahatlatıyordu beni.
o da olmadı .. eve geri döndüğümde anladım kendimi... anlamlandırabildim içimdeki eksikliği. huzur evet huzur. senelerdir peşinden koştuğum şey.
basit gibi dursada beni benden alan erişemediğim tek şey. balkonda sıgara içerken birden bire ağladım. ama normal bir aglama değil susarak.
sadece göz yaşı... hayata karşı tepkilerim hep susarak oldu benim. hani baktığımda kendime.
kızdığımda susarım , ağlarken susarım , sevinirken susarım , sevişirken o en zirvede susarım. bir de en çok konuşmak istediğimde susarım ben..
bir sıgara daha yaktım bende , daha 2 gün önce bırakmaya çalışıyordum halbuki... kendi kendime “ne kadar acı , şu göz yaşının verdiği huzuru alamadım ben insanlardan” dedim. ..
böyle işte bir iç döküm oldu belkide anlık bir şey kusuruma bakmasın kimse hem tanımıyorumda belk ıde onun rahatlıgı belkı de kadın olmanın verdiği rahatlık.. zira hiç bir zaman bir erkeğe açamam kendimi.
denemediğimden değil gerçekten.
ilk defa kendimi bir insana açmayı denediğimde bu 24 senelik kankardeşimdi bana siktir et , ot içelim geçer demişti...
2 senedir konuşmuyoruz.. ben bir tek manıkurcume ağlarım diyerek beni kendine hayran bırakan bir adamın ne demek istediğini o zaman anlamıştım..
şimdiyse ne yapacağımı bilmiyorum..
buyuzden yıne susuyorum.
herhangi bir adım atmaktan korkuyorum çünkü ne yapacağımı bilmiyorum.
ve anlık bir kararın pişmanlığını yaşamak istemiyorum..
alice harikalar diyarında bir replik vardı ; alice: hangi yoldan gitmeliyim?
tavşan: nereye gitmek istediğini bilmedikten sonra hangi yoldan gittiğinin bir önemi yoktur!

devamını gör...
3657.
sana söylemiştim! bir kere ağlamaya başlarsam susamayacağımı söylemiştim. ağlamak benim gözümde dipsiz bir kuyu. eğer ne kadar yalnız olduğumu hissetmeme izin verirsen, darmadağın olurum bu duyguya katlanamam demiştim. yanımda benim için hiçbir şey ifade etmeyen bir insan bulduğumda kendimi bir bütün gibi hissediyorum.
ancak yalnızlık hissi önce hissizlikle geliyor. sonra korku duyuyorum. ardından her an infilak edeceğim duygusuna kapılıyorum. sanki çığlıklar içimden dışarı fışkıracakmış gibi geliyor.....
kendi ihtiyaçlarımın yani sana olan ihtiyacımın farkına varıyorum çıldırıyorum......
sonra seni görüyorum, şöyle bağırıyorsun; ''senin yüzünden kendimi kötü hissedeceğimi sanmıyorsun herhalde'' kendimi çaresizlik ve korku içinde, kabustan uyanmış bir çocuk gibi hissediyorum. oysa ben hiç kabus görmedim. bir tane bile hatırlamıyorum. bu korku yüreğimde başlıyor ve bir spiral gibi yukarı doğru yükseliyor. bunu tanımlayacak yeterli sözcük bilgisine sahip değilim anlatamıyorum...
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar